19. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi
Bölümler 36Şu an: 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayal kurmak...
Her insan hayaller kurar.
Ama insanlar kurdukları hayalleri gerçekleştirmek konusunda ikiye ayrılırlar.
Bir taraf; sadece hayal kurar.
Gerçekleştirmek için hiçbir şekilde çaba sarf etmez. Kılını bile kıpırdatmaz.
Ama diğer taraf; kurduğu hayallerinin peşinden koşar. Hayalini kurduğu şeyi gerçekleştirmek için çaba sarf eder, gayret gösterir.
Ve en sonunda ya başarıya ulaşırlar ya da bu yolda hayatlarını feda ederler...
Bazen farkında olmadan, beklenmedik bir anda gelir bu başarı.
Benim durumumda tam olarak böyleydi.
Normal bir başarı elde etmiş miydim?
Evet.
Ama beklenmedik bir şey olarak bordo bereli olmuştum.
Şimdi ise üstümde kamuflajlarımla aynanın karşısına geçmiş saçlarıma gelmiş geçmiş en mükemmel topuzu yapmaya çalışıyorum. Peki sonuç ne?
Bir hiçlik!
Tam tamına 10 kere yapıp bozdum. Ve şimdi 11 uğurlu sayım o yüzden yapacağıma inanıyorum diyerek kendimi cesaretlendirip bir kere daha yapmaya başlamıştım.
Dün sabah Ankara'ya bilet almış öğlen vakti de Anlara'ya gelmiştik. Abimler genelde Ankara'da durdukları için burada da bir evleri varmış. Balıkesir'deki evi babasından kalmaymış.
Gece sabah hazırlanmak için erken kalkarım diye erkenden yatmıştım. Ama uyuyamamıştım. Sanırım saat 3'ü geçerken yorgunluktan bayılmış olmalıyım. Sabah kalktığımda ise saat 7yi geçiyordu.
Beklediğimden erken kalkmanın verdiği zamanla mutfağa gidip kahvaltı hazırlamıştım. Abimlerin uyanmasını beklerken duş almıştım. Saat 9'a gelirken beraber kahvaltı yapmıştık. Ve şu an saat 10.48di. Öğlen 13.00da karargahda olmamız gerekiyordu. Ama ben tam olarak 33 dakikadır bir topuzla uğraşıyordum.
Ama sonunda 11. denememde başarmıştım. Bu yüzden uğurlu sayım olan 11'i daha çok sevmeye başlamıştım.
Başarmanın verdiği sevinçle yerimde zıpladım. Ama aklıma bozulabileceği gelince durmak zorunda kaldım. Odadan çıkmadan önce künyemi de boynumdan geçirip kamuflajın içine gizledim ve odadan çıktım.
Büyük ihtimalle kapının açılma ve kapanma sesini duyan abim başını telefonundan kaldırmadan konuştu. "Sonunda be Gökçe. Neredeyse 2 saat olacak!" diye sitem etti. Özalp abi onun aksine bana bakıyordu ve büyülenmiş gibiydi. Bakışlarını benden çekmeden abimin bacağını dürttü. "Ne var be Dra-!" diye ona baktı abim. Ama Özalp'in kendisine bakmadığını fark edince baktığı tarafa bakınca beni gördü ve beni baştan aşağı süzdü. Islık çaldı ve ayağa kalkıp bana doğru yürürken konuştu. "Gökçe bu halin ne böyle kızım."
Kaşlarım çatılı bir şekilde üstüme baktım. "Ne var üstümde. Yakışmamış mı? Yoksa çok mu bol gelmiş? Ya da çok mu dar?" Ellerimi saçıma atıp avuç içimle saçlarımı düzelttim. "Saçım mı kötü olmuş? Abi bir şey söyle ya!"
Yutkundu. Eğilip ellerimi tuttu ve beni etrafımda döndürdü. "Kızım ben hayatımda kamuflajın bu kadar yakıştığı bir kız görmedim! Kurban olsun abin sana güzelim!"
Utançtan yanaklarımın kızardığına yemin edebilirdim. "Şuna bak lan kızardı." dedi Özalp abi yanımıza gelirken. Kafamı öne eğdim. "Hadi hadi gidelim. Yoksa Gökçe yarınki kahvaltıya domates olmaya kararlı gibi duruyor." diye güldü.
Avuç içimi açıp tükürürmüş gibi yaptım ve en okkalısından bir tane omzuna indirdim. "Ya sen ne kadar komiksin öyle." diye şakadan güldüm.
Vurduğum omzunu tutarken yüzünü buruşturdu. "Kızım ben senin abinim abin. Ne bu böyle ya. Karşında terörist olsa bu kadar sert vuramazsın!" dedi.
