21. Bölüm: Kavuşma

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 21. Bölüm: Kavuşma
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime · Okuduğun bölüm
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Gördüğüm rüyayla nefes nefese kalktığım yerden doğruldum.

Rüyamda abim, Efe'yle beni öğreniyordu. Daha sonra görevdeyken Efe'yi öldürüyor ve suçu teröristlere atıyordu ve ben bütün bu olanlara tanık olduğum için kafayı yiyordum. Birine iftira attığım için meslekten men ediliyordum ve en sonunda beni tımarhaneye yatırıyorlardı!

Düşünmesi bile tüylerimin diken diken olması için yeterli bir sebepti.

Meslekten men edilmek mi? Aman Allah'ım sen gösterme!

Üstümde hafif bir ağırlık hissedince kucağıma baktım. Ve bir pike vardı. Yattığım koltuğa baktım. Ben dün gece tekli koltuktaydım şimdi ise üçlü kanepedeydim.

Neler oluyor ya!?

Şaşkınlıkla etrafıma bakınca gece benim yattığım koltukta uyuyan Kubilay'ı görmek benim için çok büyük bir sürpriz olmuştu.

"Kubilay?" diye konuştuğum sırada sıçrayarak uyandı. Ve etrafına baktı. Sanırım nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gözleri benim üstüme gelince yumuşadı.

Esnerken konuştu. "Günaydın."

Cevap vermeden üstümdeki pikeyi sıyırıp ayağa kalktım. Panikle koluma tutundu. "Bir dakika beni dinler misin?"

Oldukça soğuk şekilde baktım yüzüne. "Ne için? Beni daha fazla aşağılaman için mi?" diye sordum alayla. "Gerek yok. Sağ ol. Ben hayatım boyunca aşağılanmaya maruz kaldım. Seninki eksik kalsın."

Yutkundu. Sanırım benden böyle bir şey beklemiyordu. "Anlamadım. Hayatın boyunca mı?" dedi.

İstifimi bozmadan aynı soğuklukla yüzüme bakmaya devam ettim. "Ben buraya kadar kolay gelmedim tamam mı?" Aklıma gelenlerle yutkunamadım. "Önümde hep engellerim vardı. En büyük engelim de cinsiyetimdi. Ve ben adımın Gökçe olduğu kadar eminim ki sen de cinsiyetim yüzünden beni küçük görüyorsun!" dedim acımasızca. Umutsuzlukla omuzlarını düşürdü. Kolumu ondan kurtardım, ve kapıdan çıkmadan önce omzumun üstünden ona baktım. "Ve bilmeni isterim ki gönlümü almada bu kadar kararlıysan bu sadece beni koltuğa yatırıp üstüme pike örterek olacak bir şey değil. Şimdi gidip tim hakkında bilgi almam gerekiyor." deyip odadan çıktım.

Üstümdeki kamuflajın kargo cebindeki telefonumu çıkardım ve saate baktım. Beklediğimden erken bir saatte uyanmıştım. Saat daha 6.57'ydi. Gün yavaş yavaş doğuyordu. Tahminen 3-3.30 saat uyumuş olmalıydım.

Adımlarımı toplantı odasına çevirdim ve kapıyı tıklattım. 'Gir' komutu geldiği zaman içeri girdim ve tekmil verdim. "Teğmen Gökçe Demir."

"Gel Gökçe gel." dedi neşeli bir sesle Altay komutan.

"Komutanım bu neşenizi bizimkilerin iyi olduğuna ve buraya döndüklerine yorabilir miyim?" diye sordum.

Aynı neşeyle başını salladı. "Çok doğru bir çıkarım Gökçe. Helikopter yaklaşık 5 dakika önce havalandı. Buraya geliyorlar."

Bir adamın neşesi bile anca bu kadar sert olabilirdi herhalde!

Sevinçten yerimde zıplamak istiyordum. "Ben çıkıp hazırlık yapayım o zaman komutanım." dedim çıkışa yönelirken.

Çatık kaşlarla bana baktı. "Ne hazırlığı?" diye sordu.

Tebessüm ettim. "Özalp komutanım time kahvaltımı çok övmüş. Onlar da görev dönüşü bize bir kahvaltı hazırlarsın demişlerdi." Derin bir nefes aldım. "Şimdi aç gelirler zaten. Arzu ederseniz sizde gelebilirsiniz. Beni çok mutlu edersiniz."

