36. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)
Bölümler 36Şu an: 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aşk nedir? Ne olabilir? Sadece kitaplarda mı olur? Veyahut sadece insanlara mı aşık olunur?
Lise de bir keresinde edebiyat hocam tahtaya Mevlana'nın bir sözünü yazmıştı.
'Akıl bütün yolları bilse bile aşk yolunu bilemez şaşırır kalır.'
Aşk gerçekten de bir yol muydu?
Bir zamanlar sadece silahlara ve hayallerindeki mesleğe aşık biri olarak söyleyebilirim ki aşk bunlardan hiçbiri değil! Başka biri böyle olduğunu düşünebilir ve bu onun düşüncesidir.
Bence aşk; her türlü şeye karşı hissedilebilir. Yani sadece bir insana karşı hissedilecek diye bir kural koymak mantıksız olur. Bu bir meyve olabilir, bir kıyafet olabilir, bazen insanın kendisi bile olabilir.
Bu hayatta üç şeye aşık oldum. İlki silahlardı. Zaten polisliğe ya da askerliğe iten şey de silahlara özellikle sniperlara olan özel ilgim oldu. İkincisi mesleğim oldu. Ki zaten içinde bu mesleğe karşı aşk hissetmeyen birinin bu mesleği yapması da çok anlamsız olur. Kalbinde en ufak vatan ve bayrak aşkı olmayan birinin vatan ve bayrak için canını vermesi... Ne bileyim bana çok saçma geliyor. Son olarak da üçüncü aşık olduğum şey asla aklıma gelmeyecek şekilde bir insan oldu. Efe. Benim için çok özel biri oldu. Ve benim dönüm noktam oldu diyebilirim. Çünkü ona aşık olduğumu öğrendiğim andan itibaren şehit olmaya karşı hissettiğim arzu büyük ölçüde azalmıştı ve bu benim için çok çok büyük bir şeydi. Bir keresinde ona dediğim gibi 'Şehit olmaya aşık bir kadını yaşamaya hayran bırakan adam.'dı o benim için.
Ve şimdi beni yaşamaya hayran bırakan adamım parmaklıklar arasında ben ise parmakların diğer tarafında çaresizce oturmuş adamını bekleyen şehit olamaya aşık kadınım.
Onu öyle parmaklıklar ardında görmek, parmaklıklar ardında yüzündeki yaralarla görmek bana çok dokunmuştu. Onun yanındayken ağlamamaya çalışmıştım ama abimlerin yanına gittiğim zaman gözyaşlarımı daha fazla tutamamıştım.
"Çok..." Burnumu çektim. "Çok canı yanmış mıdır abi?" diye sordum çocukça. "Bana hiç acımadığını söyledi ama ben hissettim. Acıdığını hissettim. Yalan söyledi bana ben üzülmeyeyim diye..." Kendimi ilk defa böyle görüyordum. Ama sanırım Efe benim hayatımın dönüm noktası derken tam da bunu kastediyordum.
Neyse ki kendimi kısa süre sonra toparlayabildim. Kendimi biraz da olsa iyi hissetmeye başlayınca telefonumu elime aldım. Whatsapp'a girip 'HANÇER TİMİ🗡' grubuna girip bu akşam ayarladığım yemeğin iptal olduğunu ve nedenini açıklayan bir mesaj yazdım.
Gökçe Demir:
Selam millet:) Herkesin bildiği gibi bu akşam bir şey duyurmak için bir yemek organize etmiştim. Lakin bu yemeği birkaç gün ileriye atmak durumunda kaldım. Birkaç saat önce Efe, geçen gün bahsettiğim liseden arkadaşımın ikizi Rüzgar'la bayağı büyük bir kavga ettiği için şu an nezarette ve bütün gün de nezarette kalacak. Abim ve Özalp abimle beraber şu an Efe'nin evine en yakın olan karakoldayız. (18.17)
Yazdım ve gönderdim. Aradan çok geçmeden telefonum titredi.
