34. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller32. Bölüm: Anlaşılmak
Bölümler 36Şu an: 32. Bölüm: Anlaşılmak
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Anlaşılmak...
George Orwell'ın dediği gibi insan sevilmekten çok anlaşılmak ister.
Ama herkes herkesi anlayamaz.
Başka biri bir sözünde de 'Bir insanı sadece iki kişi anlar. Biri onunla aynı şeyleri yaşamış olan insan diğeri de onu çok sevmiş olan insandır.' der.
Bende şu an sadece anlaşılmak istiyorum.
Yaptığım doğru bir şey mi?
Kesinlikle değil.
Ama böyle bir ilişkiyi ilk defa yaşıyorum. Ve ne yapacağımı bilemedim.
En önemlisi de hayatım boyunca istediğim gibi bir ailem olmuştu. Hep istediğim gibi abilerim olmuştu. Ve ben bu aileyi diğer ailem gibi kaybetmek istemiyorum.
Bu yüzden yaptığım ne kadar yanlış bir şey olsa da anlaşılmak istiyorum.
O kadar canıma tak etmişti ki Sarp'ın evdekilere ne diyeceğini bile umursamadan hızla çıkmış ve arabaya atlamıştım.
Hiçbir şeyi umursamıyordum. Etrafımdaki arabalara makas atarken bana korna çalmalarını, durmadan çalan telefonumu, açtığım camdan yüzüme vuran ve gözlerimi yaşartacak kadar şiddetli olan rüzgar hiçbir şey umurumda değildi.
Sadece sürdüm. Sadece bir kere Efe'yle geldiğim orman gibi bir yere geldim. Arabayı giriş kısmındaki otoparka park ettim ve arabadan inip temiz havayı derince içime çektim.
Ağlamıyordum. Sadece sinirliydim. Ve birazda kırgın...
Yine telefonum çalmaya başladı. Kafamı eğip arayana baktım.
Efe'm💞 arıyor...
Onun aramasını cevapladım. "Efendim" dedim duygudan arınmış ruhsuz bir sesle.
"Gök neredesin? Evden niye öyle hızla çıktın?" diye sordu endişeyle.
Kaşlarımı çattım. "Sarp anlatmadı mı?"
"Neyi anlatmadı mı? Neyi?" dedi isyan eder bir şekilde.
"Sarp bizi öğrendi Efe." dedim dan diye.
"Nasıl öğrendi? Sarp senin yanına ne zaman geldi ya? Lavaboya gitmişti o." dedi hatırlamaya çalışır gibi. "Sen evden çıktıktan sonra geldi. Ama tuhaf bir haldeydi. Sonrada evden fırladık zaten hepimiz." Sarp'ın bizim hakkımızda bir şey demediğine anlamıştım. Ve sevinmiştim. Çünkü bunu benden, bizden duymaları gerekiyordu.
"Efe," dedim anda. "Biz yanlış bir şey mi yapıyoruz?" dedim sakince.
"Ne yanlış bir şeyinden bahsediyorsun?"
"Biz sevgili olarak yanlış bir şey mi yaptık?" Bir süre sustum. "Birbirimizi severek hata mı yaptık?"
"Gök ne diyorsun sen ya?" diye sordu şaşkınca. "Biz hiçbir yanlış yapmadık. Ha bir yanlışımız var." derken sözünü kestim.
"Time söylemeyerek hata yaptığımızı biliyorum." dedim şakaklarımı diğer elimle ovarken.
"Şimdi bana nerede olduğunu söyle Gök!"
Başımı iki yana salladım. "Söyleyemem. Kafamı toplamam gerekiyor. Bunun içinde yalnız kalmam gerekiyor." dedim. "Senin aramanı da iyi olduğumu söylemek için açtım. Ve kapattıktan sonra telefonu kapatacağım. Belki sabaha karşı giderim eve."
"Yanına gelmeyeyim. Sadece nerede olduğunu söyle. Güvenli bir yerde misin onu bileyim." dedi. Resmen yalvarıyordu.
"Hayır olmaz."
"Tamam," dedi kabullenerek. "Bari yanında silah var mı onu söyle."
"Arabada var tabanca." dedim arabaya binerken.
"Onu yanına al ve yanında hiç ayırma tamam mı?" dedi endişeyle. "Bak bari bunu yap. Yoksa aklım sende kalır." dedi. "Sanki şu an aklım kalmayacakmış gibi..." diye geveledi ağzında.
Torpido gözünde bulduğum silahı kucağıma koydum. "Tamam yanımda olacak. Şimdi kapatacağım." dedim ve derin bir nefes aldım ve "Seni seviyorum" diye fısıldadım.