Son söylediğiyle kaşlarım çatıldı. Kapının önünde postallarımı giyerken konuştum. "Allah aşkına şu hiç aklına gelmiyor mu?" Sinirli bir nefes verdim. "Bu kız bana, şortlu abisine bu kadar sert vuruyorsa teröristlere ne kadar sert vurur diye?"
Gözleri şaşkınlıkla açıldı. Omzunu işaret etti. "Bunun daha serti de mi var?" diye sordu sahte bir hayretle. Abime bakıp "Bukalemun sen buna 4 sene ne yedirdin ne içirdin kardeşim ya?" diye sordu.
Merdivenlere ilerlerken cıkcıkladım. "Allah'ım ya birde asker olacak." Özalp'e baktım. "Ne uzattın be. Alt tarafı benim elimden okkalısından bir osmanlı tokatı yedin omzuna." Bir süre düşündüm. "Dur ya. Aslında düşününce bu tepki normal normal. Benim tokatlarım serttir birde osmanlısından olunca ohhooo." diye elimi savurdum.
Peşimden merdivenlerden inen Özalp abi "Bu ne havalar ya. Ego tavan!" dedi.
Göz kırptım. "Biraz öyle be şortlu alışacaksın artık." diye güldüm.
"Yine mi şortlu ya. Konuşmadık mı biz bu konuyu." dedi ve bana doğru koşmaya başladı.
Bende seri bir şekilde merdivenlerden indim. "Haksız mıyım ama ya? Evde her Allah'ın günü şortla gezen ben değilim Özalp abi." diye söylendim.
Ben arabanın önünde tetikçe beklerken o da kapıdan çıkmıştı. "Sanane ya benim şortumdan!" diye bağırdı.
"O zaman sanane benim hitap şeklimden." diye omuz silktim. "Hem sen de kabul et. Senin de hoşuna gidiyor benim sana şortlu abi diye seslenmem!"
"La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim." dedi kafasını gökyüzüne doğru kaldırdıktan sonra. "Bin şu arabaya çabuk!" diye sert bir sesle konuştu ama benim için arabanın arka kapısını da açtı.
Arabaya binmeden önce dizlerimi hafifçe kırıp hanımefendi selamı verdim. "Çok naziksiniz şortlu bey" der demez arabaya bindim ve hemen diğer kapıya doğru kaydım.
Bana uzandı ama yetişemeyince sabır çekerek ön koltuğa oturdu. Abim gelince de yola koyulduk. 20 dakikalık yol boyunca Özalp abiyle birbirimize sataşmıştık. Arada da benim katılacağım tim hakkındaki endişelerimi gidermeye çalışmışlardı ikisi birden.
Ne kadar endişelenmemem gerektiğini bilsem de elimde olmadan oluyordu işte!
20 dakika sonra abim arabayı karargahın içindeki park alanına park etmişti. Hem heyecandan hem de endişeden dizlerim titriyordu. Bu yüzden arabadan nasıl indim, karargahın içine nasıl girdim bilmiyorum. Abim ve Özalp abinin arkasından ilerliyordum. İkisi gördükleri herkese selam veriyorlardı ve nedense herkesin bana garip garip baktığını hissetmiştim. Ama gözlerimi kapatıp her zaman yaptığım gibi etrafımdaki insanları umursamamayı bekledim.
En sonunda bir odanın önüne geldik. Abimi ve Özalp abiyi görünce kapının önündeki adam hazır ola geçip tekmil vermişti. Özalp abi konuşmuştu abimden daha rütbeli olduğu için ve arabadaki şakacı halinin tam tersi vurdum duymaz bir şekilde. Kapının önündeki adam başıyla onaylayıp içeri geçmiş ve kısa bir süre sonra çıkıp "Buyurun komutanım" dedi. Özalp abi ve abim kenara çekildi benim geçmem için. Benimle gelmeyeceklerdi. İçeri girmeden önce gözlerimi kapatıp sesli bir nefes verdim ve içeri geçtim. Hazır ola geçip tekmil verdim. "Teğmen Gökçe Demir. Emredin komutanım!"
Komutan eliyle masanın karşısındaki ikili koltuğu gösterdi. "Geç otur Gökçe"
Oturdum mu? Tabii ki hayır. Daha yeni hayallerime kavuşmuşken onları bırakmak istemiyorum!
"Bu bir emirdir Gökçe geç otur!" diye daha sert bir şekilde konuşunca emir demiri keser deyip oturdum. Ama asla rahat değildim. Diken üstündeydim resmen!
