14. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller
Bölümler 36Şu an: 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yemin Töreni Günü;
Hiç bir hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?
Gerçekleştirdiyseniz eğer bunun çok kolay bir şey olmadığını benim gibi bilirsiniz.
Ben asker olabilmek için annemden vazgeçtim.
Akademiye kayıt yaptırmaya geldiğim gün karşıma geçtiğinde yaşadığım sinir patlamasından sonra onu bir daha ne gördüm ne de arayıp sordum.
Hoş o da beni arayıp sormadı...
Ama babamla ve kardeşlerimle telefonda konuşuyorduk.
Özellikle de Erenle...Onunda benim gibi asker-polislere karşı bir hayranlığı var. Ama o polis olmak istiyor. Şu aradan geçen 5 sene içinde okullarının her tatil olduğu zaman gelip beni ziyaret ediyordu üçü.
Aralarında hiçbir zaman annem yoktu. Bu beni biraz üzse de aklıma bana dediği şeyler gelince o üzüntüm buhar oluyordu.
Diğer bir taraftan Efe'yle dost olmuştuk. Aynı Yağmur gibi benim hakkımda her şeyi biliyordu. Ona karşı sonsuz bir güvenim vardı. Tanıştığımız ilk andan itibaren. Yani derenin kenarında ağlarken yanıma gelip benimle konuştuğu zamandan beri aramızda bir bağ vardı. Bu bağı hala çözememiştim. Ama onu çok kıskanıyordum. Özellikle de kızlardan. Ama içimdeki duygu tufanının ne demek istediğini bir türlü çözemiyordum. Bu yüzden işi akışına bırakmıştım.
He birde Efe'de akademideki bir bomba uzmanından aynı benim gibi özel ders almıştı 5 sene boyunca. Onun yeteneğini keşfettikten sonra. İkimizin de işler gönlüne göre olmuştu.
Tatillerde Yağmurla beraber Ülkü'nün okuduğu şehre gitmiş ve beraber vakit geçirmiştik. Bazen de Ülkü bizim yanımıza gelmişti. Tatilin en sevdiğim yanı onlarla beraber geçirdiğim zamanlardı sanırım.
Fatihle de iyi arkadaş olmuştuk. Onunla vakit geçirmeyi seviyorum bazen ne kadar beni sinir etse de. Sürekli beni güldürmeyi başarıyordu. En mutsuz anımda bile...
Efe'nin oda arkadaşı Selimle de, Fatih kadar olmasa da iyi anlaşmıştık.
He birde gereksiz Rabia vardı. Onu okulda sadece ilk 2 sene görmüştüm. Akademiden atıldı mı yoksa kendi rızasıyla mı ayrıldı bilmiyorum ama akademide olduğu 3 sene boyunca günlerimizi birbirimize dar etmiştik. Gittiği için memnun değilim desem yalan olur şimdi.
Alparslan Çevik. Önce komutanım sonra eğitmenim en sonunda da abim olmuştu. Bana 5 sene boyunca keskin nişancılık eğitimi vermişti. Özel olarak. Bu da bizi yakınlaştırmıştı haliyle. Hayatım boyunca istediğim ama hiç olmayan abi güvenini tattırmıştı bana. Kendisi istemişti ona abi dememi. Hatta babamla da tanışmışlardı. Ama pek iyi anlaşabildikleri söylenemez. Onun sayesinde zaten iyi olan atışlarımı daha da geliştirmiştim. Hatta gözlerim kapalı, hislerimle bile bir hedefi ölümcül yerlerinden vurabiliyorum. Kendisine minnettarım.
Akademide geçirdiğim süre boyunca dövüş yeteneklerimi daha da geliştirmiştim. Bir kerede 4-5 kişiyle dövüşebiliyorum. Tabi bunda önceden aldığım derslerin ve yine Alparslan abinin etkisi çoktu.
Şu an da ise üstümde resmi üniformamla yemin töreninin yapılacağı yere gidiyordum. Çok zorlu bir 5 senenin ardından akademiyi birincilikle bitirmiştim.
