14 BÖLÜM

Yazar: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 93Şu an: 14 BÖLÜM
  1. 1 GİRİŞ404 kelime
  2. 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
  3. 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
  4. 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
  5. 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
  6. 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
  7. 7 6 BÖLÜM662 kelime
  8. 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
  9. 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
  10. 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
  11. 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
  12. 12 11 BÖLÜM1.003 kelime
  13. 13 12 BÖLÜM855 kelime
  14. 14 13 BÖLÜM886 kelime
  15. 15 14 BÖLÜM900 kelime · Okuduğun bölüm
  16. 16 15 BÖLÜM1.046 kelime
  17. 17 16 BÖLÜM979 kelime
  18. 18 17 BÖLÜM907 kelime
  19. 19 18 BÖLÜM796 kelime
  20. 20 19 BÖLÜM1.110 kelime
  21. 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
  22. 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
  23. 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
  24. 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
  25. 25 24 BÖLÜM923 kelime
  26. 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
  27. 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
  28. 28 27 BÖLÜM959 kelime
  29. 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
  30. 30 29 BÖLÜM423 kelime
  31. 31 30 BÖLÜM924 kelime
  32. 32 31 BÖLÜM846 kelime
  33. 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
  34. 34 33 BÖLÜM902 kelime
  35. 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
  36. 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
  37. 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
  38. 38 37 BÖLÜM957 kelime
  39. 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
  40. 40 39 BÖLÜM859 kelime
  41. 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
  42. 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
  43. 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
  44. 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
  45. 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
  46. 46 45 BÖLÜM985 kelime
  47. 47 46 BÖLÜM923 kelime
  48. 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
  49. 49 48 BÖLÜM908 kelime
  50. 50 49 BÖLÜM896 kelime
  51. 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
  52. 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
  53. 53 52 BÖLÜM942 kelime
  54. 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
  55. 55 54 BÖLÜM762 kelime
  56. 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
  57. 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
  58. 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
  59. 59 58 BÖLÜM932 kelime
  60. 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
  61. 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
  62. 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
  63. 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
  64. 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
  65. 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
  66. 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
  67. 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
  68. 68 67 BÖLÜM838 kelime
  69. 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
  70. 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
  71. 71 70 BÖLÜM939 kelime
  72. 72 71 BÖLÜM917 kelime
  73. 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
  74. 74 73 BÖLÜM971 kelime
  75. 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
  76. 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
  77. 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
  78. 78 77 BÖLÜM915 kelime
  79. 79 78 BÖLÜM1.025 kelime
  80. 80 79 BÖLÜM868 kelime
  81. 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
  82. 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
  83. 83 82 BÖLÜM888 kelime
  84. 84 83 BÖLÜM790 kelime
  85. 85 84 BÖLÜM846 kelime
  86. 86 85 BÖLÜM1.078 kelime
  87. 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
  88. 88 87 BÖLÜM952 kelime
  89. 89 88 BÖLÜM919 kelime
  90. 90 89 BÖLÜM761 kelime
  91. 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
  92. 92 91 BÖLÜM962 kelime
  93. 93 92 BÖLÜM1.002 kelime

Ormanın o zehirli ve ağır sislerini arkasında bırakan Cafer, kuşağında sardığı şifalı yabani rezenelerle birlikte Temir Han’ın dükkânına doğru soluk soluğa tırmandı. Ahşap kapıyı aceleyle itip içeri girdiğinde, odadaki havanın o boğucu ve ölümcül ağırlığının yerini hafif bir nefese bıraktığını hissetti. Köşedeki tahta yatağa baktığında gözlerine inanamadı; birkaç saat önce ölümün pençesinde inleyen, dudakları morarmış olan küçük Dilara, yatağın üzerinde oturmuş, gözlerini kırpıştırarak etrafa bakıyordu. Ateşi tamamen düşmüş, yanaklarına o sağlıklı renk geri gelmişti.

— Cafer (Gözleri dolarak, nefes nefese yatağa atılıp): Dilara...

