3. Bölüm: Karar Vermek

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 3. Bölüm: Karar Vermek
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime · Okuduğun bölüm
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Arabamı tekrar bir bilinmeze doğru sürerken aklım çok karışıktı.

Hayallerim vardı. Gerçekleştireceğime dair verdiğim bir sürü söz, yemin ve daha bir sürü şey vardı.

Gerçekleştirirsem mutlu olacağımı, çok mutlu olacağımı biliyordum. Ama mutluluğun kolay kolay elde edilmeyeceğini de biliyordum.

İşte tam bu noktada ikiye ayrılıyordu kafamın içi...

Bir tarafta ailem vardı. Beni doğurup büyüten annem. Elinden geldiğince yanımda olmaya çalışan ama bunu hiç beceremeyen bir babam. Sürekli kavga etsek de birbirimizi çok sevdiğimizi bildiğim bir kız kardeşim. Birde kız kardeşime göre daha az kavga ettiğimiz bir erkek kardeşim vardı.

Diğer tarafta kendimi bildim bileli var olan hayallerim vardı. O kamuflajları giyip elime keskin nişancı tüfeğimi alıp sınır ötesi operasyonlara gitmek mesela en basit örneği.

Üçüncü bir seçeneğim yoktu.

Hiç olmadı.

Sınavlarda olduğu gibi boş bırak geri dönersin gibi bir seçeneğimde yoktu. Çünkü bu bana Allah'ın hazırladığı tek soruluk ve boş bırakma şansımın olmadığı bir sınavdı. Ve benim hangi şıkkı seçeneğim ise çok büyük bir meçhuldü. Kimse bilmiyordu bu sorunun cevabını.

Ben bile...

Saat akşam 7 civarı olduğu için Bursa trafiği çok fenaydı. Herkesin genelde iş çıkışı saati olduğu için arabalar yollara akın etmiş ana caddeyi bırak ara sokakları bile doldurmuşlardı. Bu yüzden kaplumbağadan yavaş bir hızla ilerlerken bunları düşünüyordum. Hangi şıkkı geçmem gerektiğini...

A şıkkını mı?
Yoksa B şıkkını mı?

Buna ne kadar kafa yorsam da hiçbir fikrim yoktu. Sıkıntıdan oflarken telefonum çalmaya başladı. Arabaya bluetooth ile bağlı olduğu için telefonu elime almadan direksiyondaki tuşlarla aramayı yanıtladım. Arayan erkek kardeşim Eren'di.

"Efendim Eren." dedim derin bir nefes alarak.

"Neredesin abla? Annemler sabahtan beri bir tuhaflar. Sende sabah kahvaltı yapmadan çıkmışsın." diye konuştu meraklı bir tınıyla.

"Valla nerde olduğumu bende bilmiyorum. Onu bulmak için sabah evden kahvaltı bile yapmadan zaten." dedim sıkıntıyla.

"Anlamadım?" dedi. Kaşlarını çattığını buradan bile hissedebiliyordum. "Aman neyse gel hadi eve. Konuşup çözersiniz."

Ne kadar çözülmeyeceğine inansam da küçük kardeşimi kırmamak için "Tamam. 20 dakikaya ordayım." dedim oflarken.

Eren "Görüşürüz o zaman." dedi ve cevap vermeme izin vermeden telefonu yüzüme kapadı. Daha 12 yaşındaydı ama yaşına göre çok olgun davranıyordu.

Eve ne kadar gitmek istemesem de kardeşime geleceğim dediğim için rotamı eve doğru çevirdim. Eren'e tam da dediğim gibi 20 dakika içinde sitenin içindeydim. Arabamı her zamanki yerine park ettim ve oturduğum bloğa doğru yürüyüp asansöre bindim. Asansörün kapısı açılırken ben çantamda anahtarlarımı arıyordum. Uzun süren uğraşlarım sonuç vermeyince zile bastım. Aradan çok geçmeden Eren kapıyı açtı. Benden 6 yaş küçük olmasına rağmen boyu beni geçecekti neredeyse. Bunun verdiği imkanla boynuma sarıldı.

