1. bölüm / 36
Sınır Tanımayan HayallerTanıtım: Hayal Edin
Bölümler 36Şu an: Tanıtım: Hayal Edin
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Umarım beğenirsiniz.
Lafı çok uzatmayacağım.
Yorum yapmayı unutmayalım lütfen.
Başladığınız tarihleri yazarsanız çok mutlu olurum. (21.07.2023) - - - - - >>>
-------------------------------
Birini hayal edin. Hayalleri uğruna her şeyi ve herkesi karşısına alabilecek birini. Bu karşısına alması gerekenler ailesi olsa bile.
Böyle insanlar zor bulunur bu devirde. Bir şeyleri göze almaya korkar genelde insan. Elindekileri kaybetmekten çekinir. Ama çekinmeyenlerde yok değildir.
O insanlardan biri doğdu 11 Nisan 2009'da. Adını babası verdi. Hayalini kendisi seçti.
11 Nisan 2009;
Genç kadının suyu gelmişti gecenin bir vakti. Yanında uyuyan kocasını doğum sancılarına direnmeye çalışırken uyandırdı. "Semih kalk! Doğuruyorum!"
Kocası apar topar yattığı yerden kalktı, birkaç gün önceden hazırlanmış hastane çantasını aldı ve karısının koluna girip onu merdivenlerden indirmeye başladı.
Bir kat indikten sonra durdular ve adam annesiyle babasının oturduğu evin kapısını çaldı. Annesi gecenin bu saati kapının çalınmasının endişesiyle kapıyı açtı. Karşısında oğlunu ve gelinini görünce şaşkınlıkla "Ne oldu oğlum?" dedi.
Adam telaşla "Biz hastaneye gidiyoruz. Doğum başladı sanırım." dediğinde annesi üstüne mantosunu alıp onların peşine takılmıştı.
Kısa süre içinde Bursa'nın Yıldırım ilçesindeki Şevket Yılmaz hastanesine gelmişler ve ebeler genç kadını doğuma almıştı.
Zorlu bir doğum olmamıştı. Her şey olması gereken seyrinde ilerlemiş ve sağlıklı bir kız çocuğu dünyaya gelmişti. 2 kilo 800 gramdı. Normalden biraz küçüktü ama sağlıklıydı.
Gece saat 02.35'te. Herkes uyuyorken minik bir can gözlerini açmıştı dünyaya.
Masmavi gözlerine bir kere bakan bir daha bakıyordu. Saçları yoktu ama bu güzelliğinden hiçbir şey eksiltmemişti.
Doktor bebeğin göbek bağını kestikten sonra koluna doğru yatırmış ve yüzüne bakmıştı. "Ne kadarda güzel bir kızın oldu." dedi sedyede yatan anneye ithafen. "Gözleri senden almış. Masmavi, aynı gökyüzü gibi..."
Doğumhaneden çıktıktan sonra odaya alınmıştı genç kadın ile bebeği. Yanına kocası gelmiş ve hemen kızını kucağına almıştı.
"Gözleri çok güzel, gökyüzü gibi..." diye mırıldandı. Karısına bakıp "İsmi Gökçe olsun. Gözlerinin hatırlattığı gökyüzünü isminde de taşısın." dediğinde karısı gülümseyip kabul etti.
O gün sadece bir kız çocuğu dünyaya gecenin bir vakti gelmişti. Gözlerinde gökyüzünü taşıyan bir kız çocuğuydu. Adını babası vermişti.
Gözlerinde gökyüzünü taşıyan kız isminde de gökyüzünü barındırıyordu.
Günümüz;
Zamanla büyüdü. Kardeşleri oldu. Her çocuk gibi okula başladı. Yeni yeni insanlarla tanıştı. Hepsinin tek bir ortak özelliği vardı. Gözlerine bayılıyordu herkes. Gök mavisi gözlerine...
Büyüdükte yüreğine bir sevda düştü. Vatan sevdasıydı bu. Hayali uğruna çekinmeden her şeyi yapabilecek sayısız insanlardan biriydi.
O Gökçe Demir'di. Üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu. Adını, hayatını belki herkes bilmezdi ama o daha çocuk yaştan tanımadığı insanları korumak istemişti.
En büyük hayali vatanı uğruna savaşan bir asker olmak ve gerekirse bu uğurda can verip şehit olmaktı.
