4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime · Okuduğun bölüm
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Siz hiç gizli gizli ağladınız mı?

Ağlamak için hiç geceyi beklediğiniz oldu mu?

Birinin sizi ağlarken görmemesi için çöl sıcaklarında pikenizi kafanızın üstüne kadar hiç çektiniz mi?

Siz hiç sessizce ağlarken kendi hıçkırıklarınızda nefessiz kalıp boğuldunuz mu?

Veyahut siz hiç birinin sorduğu en basitinden bir 'Nasılsın?' sorusuna ne cevap verdiniz? Kötüyseniz kötüyüm dediniz mi? Yoksa her şeye rağmen 'iyiyim' diye mi yanıt verdiniz dünyanın en basit sorusuna...

Siz hiç ailenize, akrabalarınıza, arkadaşlarınıza, konu komşuya rağmen burnunuzun dikine gidip onlara karşı çıktınız mı?

Sizin, nasıl bir hayat yaşadığınızı, nelerle uğraştığınızı veyahut önünüze çıkan engelleri nasıl aştığınızı bilemem.

Ancak sizde benim yaşadığım şeylerin en azından birini bile yaşadıysanız birbirimizi anlıyoruz demektir.

Ben insanların yanında ağlamayı anaokuluna başladıktan sonra bıraktım. Ben ağlarken insanların yüzünde gördüğüm o acıma duygusunu gördüğüm andan sonra tek başıma olmadığım sürece ağlamadım. Geceler dertlerime ortak oldu. Yastığımın bir yüzü hiç kurumadan senelerce gözyaşlarımı kumaşında misafir etti. Pikem beni kimsenin görmemesi için altında sakladı, muhafaza etti. Sesim çıkmasın diye kasmaktan ağrıyan başıma rağmen uyumayı öğrendim. Hıçkırıklarımın nefessiz bıraktığı ciğerlerim tekrar nasıl nefes alacağını öğrendi. Geceleri ben hıçkırıklarımda boğulurken gün içinde de ben insanları gülücüklerime boğdum. Gece ne olursa olsun gündüzleri kahkaha atmayı öğrendim ben. İçim ne kadar kan ağlasana da 'Nasılsın' diye soran insanlara en iyi şekilde yalan söylemeyi öğrendim.

Tekrar ve tekrar aynı şeyleri yaşadığım bir günün sabahına gözlerimi açıyordum. Ağladığım her gecenin sabahında olduğu gibi yine ve yine başımda çok feci bir ağrı vardı. Bu ağrının ilaç içmeden geçmeyeceğini bildiğim için hemen ayaklandım. Önce banyoda elimi yüzümü yıkadım ve diğer işlerimi hallettim. Sonra mutfağa gidip güçlü bir ağrı kesici aldım. Odama geri döndüğümde gardırobumun kapağındaki aynaya gözüm takıldı. Gözlerim gece geç saatlere kadar ağlamaktan ve bu yüzden de uykusuz kalmaktan dolayı hem şiş hem de kıpkırmızıydı.

Aynaya bakarak kendimi daha fazla üzmemeye karar verip yatağıma tekrar yattım ve telefonumu elime aldım. İlk işim saate bakmak oldu. 7.24'tü. Bu saatte evdeki kimse uyanmayacağı için kendimi dışarıya atmakta buldum çözümü. Hemen üstüme sıradan siyah bir eşofman takımı geçirdim ve gerekli eşyalarımı çantama doldurup evden çıktım. Arabama bindim ama hemen arabayı çalıştırmadım. Alnımı direksiyona yaslanıp birkaç saniye öyle bekledim.

Ne yapmam gerektiğini düşündüm. Dün akşam aklıma takılan ama cevap bulamadan kendimi uykunun kollarına bıraktığım soruyu düşündüm.

'Balıkesir'e erken mi gitmeliyim yoksa vaktinde mi?' diye soruyu hem içimden hem de dışımdan birkaç kere tekrar ettim.

Orada alnım direksiyona yaslı ne kadar durdum bilmiyorum ama en sonunda kararımı vermiş bir şekilde arabayı çalıştırdım. Yolumu eve en yakın hastaneye Uludağ Üniversitesine çevirdim ve sürdüm.

Yaklaşık 10 dakika sonra hastanenin içine girmiştim. Sabah saatleri olduğu için çok kalabalık değildi. Okula kayıt için gerekli testleri yaptırıp evrakları aldım ve arabama geri döndüm. Hastaneden sonra gidilmesi gereken diğer yerlere de gidip evrak işlerini hallettim.