Bir süre bekledik. İçeri yine kapıdaki adam girdi ve diğer gelecek olanlarında geldiğini söyleyince komutan içeri aldın dedi. Omzundaki yıldızlara bakınca albay olduğunu anladım. Kısa süre sonra 3 tane aşağı yukarı ben yaşlarda adam girdi. Ve içlerinden biri de: Efe'ydi! Ve Allah kahretmesin ki o yeşiller içinde çok yakışıklıydı.
İkimizin de çok şaşırdığını biliyordum ama bunu olabildiğince gizlemeye çalıştık. Üçü de sırayla tekmil verdi.
"Teğmen Kubilay Dede. Emredin komutanım!"
"Teğmen Deniz Efe Ataman. Emredin komutanım!"
"Teğmen Oğuz Aslan. Emredin komutanım!"
Albay benim oturduğum koltuğu gösterdi. "Geçin oturun çocuklar." deyince tabii ki de benim gibi ilk başta oturmadılar. "Bu bir emirdir!" dediği gibi oturdular. Yanıma Efe, onun yanına isminin Oğuz olduğunu öğrendiğim çocuk, Oğuz'un yanına da isminin Kubilay olduğunu öğrendiğim çocuk oturdu ve albay konuştu. "Evet çocuklar. Size gelen zarflarda yazılanlardan ötürü olanları az çok biliyorsunuz." Ellerini masanın üstünde birleştirdi. "Hepiniz gittiğiniz askeri okullarda 4 sene boyunca yatkın olduğunuz konu üzerine özel eğitimler aldınız. Bu sizin seçilmiş kişiler olduğunuzu gösterir. Çünkü en iyi askerlerimiz sizi gözlemleyip ona göre seçtiler. Ve bu sayede bir bordo bereli timine mensup olacaksınız. Bundan sonda siz dördünüzde aynı time yani Hançer Timine mensupsunuz." Hançer timi, hançer timi nerden tanıdık geliyor bu isim. Allah buldum. Abimin timi. Abimle aynı timde mi olacaktım? "Evet yeni timiniz dışarıda sizi bekliyor. Çıkıp onlarla ve birbirinizle tanışın."
Dördümüz birden ayağa kalktık. "Emredersiniz komutanım!" dedik hep beraber ve tek sıra halinde dışarı çıktık.
Etrafıma bakınca koridorun sonunda 8-9 kişilik bir grup gördüm. Kendi aralarında muhabbete dalmışlardı. Onlara bakarken omzuma değen bir el hissedince o kişiye döndüm. Sanırım ismi Oğuz'du. "Önce kendi aramızda tanışalım. Sonra timle tanışırız. Ne dersiniz?" diye sordu üçümüze hitaben. Üçümüz de onaylayınca ilk konuşan Oğuz oldu. "Ben Teğmen Oğuz Aslan. Ankaralıyım. 23 yaşındayım. Elektronik aletler uzmanlık alanım."
Sonra Efe konuştu. "Ben Teğmen Deniz Efe Ataman. Bende Ankaralıyım. 23 yaşındayım. Bomba uzmanıyım."
"Sana ne diye hitap etmeliyiz? Deniz mi? Efe mi?" diye sordu Kubilay.
"Deniz" diye kısa bir yanıt verdi.
Daha sonra Kubilay yine konuştu. "Ben Kubilay Dede. Teğmenim. 25 yaşındayım. Diyarbakırlıyım. Silahlardan anlarım."
Üçü birden bana bakınca konuştum. "Ben Teğmen Gökçe Demir. 22 yaşındayım. Bursalıyım. Keskin nişancıyım."
Oğuz kaşlarını kaldırdı. "Keskin nişancı ha." Beni baştan aşağı süzdü.
"Demek aramızdaki en küçük sensin" diye üstten bir bakış attı Kubilay.
Efe koruma iç güdüsüyle önüme geçti. "Akıl yaşta değiş baştadır Kubilay."
Oğuz ikimizi gösterdi. "Siz tanışıyor musunuz?"
Başımı salladım. "Evet akademiden en yakın dostum olur kendisi." Sonra abimlerin olduğu tarafa bakınca bize doğru geldiklerini gördüm ve kendime çeki düzen verdim. Diğerleri benim baktığım tarafa bakınca onlar da kendilerine çeki düzen verdiler.
Abim yanıma geldi ama kolunu omzuma atmadı. Sonra aralarından biri konuştu. "Siz bizim time katılan yeni çaylaklarsınız değil mi?" diye sordu. Hazır ola geçip tekmil vereceğimiz sırada elini kaldırıp durdurdu. "Rahat olun çaylaklar. Artık bir aileyiz. Şimdi tanıtım kendinizi bakalım."