Birgül Karadağ:
Geçmiş olsun. O Rüzgar'la bir olay olacağı kesindi zaten. Ee Deniz nasıl iyi mi? Çok hasarı var mı?
Sarp Ayhan:
Ya bizi niye çağırmamış ki!?
Kubilay Dede:
Vallahi he. Çorbada bizim de tuzumuz olsaydı keşke! O Rüzgar'la tanışmadan uyuz oldum çocuğa!
Yunus Karadağ:
Sen nasılsın Gökçe?
Yunus abinin böyle bir şey yazması tuhaf gelmişti. Şu an konu Efe'ydi ve o benim nasıl olduğumu mu soruyordu.
Gökçe Demir:
İyiyim abi ben.
Pars Ayhan:
Deniz'e şu an çok kızgının. İnsan hiç mi haber vermez ya! Kıskandım şu an var ya. Orta yerimden çatlamak üzereyim.
Sarp Ayhan:
Evet elinde bir dilim pizzayla tam da orta yerinden çatlayacakmış gibi duruyorsun bro!
Gökçe Demir:
Ah Pars ah. Hshshshshshshs.
Pars Ayhan:
Yaa ne var açım. Hem artık olmuş bitmiş bir şey. Ne demişler olmuşla ölmüşe çare yoktur diye. Bir gün bir köşede sıkıştırır bir posta da biz döveriz çocuğu. Çok zor bir şey değil yani...
Sanki "Gökçe!" diyen birinin sesini duyunca telefondan kafamı kaldırıp etrafıma baktım.
"Ne oldu Gökçe?" diye sordu Özalp abi.
"Biri bana seslendi gibi geldi. Siz bir şey duydunuz mu?" diye sordum.
Omuz silkti. "Yoo ben bir şey duymadım."
Dudaklarımı büzüp omuzlarımı hafifçe kaldırıp indirdim. "Bana öyle geldi herhalde." Ayaklandım. "Ben biraz bahçeye çıkacağım."
Bahçeye çıkarken kapının yanına çökmüş sigara içen Caner'i görmek bana da sürpriz oldu tabii ki. "Caner sen gitmedin mi?" diye sordum şaşkınlıkla.
Sigarasını yere bastırıp söndürdü ve ayaklandı. "Yok. Gidemedim."
Çatık kaşlarım arasından "Neden?" diye sordum. O ise omuz silkmekte yetindi.
"Ee nasılsın? En son ağlıyordun. Şimdi daha iyi misin?"
Başımı salladım ve yavaş adımlarla onun az önce oturduğu yere ilerleyip sakince yere çöktüm. "Efe'yi orada, parmaklıklar ardında bir de yüzü gözü yara içinde görünce kendime hakim olamadım."
O da gelip yanıma çöktü. "Çok aşıksın sanırım." dedi hafifçe gülerken. "Çünkü ağlarken 'O söylemedi ama ben hissettim. Benim canım yandı çünkü onu öyle görünce.' diyordun."
Başımı sallayarak onayladım onu. "Çok" dedim harfleri uzatarak. Aklıma gelen şeyle güldüm. "Biliyor musun? Efe'ye aşık olmadan önce bir insana aşık olacağımı hiç düşünmezdim. Çünkü ondan önce hiç kimseye aşık olmadım. Ondan önce silahlarım ve mesleğim vardı sadece. Sonra o da geldi ve ben eksik biri olduğumu anladım. Ona aşık olduğumu anladığım gün her şey tamamlandı sanki."
"Aşk sadece insanlara karşı hissedilmez mi?"
Başımı çevirip ona baktım. "Bu çok yanlış bir bakış açısı işte. İlgi duyduğun her şeye karşı bir aşk hissedebilirsin. Bir çiçeğe, bir meyveye ya da benim gibi bir mesleğe karşı olabilir."
Bir süre konuşmadı. Sanırım söylediklerimi kafasında tarttı. "Sanırım haklısın. Hiç bu yönden düşünmemiştim çünkü."