Saat öğleden sonra 4'e gelirken bütün işlerim bitmişti. Bütün gün hiçbir şey yemeyip evrak işlerini halletmiştim. O yüzden yiyecek bir şeyler almak için bir market bulup girdim. Reyonlar arasında gezinirken telefonum çalmaya başladı.

Aşkitoperipellam arıyor...

Ekrandaki ismi ve profil fotoğrafını görmek bile yüzümün gülmesi için bir nedendi. Gizem, teyzemin kızıydı. Çocukluğumuz birlikte geçmişti. Doğum günlerimiz arasında bir hafta vardı. Hani herkeste olan favori kuzen vardır ya, işte o benim için daime Gizem oldu.

Daha fazla çalarsa kapanacağını bildiğimden daha fazla bekletmeden aramayı cevapladım.

"Napıyon kız!" dedim. Kız kelimesindeki z harfini uzatarak.

Önce kısa bir kahkaha sesi geldi. "İyi. Sen napıyon?"

Derin bir nefes aldım. Çünkü bugün yaptığım her şeyi anlatmam gerekiyordu. "Ben bir şey yaptım." diyerek başladım ama devamını nasıl getireceğimi bilemeyip sustum.

"Ne yaptın gene?!" diye sordu bezmiş bir sesle. Kaşlarını çattığını az çok tahmin edebiliyorum. "Okul olayından sonra yine ne yaptın söyle hadi başımın belası!"

Stresten dudaklarımı yemeyi bırakıp tekrar derin bir nefes aldım ve "Şöyle canım kankam," diyerek sabahtan beri yaptığım her şeyi anlattım. Yaklaşık 40 dakikanın sonunda lafım bitince rahatlamanın verdiği hafiflikle derin bir nefes aldım. Ve arkadaşımın vereceği cevabı bekledim.

Neredeyse bir dakika cevap gelmeyince endişelenmeye başlamıştım ama "Yok artık kızım. Bu kadar aksiyon sana bile fazla ama. Ne bu hırs Allah'ım ya rabbim ya" diye sitem etti arkadaşım.

Ona söylemediğim son bombayı da söylemem gerekiyordu şimdi. Çünkü ya şimdi söylerdim ya da hiç söyleyemezdim. Gözlerimi kapadım, sesli bir nefes verdim ve konuşmaya başladım. "Gizem ben bu akşam gidiyorum Balıkesir'e."

Öncekine göre daha kısa bir sessizlik oldu daha sonra "Ya sen ne diyon ya ne diyon. Daha ilk dediğini sindiremezken bunu nasıl sindireceğim ya. Alıştıra alıştıra söyleseydin bari!" dedi.

"Ama sende beni anla. Annemi biliyorsun." dedim sesli bir nefes verirken. "Burada kalmayı ne kadar uzatırsam o kadar gitme ihtimalim düşecek. Hem böyle yaparsam ne kadar kararlı olduğumu görür."

Arkadaşım oflarken "Tamam ya bir şey demiyorum. Sende haklısın. Teyzem sana çok çektirdi. Biraz arkanda dursa ölürdü sanki." dedi.

"Seni seviyorum canım benim. İyi ki kankam, sırdaşım oldun." dedim yüzümdeki hafif tebessümümle.

"Bende seni seviyorum. Ama ne olur dikkat et. Hiç bilmediğin bir yere gidiyorsun." dedi endişeli bir tonda. "Beni haberdar etmeyi de unutma!"

"Tamam merak etme sen beni. Sana da okulunda başarılar." diyerek aramayı sonlandırdım.

Gizemle konuşurken girdiğim marketten yiyecek bir şeyler almış, parasını ödemiş hatta arabanın içine geçip yemeğe bile başlamıştım.

Saat öğleden sonra 5'e gelirken aldığım her şeyi silip süpürmüştüm. Elimi doyan karnımın üstüne koyup "Vallahi bugünde doydum." diye sırıttım. Doymak benim için çoğu zaman her şeyden önce gelirdi.

Can boğazdan geçer diye boşuna dememişler!

Daha sonra aklıma gelenle sırıtışım yavaş yavaş soldu. "Şimdi gideceğimi evdeki ahaliye söylemeli miyim? Yoksa söylememeli miyim?" diye düşünür bir tonda konuştum.

Ben karşıma çıkan yeni sorunun cevabını bulmaya çalışırken arabayı çalıştırdım. Bugün dere kenarına gitmeyecektim. O yüzden yönümü direk eve çevirdim. Eve gidene kadar olan süre zarfı içerisinde aklımda hep aynı soru dönüp durdu.

Arabayı sitenin içerisindeki bize ait park yerine park ettim. Ama kendimi arabadan inebilecek kadar güçlü hissetmiyordum. O yüzden alnımı direksiyona yasladım ve son günlerde yaptığım en iyi şeyi yapmaya başladım.

