9. Bölüm: Hisler

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 9. Bölüm: Hisler
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime · Okuduğun bölüm
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Aşk...

Aşkın tanımı nedir ki? Nedir aşk?

Türk Dil Kurumu'na göre iki farklı tanımı var aşkın. İlk anlamı; bir kimseye ya da bir şeye duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusu. İkinci anlamı ise; iki ayrı cinsin birbirine karşı duydukları bedensel ve ruhsal güçlü duygu, sevgi ilişkisiymiş.

Benim içinse tek bir kelime aşkın tanımı.

Gökyüzü. Çocukluğumdan beri gökyüzüne karşı ayrı bir hassasiyetim vardı. Gökyüzünün o eşi benzeri olmayan mavi rengi, üstünde süzülen pamuk şekeri andıran kar beyazı bulutları, bazen açan güneş, yağan yağmur veya kar, geceleri çıkan yıldızlar...

Özellikle yıldızlar. Gece çimenlerin üstüne bir tane çarşaf serip yatmak ve yıldızları izlerkende bir yandan onların takımlarını birleştirmeye çalışmak kadar güzel bir şey var mıdır ki dünyada başka?

Ama bu yaşıma kadar gökyüzü diye nitelendirdiğim şey ulaşılamaz bir sonsuzluktu. Ta ki son birkaç aya kadar... Yani Gökçe ile tanışana kadar. Onunla tanıştığımız an gözlerinin içine bakmıştım ilk. Yıllardır o gökyüzünde gördüğüm ulaşılamaz sonsuzluk bu sefer tam tersiydi, ulaşabileceğim kadar yakın bir sonsuzluktu onun gözleri.

Onun gözleri benim gökyüzümdü. O benim Göğüm'dü.

Bir lütuf muydu aşk yoksa kötülük mü?

Bir hastalık mıydı yoksa sağlık mıydı aşk? Eğer bir hastalıksa tedavisi var mıydı?

Aşka kesin bir kabın içine koymak çok zordur bana göre. Çok başka bir şeydir aşk. Gökyüzü gibi ucu bucağı yoktur. Sizi iyi de edebilir, hasta da edebilir ve bir kere aşk hastalığına tutulduysanız bir daha kurtulamazsınız, tedavisi yoktur aşkın...

Aşk bütün duyguları içinde barındıran kocaman bir çukurdur.

Çıkmaya çalıştıkça daha da dibe battığınız bir çukur... Bazen de zıplayarak ulaşmaya çalıştığınız bir gökyüzü...

Aşık olduğunuz insan için her şeyinizden vazgeçebilirsiniz ama aşık olduğunuz insandan asla...

Onun her damla gözyaşı için dünyayı yakabilir, onun gözyaşlarını akıtmasına sebep olanları bir kaşık suda boğabilirsiniz. Yeter ki onun canı üzülmesin, gözyaşları gözünde kalmaya devam etsin. Yeter ki onun yüzü her daim gülmeye devam etsin.

Gökçe de benim için öyle...

O benim karşımda yaşlarını akıtmamak için çabalarken kendimi hem çok çaresiz hem de her şeyi yerle bir edebilecek kadar güçlü hissediyordum.

Onun ağlamamak için çırpınan halini gördükçe yüreğimden bir parça kopuyordu sanki. Birde ne için böyle çırpındığını bilmemek koyuyordu. Kimlerin ağlattığını tahmin etmek zor değildi.

En sonunda kendi isteğiyle anlattı her şeyi. Annesiymiş . Her şeye sebep olan, onun önüne taş koyan, hayallerine engel olan aslında annesiymiş...

Hangi anne kızının hayallerinin önüne geçer ki?

Neymiş kız başına askerlik yapamazmış. Kadınların yapabileceği bir şey değilmiş askerlik. Askerliğin kızı-erkeği mi olur Allah aşkına!

Ama Gökçe her şeye rağmen burada, bütün olanlara rağmen dik durmayı başarabiliyor ve ben onunla gurur duyuyorum. Sanırım bazı durumlarda inat çok işe yarayabiliyor.

Her şeyi anlattıktan sonra onu kendime çekip sarıldım. Bu bardağı taşıran son damlaymış gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Hiçbir şey demedim. Onun teselliye değil şu an rahatlamaya ihtiyacı vardı. Yıllardır içinde biriktirdiği şeyleri boşaltması gerekiyordu. Ben sadece sarıldım. O kafası göğsüme yaslı kollarım arasında hüngür hüngür ağladı. Bir süre sonra hıçkırıkları iç çekişlere dönüştü. Daha sonra kafasını göğsümden kaldırdı.

Ondan bu okulu beraber bitireceğimiz hakkında söz aldım. Keskin nişancı olmak istiyormuş. Hedefleri vurmayı seviyormuş. Benim kalbimi tam on ikiden vurduğunu bilmeden heyecanlı bir şekilde konuşmuştu.

Daha sonra beraber okula girmiş kaydımızı yaptırmıştık. Fiziki ve yazılı testide en iyi sonuçlarla geçmiştik. Oradan çıkınca beraber güzel bir tost yedik. Daha sonra onu Yağmurların evine bıraktım.

Ne kadar Rüzgar'ın ona olan duygularını bilsem de bir-iki hafta içinde yurda taşınacağını kendime hatırlatıp rahatlatmaya çalışıyordum. Ne kadar başarılı oluyordum tartışılır ama başka çarem yoktu neticede.