İçeride olduğu gibi "Gökçe" diyen bir ses duydum. Tekrar etrafıma baktım. "Neye bakıyorsun sen öyle?"
Omuz silktim. "Hiç. Sadece biri bana sesleniyormuş gibi geldi de." diye açıkladım.
"Anladım." dedi ve ayaklandı. Elini uzatıp benim de kalkmama yardım etti. "Ben artık gideyim. Belki arada yine görüşürüz." Sorudan çok bir istek gibi söylemişti.
"Bilmem," deyip dudak büktüm. "Belki görüşürüz. Hadi görüşürüz." dedim ve cevap vermesini beklemeden içeriye girdim.
18 saat sonra;
Bütün gecem yarı uyuyor yarı uyanık geçti.
Akşam saatlerinde bütün tim karakola gelmiş ve destek olmuşlardı. Daha sonra birkaç saat durmuşlar ve tekrar geri dönmüşlerdi. Abimler de ne kadar ısrar etsem de eve gitmemekte ısrar etmişler ve benimle karakolda kalmışlardı. Ve tabii ki Yağmur da karakolda kalmıştı.
Geçmesi gereken 24 saatin 18 saatini bir şekilde geride bırakmıştım. Koridordaki duvara sabitlenmiş sandalyelerden birine oturmuş dirseklerimi dizlerime yaslamış ve kafamı ellerimin arasına almıştım. Bir yandan da bacağımı sallıyordum. "Offff zaman geçmiyor kafayı yiyeceğim!" diye söylendim ve ayaklanıp volta altmaya başladım.
"Gökçe..." Dünden beri birinin ismimi söylüyormuş gibi oluyordu ve yine aynı şey olmuştu. Sanki beni uyandırmaya çalışıyormuş gibi geliyordu.
Ben uyuyorum ya uyanıcam! Allah'ım ya rabbim!
Volta atmamı durduran şey Akif abinin bize doğru geldiğini görmemdi. Yanımdan geçeceği sırada seslendim. "Akif abi!"
Adımları duraksadı. Bakışlarını elindeki dosyadan kaldırıp bana baktı. "Efendim Gökçe?"
"Abi, Efe'yle bir kez daha görüştürebilir misin bizi?" diye sordum utana sıkıla.
Ofladı. Gelip bir elini omzuma koydu ve hafif eğildi. "Gökçe!" dedi bıkmış bir şekilde. "Bunu kaç kere konuştuk bilmiyorum ama o tek seferlik bir şeydi ve bir daha tekrarlanmayacak!" dedi itiraz istemeyen bir sesle.
Her ne kadar ısrar etmek istesem de onun sabır taşının artık çatlamaya başladığını hissettiğim için ısrar etmedim ve mecbur kafamı salladım.
6 saat sonra;
24 saatin 24'ünü de tamamlamıştık ama aradan geçen bir gün değil de bir asır gibi gelmişti bana.
Efe şu anda imzalanacak evrakları imzalıyordu daha sonra özgürdü.
"Ohh be özgürüm artık sevgilim!" dedi ve arkamdan bana sarıldı Efe. Ama boğazını temizleyen abim yüzünden sarılmamızı kısa kesmek zorunda kaldık.
Arkamı dönüp güz rengi ormanlarına baktım. "Hallettin mi? Çıkabiliyor muyuz?" diye sordum hevesle.
Başını salladı. "Evet Göğüm çıkabiliyoruz." dedi gülümserken.
Uzanıp elini tuttum. Çıkışa doğru giderken tanıdık bir yüz daha gördüm. Rüzgar! O Efe'den daha kötü durumdaydı. İlk önce ellerimize daha sonra yüzlerimize baktı. Ve yanımıza doğru adımlamaya başladı. Bende önce abimlere daha sonra Efe'ye baktım ve "Sakin oluyoruz tamam mı? Bir daha karakol koridorlarında sürünmek istemiyorum!" dedim. Üçü de hiçbir şey demedi.
