12. bölüm / 93
ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ11 BÖLÜM
Bölümler 93Şu an: 11 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ404 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
- 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
- 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
- 7 6 BÖLÜM662 kelime
- 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.003 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 12 BÖLÜM855 kelime
- 14 13 BÖLÜM886 kelime
- 15 14 BÖLÜM900 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.046 kelime
- 17 16 BÖLÜM979 kelime
- 18 17 BÖLÜM907 kelime
- 19 18 BÖLÜM796 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.110 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
- 25 24 BÖLÜM923 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
- 28 27 BÖLÜM959 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
- 30 29 BÖLÜM423 kelime
- 31 30 BÖLÜM924 kelime
- 32 31 BÖLÜM846 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
- 34 33 BÖLÜM902 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
- 38 37 BÖLÜM957 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
- 40 39 BÖLÜM859 kelime
- 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
- 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
- 46 45 BÖLÜM985 kelime
- 47 46 BÖLÜM923 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
- 49 48 BÖLÜM908 kelime
- 50 49 BÖLÜM896 kelime
- 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
- 53 52 BÖLÜM942 kelime
- 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
- 55 54 BÖLÜM762 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
- 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
- 59 58 BÖLÜM932 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
- 68 67 BÖLÜM838 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
- 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
- 71 70 BÖLÜM939 kelime
- 72 71 BÖLÜM917 kelime
- 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
- 74 73 BÖLÜM971 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
- 78 77 BÖLÜM915 kelime
- 79 78 BÖLÜM1.025 kelime
- 80 79 BÖLÜM868 kelime
- 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
- 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
- 83 82 BÖLÜM888 kelime
- 84 83 BÖLÜM790 kelime
- 85 84 BÖLÜM846 kelime
- 86 85 BÖLÜM1.078 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
- 88 87 BÖLÜM952 kelime
- 89 88 BÖLÜM919 kelime
- 90 89 BÖLÜM761 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
- 92 91 BÖLÜM962 kelime
- 93 92 BÖLÜM1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yıkık dökük evin içerisini dolduran o ağır ölüm sessizliği, tık nefes alınan köhne odada bir kabus gibi asılı duruyordu. Cafer, iki evladını toprağa vermiş o zavallı adamı güçlükle köşedeki yatağa yatırdı; omuzlarına eski ve kirli bir battaniye örttükten sonra, mırıltılarla karışık gözyaşları içinde kendinden geçen adamın başında bir süre sessizce bekledi. Adam, bitkin düşmüş zihninin ve acının baskısına daha fazla dayanamayarak sonunda derin ve hırıltılı bir uykuya teslim oldu. Odada, aynı lanetli hastalığın pençesinde kıvranan, derisi sararmış ve dudakları çatlamış kadın ise çaresizlik içinde duvara bakıyordu. Ne bir kelime edecek dermanı kalmıştı ne de dökülecek gözyaşı; o sadece kaçınılmaz sonunu bekleyen yaşayan bir cesetti.
Cafer, asırlardır katettiği o kanlı yollarda, devirdiği ulu tanrıların ve kıydığı canların arasında nice trajediler görmüştü; lakin ilk defa, bütün bu ilahi gücüne ve tanrısal geçmişine rağmen böylesine derin bir çaresizliğin ortasında kalıyordu. Eli kolu bağlanmış gibi hissediyordu. Bu insanların ne kılıçla kesilebilecek bir düşmanı vardı ne de yalvararak durdurulabilecek bir felaketi; onları içeriden kemiren şey, doğrudan yeraltının o karanlık efendisinin nefesiydi. Göğsündeki o sıkışmayı daha fazla taşıyamayarak sessizce geriye çekildi, tahta kapıyı aralayıp dışarıdaki soluk ve zehirli havaya adım attı.
