79. bölüm / 93
ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ78 BÖLÜM
Bölümler 93Şu an: 78 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ404 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
- 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
- 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
- 7 6 BÖLÜM662 kelime
- 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.003 kelime
- 13 12 BÖLÜM855 kelime
- 14 13 BÖLÜM886 kelime
- 15 14 BÖLÜM900 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.046 kelime
- 17 16 BÖLÜM979 kelime
- 18 17 BÖLÜM907 kelime
- 19 18 BÖLÜM796 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.110 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
- 25 24 BÖLÜM923 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
- 28 27 BÖLÜM959 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
- 30 29 BÖLÜM423 kelime
- 31 30 BÖLÜM924 kelime
- 32 31 BÖLÜM846 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
- 34 33 BÖLÜM902 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
- 38 37 BÖLÜM957 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
- 40 39 BÖLÜM859 kelime
- 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
- 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
- 46 45 BÖLÜM985 kelime
- 47 46 BÖLÜM923 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
- 49 48 BÖLÜM908 kelime
- 50 49 BÖLÜM896 kelime
- 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
- 53 52 BÖLÜM942 kelime
- 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
- 55 54 BÖLÜM762 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
- 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
- 59 58 BÖLÜM932 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
- 68 67 BÖLÜM838 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
- 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
- 71 70 BÖLÜM939 kelime
- 72 71 BÖLÜM917 kelime
- 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
- 74 73 BÖLÜM971 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
- 78 77 BÖLÜM915 kelime
- 79 78 BÖLÜM1.025 kelime · Okuduğun bölüm
- 80 79 BÖLÜM868 kelime
- 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
- 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
- 83 82 BÖLÜM888 kelime
- 84 83 BÖLÜM790 kelime
- 85 84 BÖLÜM846 kelime
- 86 85 BÖLÜM1.078 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
- 88 87 BÖLÜM952 kelime
- 89 88 BÖLÜM919 kelime
- 90 89 BÖLÜM761 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
- 92 91 BÖLÜM962 kelime
- 93 92 BÖLÜM1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yaratığın cansız bedeni kayalıkların arasında ağır bir sessizliğe gömülürken, Cafer derin bir soluk vererek baltasını omzuna yerleştirdi. Canavarın yeşil yanan gözlerindeki fer sönmüş, o korkunç böcek bacakları ortalığa saçılmıştı. Cafer, bir an bile tereddüt etmeden eğildi ve Börtkurt’un kesik bacaklarından birini demir gibi güçlü elleriyle sıkıca kavradı.
— Cafer (Kendi kendine mırıldanarak, kararlı bir sesle): İşimizi yarım bırakacak değiliz. Kanıtı doğrudan sahibine götüreceğiz ki, verdiğimiz sözün ağırlığını bilsinler.
Dilara, babasının bu cesur ve meydan okuyan hareketini izlerken yüzünde hafif bir tebessümle başını salladı. Cafer, o devasa yaratığın gövdesini sarp kayalıkların üzerinden sürükleyerek yola koyuldu; her adımda geride kalan izler vadiyi kan ve tozla kaplıyordu. Boyutlar arasındaki o kadim geçide ulaştıklarında, ellerindeki mühürle birlikte yeniden gök katlarının o altın sarısı bulutlarla çevrili mermer avlusuna adım attılar.
Göklerin taht salonuna girdiklerinde, evrenin mutlak efendisi **Tengri** ile yaratılışın baş mimarı **Kayra Han** yine o ihtişamlı duruşlarıyla onları bekliyordu. Cafer, sürükleyerek getirdiği Börtkurt’un cesedini ve kopuk bacaklarını tanrıların tahtının tam önüne, mermer zemine gürültülü bir kütleyle fırlattı. Yaratığın siyah ve yeşil kanı kutsal zemine sızarken, salondaki hava bir anda gerildi.
Tengri, tahtında hafifçe öne doğru eğilip yerde yatan melek-böcek melezine baktı; ardından gözlerini dikleşen Cafer’e çevirdi. Yüzünde memnuniyete benzer ama yine de mesafeli bir ifade vardı.