Önce Efe, sonra Oğuz, sonra ben ve en son Kubilay konuştu. Biz konuşmayı bitirince abim "Komutanım" diye araya girdi. Eliyle beni gösterdi. "Kendisi kardeşim olur."
Herkes şaşkınlıkla bana baktı. "Son bir senedir dilinden düşüremediğin hem öğrencin hem de kardeşin olan kişiden mi bahsediyoruz a- komutanım?" diye sordu aralarından biri.
Yanaklarımın ısındığını hissedebiliyordum. "Evet o." diye kısa bir yanıt verdi abim.
"Ve bizim timde mi?" diye konuştu timdeki benim haricimdeki tek kız. "Ben Birgül Karadağ. Kıdemli Üsteğmenim. İstihbaratçıyım. Timin doktoruyum bu yüzden herkes bana doktor der." Adamlardan birini gösterdi. "Bu eşim Yunus Emre. Rütbelerimiz aynı. Ve dilsiz derler ona. Neden olduğunu zamanla öğrenirsin."
İkisiyle de el sıkıştım. "Memnun oldum." diye gülümsedim.
Ardından birbirlerine benzeyen iki adam yanıma geldi. İlk kendini sonra yanındakini gösterdi. "Ben Pars Ayhan. Bu da Sarp Ayhan. İkizim. İkimizin de rütbeleri astsubay üstçavuş. Bana yılan ona sakar derler. 26 yaşındayız." Sarp'a baktı. "Bir şey söylemeyi unuttum mu bro?"
"Bekarız. Ve bizi tanıştırmak istediğin arkadaşların olursa seve seve tanışmayı kabul ederiz." diye göz kırptı Sarp.
Elini sıkarken kulağına hafif yaklaştım. "Tabii ki tanıştırırım." dedim. "Memnun oldum." dedim ve Pars'a da aynı şekilde gülümsedim.
Sonra en yaşlıları ve büyük ihtimalle en rütbelileri geldi. "Binbaşı Kayra Akbulut." deyip elini uzattı sadece.
"Memnun oldum komutanım" diyerek başımı eğip kaldırdım.
Sonra diğerleriyle de tanıştılar. Sonra hepimiz beraber kafeteryaya gittik. Bir tarafıma abim diğer tarafıma Efe oturmuştu. Ben Efe'yle sohbet ederken ikizlerden biri konuştu. Kim kim öğrenmem zaman alacaktı büyük ihtimalle. Çünkü çok benziyorlardı birbirlerine. "Siz tanışıyor musunuz?" diye ikimizi göstermişti eliyle.
Başımı salladım. "Evet Efe akademiden en yakın dostum olur." diye gülümsedim. Keşke dostumdan fazlası olsa diye de içimden geçirmedim değil yani. "Sizin adınız neydi? Kusura bakmayın çok benzediğiniz içi karıştırıyorum." diye soru sorana baktım.
"Öncelikle resmiyeti kaldıralım!" diye uyardı. Başımı salladım. "Sarp ben" Eliyle saçlarını düzeltti. "Pars'a göre daha yakışıklı olduğum için beni yakışıklılığımdan tanıyabilirsin." Saçlarını düzelttiği elini aşağı indirirken masanın üstündeki suyu döktü. "Hay ben-" Küfür edecekti ki komutanların varlığını hatırlayınca dudaklarını birbirine bastırdı. "Pardon komutanım."
Masadaki herkes kahkaha attı. Oğuz, kahkahası arasında "Size neden sakar dediklerini şimdi çok iyi anladım komutanım." dedi.
Kahkaham artık karnımı ağrımaya başlarken zar zor durdurdum ve derin nefesler aldım. "Ayy karnım ağrıdı ya!" diye söylendim.
Endişeli iki çift göz bana döndü. "İyi misin?" diye abim ve Efe aynı anda.
Bir birine bir birine baktım. "İyiyim ya. Sadece çok gülmekten karnım ağrıdı."
İkisinin de yüz ifadesi yumuşadı. Özalp abinin elinde gördüğüm sazla hevesle Özalp abiye baktım. "A-" Abi diyecektim ki hem üstümüzde yeşiller olduğunu hem de karargahda olduğumuzu hatırladım. Bu yüzden boğazımı temizleyip tekrar konuştum. "Komutanım," deyince herkes bana baktı. Hay aksi burada herkes benden rütbeli. "Özalp komutanım" Çenemle elindeki sazı gösterdim. "Siz çalsanız ben söylesem" diye tereddütlü bir şekilde sordum.
Kubilay lafa atladı. "Sesin güzel midir?"