Sokaklar hayalet kasabalarını andırıyordu. Kapı eşiklerinde çömelmiş, gözleri feri kaçmış halde boşluğa bakan hastere insanlara, bir deri bir kemik kalmış çocuklara baktı. Kimse onu fark etmiyor, kimse başını kaldırmaya bile tenezzül etmiyordu. Cafer, o acılı ve sessiz bakışların arasından hızla sıyrılarak köyün sınırlarından dışarı adım attı, ormanın derinliklerine doğru rastgele yürümeye başladı.
Zihni o kadar dalgındı, o acının ve çaresizliğin yarattığı öfkeyle o kadar dolmuştu ki, adımlarının nereye gittiğini, patikadan ne zaman sapıp sarp kayalıkların arasına düştüğünü bile fark etmedi. Yolu tamamen şaşırmıştı; tek istediği, bu dünyanın o boğuk gürültüsünden ve insan çığlıklarından uzaklaşmak, biraz olsun yalnız kalmaktı. Ne kadar yürüdüğünü bilmediği o uzun ve karanlık patikanın sonunda, önünde akıp giden sarp bir nehrin kıyısına vardı. Nehrin suları bile o gri ve hastalıklı havadan nasibini almış, bulanık ve köpüklü akıyordu.
Cafer nehrin kenarındaki kayalardan birine çöktü; başını ellerinin arasına alıp nasırlı parmaklarıyla şakaklarını ovdu. İçindeki o mühürlenmiş güç, o altı elementin kadim ve yıkıcı potansiyeli, sanki uykudan uyanmak ister gibi damarlarında sinsi bir sızıyla kıpırdıyordu. Kendi kendine, rüzgârın uğultusuna karışan o boğuk ve isyankar fısıltıyla konuşmaya başladı:
— Cafer (Kendi kendine, dişlerinin arasından acıyla mırıldanarak): Eğer... Eğer bütün o mühürleri kırarsam, o altı elementi yeniden parmaklarımın ucunda dans ettirirsem... Tıpkı o eski günlerdeki gibi, o acımasız tanrı katili adam olurum yine. Öfkeme yenik düşerim, içimdeki o cehennemi bu dünyaya salıveririm.
Yüzünü nehrin o bulanık suyuna doğru çevirdi; sudaki yansımasında o yorgun, çizgilerle dolmuş yüzünü gördü. Derin bir nefes alarak başını kaldırdı, gözlerini karşıdaki sisli dağlara dikti.
— Cafer: Hayır... Bunu yapamam. O lanetli yola geri dönmem demek, elimi bir kez daha masumların kanına bulamak demektir. Ama... Ama bu insanların gözümün önünde yavaş yavaş eriyip gitmesine, göz göre göre ölmelerine de izin veremem. Bir yol olmalı... Bu çemberi kırmanın başka bir yolu olmalı.
Nehrin kenarındaki o sessiz ve yalnız kayalıkta, rüzgârın o dondurucu ıslığı eşliğinde başını öne eğdi. İçindeki o devasa güç ile omuzlarındaki insanlık yükü arasında sıkışıp kalmıştı; ya her şeyi yakıp yıkacak bir canavara dönüşecekti ya da bu masumların ölümünü çaresizce izleyen bir korkak olacaktı.
Nehrin o bulanık, ağır akan sularına dalıp gitmiş olan Cafer, zihnindeki o karanlık hesaplaşmalarla boğuşurken aniden suyun yüzeyinde garip bir dalgalanma hissetti. Yüzeydeki o hafif hareketlilik kısa sürede şiddetli bir girdaba dönüştü. Saniyeler önce akıp giden o gri su, sanki zehirli bir mürekkep damlamış gibi aniden kapkara bir renge büründü, köpükleri pas rengi bir balçığa dönüştü ve etrafa genzi yakan ağır bir çürüme kokusu yayıldı. Bu sıradan bir doğa kirliliği değildi; bu, Erlik’in o belalı dokuz kızından birinin, uzaktan saldığı o uğursuz lanetin ve kötülüğün doğrudan nehre kusulmuş haliydi.