"Bende seni seviyorum. Lütfen dikkat et kendine." dedi ve aramayı sonlandırdı.
Telefonu tamamen kapatıp yolcu koltuğuna fırlattım. Arabadan indim ve silahı arka tarafıma eşofmanın beline sıkıştırdım. Arabayı da kilitleyip yürümeye başladım.
Ayak tabanlarım ağrıyana kadar yürüdüm. Daireler çizdim.
En sonunda bir ses duydum. "DÖVÜŞ! DÖVÜŞ!" diye bağırıyordu birileri.
Yönümü o tarafa çevirip yürümeye başladım. Yakınlaşınca tabancayı çıkarıp gözüme kestirdiğim bir ağacın dibine bıraktım ve yanlarına sokuldum.
Çok kalabalık değillerdi. 6 kişi falanlardı ve çember oluşturmuşlardı. Ortadaki iki kişi yumruklarını sıkmış dövüş pozisyonu almışlardı ve baya iri yarıydılar.
"Selam millet." dedim ve bütün gözler bana döndü.
"Sen kimsin?" diye sordu aralarındaki iki kızdan biri.
"Boş ver benim kim olduğumu." diye elimi savuşturdum.
"Ne işin var peki burada?" diye sordu dövüşen adamlardan biri.
Omuz silktim. "Buradan geçiyordum sesinizi duydum. Belki size katılırım diye geldim." dedim umursamaz bir tavırla. "Ha ne dersiniz dövüşür müsünüz benimle?"
Kafasıyla reddetti beni diğer dövüşçü. "Ben kadınlarla dövüşmem."
Diğeri piç sırıtışıyla yüzüme baktı. "Ama ben kadın erkek ayırmam." dedi yerinde hareketlenirken.
"O zaman." deyip sweatshirt'ümü çıkardım ve fırlattım. Haki yeşil badimle kaldım.
Orta tarafa yürüyüp kadın erkek ayırmam diyen adamın karşısına geçtim ve karşısında öylece dikildim. "Dövüşmeden önce adını öğrenmek isterim."
Alaycı bir şekilde güldü. "Tabii senin cılız bedenini yere serecek kişiyi tanımak istersin." diye alayla konuştu ve elini uzattı. "Cihan ben." deyip burnunu çekti.
Uzattığı eline baktım. Sıkmadım. O da sıkmayacağımı fark edince indirdi. "Nilay." dedim sadece. Gerçek adımı tabii ki de söylemezdim!
"Ee, hadi sabaha kadar sizi mi bekleyeceğiz?" diye sordu kalabalıktan biri.
Pozisyon aldım. "Hadi daha fazla bekletmeyelim insanları." Dudağımın sağ tarafı yukarıya kıvrıldı.
"Bana uyar" dedi Cihan ve bana doğru atağa geçti. Önce bir sağ kroşe.
Beni dövmesine izin verdim. Karnımdaki dikişleri de elimden geldiğince korumaya çalışıyordum. Arada bende cılız yumruklar atıyordum ama ona işlemiyordu tabii ki.
En sonunda ağzıma gelen kanı kafamı çevirip tükürdüm ve kolumla da ağzımı sildim. "Ee hadi ama Nilay. Ben hiç eğlenmiyorum." dedi kollarını iki açmışken.
Güldüm. Ama gülüşe bin bir şahit isteyen bir gülüştü. "Başlayalım o zaman." dedim ve ona atılmadan önce boyumu sağa sola çevirip çıtlattım.
Hiç beklemediği bir anda sert bir sol kroşe diz çökmesini sağladı. Şaşkındı. Bu da benim işimi kolaylaştırıyordu. Arkasına geçip kolumu boynuna doladım. "Pes ediyor musun? Yoksa devam edeyim mi?" diye sordum nefes nefese. İyi gelmişti ama...
"Ta-tamam pes." dedi o da benim gibi nefes nefese.
Kolumu boynundan çekip önüne geçtim ve ona elimi uzattım. Elimi tuttuğu gibi kalkmasına yardım ettim. "İyi dövüştü. Sadece karşındaki kim olursa olsun küçük görme Cihan. Bu da benden sana ders olsun." dedim bir elimle sırtına vururken.
"Bence de iyi dövüştü. Sondaki atağın beni fena şaşırttı."
Göz kırptım. "İnsanları şaşırtmayı severim." dedim. Etraftaki insanlara baktım. "Haydi eyvallah gençler. Güzel eğlenmeler size. Benden bu kadar." Kadınlarla dövüşmem diyen dövüşçüye döndüm. "Sende kendini kurtardın dostum. Cihan gibi olmak istemezdin." dedim ve arkamı dönüp yürümeye başladım.