"Hoş geldin abla."

"Hoş buldum canım." diyerek bende ona sarıldım.

Kısa süren bir sarılma faslının ardından içeriye doğru adımladım. Ayaklarımın ilk durağı odam oldu ve eşyalarımı odama bıraktım, deredeki çocuğun bana verdiği yoncayı kitaplığımdan aldığım rastgele bir kitabın arasına koydum ve gerisin geriye odadan çıktım bu sefer adımlarım annemle babamın olduğu salona yöneldi.

Annem telefonundan ismini bilmediğim bir dizi izliyordu. Babam ise her zamanki âdeti olan akşam haberlerine bakıyordu. Odanın kapısında dikilen beni fark ettiklerinde önce yavaşça kafalarını birbirlerine döndürüp bir süre bakıştılar. Daha sonra aynı yavaşlıkla ikisi de gözlerini üzerime diktiler. Kavgamıza Eren'in şahit olmasını istemediğim için ona başımla odasını işaret ettim. Neyse ki leb demeden leblebiyi anlayan bir kardeşim vardı da hemen odasına gitti. Eren odasının kapısını kapattıktan sonra annemle babama döndüm. En sonunda konuşmayacağımı anlamış olacaklar ki babam konuşmaya başladı.

"Sen neden bizim arkamızdan iş çeviriyorsun Gökçe."

Annemde dayamamış olacak ki "Ben senin iyiliğini istediğimi sana söylemekten bıktım ama sen beni duymazdan gelmekten bıkmadın Gökçe. Kaç kere söyleyeceğim. Sen asker olamazsın. Nokta!" dedi sinirli sinirli.

Annemin her kelimesinden sonra dişlerimi biraz daha sıkıyordum. Ama yine de konuşmadan önce arabada düşündüklerim aklıma geldi.

A şıkkı mı?
Yoksa B şıkkı mı?

Cevabımı bulmak için bekledim. Ne annemle babam konuştu ne ben konuştum. En sonunda iç hesaplaşmamı bitirmenin verdiği rahatla sesli bir nefes verdim ve konuşmaya başladım. "Ben sizin istediğiniz okulu okumayacağım." Derin bir nefes aldım. "Ne istersem o olacağım. Ve siz bana karışmayacaksınız. Zaten manevi olarak yanımda değilsiniz varsın maddi yardımınız da yanımda olmasın." Sakinleşmek için derin derin nefesler aldım ve dilimden kötü bir şey çıkmaması için dilimi ısırdım. "Ben o okuldan mezun olup istediğim mesleği yapmaya başlayınca şu an benim önümde kim duruyorsa onun göğsünü kabartmasına izin vermeyeceğim bunu böyle bilin. Çünkü göğsünün kabarması gereken tek kişi benim. Neden mi? Size rağmen, bütün çevremdeki insanlara rağmen gidip okulda bırak maddi desteği sıfır manevi destekle okuduğum için göğsümü kabartacak olan benim." Tekrar derin nefesler aldım. Bu zamana kadar içime attıklarımın hepsini dışa vuruyordum." Okuldan mezun olurken yapılacak yemin törenine de gelmeyin bu yüzden. Benim size ihtiyacım yok kendi ayaklarımın üstünde durabilirim."

Annem sinirden olduğu çok belli olan tok bir kahkaha attı. "Okula başladıktan iki gün sonra kapıma dayanınca göreceğim ben senin şu an ki ahkam kesmelerini. O zaman sana tükürdüğünü yalatmazsam bana da Burcu demesinler." diye sinirle solumuş ve ayaklanarak odasına gidip kapıyı sertçe çarpmıştı.

Bakışlarımı zaten bana bakan babama çevirdim. Benden önce o konuşmaya başladı. "Ben senin asker olmana bir şey demiyorum kızım." Duraksadı. "Tamam, kabul ediyorum en başında karşı çıktım. Ama zaman geçtikçe senin fikrinin değişmeyeceğini anladım ben. Benim anlamadığım neden arkamızdan iş çevirdiğin."