İlk üçe plaket verilecekti. Plaketleri aldıktan sonra birinci olduğum için ufak bir konuşma yapacaktım. Açıkçası biraz heyecanlıydım.
Hayallerimin mesleğini elime almıştım. Hem de istediğim konumda: Kesin nişancı olarak...
Yaşadığım mutluluğu kelimelere sığdıramam.
"Gök!" diye bağıran Efe'nin sesiyle düşüncelerimden koptum. Bakışlarımı kahvelerine sabitlemeden önce baştan aşağı onu süzdüm. Üstünde aynı benim gibi resmi üniforma vardı.
Tam üstüne oturmuştu. Çok yakışıklı gözüküyordu. Mavilerimi kahvelerine sabitlediğim sırada yanıma gelmişti. O da beni baştan aşağı süzdü. 'Vay be' dercesine dudaklarını büzdü, başını salladı. "Yakıyorsunuz Gök Teğmen'im." Bana neden hala 'Gök' dediğini çözememiştim ama hoşuma gidiyordu.
Hitap şekline kıkırdadım. Aynı onun yaptığı gibi dudaklarımı büzüp kafamı salladım. "Sizin de benden aşağı kalır yanınız yok Efe Teğmen'im."
O da güldü. "Ee nasılsın bakalım. Hazırladın mı konuşmanı falan?"
Başımı salladım. "Biraz heyecanlıyım. Konuşmayı da içimden nasıl geliyorsa öyle yapacağım." Çenemle kendisini gösterdim. "Sen nasılsın akademi üçüncüsü?" Evet Efe'de üçüncülükle bitirmişti.
"Senin kadar iyi olmasa da iyiyim akademi birincisi. Ee sizden kimler geliyor bakalım?" diye sordu meraklı bir tınıyla. "Bizden annemle babam geliyor. Zaten evde başka kimse yok."
Evdekileri düşünmek yüzümü düşürmüştü. O da yüzüme bakınca kırdığı potu anladı ve hemen ellerini kollarıma koyup kâh hafifçe sıkarak kâh rahatlatmak için okşadı. "Hey düşürme yüzünü. Sen akademi birincisisin ya birinci. Gülsün biraz yüzün."
Kendime gelmek için derin bir nefes aldım ve omuz silktim. "Babamla Eren kesin geliyor ama Afra gelir mi bilmiyorum. Annemi hiç sorma." Sonra aklıma gelenle gözlerimi gözlerine sabitledim. "Haa bak söylemeyi unuttum. Törenden sonra Yağmurlarla dışarı çıkacağız eğleneceğiz biraz ve sende geliyorsun." İtiraz edecekti ki, "İtiraz yok!" diye kesin bir dille uyardım onu.
Mecbur başını salladı. "Peki Teğmen'im." Hitabına kocaman bir kahkaha attım.
Elimi 'hadi hadi' dercesine salladım. "Haydi bakalım. Tören alanına."
Beraber tören alanına gittik. Saat 10 olunca tören başladı. Önce sınıf olarak bir Türk bayrağının etrafına diziliyor ve komutanın söylediği şeyleri tekrar ederek yemin işini hallediyorduk.
Sıra bizim sınıfa gelince hepimiz bayrağın etrafına dizildik. Komutan yemini söylemeye başladı. "Barışta ve savaşta karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde," Hepimiz tekrar ettik. "milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara," Tekrar tekrar ettik. "ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu," Yine tekrar ettik. "Türk Sancağının şanını canımdan azız bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda edeceğime," Yine tekrar ettik. "namusum ve şerefim üzerine and içerim!" Tekrar etmeden önce hazır ola geçtik.
Herkesin yemin etme işi bittikten sonra bir komutan kürsüye çıktı ve akademinin ilk üçünü açıkladı.
"Üçüncümüz, Teğmen Deniz Efe Ataman!" dedi. Alkış tufanı. Komutu alan Efe oraya doğru yürüdü.