— Tengri (Güçlü ve yankılanan bir sesle): Aferin, yabancı... İlk görevi başarıyla tamamladın, kanıtını da en net şekilde buraya taşıdın. Lakin unutma, bu sadece başlangıçtı.
Kayra Han, ak sakallarını sıvazlayarak hafifçe gülümser gibi oldu ve tahtından seslendi:
— Kayra Han (Ağır ve bilge bir tonda): İlk eşiği aştın, Cafer. Şimdi önünde çok daha çetin bir yol var.
Tengri, elindeki ay motifli asasını yere vurarak ikinci görevin mühürlerini aralayan ilahi bir ışık demeti yarattı ve sözlerine devam etti:
— Tengri (Keskin ve buyurgan bir sesle): Şimdi ikinci görevim için yola çıkacaksın... Git ve **Ülgen**’i bize sağ salim getir. Bil ki Ülgen; göklerin, yıldırımların ve ulu gök gürültüsünün tanrısıdır. Onun kudreti karşısında sıradan bir varlık gibi duramazsın; eğer onu en azından biraz olsun zorlamayı, iradesini sınayıp ikna etmeyi başarırsan, nihayet bizimle geri döner. Şimdiden yolun açık olsun, yabancı; sana bu yolda başarılar dilerim.
Cafer, kızına dönüp başıyla onay veren sert ama korumacı bir bakış attı. Dilara da elindeki bıçakları pelerininin gizli kınına yerleştirirken babasının yanına adımladı. İkisi, tanrıların huzurundan ayrılarak Ülgen’in fırtınalarla ve yıldırımlarla sarmalanmış o uçsuz bucaksız boyut kapısına doğru kararlı adımlarla yürüdüler ve göz açıp kapayıncaya kadar yeni boyutun içine girdiler.
Ulu göklerin fırtınalarla örülü, ebedi kışın hüküm sürdüğü bu yabancı boyutuna adım attıkları andan itibaren, üzerlerine çöken ağır atmosfer nefes almayı bile güçleştiriyordu. Uçsuz bucaksız, siyah bulutların kaplı olduğu dağlık arazide ilerlerken, etraftaki statik elektrik havayı titretip tenlerinde karıncalanma yaratıyordu. Dilara, adım başına daha da şiddetlenen rüzgârın uğultusu arasında başını hafifçe babasına çevirdi; sesindeki o genç kızlara mahsus merak ve hafif endişe rüzgârda yankılandı.
— Dilara (Endişeli ve titrek bir sesle): Söyle bana baba... Bu aradığımız Ülgen... Gerçekten tehlikeli biri mi? Onunla baş edebilir miyiz?
Cafer, yüzüne çarpan sert rüzgâra karşı adımlarını sabitleyip etraftaki uçurumlara göz gezdirdi; sesindeki o tona sinmiş olan tedbirsizlik, tecrübesinin getirdiği soğukkanlılıkla birleşmişti.
— Cafer (Düşünceli, sert ve dürüst bir sesle): İnan bana, Dilara... Ben de tam olarak kiminle karşılaşacağımızı bilmiyorum. Göğün ve yıldırımların efendisi diyorlar; eğer gök gürültüsüyle konuşuyorsa, bu diyarın en tepe varlıklarından biriyle yüzleşeceğiz demektir. Temkinli ol, benden bir adım bile uzaklaşma.
Cümlesi henüz dudaklarında sönmüştü ki, gökyüzünün en karanlık noktasından evreni sarsan, dağları yerinden oynatacak kadar şiddetli bir çatırtı koptu. Gök gürültüsünün o sağır edici sesi yerini derin bir uğultuya bırakırken, bulutların arasından kopup gelen devasa mavi şimşekler doğrudan önlerindeki kayalığa düştü. Işık perdesi dağıldığında, yıldırımlarla sarmalanmış ihtişamlı siluetiyle **Ülgen**, kollarını iki yana açmış bir halde tam da Cafer’in karşısında dikiliyordu. Gözlerinden saçılan elektrik kıvılcımları, onun ne denli korkunç bir ilahi öfkeyle yandığını açıkça gösteriyordu.