Ağlamamak için dişlerimi sıkmaktan çenem ağrımıştı. Burnum sızlıyordu. Ama yine de konuştum. "Sence de nedeni az çok belli değil mi baba?" diye sordum. Sesim ne kadar istemesem de biraz çatallaşmış bir şekilde çıkmıştı. "Annemin böyle bir tepki vereceğini az çok tahmin ettiğim için söylemedim. Senin de annem gibi düşündüğünü düşünüyordum o yüzden sana da söylemedim. Ama böyle düşündüğünü söylesen ya da bana hissettirsen sana zaten söylerdim. İnan bana arkanızdan iş çevirmek çok eğlenceli ve matah bir şey değil." dedim sinirle gülerken.

Olanlar gerçekten sinir bozucuydu. Ben reşit, 18 yaşına basmış, devlet nezdinde yetişkin bir birey olmuştum ama hala ailemin seçtiği mesleği yapmak gibi eski kafalı bir düşünce diretiliyordu bana.

Gel de sinirlenme işte...

Madem böyle düşünüyordu bana söylemesi gerekiyordu ki kendimi bu koskoca dünyada yalnız hissetmeyeyim. Hadi söylemesi zor geldi diyelim -ki ne kadar zor olabilir orası ayrı bir muamma- bana en azından bundan önceki kavgalarımız da kurduğu cümlelerle hissettirebilirdi. Ama o ne söylemeyi ne de hissettirmeyi tercih etmişti. O da benim yanımda olmamıştı. Babam bile beni yarı yolda bırakmıştı.

Bir süre kapıda dikilmeye devam ettim. Ama babam söylediklerimi hazmedememiş olacak ki kahverengi gözlerini mavi gözlerime dikmekten başka bir şey yapmıyordu. En sonunda konuşmayacağına karar verip odama geçtim. Üstüme hava sıcak olduğu için bir şort ve onun takımı kolsuz üstü olan pijamamı geçirdim ve yatağıma girdim. Kulağıma kulaklıklarımı takıp çalma listemi başlattım. Kafamı yastığa koyup gözlerimi kapadım. Beni çok zor bir süreç bekliyordu. Annem iki gün sonra kapılarına dayanacağım konusunda çok kararlıydı ama hesaba katmadığı bir şey vardı.

Benim inadım...

Ben ne yapar eder yine de o okulu bitirip o diplomayı alıp o yemin töreninde o yemini ederim. Nokta!

Ben okulu bitirdikten sonra yapacağı şeyi çok iyi biliyordum. Eve misafirliğe gelen biri olunca göğsünü kabarta kabarta anlatacaktı. Benim kızım böyle böyle asker oldu diye. Kadın başına asker olmak çok zor ama o vazgeçmedi diye.

En basiti bu zaten. Başkasının başarısını kendi başarınmış gibi el aleme anlatmak...

Beni en çok yaralayan da zaten böyle yapacak olmalarıydı.

Gel sen bana destek ol. Beni cesaretlendir. O zaman istediğin gibi ballandıra ballandıra anlat kime anlatıyorsan. Ama sen hem bana engel, önüme çık hem de git sanki bütün başarı seninmiş gibi, her zaman yanımda olup bana destek olmuşsun gibi göster her şeyi. Olacak iş değil.

Bana en çok koyan, beni en çok yaralayan da bu zaten.

Kaç saat yatağımda her zamanki gibi sessizce gözyaşı döktüm bilmiyorum. En son hatırladığım başıma saplanan çok kuvvetli bir ağrı olduğu sonrası karanlık. Uyumuşum. Çok huzurlu olmasa da bu evde uyuyacağım son günler olduğunun bilincinde bir şekilde huzurlu olmaya çalışıyorum. Bu evdeki son günlerim aklıma gelince üzülmek istemiyorum çünkü. Aklıma mutlu şeyler gelsin yüzüm gülsün. Mutsuz şeyler gelip boğazıma bir yumru oturmasın istiyorum. Ama bu hayatta herkes istediği şeyleri elde edemiyor ne yazık ki. Bende istediğim şeyi elde edemedim. Okullar açılana kadar olan o kısacık sürede ne kadar üzücü, mutsuz, sinirli ve huzursuz olabilirsem o kadar üzücü, mutsuz, sinirli ve huzursuzdum. Günlerim hep aynı geçiyordu.

