15. bölüm / 93
ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ14 BÖLÜM
Bölümler 93Şu an: 14 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ404 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
- 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
- 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
- 7 6 BÖLÜM662 kelime
- 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.003 kelime
- 13 12 BÖLÜM855 kelime
- 14 13 BÖLÜM886 kelime
- 15 14 BÖLÜM900 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 15 BÖLÜM1.046 kelime
- 17 16 BÖLÜM979 kelime
- 18 17 BÖLÜM907 kelime
- 19 18 BÖLÜM796 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.110 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
- 25 24 BÖLÜM923 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
- 28 27 BÖLÜM959 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
- 30 29 BÖLÜM423 kelime
- 31 30 BÖLÜM924 kelime
- 32 31 BÖLÜM846 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
- 34 33 BÖLÜM902 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
- 38 37 BÖLÜM957 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
- 40 39 BÖLÜM859 kelime
- 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
- 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
- 46 45 BÖLÜM985 kelime
- 47 46 BÖLÜM923 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
- 49 48 BÖLÜM908 kelime
- 50 49 BÖLÜM896 kelime
- 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
- 53 52 BÖLÜM942 kelime
- 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
- 55 54 BÖLÜM762 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
- 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
- 59 58 BÖLÜM932 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
- 68 67 BÖLÜM838 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
- 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
- 71 70 BÖLÜM939 kelime
- 72 71 BÖLÜM917 kelime
- 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
- 74 73 BÖLÜM971 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
- 78 77 BÖLÜM915 kelime
- 79 78 BÖLÜM1.025 kelime
- 80 79 BÖLÜM868 kelime
- 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
- 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
- 83 82 BÖLÜM888 kelime
- 84 83 BÖLÜM790 kelime
- 85 84 BÖLÜM846 kelime
- 86 85 BÖLÜM1.078 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
- 88 87 BÖLÜM952 kelime
- 89 88 BÖLÜM919 kelime
- 90 89 BÖLÜM761 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
- 92 91 BÖLÜM962 kelime
- 93 92 BÖLÜM1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ormanın o zehirli ve ağır sislerini arkasında bırakan Cafer, kuşağında sardığı şifalı yabani rezenelerle birlikte Temir Han’ın dükkânına doğru soluk soluğa tırmandı. Ahşap kapıyı aceleyle itip içeri girdiğinde, odadaki havanın o boğucu ve ölümcül ağırlığının yerini hafif bir nefese bıraktığını hissetti. Köşedeki tahta yatağa baktığında gözlerine inanamadı; birkaç saat önce ölümün pençesinde inleyen, dudakları morarmış olan küçük Dilara, yatağın üzerinde oturmuş, gözlerini kırpıştırarak etrafa bakıyordu. Ateşi tamamen düşmüş, yanaklarına o sağlıklı renk geri gelmişti.
— Cafer (Gözleri dolarak, nefes nefese yatağa atılıp): Dilara...
Kızına sıkıca sarıldı; minik elleriyle sırtına tutunan o sıcak bedeni hissettiğinde içindeki o buz kesmiş dağlar sanki bir anda eridi. Temir Han, ocağın kenarından kambur gövdesini sürüyerek yavaşça ayağa kalktı, şaşkınlıkla ve hayretle küçük kıza, ardından Cafer’in kuşağındaki otlara baktı.
— Cafer (Başını kaldırıp hayretle Temir’e dönerek): Temir... Sen ne yaptın ki o böyle birdenbire iyileşti? Ben daha rezeneyi kaynatıp vermedim bile...
— Temir Han (Kırçıllı sakallarını sıvazlayıp kafasını sallayarak): Ben bir şey yapmadım yabancı... Sen ormana adımını attığın andan itibaren kendi kendine iyileşmeye başladı sanki. Ama asıl sen söyle... Sen ne yaptın yolda? Üstün başın paramparça, kokun bile değişmiş.
— Cafer (Yüzündeki o sert çizgiler gerilirken): O dokuz çocuktan biri... O kızlardan biri ormanda önüme çıktı.
— Temir Han (Gözleri parlayarak ve oturduğu yerden öne doğru eğilerek): Anladım... Demek mesele bu. Erlik’in o dokuz kızından ve oğullarından biri öldüğünde, onların yeryüzüne saldığı o zehirli lanetler, salgınlar ve uğursuzluklar da zayıflıyor, yeryüzünden siliniyor! Kızın iyileşmesi o iblisin can vermesiyle oldu.
— Dilara (Babasının kollarından hafifçe ayrılıp yüzüne bakarak, masum ve meraklı bir sesle): Sen... Birini mi öldürdün baba? O canavarlardan birini mi yok ettin?
— Cafer (Kızının saçlarını şefkatle okşayıp gözlerini kaçırarak): Hayır kızım... Kendisi öldü, yolda kazara oldu sadece.
Temir Han, oturduğu yerden elleriyle tahtaya tutunarak yere doğru kaydı; bacaklarındaki o eski sakatlığa aldırış etmeden öne doğru sürüklendi ve titreyen elleriyle Cafer’in dizine dokundu.
— Temir Han (Hırıltılı ama inanılmaz bir kararlılıkla): Dinle beni Cafer... Bu işi bitirebilirsin. O dokuz çocuğun ve Erlik’in soyunu kuruttuğun an, bu masum insanları bu vebadan, bu ölümcül hastalıktan tamamen kurtarabilirsin. Köylerdeki o yaşayan ölüler, mezar kazan o babalar nefes alacak. Bu laneti ancak sen söküp atabilirsin.