Başını salladı. "Hançer senin gibi birine sahip oldukları için çok şanslı." Titrek bir nefes aldı. "Teklifine gelecek olursak," deyince hevesle Altay komutana baktım. "Gelmeye çalışacağım." dedi başını sallarken.

İzin isteyip dışarı çıktım. Kafeteryaya indim. Bizim sığacağımız kadar büyüklükte olan bir masanın önüne geçtim. "Heh bu bize yeter." diye ellerimi çırptım.

İçerideki erlerden birini gözüme kestirip yanıma çağırdım. "Pist koçum bak bakalım buraya!" diye elimle yanıma gelmesini işaret ettim.

Koşa koşa yanıma geldi. Tekmil verecekti ki onu elimle durdurdum. Bir elimi omzuna koyup hafifçe eğildim. O da omzundaki elime kısa bir bakış atıp benim gibi eğildi. "Koçum önce söyle bakalım adın ne senin?"

"Zülfikar, komutanım."

"Heh Zülfo. Sen şimdi bana mutfağı göster." Bakışlarımı seçtiğim masaya çevirdim. Çenemle masayı işaret ettim. "Sonra da bu masaya kimsenin oturmamasını sağlıyorsun. Anladın mı?"

Başını salladı. "Anladım komutanım." deyince doğruldum.

Çenemle önümü işaret ettim. "Düş bakalım önüme Zülfo."

Zülfikar bana mutfağı gösterdi. Mutfağa girdim ve menemen yapmaya başladım. Saate bakınca marketlerin açılma saatinin geldiğini fark edince başka bir er çağırdım. "Aslan bak bakalım buraya."

"Buyurun komutanım"

Önündeki menemene tuz atıp ona döndüm. "Sen şimdi en yakın markete gidip kahvaltılık her şeyden alıyorsun tamam mı?" derken elimi cebime atmış abimin gitmeden önce verdiği paralardan 3 tane iki yüzlüğü ona uzatmıştım. "Peynir, zeytin, reçel, salça, kahvaltılık ne bulursan al."

Başını salladı. "Tamam komutanım."

Gitmeye kalktığı sırada "Adın neydi senin?" diye sordum.

Omzunun üstünden bana bakıp "Aslan komutanım" dedi ve gitti. Arkasında da şaşkınlıktan neredeyse menemeni yakacak olan bir Gökçe bıraktı.

İsmini nasıl tutturmuştum ben ya!?

Menemen hazır olunca altını kapattım ve kafeteryaya geçip masayı bir güzel sildim. Tabakları, çatalları ve çay bardaklarını dağıttım. Mutfağa geri dönüp menemeni tabaklara böldüm. Onları da içeri taşıdım. Geri mutfağa dönerken masaya üşüşmeyi bekleyen akbabaları gördüm. "Menemenimden uzak durun!" diye sertçe uyardım. Mutfağa döndüğüm sırada içeri elinde poşetlerle Aslan girdi.

"Geldim komutanım." dedi elindeki poşetleri tezgaha bıraktı.

Elini cebine atıp para üstünü çıkıyordu ki cebindeki elini tuttum. "Yol parası olarak düşün sende kalsın." dedim ılıman bir tonda. Başını salladı. "Bana yardım eder misin? Yetiştiremeyeceğim yoksa." dedim. Bir yandan da poşetlerdekileri çıkarıyordum.

"Emredersiniz komutanım!" dedi ve bana yardım etmeye başladı.

Yandan bir bakış attım. "Şu an emir vermiyorum. Rica ediyorum Aslan." dedim ve işime döndüm. Aslan cevap vermedi.

Aslan sayesinde kısa süre içinde masayı hazır etmiştik. Yanımda benimle beraber masaya bakan Aslan'ın omuna elimi koyup sıktım. "Eyvallah be Aslan. Çok yardım ettin."

Aslan'ın cevap vereceği sırada içeri koşarak bir asker girdi. "Gökçe komutanım!" diye bağırdı. "Helikopter piste iniyor"

Koşarak piste doğru ilerledim ve helikopterin inmesini bekledim.

Herkes helikopterden inince Altay komutanın karşısına geçti. Orada kısa süre oyalandılar. Ama o kısa sürede üstümde iki çift göz vardı. Biri abim biri Efe'ydi.

Altay komutan onlara dağılabilirsiniz emri verip gidince koşarak yanlarına gidip abimin boynuna sarıldım. "Hoş geldiniz"

Abim de ellerini belime doladı. "Hoş bulduk."