Sabah kalk. Annemle kavga et. Tadın kaçınca kahvaltı yapama. Daha sonra evde vakit geçmeyince derenin kenarına gidip kafa dinle. Akşam olunca tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı hesabı gibi sabah sinirle çıktığın eve aynı sinirle geri döndüm. Yine bir kavga daha ve tatsız tuzsuz geçen bir akşam yemeğinden sonra erkenden yatağa girip ağla ve dayanılmaz bir baş ağrısı sonucu uyuya kal.

O bir aylık kısacık zamanda bütün günlerim aynı geçmişti. Ben sonunda dayanamayarak okula erken gitsem mi diye düşünmeye başlamıştım bir gece yine ağlarken. Ama daha bir karara varamadan başımdaki ağrının da etkisiyle uyku beni kollarına çekmişti. Böylece karar verme işi de sabaha kalmıştı.

Karar vermek zaten basitti. Önemli olan doğru kararı verebilmekti...

----------------------------------------

Selam nasılsınız?

Nasık gidiyor hayat?

Valla benim ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi diyebilirim.

Bu bölüm ötekilerine göre biraz uzun olabilir.

Yeni bölüm nasıldı?

Sizce Gökçe'yi nasıl bir macera bekliyor?

Gökçe'nin kararı sizce ne olacak? Erken mi gidecek yoksa herkesin gittiği gibi vaktinde mi?

Neler yaşayacak?

Kimler hayatına girecek? Kimler çıkacak?

Sol alt köşedeki yıldız'a tıklarsanız çok memnun olurum.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere;)

Hayallerinizle kalın;):)Arabamı tekrar bir bilinmeze doğru sürerken aklım çok karışıktı.

Hayallerim vardı. Gerçekleştireceğime dair verdiğim bir sürü söz, yemin ve daha bir sürü şey vardı.

Gerçekleştirirsem mutlu olacağımı, çok mutlu olacağımı biliyordum. Ama mutluluğun kolay kolay elde edilmeyeceğini de biliyordum.

İşte tam bu noktada ikiye ayrılıyordu kafamın içi...

Bir tarafta ailem vardı. Beni doğurup büyüten annem. Elinden geldiğince yanımda olmaya çalışan ama bunu hiç beceremeyen bir babam. Sürekli kavga etsek de birbirimizi çok sevdiğimizi bildiğim bir kız kardeşim. Birde kız kardeşime göre daha az kavga ettiğimiz bir erkek kardeşim vardı.

Diğer tarafta kendimi bildim bileli var olan hayallerim vardı. O kamuflajları giyip elime keskin nişancı tüfeğimi alıp sınır ötesi operasyonlara gitmek mesela en basit örneği.

Üçüncü bir seçeneğim yoktu.

Hiç olmadı.

Sınavlarda olduğu gibi boş bırak geri dönersin gibi bir seçeneğimde yoktu. Çünkü bu bana Allah'ın hazırladığı tek soruluk ve boş bırakma şansımın olmadığı bir sınavdı. Ve benim hangi şıkkı seçeneğim ise çok büyük bir meçhuldü. Kimse bilmiyordu bu sorunun cevabını.

Ben bile...

Saat akşam 7 civarı olduğu için Bursa trafiği çok fenaydı. Herkesin genelde iş çıkışı saati olduğu için arabalar yollara akın etmiş ana caddeyi bırak ara sokakları bile doldurmuşlardı. Bu yüzden kaplumbağadan yavaş bir hızla ilerlerken bunları düşünüyordum. Hangi şıkkı geçmem gerektiğini...

A şıkkını mı?
Yoksa B şıkkını mı?

Buna ne kadar kafa yorsam da hiçbir fikrim yoktu. Sıkıntıdan oflarken telefonum çalmaya başladı. Arabaya bluetooth ile bağlı olduğu için telefonu elime almadan direksiyondaki tuşlarla aramayı yanıtladım. Arayan erkek kardeşim Eren'di.