"Öyle derler,"
Her zamanki küçümseyici bakışlarından birini attı. "Ben pek öyle düşünmüyorum ama."
Sinirle dişlerimi sıktım. "Özalp komutanım patlatın bir parça. Ben size uyum sağlarım." dedim Kubilay'a bakmaya devam ederken. O ise beni takmıyor camdan dışarıyı izlerken elindeki çayı yudumluyordu. Abim elini omzuma koyunca ona döndüm ve 'yaparsın sen' dercesine omzumu sıkıp gözlerimi yumup geri açtı.
Ve Özalp abi sazını tıngırdatmaya başladı. Gözleri kapalı sadece müziğe odaklı çalıyordu Aysel Yakupoğlu - Gün Gelir parçasını.
Derin bir nefes alıp söylemeye başladım.
"Yârim, gezdiğin yola bakarım, uzun uzun
Gözlerim doldu yine
Aklıma, geldi yüzün oy
Yârim, gezdiğin yola bakarım, uzun uzun
Gözlerim doldu yine
Aklıma, geldi yüzün, oy" Gözlerim kendiliğinden kapandı.
Burayı Özalp abiyle beraber söylemeye başladık. "Al gözümden yaşları, gün gelir kurutursun
Yaz bunu bir kenara, gidersen unutursun
Al gözümden yaşları, gün gelir kurutursun
Yaz bunu bir kenara, gidersen unutursun" Biraz sustum. Melodinin biraz ilerlemesini bekledim.
"Limanın gemileri demir aldı, gidecek
Benim gözyaşlarımı kim gördü
Kim bilecek, oy
Limanın gemileri demir aldı, gidecek
Benim gözyaşlarımı kim gördü?
Kim bilecek? oy"
Tekrar Özalp abi ile beraber söylemeye başladık. "Al gözümden yaşları, gün gelir kurutursun
Yaz bunu bir kenara, gidersen unutursun
Al gözümden yaşları, gün gelir kurutursun
Yaz bunu bir kenara, gidersen unutursun" Son heceyi biraz uzatarak parçayı bitirdik ikimiz de.
Ve sadece bizimkiler değil bütün kafeterya alkışlamaya başladı. Özellikle Efe bana hayran olmuş gibi bakıyordu.
Yunus komutan dudaklarını büzdü. "Vay be." Sesinden memnuniyet akıyordu resmen. "Güzelmiş sesin"
Birgül abla lafa atladı. "Çok güzel kız sesin. Vallahi kulaklarımızın pasını sildin iki dakikada" diye o da iltifat etti.
Özalp abi göz kırptı. "Bunu tekrarlayalım. Sevdim seninle söylemeyi."
Sanırım Pars "Vallahi tekrarlayın bunu arada. Sesine ba-yıl-dım." Sarp da ikizini başını sallayıp onayladı.
"Tebrik ederim. Güzel söyledin" deyip yumruğunu uzattı Oğuz. Bende uzanıp yumruklarımızı tokuşturdum ve göz kırptım ona.
Efe hülyalı hülyalı başını salladı. "Çok güzeldi sesin" Sonra nerede olduğumuzun farkına varınca toparlandı ve boğazını temizledi. "Yani tebrik ederim güzel söyledin." diye kıvırmaya çalıştı.
Kayra komutan boğazını temizleyince ona döndüm. "Tebrik ederim. Güzel söyledin." Başımı salladım.
"Gökçe" dedi abim dili tutulmuş gibiydi. "Sesin ne kadar güzelmiş senin."
"Hepinize iltifatlarınız için teşekkür ederim." dedim gülümserken ama yanaklarımın da ısındığını hissedebiliyordum.
Yandan yandan Kubilay'a bakınca onunda memnun olduğunu ama gizlemeye çalışıp başarısız olduğunu gördüm.
Bir anda masanın başında oturan Kayra Komutanın yanında bir asker belirdi ve tekmil verdi. Daha sonra "Altay komutan bütün timi bekliyor komutanım." dedi ve gitti.
Kayra komutan kalkınca hepimiz ayağa kalktık. "Allah Allah hayır olsun inşallah." diye bir şeyler geveledi ağzında. "Hançer timi hadi gidip öğrenelim neler olduğunu." dedi.
Bizde onu başımızla onaylayıp arkasından ilerlemeye başladık.
------------------------------
Selamunaleykum ey ahali!
Sağlığınız sıhhatiniz nasıldır? İyidir umarım!
Bölüm nasıldı?
Bir sürü yeni yakışıklımız oldu. En sevdiğiniz hangisiydi?
Allaha ısmarladık canoolar...
Yorumlarınızı bekliyorum.
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