Düşündüm. Düşündüm. Ve düşündüm...

Bir anda aklıma babamın dün akşam dedikleri geldi. 'Ben senin asker olmana bir şey demiyorum kızım' demişti. Sesli bir nefes verip telefonumu çıkardım ve babamı aradım. Üçüncü çalışta telefon açıldı. İlk konuşan babam oldu.

"Efendim Gökçe."

Rahatlayacağımı umarak derin ve sesli bir nefes aldım. Ama rahatlamadım; bende sıkıntılı bir şekilde konuşmaya başladım. "Baba ben bu akşam gidiyorum." Sustum. Tepkisini ölçmek için bekledim.

Bir süre konuşmadı. "Nereye gidiyorsun kızım?" dedi şaşkınlığı sesine yansımıştı.

"Balıkesir'e," dedim. "Ben bu akşam gidip yarın kayıt olacağım zaten okul yatılı. Ama bir tek senin haberin var. Sende ne olur kimseye bir şey deme."

"Neden bir tek benim haberim var?" diye sordu. Ama benim konuşmama izin vermeden devam etti. "Ve neden kimseye söylemeyecekmişim?"

"Baba" dedim. Sinir hormonu yavaş yavaş damarlarıma hücum etmeye başlamış ve bu sesime bile yansımıştı. "Annemle olanları bilmiyormuş gibi konuşma. Sana da dün akşam dediklerinden sonra söyleme kararı aldım. Ama lütfen beni pişman etme."

Bir süre bekledim, babam bir şey demedi. Zaten diyecek olsaydı da artık çok geçti. Çünkü telefonu bir şey demeden yüzüne kapatmıştım.

Arabadan eşyalarımı alıp indim. Koşarak asansöre gittim. Asansörden indikten sonra zile basmak yerine anahtarımı deliğe yerleştirip döndürdüm. Kapıdan içeri adım atmadan önce ayakkabılarımı çıkardım. Kapıdan girer girmez ilk durağım her zamanki gibi odam oldu.

Çantamı masamın üstüne bırakıp üstüme rahat bir şeyler geçirdim ve mutfağa gidip koca bir bardak su içtim. Yetmedi bir bardak daha içtim.

Mutfaktan çıkarken evdeki sessizlik dikkatimi çekti. O yüzden bütün odaları gezdim. Hakikaten evde kimse yoktu. İster istemez meraklandığım için kız kardeşim Afra Nur'u aradım.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı. "Efendim abla."

"Afra neredesiniz? Ben eve geldim kimse yok evde." Merakım sesime yansımıştı.

"Babaanneme geldik." dedi düz bir sesle.

Benim jeton o anda düştü. Bugün günlerden cumartesiydi ve biz her cumartesiyi babaannemde geçiriyorduk. Artık kafam ne kadar doluysa aklımdan çıkmıştı. Afra'nın telefonda beklediğini hatırlayınca "Tamam ya ben bugünün cumartesi olduğunu unutmuşum. Hadi kapatıyorum." dedim ve cevap vermesini beklemeden aramayı sonlandırdım. Telefonu yüzüne kapadığım için bana söylendiğini çok iyi biliyordum ama o anda umursamadım. Evde kimsenin olmamasını fırsat bilip annemlerin yatak odasından orta boy valizi alıp odama geçtim ve içini doldurmaya başladım. İşime yaracağını düşündüğüm her şeyi valizin içine yerleştirdim.

Valiz dolunca fermuarını biraz zorlansam da çekmeyi başardım ve elime bir de spor çantamı aldım ve içine spor için gerekli malzemelerimi doldurdum. En sonunda da bir sırt çantasının içine laptopumu, kulaklığımı, şarj aletimi ve diğer elektronik eşyalarımla gerekli olacağını düşündüğüm diğer eşyalarımı da koydum. Son anda aklıma küçük bir çantaya daha ihtiyacım olabileceği geldi ve valizin içine iki tane de en çok kullandığım çapraz çantalarımdan birini koydum.

Ve böylece Balıkesir yolculuğu için hazırdım.

Bekle beni Balıkesir!

Biraz dinlenmek için yatağıma yattım ve elime telefonu aldım. İlk işim saate bakmak oldu. Hava daha tam kararmamış olsa da saat 8'e geliyordu. Oflayarak otobüs biletleri satılan bir siteye girdim ve sabah 7.30'da Balıkesir'e giden bir otobüs bulabildim.

Bilet işini de halledince kimse gideceğimi anlamasın diye boşalan gardırobumun içine çantalarımı ve valizimi yerleştirdim. Gideceğimi sadece babama söylemiştim ama hala iyi mi ettim yoksa kötü ettim bilmiyordum.