Bu uğurdaki en büyük engeli de ne yazık ki hep ailesi oldu.
Ailesinin en büyüğü olmanın avantajlarının yanında getirdiği dezavantajları da olmuştur hep. Gökçe bunu büyüdükçe öğrendi.
Mesela ailesinin göz bebeği olmasının yanındaki baskıyı sadece Gökçe gibi en büyük çocuk olan biri anlayabilir.
Gökçe asker olmaya kadar verdiği andan itibaren ailesi ona karşı tavır almış. Bazen yüzüne bazen ise alttan alttan imalar yaparak asker olamayacağını dile getiriyorlardı.
Bu uğurdaki en büyük engeli olan ailesine karşı gelmek istiyordu. Ama bu söylendiği kadar kolay değildi. Sonuçta ailesiydi onlar.
Bu durum onu bir ikileme sokmuştu. Bu da kendi içinde bir savaşa dönüşmüştü adeta.
Peki bu savaşı kim kazanacaktı?
Hayalleri kazanırsa onlara kavuşabilirdi ama ailesini kaybederdi. Ailesi kazanırsa hayalleri elinden kayıp giderdi. İki tarafta da Gökçe zararlı çıkıyordu.
Savaşta galip gelip hayallerine kavuşabilecek miydi? Yoksa bu savaş da mağlup olup ailesinin onun için çizdiği yoldan mı yürüyecekti?
Bunu Gökçe'nin hırsı, azmi, başarı kabiliyeti ve istediği şeye olan bağlılığı gösterecekti.
Yıllar önce;
Küçük Gökçe gözüne gelen güneş ışığının etkisiyle hafif hafif gözlerini açmaya başladı.
Bulanık gözleri netleşince karşısında evlerinin önündeki dükkânlarına gitmek için hazırlanan babasıyla aynada göz göze geldi.
"Günaydın kızım." deyip gülümsemişti babası.
Babasına aynı gülümsemeyle karşılık vermişti." Günaydın aşkımm."
Babasına aşkım demesinin sebebi annesini kıskanmasıydı. Annesi babasına aşkım dedikçe anlamsız bir şekilde sinirleniyordu.
Babası kapıdan çıkacağı sırada annesi ve babasıyla yattığı yataktan kalktığı gibi babasının bacağına yapıştı. "Aşkım meni babaanneme götüyür müşün?" diye sordu yeni yeni konuştuğu için kelimeleri ağzından tam çıkaramazken.
Babası cevap olarak kızını omuzlarına oturttu ve dış kapıdan çıktı. Hemen alt katlarında oturan babaannesinin kapısının önünde durdu. Küçük Gökçe kapının yanındaki zile yetişmenin verdiği sevinçle üst üste bir kaç kere zile bastı babasının tüm uyarılarına rağmen.
Babaannesi Emine Hanım boynunda mutfak önlüğü elinde bir havluyla kapıyı açtı. "Ay benim minik kızım gelmiş. Hoş gelmiş."
Küçük Gökçe hemen babasının omzundan inip kapının karşısındaki oturma odasına girdi ve televizyonun karşısındaki dedesinin kendi elleriyle yaptığı ahşap salıncağa oturdu.
Birkaç dakika sonra Emine Hanım oturma odasına girdi ve her zaman yaptığı gibi Gökçe'yi kucağına oturtup sevmeye başladı. Daha sonra kalkıp koridorun sonundaki mutfağa gitti.
Bir süre sonra elinde bir tepsiyle tekrar oturma odasına girdi Emine Hanım. Tepside tavada pişirilmiş iki yumurta, iki dilim ekmek ve bir bardak su vardı.
Televizyonun solundaki berjere oturdu ve hem salıncakta sallanan hem de televizyonda çizgi dizi izleyen küçük Gökçe'ye yedirmeye başladı. "Uçak geliyor vuuuvv aç bakalım ağzını."
Emine Hanım'ın bin bir zorlukla yedirdiği yemek sonunda bitmişti. Biten tepsiyi eline alıp tekrardan mutfağa giden Emine Hanım oturma odasında televizyon izleyen Gökçe'yi yalnız bırakmıştı.
Zil çalınca Gökçe hemen koşarak kapıya gitmiş ve kapıyı açmıştı. "Anne. Annem gelmiş." diyerek annesinin bacaklarına sarılmıştı.