Kızına sıkıca sarıldı; minik elleriyle sırtına tutunan o sıcak bedeni hissettiğinde içindeki o buz kesmiş dağlar sanki bir anda eridi. Temir Han, ocağın kenarından kambur gövdesini sürüyerek yavaşça ayağa kalktı, şaşkınlıkla ve hayretle küçük kıza, ardından Cafer’in kuşağındaki otlara baktı.

— Cafer (Başını kaldırıp hayretle Temir’e dönerek): Temir... Sen ne yaptın ki o böyle birdenbire iyileşti? Ben daha rezeneyi kaynatıp vermedim bile...
— Temir Han (Kırçıllı sakallarını sıvazlayıp kafasını sallayarak): Ben bir şey yapmadım yabancı... Sen ormana adımını attığın andan itibaren kendi kendine iyileşmeye başladı sanki. Ama asıl sen söyle... Sen ne yaptın yolda? Üstün başın paramparça, kokun bile değişmiş.
— Cafer (Yüzündeki o sert çizgiler gerilirken): O dokuz çocuktan biri... O kızlardan biri ormanda önüme çıktı.
— Temir Han (Gözleri parlayarak ve oturduğu yerden öne doğru eğilerek): Anladım... Demek mesele bu. Erlik’in o dokuz kızından ve oğullarından biri öldüğünde, onların yeryüzüne saldığı o zehirli lanetler, salgınlar ve uğursuzluklar da zayıflıyor, yeryüzünden siliniyor! Kızın iyileşmesi o iblisin can vermesiyle oldu.
— Dilara (Babasının kollarından hafifçe ayrılıp yüzüne bakarak, masum ve meraklı bir sesle): Sen... Birini mi öldürdün baba? O canavarlardan birini mi yok ettin?
— Cafer (Kızının saçlarını şefkatle okşayıp gözlerini kaçırarak): Hayır kızım... Kendisi öldü, yolda kazara oldu sadece.

Temir Han, oturduğu yerden elleriyle tahtaya tutunarak yere doğru kaydı; bacaklarındaki o eski sakatlığa aldırış etmeden öne doğru sürüklendi ve titreyen elleriyle Cafer’in dizine dokundu.

— Temir Han (Hırıltılı ama inanılmaz bir kararlılıkla): Dinle beni Cafer... Bu işi bitirebilirsin. O dokuz çocuğun ve Erlik’in soyunu kuruttuğun an, bu masum insanları bu vebadan, bu ölümcül hastalıktan tamamen kurtarabilirsin. Köylerdeki o yaşayan ölüler, mezar kazan o babalar nefes alacak. Bu laneti ancak sen söküp atabilirsin.

Cafer, Temir Han’ın bu sözleri karşısında bir an geriye çekildi; zihni asırlar öncesine, o Manna mitolojisinin en görkemli ve en kanlı günlerine doğru sürüklendi. Gözünün önüne o tanrıyı devirdiği o eski anlar geldi; bir zamanlar kendi elleriyle o kudretli tanrıları öldürdüğünde gökler delinir, yeryüzüne büyük bir kıyamet, felaketler silsilesi inerdi. Ama şimdi... Şimdi birini öldürdüğünde kıyamet kopmuyor, aksine dünyadan bir hastalık, bir veba kalkıyordu.

Zihnindeki o çelişki bir anda netleşti: Gerçeği biliyordu; Erlik’in o azgın evlatları, o çamurdan ve balçıktan doğma ucube varlıklar asla birer "tanrı" sayılmazdı. Onlar sadece birer fitne ve ölüm tohumuydu; gerçek tanrı olan, o karanlığın efendisi Erlik’in kendisiydi. Evlatları yok oldukça, o karanlık tahtın temelleri de sarsılıyordu. Cafer ağırca ayağa kalktı, iki ucu mızraklı ağır baltasını sımsıkı kavradı. Dışarıda dondurucu rüzgâr esmeye devam ediyordu ama içinde yanan o intikam ve nizam ateşi artık hiçbir şeyin durduramayacağı kadar büyümüştü.