Rüzgar yanımıza geldi ve hiç beklemediğim bir hareket yaptı. Efe'ye elini uzattı. "Yaptığım şey doğru değildi ama kendime hakim olamadım. Özür dilerim."
Efe elini sıkmadı. "Seni bir daha sevgilimin yanında yöresinde görürsem bu sefer dövmekle kalmam haberin olsun!" dedi buz gibi bir sesle. Ve Rüzgar'ın omzuna çarparak seri adımlarla ilerlemeye başladı arkasından beni de çekiştirirken.
"Gökçe!"
Yine aynı ses! Aaaa kafayı yiyeceğim artık!
Karakoldan Efe'nin çekiştirmesiyle hızlı adımlarla çıktım. "Sevgilim," diye seslendim. "Bir durur musun artık?"
Ben seslenince adımları bıçak gibi kesildi. Sanki yürüdüğünü hatta neredeyse koştuğunu bile yine fark ediyordu. Elimi bırakıp bana döndü. Ve konuşmaya başladı ama ben hala bıraktığı elime bakıyordum. "Özür dilerim. Seni de peşimden sürükledim. Çok özür dilerim." Ona doğru yaklaştım. Elini bu sefer ben tuttum.
"Hayatım boyunca hatta öldükten sonra da tutmak istediğim tek el bu." dedim ve elini sıktım. "Ölene kadar peşinden sürüklenmeyi istediğim tek insan sensin." Boşta olan işaret parmağımla göğsünü dürttüm. Gülecek gibi oldu. "Şaka yapmıyorum." dedim onun aksine çok ciddi bit şekilde.
"Ameliyatı iyi geçti." Ne!! Ne ameliyatı Allah aşkına!
Tekrar gaipten gelen ama bu sefer farklı bir sesle etrafıma baktım. Ve bu anımızın bozulmasına neden oldu. "Ne oldu?" diye sordu Efe. Etrafa bakmayı bırakıp tekrar güz rengi ormanlarına odaklandım ve omuz silktim.
"Bir şey duydum gibi geldi de." Her ne kadar çaktırmamaya çalışsam da içimde tuhaf bir his vardı.
Biz orada dururken abimler de geldi ve arabaya bindik. Efe'yle arkada ellerimiz birbirine hafifçe değecek şekilde oturmuştuk. Şoför koltuğunda abim yanında da Özalp abi vardı. Ama kimseden çıt çıkmıyordu. En sonunda aramızdaki sessizliği bölen kırmızı ışıkta durduktan sonra hafif arkasına dönen abim oldu.
"Neler olduğunu anlatacak mısın Deniz?"
Efe boğazını temizleyip yerinde dikleşti. "Abi," diye konuşmaya başlıyordu ki abim sözünü kesip tekrar konuştu.
"Şu an abin olarak değil komutanın olarak neler olduğunu öğrenmek istiyorum!" dedi sert ve vurgulu bir sesle. Bu cümleden vardığım tek kanı abimin Efe'ye çok çektireceğiydi.
Derin bir nefes alıp tekrar konuşmaya başladı Efe. "Komutanım öğlen 3-3.30 civarı kapıma dayandı bu her-" Konuşurken göz ucuyla bana ve alimlere baktı. Sonra boğazını temizleyip devam etti. "Bu arkadaş. Bana küfür etmeye başladı. Ve sanırım biraz da içmişti. Arada saldırıyordu da. Benim sabrımı taşıran," Yine göz ucuyla bana baktı. "Gök hakkında söylediği şeyler oldu. Pişman mıyım?" diye sordu kendi kendine ve başını salladı belli belirsiz. "O arkadaşa," dedi vurgulu vurgulu. "Daha fazlasını yapmadığım için pişmanım evet!" Rüzgar'a olan nefret ve kinini konuşması bile çok net hissettiriyordu.