Bunları düşünmeyi bırakıp Spotify'a girdim. Biraz kafa dağıtmak için 'Emrah Karaduman - Kırk Yılda Bir Gibisin' şarkısını açtım ve telefonla beraber mutfağa girdim. Buzdolabını açıp yiyecek bir şeyler çıkarttım ve yemekleri ocağa koyup ısıtmaya başladım.

Saat 21.30'a gelirken yemeğimi hareketli müzikler eşliğinde yemiş ve bulaşıkları yıkamıştım.

Odama gidip telefonumu elime aldım. Ne yapacağımı düşünürken bayadır konuşmadığım bir arkadaşımı aramak aklıma geldi. Rehberden Psikoloğumm kişisini bulup arama tuşuna bastım. Hep psikoloji okumak istediği için onu böyle kaybetmiştim. Hatta bildiğim kadarıyla istediği bölümü kazanmıştı.

Kısa süre sonra aramayı yanıtladı. "Oo siz beni hatırlar mıydınız Gökçe hanım!" dedi kinayeli bir sesle.

Ufak bir kahkaha attım. "Abart istersen Ülkü ya! Bu aralar durumlar hiç iyi değil."

"Ne oldu ki?" diye sordu merakla.

"Benim okul mevzusu. Ben annemlerden habersiz milli savunmayı yazdım ve başvurum kabul edilmiş. Her zamanki kavgalardan daha sert bir kavga yaşadık ve şimdi konuşmuyoruz."

"Ee ne yapacaksın peki gidecek misin okula?" diye sordu bu sefer.

"Tabii ki gideceğim!" dedim çok bariz bir şeymiş gibi. "Hatta yarın gidiyorum. Yağmurlar da kalmayı düşünüyorum kabul ederse birkaç gün. Ondan sonrasına bakacağım."

"Anladım canım. Kabul eder zaten. Takma kafana onu. Bir ara bir buluşma ayarlayalım ama." dedi neşeli bir sesle. Düşen modumu yükseltmeye çalışıyordu.

"Ben durumları toparlayayım hallederiz. Yağmurla da konuşalım. Ayarlarız bir gün."

"Tamam olur."

"Ee hadi sen de kendinden bahset biraz. Hep benden bahsettik. Sen nasılsın? İstediğin yeri kazandın mı?" diye ona soru yönelttim.

"Ayy!" diye bağırdı. "Evet kazandım!" dedi ve okulundan bahsetti. Daha sonra da havadan sudan sohbet ettik. Uzun sayılabilecek bir süre konuşmadığımız için konuşacak çok şey birikmişti. Yaklaşık 2 saat kadar konuştuk. En sonunda da tekrar buluşma ayarlamak konusunda konuştuktan sonra kapattık.

Saate baktığım zaman 12'a geldiğini gördüm. Hem sabah erken kalkıp terminale gideceğim için hem de evdekilerle karşılaşmamak için yatağa girdim. Uyanabilmek için 05.00, 05.10, 05.20 ve 05.30'a kadar dört tane alarm kurdum.

Çoğu zaman baykuş gibi takılsam da uyduğum da tam uyuyor ve dozu bir tık kaçırıyordum.

Uyku benim için hem bir kaçış hem de bir yakalanıştı.

Evdekilerden kaçmak için uyuyor ama rüyamda hayallerimle yüzleşiyordum.

Ve o hayallerin artık gerçek olma vakti gelmişti.

Bugün hem okul için evrak işlemlerini hallettiğim için hem de valiz hazırlamakla uğraştığım için fiziksel olarak yorgundum. Birde son günlerim çoğunlukla kavga ederek geçtiği için psikolojik bir yorgunluk vardı üstümde. Bu ikisi birleşince de iki haftanın sonunda ağlamadan uykuya dalabildim.

Gerçek olmaları için çok fazla beklemiştim.

Her hayal gerçek olmayı hak ederdi.

Özellikle benimkiler.

Bu yaşına kadar her hayali kursağında kalmış biri olarak en çok benim hayallerim gerçek olmayı hak ediyordu...

Kendimi Gökçe Demir'den, Komutan Gökçe Demir'e dönüştürecektim.

Düşüncesi bile dudak uçuklatırdı ve artık o dudak uçuklamaya hazırdı.

------------------------------------

Nasılsınuz bakalım kankiiler?!

Valla ben çok iyiyim. Bence iyi de gidiyoruz.

Sizce Gökçe sorunsuz bir şekilde Ankara'ya gidebilecek mi?

Gökçe'nin babası Semih eşi Burcu'ya kızının gideceğini söyleyecek mi?

Sol alt köşedeki yıldıza basarsanız beni çok mutlu edersiniz.

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.