"İkincimiz, Teğmen Ceyhun Tüten." dedi. Yine bir alkış tufanı. Ceyhun olduğunu düşündüğüm çocukta Efe'nin yanına doğru gitmeye başladı.
Benim ismimi söylemeden önce Ceyhun'un platforma çıkmasını bekledi." Ve son olarak," Kalbim ağzımda atmaya başladı. "Birincimiz, Teğmen Gökçe Demir." Ve bir tane de benim için alkış tufanı koptu. İsmim açıklandıktan sonra bende platforma doğru ilerledim ve çıktım. Alparslan abi Efe'den başlayarak plaketleri verdi. Sıra bana gelince arkası kalabalığa dönük olduğu için gülümsedi ama ben sadece başımı hafif eğip kaldırmak zorunda kaldım. Kürsüdeki komutan, "Şimdi Teğmen Gökçe bir konuşma yapacak. Onu kürsüye davet ediyorum."
Kürsüye doğru ilerledim. Komutan benim geçmem için kenara çekildi. Ona baş selamı verdim. Ve karşımdaki kalabalığa baktım. Önde bir sürü ana kuzusu üniformalarıyla ayakta, yine bir sürü ana-baba arkada benim yapacağım konuşmayı duymak için sessizliğe gömülmüştü. Derin bir nefes aldım. "Benim 8 yaşından beri hayalim asker olmak. Ve bugün burada bu hayalimi gerçekleştirdim. Sanmayın ki kolay oldu." Gözlerimin hafif dolduğunu hissettim ama devam ettim. "Karşıma bir sürü engel çıktı. Engellerin en büyüğü ise cinsiyetimdi. Herkes bana kadın başıma dağlarda ne yapacağımı sordu. Asker olmak istiyorum dediğimde 'Başka meslek mi kalmadı da asker olmak istiyorsun!', 'Askerlik zor meslek yapamazsın.', 'Dağda ne işin var senin?!' gibi bir sürü cevap aldım. O gün sustum. Ama şimdi bugün burada konuşuyorum. Siz evlerinizde rahat rahat oturun diye dağa çıkacağım. Siz rahat oturun diye şehit olan arkadaşlarımın kanını yerde bırakmamak için çıkacağım o dağa." Nefes molası verdim. "O kanı bozukların kaçırdığı çocukları kurtarıp cefalı analarının evlat acısı çekmemesi için çıkacağım. O şerefsizlere bir karış toprak vermemek için savaşacağım. Ve belki bir gün yüce rabbim izin verirse şehitlik mertebesine ulaşmak için çıkacağım o dağa." Sesim hafiften çatallaşmaya başlamıştı. Ve sol gözümden bir damla yaş aktı. "Bizim içimize işlemiş olan bir ayrım var. İsterse kadınlarda erkekler kadar asker olma hakkına sahip. Çünkü bizim milletimizin sadece erkekleri savaşçı değil. Bizim kadınımız da yaşlımız da gencimiz de savaşçı. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında erkeklerin olduğu kadar kadınların da emeği çok. Bu yüzden kızlarınızı kısıtlamayın 'asker olamazsın başka iş mi kalmadı' diye." Gözümden bir damla yaş daha düştü. "Bunun en büyük kanıtı benim. Ben bana 'olamazsın, yapamazsın' diyen herkese cevap olsun diye asker oldum. Ve elimden gelen en iyi şekilde vazifemi yerine getireceğim. Özellikle benden küçük olanlara tavsiyem: Kesinlikle sizden başkasının sizin için bir yol çizmesine izin vermeyin. Çünkü o yolun sonunda ne kadar başarılı olsanız da hissettiğiniz tek şey mutsuzluk olur. Benim bu konuma gelmeme yardım eden komutanlarıma, yol arkadaşlarıma," Başımı çevirip Efe bakıp konuştum. "Her başım sıkıştığında yanımda olan, beni hep koruyup kollayan Teğmen Deniz Efe'ye de özel teşekkürlerimi sunuyorum." Karşımdaki insanlara dönüp başımı eğip selam verdim. "Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim." dedim ve arkamı dönüp yerime geçtim. Yüzümü ne kadar sabit tutmaya çalışsam da hüngür hüngür ağlamak istiyordum. Efe'nin başını hafif bana çevirdiğini hissedince bende ona çevirdim başımı hafifçe. Gözleri doluydu. Bu görüntü ağlama isteğimi daha da körüklüyordu. Bu yüzden önüme döndüm ve tören bitene kadar ona bakmadım.