Dükkânın loş ve rutubetli havasında, yere doğru kapanmış olan Temir Han’ın hırıltılı nefesi, odadaki tek ses olarak yankılanıyordu. Yaşlı demirci, ellerini tahta zemine yaslayarak güçlükle doğruldu; gözlerindeki o derin, asırlık korku yerini şimdi çılgınca parlayan bir umuda bırakmıştı. Küçük Dilara’nın başını okşayan Cafer’in üzerine doğru eğilerek, çatlak ve titreyen sesiyle konuşmasını sürdürdü.

— Temir Han (Titreyen parmaklarıyla Cafer’in kolunu tutarak): Her şey sana bağlı evlat... Bu dağların, bu toprakların üzerinde dolaşan bu karabasanı ancak senin o nasırlı ellerin söküp atabilir. Anlamıyor musun?

Cafer, baltasının sapını sıkan parmaklarını biraz daha gevşetti ama gözlerindeki o derin gölgeler dağılmadı. Zihnini kurcalayan o isyankar, asırlık soru bizzat dilinden dökülüverdi.

— Cafer (Başını iki yana sallayarak, acı dolu ama öfkeli bir fısıltıyla): Neden?.. Eğer o yukarıda bir nizam varsa, eğer kudretli eller bu evreni kurduysa, neden o tanrılar onlara yardım etmiyor? Neden bu masumlar bu sefaletin içinde çürürken o gök kubbe sessizliğe bürünüyor? Neredeler?

Temir Han acıyla gülümser gibi oldu, başını yukarıdaki dumanlı tavana doğru kaldırıp derin bir nefes aldı.

— Temir Han: Gök Tengri... O şu anda gök yüzünün en yüksek katlarında, ölüm kalım savaşı veriyor Cafer. Yalnızca bizim için değil, bütün insanlığın, bu evrenin varoluşu için devasa bir savaşın içinde. Elini bağlamışlar, orayı mesken tutan o karanlık güçler nizamı yıkmak için ulu tahta yürüyorlar. Aşağıya el uzatmaya mecali yok. Ama sen... Sen buradasın. Sen bu topraklara kök salmış bir katilsin; bunu sen yapabilirsin.

Cafer, asırlar önce Manna saraylarında kendi elleriyle devirdiği o altı tanrı kardeşin kanlı hayaletini bir kez daha sırtında hissetti. Geriye çekildi, sırtını dükkânın soğuk taş duvarına yasladı.

— Cafer (Yüzünü sıvazlayıp kısılmış bir sesle mırıldanarak): Bilmiyorum... Ben bir zamanlar yaptıklarımın cezasını çekmek için bu dağlara çekildim. O tanrıların karlarını dökerken döktüğüm kanın ağırlığı hâlâ ellerimde. Ben bir kurtarıcı değilim, Temir. Ben sadece bir celladım.

— Temir Han (Ciddi ve sarsılmaz bir tonla): Cellat ya da tanrı katili... Adına ne dersen de. Şu yatakta yatan o masum kızın gözlerinin içine bir daha bak ve de ki ona; "Baban korktuğu için ellerini indirip oturmayı seçti." Diyebilir misin? Erlik o kızları ve oğulları üzerinden bu dünyayı emiyor. Onlar düştükçe dünya nefes alacak.

Dükkânın dışından, dağın tepesinden esen rüzgârın o uğursuz uğultusu içeriye kadar sızdı. Cafer, küçük Dilara’nın huzurla uyuyan yüzüne son bir kez baktı; ardından başını yavaşça kaldırdı. İçindeki o eski, mühürlenmiş öfkenin yeniden külünü üfleyen o kıvılcım, artık zihnini tamamen ele geçirmişti. İki ucu mızraklı ağır baltasını omzuna atıp dükkânın kapısına doğru yürümeye başladı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…