Ülgen, bakışlarını karşısındaki yabancıya dikti; sesi, gök kubbenin altındaki tüm kayalarda yankılanan bir gürültü gibi çıktı.
— Ülgen (Öfkeyle kısılan ve gürleyen bir sesle): Demek... Benim kardeşim Erlik’in canını alan, o karanlık diyarın dengesini altüst eden yabancı sensin! Adını çok duydum, Cafer... Şimdi göster bakalım o dillerden düşmeyen gücünü, gerçekten buralara layık mısın görelim!
Cafer, karşısındaki yıldırımlar tanrısının yarattığı o muazzam elektrik baskısı karşısında bir an bile gerilemedi. İçindeki o kadim Manna tanrılığının öfkesini ve diğer tüm elementlerin taşkınlığını derinlerde bastırdı; ruhunu ve bedenini dizginleyerek sadece **rüzgâr elementini** serbest bıraktı. O da yıkıcı bir fırtına yaratmak için değil, sadece çevresindeki havayı kontrol edip dengede kalmasını sağlayacak kadar saf ve kontrollü bir rüzgâr akımıydı bu.
Buna karşılık Ülgen, kollarını göğe doğru kaldırarak deliye döndü. Gökyüzündeki bütün kara bulutlar onun emriyle tek bir noktada toplandı; yüzlerce, binlerce voltluk devasa yıldırımlar dikey birer mızrak gibi Cafer’in üzerine doğru yağmaya başladı.
— Ülgen (Alaycı ve kudretli bir kahkahayla): Sadece bir rüzgâr esintisiyle mi durduracaksın göğün gazabını?! Al öyleyse!
Yıldırımların toprağı dövdüğü o dehşet anında dövüş başladı. Ülgen’in ellerinden fırlayan hamleler, çarptığı kayaları paramparça ederek toz duman bulutuna çeviriyordu. Cafer, kontrol ettiği o keskin ama sakin rüzgâr akımıyla üzerindeki ölümcül şimşekleri son anda saptırıyor, toprağın üzerinde bir hayalet gibi kayarak yıldırımların doğrudan hedefi olmaktan kurtuluyordu. Her bir kaçış ve her bir hamle, dağın tepesinde devasa kraterler açıyordu. Dilara ise güvenli bir mesafede, elleri yumruk olmuş halde babasının bu imkânsız dansını nefesini tutarak izliyordu.
Cafer, Ülgen’in üzerine kurduğu o yoğun elektrik baskısını kırmak için ani bir hamle yaptı. Kontrol ettiği rüzgârı bir bıçak keskinliğinde yoğunlaştırarak Ülgen’in sağ omzuna doğru savurdu. Rüzgârın yarattığı o yüksek basınç, yıldırımlar tanrısını ilk kez dengesini kaybedip geriye doğru iki adım atmaya zorladı. Ülgen, şaşkınlıkla açılan gözleriyle karşısındaki yabancıya baktı; sıradan bir fani olmadığını, karşısındakinin kendi iradesine bu kadar direnç gösterebilen denk bir kudret olduğunu nihayet anlamıştı.
Ortalığı kaplayan o yoğun fırtına yavaş yavaş durulurken, Ülgen derin bir soluk aldı; yüzündeki o öfkeli ve kibirli ifade yerini derin bir saygıya ve kabullenişe bıraktı. Asasını yere indirip bulutların şiddetini dindirdi.
— Ülgen (Soluk soluğa, ama kendinden emin ve onaylayan bir sesle): Tamam... Yeterli. Beni bu kadar zorlamayı başaran, irademi ve gücümü bu sertlikle sınayan çok az varlık çıktı karşımaya. Sözümü tutuyorum.
Ülgen, ellerini iki yana açarak boyutun kapılarını aralayan o ilahi ışık sarmalını çağırdı ve Cafer ile Dilara’ya dönerek başını hafifçe salladı.
— Ülgen (Kararlı bir tonla): Haydi... Gidelim o zaman, Tengri’nin huzurundaki o hesabı tamamlamak için sizinle birlikte o boyuta giriyorum.
Bölüm etkileşimi