Tören bittikten sonra insan yoğunluğu azalsın diye bekledik. İnsanlar azaldıktan sonra önce üstümüzü değiştirdik. Sonra bizde sessizce çıkışa gittik. Çıkışa yaklaştığımız sırada adımlarımı biraz hızlandırıp Efe'nin önüne geçtim ve beline kollarımı doladım ve akmak için direnen gözyaşlarımı serbest bıraktım. İlk başta afallasa da kısa süre sonra o da bana sarılmıştı. Bir süre onun kollarında ağladım. Aradan ne kadar geçti bilmiyorum ama arkamdan gelen kadın sesiyle kollarının arasından çıktım ve arkamı döndüm.
Dönmez olaydım.
"Gökçe," diyen kızarmış gözleriyle bana bakan annem vardı karşımda. Bir anda annem bana koşup sarıldı. Ağlamaya başladı. Ona ne sarıldım ne ittirdim. "Sana öyle şeyler dememem gerekiyordu. Beni affetmen zor biliyorum. Hiç iyi şeyler söylemedim sana. Ama affettirmem için bir şans verir misin bana?" Burnunu çekti. Benden geri çekilince onu süzdüm.
Zayıflamıştı. Hem de baya bir zayıflamıştı. Ağlamaktan gözleri hem şişmiş hem de kan çanağına dönüştü. Ve aradan geçen 5 senede onu gerçekten çok özlemiştim. Bu sefer ben sarıldım ona. "Teşekkür ederim kızım. Teşekkür ederim." diye fısıldadı kulağıma. Tebessüm ettiği sessinden bile anlaşılıyordu.
Sarılmamız bitince Efe'yi yanıma çağırıp annemle tanıştırdım. Efe tanıştıktan sonra ailesinin onu beklediği için gitmesi gerektiğini söyledi ve birkaç gün sonra bizi evlerine yemeğe davet edip gitti.
Bizde akademinin kapısından çıkacağımız sırada arkamdan gelen Alparslan abinin sesiyle duraksadım ve yönümü ona çevirdim. Benimle beraber annem, babam ve kardeşlerimde dönmüştü ona yüzünü.
Elinde bir tüfek kılıfıyla bana doğru koşuyordu. Önümde durunca bana tüfek kılıfını uzattı. "Bu benim ilk keskin nişancı tüfeğim. Adı Yasemin. Artık senin olmasını istiyorum." diye tebessüm etti.
Ağzım şaşkınlıkla açıldı. "A-abi ben bunu kabul edemem."
Kılıfı elime tutuşturdu. "Bal gibi de kabul edersin. Hem hediyeyi kabul etmemek kabalık olur." dedi ve arkasını döneceği sırada annemle göz göze geldi. Yutkundu. Hem de öyle bir yutkundu ki sesi taa fizandan duyuldu.
Annem ilk önce kaşlarını çattı sonra tanışmış gibi kaşlarını kaldırdı. "Alparslan, oğlum." diye fısıldadı.
Oğlum mu?
Benim ve kardeşlerimin şaşkın bakışları anneme döndü. "A-anne," dedi bu sefer Alparslan abi.
Anne mi? Ne dönüyor burada?
---------------------------------
Naber canlarr?
Nasıl gidiyor?
Ehehehehe ben ne dedim size kdkdkdkdkd
Bende işler karışık. Neyse boşverin.
Sizce neler olacak?
Yıldızı patlatmayı unutmayın lütfen🥺🥺
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