O kadar konuşmadan tek merak ettiğim Rüzgar'ın benim hakkımda ne dediğiydi. Çünkü oraya bir soru işareti olarak bırakmıştı. Dayanamayıp aklımdaki soruyu sordum. "Ne dedi ki o arkadaş benim hakkımda?" Aynı onun gibi 'o arkadaş'ı vurgulu bir şekilde söylemiştim.
Efe derin bir nefes aldı. Başını bana çevirdi. "Bunu söylemesem daha iyi." diye kısa bir yanıt verdi. Daha çık merak etmiştim ama konuyu yalnız olduğumuz bir zaman konuşmak için aklımın bir köşesine not edip başımı salladım.
Zaten Efe'nin evine yakın olduğumuz için kısa süre sonra onların kapısının önündeydik. Efe inmeden önce abimler bıraktıkları için teşekkür etti. O indikten sonra bende hareketlendim. "Bende Efe'yle gidiyorum abiler. Akşama görüşürüz." deyip el salladım ve Efe'nin peşine takıldım.
Efe anahtarıyla kapıyı açtı ve benim geçmek için tuttu. "Teşekkür ederim bayım." deyip önünde reverans yaptım ve içeriye geçtim. "Sizi pek bir beğendim bayım. Benimle bir kahve içmeye ne dersiniz?" diye sordum o da yanıma gelince.
Yürümeye devam ederken başını hafif bana çevirdi ve başını iki yana salladı. "Maalesef olmaz hanımefendi. Benim kalbim başkasına ait. Ona ihanet edemem." dedi o da oyunuma dahil oldu.
Numaradan elimle ağzımı kapattım. "Aaa kimmiş bu şanslı hanım? Çok merak ettim."
"Asıl o da bana aşık olduğu için ben şanslıyım. Kendisi dünya güzeli. Bendeki adıyla Gök. Herkesin bildiği adıyla Gökçe." dedi hülyalı hülyalı.
Yaa ben nasıl bir adama aşık oldum böyle!
"Yaa Efe." dedim. Gözlerimin parladığına emindim. "Eritmek istiyorsun herhalde beni." diye sahte bir şekilde kızdım.
"Hadi hadi nazlanma da geç içeriye." dedi evin kapısını da açtıktan sonra.
"Ne zaman uyanır?"
Bu gaipten gelen sesler canımı sıkmaya başlamıştı. Kafayı yediğimi düşünmeme sebep oluyordu.
"Ee hadi Gök girsene içeriye!" Efe söyleyene kadar kapının önünde öylece dikildiğimi fark etmemiştim. Hızla içeriye girip Nergis teyzeye selam verdim ve Efe'nin odasına girdim.
"Narkozun etkisi ne zaman geçer belli olmaz."
Allah'ım ne oluyor bana! Kafamı ellerim arasına aldım ve derin nefesler verdim. Biraz olsun sakinleşince belimdeki tabancayı çıkarıp çalışma masanın üstüne koydum. Yatağına oturacağım şurada içeriye girdi Efe ve çalışma masasının sandalyesine bıraktı kendini.
"Ee anlat bakalım o arkadaş benim hakkımda neler söyledi." Tekrar 'o arkadaş'ı vurgulu söylemiştim.
"Gök lütfen!" dedi sertçe. "O deyyuzu düşünmek bile sinirlerimi bozmaya yetiyor. Birde yaptığı şeyleri anlatmaya kalksam hiç sakin kalamam."
Ayaklanıp yanına gittim. Tam o şurada bir şey oldu. Kulaklarım çınlamaya, başım dönmeye başladı. Dengemi sağlayamadım. Düşeceğim sırada bir çift kol beni koltuk altlarımdan yakaladı ve kendine yasladı. Çok, çok uzaklardan Efe'nin sesini duydum. "Gök iyi misin? Ne oldu?" Etraf kararmaya başladı. Her şey ilk başta buğulandı daha sonra yavaş yavaş yok oldu.