Gökçe'nin annesi Burcu Hanım Gökçe'yle oturma odasına girmiş ve kucağındaki yeni doğmuş kızını yerdeki yatağına yatırmıştı.
Daha sonra koltuğa oturdu ve Gökçe'yi kucağına alıp öpüp kokladıktan sonra mutfağa kayınvalidesinin yanına gitmişti.
Gün Gökçe için çok hızlı geçiyordu. Bütün gün bazen babaannesiyle ve ismini Ayşe koyduğu en sevdiği bebeğiyle evcilik oynamış bazen ise televizyonda çıkan sevdiği çizgi dizileri izlemişti.
Güneş batmaya yüz tutmuşken zil çalmıştı. Küçük Gökçe yine herkesten önce ayaklanıp kapıya koşmuştu. "Kim o?" diye sormuştu kulağını kapıya yaslarken.
Kapının ardından "Benim babacım," diyen babasının sesini duyunca mutlulukla kapıyı açmıştı.
Babasına ve ardından eve giren dedesine sarılıp oturma odasına geçmişti. Annesi sofrayı kurmak için mutfağa doğru giderken babaannesi de ayağa kalkıp balkona doğru gitmişti hava almak için.
Babası ve dedesiyle oyununu bozan annesinin "Yemek hazır. Haydi!" diyen sesi bölmüştü. Babası ayaklanırken Gökçe'yi de kucaklamış ve omuzlarına oturtmuştu. Baba kız gülerek mutfağa giderlerken arkalarında dedesi de onları takip ediyordu.
Yemekler yenmişti. Herkes oturma odasına geçerken Burcu Hanım mutfaktaki sofrayı toplamış ve bulaşıkları yıkamıştı.
Küçük Gökçe dedesinin elinden bin bir zorlukla aldığı televizyon kumandasını elinde tutarken oflayarak kanalları geziyordu. Ama hiç çizgi dizi bulamamıştı. Bu saatte çizgi dizi olmayacağı aklına gelmemişti.
En sonunda bir kanalda durmuş karşısına daha önce hiç görmediği bir dizi çıkmıştı.
Polisiye bir diziydi. İlk defa daha o zaman silahlara olan merakı filizlenmişti içinde. Dizideki her silahı dikkatle inceliyordu o küçücük yaşına rağmen. Oradaki karakterlerin konuşmaları, mimikleri ve hareketlerini dikkatlice inceliyordu. Bir suçluyu yakalamak için çıktıkları operasyonlar, suçlularla konuşma stilleri ve tabancalardan çıkan mermiler onu korkutmuyordu. Aksine daha çok heyecanlandırıyordu.
Sanki bizzat kendisi oradaki şeyleri yaşıyor gibi hissediyordu.
Sanki bir çocuk değildi de oradaki polislerden biriydi...
Silahlarla ilk o zaman tanışmıştı ve silahlarla arasında bir bağ oluşmuştu.
Küçük Gökçe annesiyle babası, dedesiyle babaannesine 'İyi geceler' dileyerek yukarı kattaki evlerine gitmeye kalkana kadar tabiri caizse gözünü kırpmadan izlemişti dizinin o gün ki bölümünü.
Ertesi gün de evlerinin karşılarındaki dükkana inmişti sabah erkenden. Dedesine bin bir zorlukla tahtadan bir tabanca yaptırmaya çalışmıştı. Dedesi başta yapmak istemese de en sonunda torununun ısrarlarına dayanamayıp yapmıştı.
Böylece ilk silahına sahip olmuştu. Tahtadan da olsa o silah ona aitti.
Bittiğinde Gökçe eline alıp tabancayı inceledi. Hayalindekinden daha güzel olmuştu. Çok beğenmişti. Gidip dedesine sarıldı ve teşekkür etti.
Bir müddet sonra;
Küçük Gökçe için günler hep aynı geçiyordu. Hayatındaki tek farklılık birkaç hafta önce izlemeye başladığı polisiye diziydi. Her hafta yeni bölümü kaçırmadan izliyor ve bölüm bitmeden televizyonun kapatılmasına izin vermiyordu.
Yine dizinin yeni bölümü izlediği bir gündü.
Gökçe televizyonun önündeki salıncağında soluksuz bir şekilde diziyi izlerken ailesi odanın diğer köşesinde muhabbet ediyordu.
Birden gelen bir hisle ailesine dönüp "Ben büyüyünce polis olacağım." demişti Gökçe.