Aradan geçen - daha doğrusu geçmek bilmeyen - bir buçuk hafta sonunda yine buluşmuştuk. Gökçe'yi yurda yerleştirecektik. Ertesi günde dersler başlayacaktı zaten.

"Kızlar bende kendi odama yerleşeyim sonra bahçede buluşuruz. Anlaştık mı?" dedim arabadan inen Gökçe ve Yağmur'a. İkisi de onayladıktan sonra ayrı yönlere yürümeye başladık.

Yerleşmem yaklaşık 2 saat sürmüştü. Bu süre zarfında odalar 2 kişilik olduğu için oda arkadaşımla da tanışmıştım. Selim. İyi çocuğa benziyor. Sadece biraz fazla konuşkan. Dakikada 30-40 kelime kullanabilecek kapasitede biri.

İşim bittiği için "Ben çıkıyorum Selim." dedim.

İki kapaklı dolabın kapaklarını kapatıp yanıma doğru yürümeye başladı. "Dur dur. Bende senle geleyim. İşim bitti benimde. Hem sen nereye gidiyorsun?"

Odanın kapısını kapatırken "Kızların tarafında kalan bir arkadaşım var. Onunla bahçede buluşacaktık." dedim.

Dudağını 'vay be' dercesine büzdü ve beni baştan aşağı süzdü. "Ne o manitan falan mı? Oha ikinizde asker. Çok güzel. Aaaaa. Hemen tanıştır beni da. Merak ettim kızı. Hadi hadi gidelim hemen." diye kolumdan çekiştirmeye başladı.

Sesli bir nefes verip kolumu ondan kurtardım. "Birincisi sevgilim değil. Ortak bir arkadaşımız sayesinde tanıştık. Onun yanında da böyle saçma sapan konuşursan seni eşek sudan gelinceye kadar döverim haberin olsun!"

Ellerini teslim olmuş gibi yukarı kaldırdı. "Tamam anladım. Manitan değil. Ve saçma sapan konuşma yok." Dudağına fermuar çekermiş gibi yaptı.

Beraber bahçeye doğru yürümeye başladık. Dışarı çıkarken banklarda oturan Gök'ü ve Yağmur'u gördüm. Gök de bizi fark edince buraya gelin der gibi elini salladı. Yanlarına gidince elimle Selim'i gösterdim. "Kızlar bu oda arkadaşım Selim." Sonra Selim'e döndüm. İlk Gökçe'yi sonra Yağmur'u gösterdim. "Selim bu Gökçe. Bu da Yağmur."

İkisi de Selimle el sıkıştı. Selim sağ elinin işaret parmağıyla ikisini gösterip "Hangisi bizimle asker olacak olan?" diye sordu.

Tam konuşacağım sırada "Benim!" diye heyecanla atıldı Gökçe.

Selim başparmağını işaret parmağına sürtüp "Gökçeydi değil mi?" diye sordu. Gökçe başını salladı. "Tekrar memnun oldum Gökçe."

"Bende memnun oldum." deyip hafifçe tebessüm etti.

Yağmur oturduğu yerden kalkıp "Benden bu kadar arkiler. Malum benimde okul var. Sonra görüşürüz." dedi.

"Tamam canım. Görüşürüz." Gökçeyle sarıldılar. Yağmur gidince üçümüz kaldık.

"Sınıflar nasıl olucak acaba?" diye sesli düşündüm.

Selim hemen atıldı. "Benim bildiğim 30 kişilik tim şeklinde oluyor ve her sınıfta en az 10 kız oluyor."

"Ayy inşallah aynı sınıflara düşeriz." diye el çırptı Gökçe. Onun bu çocuksu halleri çok hoşuma gidiyordu.

İç çektim. "İnşallah Gök inşallah," diye fısıldadım.

Arkadan birinin sesi geldi. "Sınıflar panolara asıldı. Herkes baksın!"

Hemen yerimizden kalkıp o tarafa yürümeye başladık. 20 sınıf açılmıştı. Fiziki testteki başarımıza göre ayarlanmıştı sınıflar. Gökle test sonuçlarımız birbirimize çok yakındı bu yüzden aynı sınıflara denk gelmiştik ama Selim başka sınıftaydı.

Gök bana dönüp "Efe aynı sınıfa denk gelmişiz." dedi.

Başımı salladım. "Gök zaten fiziki test sonuçlarımız birbirine çok yakın. Şaşırılacak bir şey değil bu."

Bilmiş bir şekilde sırıttı. "Evet senden yüksek puan aldığım fiziki test."

Bir süre daha beraber takıldık. Daha sonra saat 8'e doğru odalarımıza geri döndük. Yarından itibaren bizi yoğun bir tempo bekliyordu. Odaya girdikten sonra Selim'e başımın ağrıdığını ve hemen uyuyacağımı söyledim. Selim başını salladıktan sonra yatağın içine girdim ve gözlerimi kapattım.

-------------------------------

Hollaaa!
Bütün gün Almanca çalışınca ben shshshshshsh

Nasılsınız canlar?

Bölüm uzun oldu. Ama bence güzel de oldu. Arada böyle uzun bölümler yazmayı planlıyorum.

Sizce Gökçe, Rabia'ya neler yapacak?

Jsjsjsjsjjsjsjdjs aklıma geldikçe gülüyorum.

Gökçe de Deniz Efe'ye birşey hissetmeye başlıyor mu acaba?

Zaman gösterecek canlar

Sol alt köşedeki yıldızı parlatın lütfen.

Seviliyorsunuz...

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.