Bölümler 93Şu an: 19 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ404 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
- 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
- 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
- 7 6 BÖLÜM662 kelime
- 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.003 kelime
- 13 12 BÖLÜM855 kelime
- 14 13 BÖLÜM886 kelime
- 15 14 BÖLÜM900 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.046 kelime
- 17 16 BÖLÜM979 kelime
- 18 17 BÖLÜM907 kelime
- 19 18 BÖLÜM796 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.110 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
- 25 24 BÖLÜM923 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
- 28 27 BÖLÜM959 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
- 30 29 BÖLÜM423 kelime
- 31 30 BÖLÜM924 kelime
- 32 31 BÖLÜM846 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
- 34 33 BÖLÜM902 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
- 38 37 BÖLÜM957 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
- 40 39 BÖLÜM859 kelime
- 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
- 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
- 46 45 BÖLÜM985 kelime
- 47 46 BÖLÜM923 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
- 49 48 BÖLÜM908 kelime
- 50 49 BÖLÜM896 kelime
- 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
- 53 52 BÖLÜM942 kelime
- 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
- 55 54 BÖLÜM762 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
- 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
- 59 58 BÖLÜM932 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
- 68 67 BÖLÜM838 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
- 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
- 71 70 BÖLÜM939 kelime
- 72 71 BÖLÜM917 kelime
- 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
- 74 73 BÖLÜM971 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
- 78 77 BÖLÜM915 kelime
- 79 78 BÖLÜM1.025 kelime
- 80 79 BÖLÜM868 kelime
- 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
- 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
- 83 82 BÖLÜM888 kelime
- 84 83 BÖLÜM790 kelime
- 85 84 BÖLÜM846 kelime
- 86 85 BÖLÜM1.078 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
- 88 87 BÖLÜM952 kelime
- 89 88 BÖLÜM919 kelime
- 90 89 BÖLÜM761 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
- 92 91 BÖLÜM962 kelime
- 93 92 BÖLÜM1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ormanın o aldatıcı, gergin sessizliğinin içinde yankılanan ağır çizmelerinin sesi, bir süre sonra hafif bir su şırıltısıyla bölündü. Cafer, adımlarını biraz daha yavaşlatarak sıklaşan çalıların ve gölgeli ağaçların arasından süzüldü; az ileride, vadi tabanına kıvrılarak uzanan geniş nehir yatağı karşısında belirdi. Lakin bu su, doğanın can damarı olması gereken o berrak nehir değildi. Erlik’in yeryüzüne saldığı o zehirli lanet, suyun rengini tamamen değiştirmişti; kıyılarında kurumuş siyah köpükler birikmiş, akarsu sanki katran ve çürüntü akıtıyormuş gibi bulanık, zehirli bir akıntıya bürünmüştü.
Cafer, nehrin kenarına kadar yaklaştı; çizmelerini koyu renkli çamura basarak durdu. Eğilip eline bir avuç alarak inceledi; su parmaklarının arasında ağır, yapışkan ve can yakıcı bir sülfür tabakası bırakarak aktı. Bu topraklarda sadece kılıçla değil, doğanın bizzat kendisiyle de savaşmak zorundaydı. İçindeki o kadim çağlardan kalma, Manna saraylarının yıkıntıları arasında bile sönmemiş olan o ilahi güç, damarlarında sessizce hareket etti.
Derin bir nefes alıp gözlerini kıstı. İçindeki o elementel iradenin, suyun özünü ve nizamını bilen o saf parçasını serbest bıraktı. Sağ elini zehirli suyun yüzeyine doğru uzattı; avucunun içinden yayılan ince, maviye çalan soluk bir ışıltı nehrin akışına karıştığı an, su bir anda donar gibi bir titreme geçirdi. O ağır, katran karası pas ve çürüntü kokusu dalga dalga nehrin yüzeyinden geriye doğru çekildi. Siyah köpükler yok oldu; su, saniyeler içinde o dağ kaynaklarının getirdiği berrak, saf ve parıl parıl parlayan haline geri döndü. Nehir kendi yatağında yeniden temiz bir nefes alarak akmaya başladığında, Cafer elini sudan çekti, baltasını omzuna yerleştirip vakit kaybetmeden yeniden yürüyüşüne geçti.