Abimden ayrıldım. Yanıma Özalp abi geldi. Kollarını iki yana açtı. "Şortlu abiye sarılmak yok mu?" diye fısıldadı. Onunda boynuna sarıldım. "O hitabın hoşuna gittiğini biliyordum!" diye fısıldadım bende bilmiş bilmiş.

Ondan da ayrılınca time baktım. "Sağ salim döndüğünüz için size sürprizim var." dedim hevesle. "Açsınız değil mi?" diye sorduğum sırada Özalp abi lafa atladı.

"Tahmin ettiğim şeyi yaptığını söyle!" Gözleri parlıyordu resmen.

Başımı salladım. "Evet kahvaltı hazırladım." Elimi 'hadi' dercesine salladım. "Hadi herkes kafeteryaya."

Hep beraber kafeteryaya gittik. Sarp masayı görünce ıslık çaldı. "Gökçe bu kız arkadaşlarından daha makbule geçti. Haberin olsun" deyince kıkırdadım.

"Hadi siz geçin oturun. Ben çayları doldurup geleceğim." dedim.

Efe "Hepsini taşıyamazsın bende sana yardıma geleyim" diye atılınca onunla hasret gidermek istediğim için ses etmedim. Mutfağa ilerledim.

İçeri girince kalçamı tezgaha yasladım. "Sevgilimm" diye içeri girdi Efe.

Koşup boynuna atladım ve kafamı boynuna gömüp kokusunu içime çektim. Onunda kolları belime dolandı ve beni havaya kaldırıp bir tur etrafında döndürdü. "Hoş geldin Teğmen'imm"

O da aynı şekilde kokumu içine çekti. "Hoş buldum." Uzanıp saçlarıma ufak bir öpücük bıraktı ve saçlarımın kokusunu içime çekti.

"Hadi hadi çayları dolduralım hemen. Çok beklemesinler" dedim ve istemeye istemeye çayları doldurup içeri götürdük.

Baktığımda Altay yarbayın da geldiğini gördüm. "Hoş geldiniz komutanım. Beni çok mutlu ettiniz." dedim gülerken.

Özalp abi her zamanki gibi ağzını tıka basa doldurmuştu. Ağzındakileri yuttuktan sonra "Sen olmasan ne yapardım ben Gökçe. Vallahi ben bu zamana kadar aç geziyormuşum." dedi ve ağzına bir şeyler daha tıkıştırdı.

Yunus Emre abi de ona katıldı. "Valla güzel olmuş menemen. Ellerine sağlık."

Otuz iki diş sırıttım. "Afiyet olsun."

"Bakın kardeşim diye demiyorum eli lezzetlidir." diye göğsünü kabarttı abim.

Ondan sonraki birkaç saat çok eğlenceli geçmişti. Sarp sürekli Efe'nin nasıl binayı patlattığından bahsediyordu.

Kahvaltı bitince herkes dinlenmek üzere evlere dağılmıştı. Bizde Özalp abi ve abimle eve geçmiştik.

Üçümüz de salona geçince karşılarına geçtim. "İkiniz de yara almayıp sözümü dinlediğiniz için teşekkür ederim" dedim. Kollarımı iki yana açtım. "Şimdi bir değil iki abi sarılması istiyorum." diye gözlerimi belertip masum kedi gözleriyle baktım.

İkisi de ayağa kalkıp bana sarıldı. Daha sonra Özalp abi odasına geçince abimle ikimiz baş başa kaldık. "Abi," diye tereddütlü bir şekilde konuştum. "Beraber uyusak olur mu?"

Cevap olarak koltuktan kalkıp elimi tuttu ve beni odasına götürdü. Beraber yatağın içine girdik. Abime yanaşıp kafamı göğsüne yasladım. Abim de bana sarıldı. "Teşekkür ederim." dedim mayışmış bir şekilde.

"Ne için?" diye sordu abim.

Uykuya dalmadan önce "Beni abisiz bırakmadığın için." dedim ve kendimi karanlığa bıraktım. Ama hissettiğim abimin bana daha sıkı sarılmasıydı.

-----------------------------
Yine yine ve yine beeeeennn!

Keyifler nasıl bakalım?

Valla burada havalar bozuk ya. Fırtına uyarısı falan!

Gökçe'yle Deniz'i diyorum, araları diyorum, fırtına diyorum... Gerisini siz anlayın artık.

Neyse bir sonraki bölümde hız kesmeden devam ediyoruz!!!

Yorum! Zaten aklınızda olduğunu biliyorum ama artık adet oldu. Adet yerini bulsun diye yazayım dedim.

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.