Su yüzeyi gürültüyle yarıldı. Karanlık ve katran rengi sulardan ardı ardına o dehşet verici figürler tırmanmaya başladı. Bunlar suyun çürümüş ruhlarından ve bataklığın dibindeki kemiklerden yoğrulmuş olan kirli suyun savaşçılarıydı. Üzerlerinde sudan ve paslanmış demirden örülmüş sümüksü, yosun kaplı zırhlar vardı; derileri yer yer erimiş, yüz hatları tamamen kemikleşmişti. Ellerinde sudan süzülüp katılaşmış akışkan mızraklar ve paslı kılıçlar tutuyorlardı. Nehrin kıyısını saran bu ucubeler, hırıltılı seslerle doğrudan Cafer’in üzerine doğru yürümeye başladı.
Cafer, içindeki o derin düşünce dalgasını bir anda söküp attı; gözlerindeki o melankolik ifade yerini buz gibi, keskin bir savaşa odaklanmaya bıraktı. Sırtındaki iki ucu mızraklı ağır baltasını şimşek hızıyla kavrayıp havaya kaldırdı. Demir sapından yayılan o soğuk titreşim, havadaki o çürük kokusunu bıçak gibi kesti.
— Cafer (Kendi kendine mırıldanarak, dişlerinin arasından): Demek rahat yok... Demek nehre kadar geldiler.
İlk su savaşçısı üstüne atıldığında, Cafer baltasını savurduğu gibi yaratığın yosun kaplı boynunu gövdesinden ayırdı. Lakin düşen parça suya değdiği an tekrar eriyip başka bir şekle bürünmeye çalıştı; Cafer bunun üzerine çizm着的 ayağıyla yaratığın kafatasını nehir taşlarına ezerek yok etti. İkinci ve üçüncü savaşçı iki yandan saldırdı. Biri elindeki paslı kılıcı Cafer’in böğrüne doğru saplamaya çalışırken, diğeri mızrağını kaldırmıştı. Cafer ustaca bir manevrayla eğildi, kılıcın darbesini baltanın demir gövdesiyle karşıladı ve ardından baltanın diğer ucunu mızrak gibi kullanarak yaratığın göğsüne sapladı. Yaratığın içi boş kemik kafilesi ve sudan ibaret bedeni darmadağın oldu.
Nehrin kıyısındaki o kayalık zemin kısa sürede kana bulanmış siyah su birikintileriyle doldu. Cafer bir fırtına gibi esiyordu; her balta darbesinde yosunlar havada uçuşuyor, zırhlar parçalanıyordu. Onu çembere almak isteyen savaşçılara karşı iki ucu mızraklı baltasını bir değirmen taşı gibi döndürdü. Önüne gelenin bacağını biçiyor, kafatasını ufalıyor, yaratıkları tekrar nehrin o kara sularına gömüyordu. Kasları yanıyor, nefesi boğazını tırmalıyordu ama elleri zerre kadar bile titremiyordu.
Son kalan iki su savaşçısı da caferin ardı ardına indirdiği o acımasız ve ağır balta darbeleriyle paramparça olup suya gömüldüğünde, etrafta sadece nehrin o boğuk şırıltısı ve kendi soluk sesleri kaldı.
Cafer soluk soluğa, elleri siyah balçıkla kaplanmış halde baltasına yaslanarak nehir kenarında öylece durdu. Gözlerini o akmaya devam eden kara suya dikti. İçindeki o acı gerçeği, asırlık tecrübesiyle çok net biliyordu: Onları bu kez de yense de, bu böyle devam edemezdi. Her köşe, her nehir, her dağ başı bu pislikle doluydu; o tek başına koştukça, o masumları korumaya çalıştıkça bu karanlık dalga üstüne gelmeye devam edecekti. Çember daralıyor, nefes alacak alan hızla tükeniyordu.
Bölüm etkileşimi