Nehrin öte yakasına geçip patikayı tırmanmaya başladığında, ormanın çehresi aniden değişti. Birkaç adım ileride, toprak adeta bir devin öfkesiyle altüst olmuş gibiiciydi. Asırlık, gövdesi insan kollarının saramayacağı kadar kalın ve ulu çınar ağaçları, kökleriyle birlikte sökülmüş; devasa gövdeleri birbiri üzerine devrilerek patikanın tam ortasında geçit vermez gri bir barikat oluşturmuştu. Kırılan dallar birer dev kemiği gibi gökyüzüne doğru uzanıyor, yapraklarını döküp kurumuş o devasa gövdeler bu lanetli ormanın ne denli büyük bir şiddetle sarsıldığını haykırıyordu.
Cafer duraksamadı. O devasa çınar kütüklerinin arasına girip, kırık dalların ve kalın kabukların üzerine bastı. Çizmelerinin tabanı kaygan yosunlarda ve kuru ağaç liflerinde hafifçe kayarken, dengesini kusursuz bir avcı çevikliğiyle koruyarak devrilmiş ağaçların üzerinden tırmanmaya başladı. Altında uzanan o devasa gövdeler her adımda hafifçe çatırdıyor, ormanın derinliklerindeki o sessiz cadı kazanı sanki her an patlayacakmış gibi geriliyordu. Yüksekteki kütüklerin üzerinden karşıya atlayıp patikanın temiz kısmına ayak basan Cafer, baltasını iki eliyle daha sıkı kavradı; çünkü asıl labirent, bu devrilmiş ağaçların ötesindeki o karanlık zirvede onu bekliyordu.
Devrilmiş çınar kütüklerini geride bırakıp patikanın daha sık ve basık gölgeli bir kısmına yöneldiği an, ormanın o aldatıcı sessizliği bozuldu. Çalıların hışırtısıyla birlikte yaprakların altından, balçıkların derinliklerinden gelen o tuhaf, su şapırtısına benzer ıslak sesler yükselmeye başladı. Ayak sesleri değil, sanki toprağın altından sızan kayış gibi sürünme sesleriydi bunlar. Cafer adımlarını durdurdu; iki ucu mızraklı ağır baltasını sağ elinde sıkıca kavrayıp gövdesini yan dönerek ulu bir çınar ağacının kalın gövdesine yasladı.
Gözlerini sesin geldiği karanlık çalılara diktiğinde, ağaçların arasından süzülerek çıkan o şekilsiz silüetleri fark etti. Bunlar ne birer hayvan ne de normal insandı; Erlik Han’ın yeryüzüne saldığı o ilkel, akışkan çamur askerleriydi. Vücutları koyu katrandan, kurumuş nehir balçığından ve çürümüş yapraklardan yoğrulmuştu. Yüz hatları belirsiz, göz yuvaları ise karanlık birer çukurdan ibaretti. Onlar henüz Cafer’in tam olarak nerede olduğunu fark edemeden, katran kokulu nefesleriyle etrafı sarmaya başladılar.
Cafer saniyeler bile tereddüt etmedi. Yaslandığı ağacın arkasından bir yay gibi fırlayarak üzerlerine atıldı.
İki ucu mızraklı devasa balta havada yarım daire çizerken çıkardığı o keskin rüzgâr sesi ormanda yankılandı. İlk çamur askeri üzerine atıldığında, Cafer baltanın alt ucuyla yaratığın göğsüne sert bir darbe indirdi; darbenin şiddetiyle çamurdan gövde anında ortadan ikiye yarıldı, etrafa sülfür kokulu siyah parçalar saçıldı. Arkadan gelen ikinci bir yaratık ellerini uzatıp boğazına sarılmak istediğinde, Cafer gövdesini esneterek eğildi, baltayı savurarak yaratığın bacaklarını diz hizasından biçti. Yaratık yere yapışırken, Cafer baltanın sivri mızrak ucunu doğrudan toprağa kapaklanan başının ortasına saplayıp kafatasını ezdi.