"Efe...Efe neredesin?" diye bağırdım.
"Uyanıyor sanırım." dedi gaipten gelen başka bir ses.
"EFE!" diye çığlık attım. "Efe n'oluyo?" Kapkaranlık bir boşluktaydım. Kollarımı uzattım. "Biri yardım etsin!" Ağlamaya başladım. "Efe korkuyorum, çok korkuyorum. Neredesin?"
"Ben buradayım Göğüm. Gözlerini aç." dedi tekrar gaipten gelen ses ama bu ses diğerlerine göre hem daha yakından hem de daha tanıdıktı. Sanki... Sanki Efe'nin sesine çok benziyordu. "Gözlerini aç aşkım. Aç gözlerini."
Gözlerim mi? Gözlerim mi kapalı?
Açmaya çalıştım. Zorladım kendimi. Etraf aydınlanmaya başladı. En sonunda her yer aydınlandı. Ama gözlerim bulanık görüyordu. "Evet sevgilim. Bak açtın gözlerin. Bende buradayım."
Kafamı sesin geldiği yere geldiği kafamı çevirdim. Gözlerimin netleşmesini bekledim. Neyse ki aradan çok geçmeden etraf netleşti ve önümde bana gülümseyen Efe'yi gördüm. Sonra sağ bacağımda bir ağrı hissettim. Kafamı oraya çevirdim. Ben yatıyordum! Nasıl!? En son Efe beni düşmekten kurtarmıştı. Gözlerimi odada gezdirdim. Bir hastane odasına benziyordu. 'Acaba ben bayıldım da Efe beni hastaneye mi getirdi?' diye düşünmeden edemedim. Sonra kafamı sağa çevirdim ve o tarafımda da annemle babam vardı. Bu beni daha çok şaşırttı. En sonunda konuşmayı akıl edip "Ne...Ne oldu bana?" diye sordum. Boğazım da kurumuştu.
Efe sol tarafımdan elimi tuttu. "Hatırlamıyor musun?" Başımı iki yana salladım. "2 saat önce ameliyata girdin. Ve yaklaşık 15 dakika öncede ameliyattan çıktın." Kafasını kaldırıp annemle babama baktı. "Bizde senin uyanmanı bekliyorduk."
Kaşlarım çatıldı. "A-ameliyat mı? Ne ameliyatı?"
"Kızım nasıl hatırlamazsın? Hani antrenmanda çapraz bağlarını yırtmıştın. Bugün de onun ameliyatı vardı işte." diye atıldı annem.
Ağzım şaşkınlıkla açıldı. Birkaç parça yerine oturdu. Ama o zaman ben o kadar zaman ne yaşadım? "O-o zaman ben ne yaşadım?" diye aklımdan geçeni dilimle dışa vurdum. "Be-ben milli savunmaya gittim," Efe'ye baktım. "Hatta seninle beraber gittik. Sonra ikimiz de orada özel eğitimler gördük. Sonra ikimizde bordo bereli olduk. Aynı time girdik!"
Kahkaha attı. "Göğüm bunlar bizim hayallerimiz ve inşallah gerçekleştireceğiz."
"Ee o zaman ben ne yaşadım." diye sordum.
"Narkozun etkisinde öyle şeyler gördüğünü düşünmüş olabilirsin," diye bir fikir attı babam ortaya. Kafamı çevirip babama baktım. Dudaklarımı büzdüm.
O zaman 5 yıl boyunca yaşadığım her şey iki saate sığdırılmış bir rüya mıydı?
DEVAM EDECEK...
————————————
Sezon finalinden merhaba dostlar.....
Nasıl gidiyor???
Bir süre yazmaya ara vereceğim. Çünkü cidden çok hızlı bitirdim kitabı. Size çok hızlı gelmemiş olabilir ama ben neredeyse iki günde bir bir bölüm yazdım. O yüzden çok yorucu bir süreçti....
Şimdilik son kez,
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