Ama arkamdan bana baktıklarını hissedebiliyordum. Karnımdan gelen sıcaklıkla elimi oraya koydum ve kaldırıp elime baktım. "Hay Allah'ım dikişler patlamış" diye söylendim.
Bir süre ilerledikten sonra silahı bıraktığım ağacın dibinden silahı alıp tekrar aynı yerine koydum ve arabaya döndüm.
Yeterince kafa dağıtmıştım. Sol kaşım ve sol dudağımın kenarı patlak, sağ gözümde hafif şişti aynadan gördüğüm kadarıyla. Ve Allah kahretmesin ki dikişlerim patlamış.
Silahı tekrar torpido gözüne koyup arabayı çalıştırdım.
İlişkimizi de yarın Yağmur'la ayrıldıktan sonra herkese duyuracaktım. Artık bir şeyleri saklamaktan çok yorulmuştum. Zaten hayatım aldığım çoğu şeyi saklayarak geçmişti.
Örneğin kablosuz kulaklığımı babaannemden gizlemiştim. Neden? Çünkü görürse kızar ve hayatı yeterince burnumdan getirmiyormuş gibi daha fazla burnumdan getirirdi.
🤕
Arabayı her zamanki yere park ettim. Telefonumu, evin anahtarını ve arabanın anahtarını alıp arabadan indim. Saat sabah 4'ü biraz geçiyordu.
Karnımdaki yaranın izin verdiği ölçüde hızla merdivenleri tırmandım ve kapının anahtar deliğini anahtarı soktum. Ama çevirmeme kalmadan kapı açıldı. "Gökçe! Bize bir açıklama yapmak zorundasın!" diye söyleniyordu abim. Bir anda kaşları çatıldı. "Ne oldu sana böyle? Niye kaşın ve dudağın patlak?" diye sordu endişeyle.
"Yok bir şeyim." Yüzüne bakmadan içeriye girmeye çalıştım. Ama izin vermeyip çenemden tutup kaldırdı.
"Gözün neden morarmış. " dedi kızgınlıkla. "Kiminle dövüştün sen?"
"Tanımıyorum." dedim kısaca. "Şimdi içeriye geçebilir miyim? Çok yorgunum."
"Salona geçiyorsun!"
Bir şey demedim ayakkabılarımı çıkarıp salona adımladım. İçeride sadece Özalp abi vardı. Çok endişeli ve sinirli duruyordu. Sürekli ayağını, sallıyordu.
"Selam" dedim koltuğa otururken.
Kafasını kaldırdı. Konuşacaktı ki yüzümün geldiği hali fark etti. Kaşlarını çattı. Hızla gelip yanıma oturdu. "Ne oldu sana böyle?" diye sordu şaşkınlıkla. "Kim yaptı bunu?" diye sordu bu sefer sinirle.
Omuz silktim. "Tanımıyorum adamı." dedim. "Bundan sonra görsem de tanıyamam zaten. Yüzü tanınmayacak haldeydi." dedim dudağımın sağ tarafı yukarı kıvrılırken.
"Gökçe dalga geçme!" dedim içeriye girerken. "Şimdi ne olduğunu anlat."
Derin bir nefes verdim. "Yanınızdan ayrıldığım zaman Yağmur arıyordu. Açtım konuştuk işte. Hani buluşacaktık ya." Hatırlıyorlar mı diye bekledim. İkisi de başını salladığında bende salladım. "Heh işte nereye gideceğimizi falan sordum. Sonra benim geleceğimi duyunca kardeşinin de gelmek istediğinden bahsetti. Sinirlendim. Neredeyse 5 sene olacak ve yakamı bırakmıyor!" Sinirle dişlerimi sıktım. "Benim de biraz sakinleşmem gerekiyordu çıktım evden." Yalan söyledim. Aslında çoğu doğruydu sadece evden Rüzgar'a sinirlendiğim için çıktığım kısmı yalandı. "Sonra bir ormanlık alana gittim. Orada bir grup dövüşüyordu. Bende kafa dağıtmam gerektiği için katılmak istediğimi söyledim. Dövüşen adamlardan biri kabul etti. Dövüştük işte."
"Ee sadece bir kişiyse bu kadar darbe almaman gerekiyor." dedi abim çatık kaşları arasından. Sonra kaşları havalandı. "Tabii kendini dövdürmediysen."
Özalp abi kafasını eğip yüzüme baktı. "Kendini mi dövdürdün?" diye sordu. Başımı salladım.
"İlk başta vurmasına izin verdim sonra bir anda atak yapınca şaşırdı. Bende şaşkınlığından faydalanıp işini bitirdim." dedim gayet normal bir şeymiş gibi.
"İnanamıyorum sana! Cidden inanamıyorum!" dedi abim saçlarını çekiştiriyordu.