Sayıları altı-yedi kişiyi bulan bu akışkan ordu, etrafını çembere almak için hınçla üzerine yığıldı. Fakat Cafer’in hareketlerinde asırlık bir celladın o acımasız ve kusursuz ritmi vardı. Sağdan gelen bir başkasının kafasını baltanın demir yüzüyle un ufak ederken, sol taraftan saldıran diğerini mızrak ucuyla delip arkadaki ağaca mıhladı. Çamur parçaları, siyah kan damlaları ve ezilen bataklık gövdeleri havada uçuşuyordu. Son kalan iki çamur askerini de devasa baltasının savurma gücüyle darmadağın ederek yere serdi. Ortalık sükûnete büründüğünde, Cafer nefes nefese kalmış, göğsü inip kalkarak etraftaki siyah kalıntılara baktı.
Kollarındaki çamur lekelerini silmek için arkasını döndüğü ve sığınağa doğru giden yola bakmak istediği an, ormanın havası bir anda buz kesti.
Ağaçların gölgesinden, az önce yendiği o sıradan çamur askerlerinden çok daha farklı, çok daha kadim ve ölümcül bir varlık sessizce süzülüp önüne çıktı. Bu, Erlik’in alelade bir askeri değil, yeraltının en derin katmanlarında pişmiş, zırh gibi sertleşmiş katran ve dikenli köklerle kaplı bir dehşet abidesiydi. Başını kaplayan sivri demirimsi dikenler, kurumuş dikenli sarmaşıklar ve çamurdan kabuk bağlamış gövdesiyle devasa bir kurt-iblis siluetini andırıyordu. En korkunç yeri ise yüzüydü; karanlık çukurların içinde yanan, hırsla, öfkeyle ve doymak bilmez bir açgözlülükle parlayan kıpkırmızı iki göz, doğrudan Cafer’in gözlerinin içine dikilmişti. Ağzından sızan koyu katran sıvısı toprağa damlarken, yaratık boğazından gelen hırıltılı bir sesle soluyordu.
Cafer’in gözleri, yaratığın o hırsla parlayan kızıl gözlerine kilitlendi. Yaratık tek bir saniye bile beklemedi; kaslı ve sivri tırnaklı devasa bacaklarıyla toprağı parçalayarak üstüne atıldı. Hızı o kadar fazlaydı ki, aradaki mesafeyi bir solukta kapatıp dev pençelerini Cafer’in göğsüne doğru savurdu. Cafer son anda baltasının sapını siper ederek darbeyi karşıladı; pençeler demir sapa çarptığında çıkan kıvılcım ormanın karanlığını aydınlattı. Çarpmanın şiddetiyle Cafer geriye doğru iki adım süründü, toprak çizmelerinin altında ezildi.
Yaratık durmaksızın yeniden saldırdı. Ağır gövdesini bir koçbaşı gibi kullanarak Cafer’in üzerine yüklendi, onu arkadaki ulu çınar gövdesine çarptı. Ağacın kabukları çatırdarken, yaratık sivri dikenli elleriyle Cafer’in boğazını sıkmak için ileri atıldı. Cafer nefessiz kalmak üzereyken, son bir güçle yaratığın o zırhlı çene altındaki yumuşak noktayı fark etti; iki eliyle kavradığı dev baltayı var gücüyle yukarı doğru, yaratığın boyun boşluğuna kaldırdı.
Baltanın sivri mızrak ucu, yaratığın katran ve diken kaplı boynunun o zayıf derisini delerek içeriye saplandı. Yaratık acıyla ve öfkeyle kulakları sağır eden tiz bir çığlık kopardı; kızıl gözleri daha da parlayarak vahşetle büyüdü. Cafer, baltayı saplandığı yerden çıkarmadan tüm ağırlığıyla aşağıya doğru bastırdı, ardından var gücüyle yana doğru savurdu.
Keskin mızrak ucu yaratığın boğazını tamamen baştan başa yarıp geçerken, siyah katran ve koyu kan fırtına gibi etrafa saçıldı. Yaratık dengesini kaybetti, devasa gövdesi ağır bir çuval gibi çamurlu toprağın üzerine devrildi. Can çekişirken kızıl gözlerindeki o acımasız ve açgözlü parıltı yavaşça sönüp gitti, yerine ormanın o soğuk ve karanlık sessizliği çöktü.
Cafer elindeki kanlı baltaya yaslanarak derin bir nefes aldı; göğsü inip kalkıyordu. Başını kaldırıp ormanın daha da karanlıklaşan derinliklerine baktı. Av başlamıştı ve artık geri dönüş yoktu.
Bölüm etkileşimi