Cafer, Temir Han’ın bu sözleri karşısında bir an geriye çekildi; zihni asırlar öncesine, o Manna mitolojisinin en görkemli ve en kanlı günlerine doğru sürüklendi. Gözünün önüne o tanrıyı devirdiği o eski anlar geldi; bir zamanlar kendi elleriyle o kudretli tanrıları öldürdüğünde gökler delinir, yeryüzüne büyük bir kıyamet, felaketler silsilesi inerdi. Ama şimdi... Şimdi birini öldürdüğünde kıyamet kopmuyor, aksine dünyadan bir hastalık, bir veba kalkıyordu.
Zihnindeki o çelişki bir anda netleşti: Gerçeği biliyordu; Erlik’in o azgın evlatları, o çamurdan ve balçıktan doğma ucube varlıklar asla birer "tanrı" sayılmazdı. Onlar sadece birer fitne ve ölüm tohumuydu; gerçek tanrı olan, o karanlığın efendisi Erlik’in kendisiydi. Evlatları yok oldukça, o karanlık tahtın temelleri de sarsılıyordu. Cafer ağırca ayağa kalktı, iki ucu mızraklı ağır baltasını sımsıkı kavradı. Dışarıda dondurucu rüzgâr esmeye devam ediyordu ama içinde yanan o intikam ve nizam ateşi artık hiçbir şeyin durduramayacağı kadar büyümüştü.
Dükkânın loş ve rutubetli havasında, yere doğru kapanmış olan Temir Han’ın hırıltılı nefesi, odadaki tek ses olarak yankılanıyordu. Yaşlı demirci, ellerini tahta zemine yaslayarak güçlükle doğruldu; gözlerindeki o derin, asırlık korku yerini şimdi çılgınca parlayan bir umuda bırakmıştı. Küçük Dilara’nın başını okşayan Cafer’in üzerine doğru eğilerek, çatlak ve titreyen sesiyle konuşmasını sürdürdü.
— Temir Han (Titreyen parmaklarıyla Cafer’in kolunu tutarak): Her şey sana bağlı evlat... Bu dağların, bu toprakların üzerinde dolaşan bu karabasanı ancak senin o nasırlı ellerin söküp atabilir. Anlamıyor musun?
Cafer, baltasının sapını sıkan parmaklarını biraz daha gevşetti ama gözlerindeki o derin gölgeler dağılmadı. Zihnini kurcalayan o isyankar, asırlık soru bizzat dilinden dökülüverdi.
— Cafer (Başını iki yana sallayarak, acı dolu ama öfkeli bir fısıltıyla): Neden?.. Eğer o yukarıda bir nizam varsa, eğer kudretli eller bu evreni kurduysa, neden o tanrılar onlara yardım etmiyor? Neden bu masumlar bu sefaletin içinde çürürken o gök kubbe sessizliğe bürünüyor? Neredeler?
Temir Han acıyla gülümser gibi oldu, başını yukarıdaki dumanlı tavana doğru kaldırıp derin bir nefes aldı.
— Temir Han: Gök Tengri... O şu anda gök yüzünün en yüksek katlarında, ölüm kalım savaşı veriyor Cafer. Yalnızca bizim için değil, bütün insanlığın, bu evrenin varoluşu için devasa bir savaşın içinde. Elini bağlamışlar, orayı mesken tutan o karanlık güçler nizamı yıkmak için ulu tahta yürüyorlar. Aşağıya el uzatmaya mecali yok. Ama sen... Sen buradasın. Sen bu topraklara kök salmış bir katilsin; bunu sen yapabilirsin.
Cafer, asırlar önce Manna saraylarında kendi elleriyle devirdiği o altı tanrı kardeşin kanlı hayaletini bir kez daha sırtında hissetti. Geriye çekildi, sırtını dükkânın soğuk taş duvarına yasladı.
— Cafer (Yüzünü sıvazlayıp kısılmış bir sesle mırıldanarak): Bilmiyorum... Ben bir zamanlar yaptıklarımın cezasını çekmek için bu dağlara çekildim. O tanrıların karlarını dökerken döktüğüm kanın ağırlığı hâlâ ellerimde. Ben bir kurtarıcı değilim, Temir. Ben sadece bir celladım.
— Temir Han (Ciddi ve sarsılmaz bir tonla): Cellat ya da tanrı katili... Adına ne dersen de. Şu yatakta yatan o masum kızın gözlerinin içine bir daha bak ve de ki ona; "Baban korktuğu için ellerini indirip oturmayı seçti." Diyebilir misin? Erlik o kızları ve oğulları üzerinden bu dünyayı emiyor. Onlar düştükçe dünya nefes alacak.
Dükkânın dışından, dağın tepesinden esen rüzgârın o uğursuz uğultusu içeriye kadar sızdı. Cafer, küçük Dilara’nın huzurla uyuyan yüzüne son bir kez baktı; ardından başını yavaşça kaldırdı. İçindeki o eski, mühürlenmiş öfkenin yeniden külünü üfleyen o kıvılcım, artık zihnini tamamen ele geçirmişti. İki ucu mızraklı ağır baltasını omzuna atıp dükkânın kapısına doğru yürümeye başladı.
Bölüm etkileşimi