Özalp abi ayaklandı. Bir yere gitti. Nereye gittiğine bakmadım. Kısa süre sonra sol tarafım biraz göçtü. Kafamı kaldırmadım. Yine kaldırmadım kafamı. Ama bir el çenemden tutup kaldırdı. "Ne yapıyorsun?" diye sordum.
"Kaşın ve dudağın patlamış. Onları temizleyip saracağım." dedi Özalp abi eline aldığı pamuğa bir şey dökerken.
Önce kaşını temizleyip bantladı. Sonra da dudağımın kenarını...
"Evet bitti." İlk yardım çantasına eşyaları doldurmaya başladı.
Tebessüm ettim. "Teşekkür ederim."
Bir şey demedi. Tekrar banyoya gitti. "Bir daha böyle bir şey yapma Gökçe! Korkuttun!" dedi abim sert ama endişeli bir sesle.
"Özür dilerim abi." dedim. Ayaklandım. "Ben birkaç saat uyuyacağım. Sonra da zaten Yağmur'la buluşmaya gideceğim."
Başını salladı abim. "Rüzgar gelmeyecek değil mi?"
Kafamı yukarıya kaldırıp indirdim. "Cık." dilimi damağıma vurdum. "Gelmeye kalkarsa da ne yapacağımı biliyorum." dedim.
Odama ilerlemeye başladım. Banyodan çıkan Özalp abiye "İyi geceler." dedim ve odama girdim.
Uyuyabildim mi?
Hayır.
Yatakta bir sağa bir sola döne döne canım çıktı ama uyuyamadım. En sonunda gün aydınlanmaya başladı. Güneş doğmaya...
Yataktan kalktım. Kapıyı çok sessiz bir şekilde açtım. Kafamı çıkarıp etrafı kolaçan ettim. Herkes odasına çekilmişti. Bende doğruca mutfağa gidip kendime en sertinden bir espresso hazırladım ve balkona girdim.
Güneşin doğuşunu izlerken yudumladım kahvemi...
Kahve bitince kalkıp odama gittim ve telefonumu aldım. Arabadan inmeden önce kapatmıştım sonra da açmayı unuttuğumu fark ettim. Sessiz ve ufak bir küfür savurdum. "Hay"
Telefon açılırken bende geri mutfağa döndüm. Balkona geçtim ve Efe'yi aradım. İlk çalışta açıldı.
"Gök? Nasılsın? İyi misin? Bir şeyin var mı? Eve geldin mi?" diye endişeli bir şekilde bir sürü soru sıraladı.
"Aşkım iyiyim ben." deyince sesli bir soluk verdi. "Saat 4 civarı eve geldim ama bir azar faslı olduğu için telefonumu açmayı unutmuşum." diye açıkladım. "Özür dilerim." dedim suçlu bir şekilde.
"Üzülme. Sen iyi ol yeter." dedi. "Ee nereye gittin?"
"Seninle bir kere gittiğimiz ormanlık bir alan vardı hatırlıyor musun?" Onaylayan mırıltılar çıkarınca "Heh işte oraya gittim."
"Allah'ım orası nasıl aklıma gelmedi benim ya!" diye kendi kendine söylendi. "Ne yaptın acaba orada?"
Dövüştüğümü söyleyemezdim. Bu saatte kapıya damlardı. "Ormanda ne yapılır?" diye sordum kinayeli bir sesle. "Kafa dinledim."
"Her neyse!" dedi inanmadığını belli eden bir sesle. "Ben kapatıyorum." Bir şey dememe fırsat vermeden suratıma kapattı.
Allah'ım küsmüş bana. Trip atıyor.
Haklı ama!
Oflayarak telefonu balkondaki masanın üstüne bıraktım ve mutfağa geçip kahvaltı hazırlamaya başladım.
Aklıma gelen her şeyi yaptım. Menemen, patates kızartması, sucuklu omlet, kaynamış yumurta...
Aklıma gelen her şeyi yaptım. Nasıl olsa vaktim var diye...
Saat 9'a gelirken. Son parçayı da masanın üstüne koydum ve hafif geri çekilip ellerimi belime koydum ve gururla karşımdaki masaya baktım.
Vallahi billahi ellerime sağlık ya! Nasılda güzel sofra hazırlamışım! Bir kuş sütü eksik mübarek...
Bu sofrayı sen değil ben hazırladım iç ses!
Kahvaltı hazırlama işi bitince geriye abimleri uyandırmak kaldı.
Ve sanırım hayatımda yaşadığım en kötü deneyimdi!
————————————-
Koniçivaa (nasıl yazıldığını bilmediğim için okunduğu gibi yazdım hshshshshshs)
Sezon finaline son 2bölüm....
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