Ailesi onu ciddiye almadı. Çünkü yaşı daha kaçtı ki. Zaman geçtikçe fikirleri değişir zannetti o odada olan herkes.
Ama Gökçe o yaşına rağmen ciddiye alınmadığını anladı. Küçük yaşta abla olmak onu erkenden olgunlaştırmıştı. Sanki üç yaşında değil de on yaşında gibi tavırları vardı.
Orada; o odada içinden büyüyünce polis olacağına dair söz verdi kendi kendine...
Herkes ne derse desin bu hayalini gerçekleştireceğine yemin etti.
Tabii ki, büyüyünce fikirleri az da olsa değişti. Bu sefer polis olmak değil asker olmak istiyordu.
Ama sevdası hala aynıydı...
Ki bu ailesi için daha kötü bir şeydi.
'Başka meslek mi kalmadı da asker olacağım diye geziniyorsun.' demişti babası.
'Kızım askerlik kadın mesleği değil. Gel sen eczacı ol rahat edersin.' demişti annesi.
Birde onların alt katında yaşayan babaannesiyle dedesi vardı tabii ki...
'Kadınsın sen otur evinde kocan sana bakar.' demişti babaannesi.
'Asker olup ne yapacaksın itle kopukla mı uğraşacaksın.' demişti dedesi.
Bu söylenenler Gökçe'nin kalbini kırdığı kadar hırslanmasına da sebep oluyordu.
Söylenenler Gökçe'nin ne kadar zoruna giderse gitsin bir kere inat etmişti sonuçta. Kafasına koyduğu her şeyi hayata geçirene kadar pes etmiyordu ne olursa olsun.
Bir gün evde annesi sıkıştırmıştı Gökçe'yi. Önceki uyarına nazaran daha sert ve itiraz istemeyen bir ifadeyle 'Asker olursan senin benim gibi kızım olmaz. Ben evladımın nerede ne halde olduğunu bilmeden, bir bilinmezlikle yaşamak istemiyorum. Kararını ver!' demişti.
O gün kalbinde oluşan ağrıyı nasıl anlatsın ki?
Gökçe annesinin böyle bir şey yapmayacağını içten içe biliyordu fakat yüzündeki sert, kararlı ve itiraz istemeyen ifade hatırına düştükçe içini bir kurt kemiriyordu 'Acaba yapar mıydı?' diye...
Sırf hayallerinin peşinden koştuğu için prensesini, ilk göz ağrısını, canından bir parçayı hemen silip atabilir miydi acaba?
Gökçe kendisini zor günlerin beklediğinin farkındaydı. Önünde iki seçenek vardı:
Biri hayatını adadığı hayallerini gerçekleştirmek ve mutlu olmak. Ama bir ihtimal dahi olsa ailesinden vazgeçip kimsesizliği tatmak.
Bir diğeri ise başka bir meslek seçip mutsuz olmak, ailesiyle ve içinde kocaman bir ukde ile yaşamak.
Hangisini seçeceğini zaman gösterecekti.
Tabii ki daha karşısına bin bir türlü engel çıkacaktı.
Bu engellerin hepsini geçebilecek miydi? Zorlukların üst esinden gelmek için yeterli gücü var mıydı?
En önemlisi annesi ne kadar ciddiydi? Gökçe böyle bir şey yaparsa ve annesi ciddiyse ailesinden vazgeçmeye hazır mıydı?
Bu soruların cevaplarının hepsini zaman gösterecekti.
Gökçe büyüyüp genç kız olduğu zaman hayatının kararını vermek zorunda kalacaktı.
Peki, kararı ne olacaktı?
--------------------------------
Selamm:):):)
Neler yapıyorsunuz bakalım?
Arkadaşlar acemi yazar olduğumdan dolayı hatalarımı mazur görün lütfen elimden geldiğince düzeltmeye çalışıyorum.
Pekiii hikayeyi nasıl bulduğunuz?
Bu hikayedeki çoğu olay hayal üründür. Fakat bazı olayları gerçekten hayattan esinlenerek yazığımı belirtmek isterim.
Gökçe'nin karşısına çıkacak engeller neler olabilir?
Sizce Gökçe'nin annesi Burcu Hanım ne kadar ciddiydi?
Şimdilil bu kadar.
Çok yakında ilk bölümde görüşmek üzere...
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