"Efendim Eren." dedim derin bir nefes alarak.

"Neredesin abla? Annemler sabahtan beri bir tuhaflar. Sende sabah kahvaltı yapmadan çıkmışsın." diye konuştu meraklı bir tınıyla.

"Valla nerde olduğumu bende bilmiyorum. Onu bulmak için sabah evden kahvaltı bile yapmadan zaten." dedim sıkıntıyla.

"Anlamadım?" dedi. Kaşlarını çattığını buradan bile hissedebiliyordum. "Aman neyse gel hadi eve. Konuşup çözersiniz."

Ne kadar çözülmeyeceğine inansam da küçük kardeşimi kırmamak için "Tamam. 20 dakikaya ordayım." dedim oflarken.

Eren "Görüşürüz o zaman." dedi ve cevap vermeme izin vermeden telefonu yüzüme kapadı. Daha 12 yaşındaydı ama yaşına göre çok olgun davranıyordu.

Eve ne kadar gitmek istemesem de kardeşime geleceğim dediğim için rotamı eve doğru çevirdim. Eren'e tam da dediğim gibi 20 dakika içinde sitenin içindeydim. Arabamı her zamanki yerine park ettim ve oturduğum bloğa doğru yürüyüp asansöre bindim. Asansörün kapısı açılırken ben çantamda anahtarlarımı arıyordum. Uzun süren uğraşlarım sonuç vermeyince zile bastım. Aradan çok geçmeden Eren kapıyı açtı. Benden 6 yaş küçük olmasına rağmen boyu beni geçecekti neredeyse. Bunun verdiği imkanla boynuma sarıldı.

"Hoş geldin abla."

"Hoş buldum canım." diyerek bende ona sarıldım.

Kısa süren bir sarılma faslının ardından içeriye doğru adımladım. Ayaklarımın ilk durağı odam oldu ve eşyalarımı odama bıraktım, deredeki çocuğun bana verdiği yoncayı kitaplığımdan aldığım rastgele bir kitabın arasına koydum ve gerisin geriye odadan çıktım bu sefer adımlarım annemle babamın olduğu salona yöneldi.

Annem telefonundan ismini bilmediğim bir dizi izliyordu. Babam ise her zamanki âdeti olan akşam haberlerine bakıyordu. Odanın kapısında dikilen beni fark ettiklerinde önce yavaşça kafalarını birbirlerine döndürüp bir süre bakıştılar. Daha sonra aynı yavaşlıkla ikisi de gözlerini üzerime diktiler. Kavgamıza Eren'in şahit olmasını istemediğim için ona başımla odasını işaret ettim. Neyse ki leb demeden leblebiyi anlayan bir kardeşim vardı da hemen odasına gitti. Eren odasının kapısını kapattıktan sonra annemle babama döndüm. En sonunda konuşmayacağımı anlamış olacaklar ki babam konuşmaya başladı.

"Sen neden bizim arkamızdan iş çeviriyorsun Gökçe."

Annemde dayamamış olacak ki "Ben senin iyiliğini istediğimi sana söylemekten bıktım ama sen beni duymazdan gelmekten bıkmadın Gökçe. Kaç kere söyleyeceğim. Sen asker olamazsın. Nokta!" dedi sinirli sinirli.

Annemin her kelimesinden sonra dişlerimi biraz daha sıkıyordum. Ama yine de konuşmadan önce arabada düşündüklerim aklıma geldi.

A şıkkı mı?
Yoksa B şıkkı mı?

Cevabımı bulmak için bekledim. Ne annemle babam konuştu ne ben konuştum. En sonunda iç hesaplaşmamı bitirmenin verdiği rahatla sesli bir nefes verdim ve konuşmaya başladım. "Ben sizin istediğiniz okulu okumayacağım." Derin bir nefes aldım. "Ne istersem o olacağım. Ve siz bana karışmayacaksınız. Zaten manevi olarak yanımda değilsiniz varsın maddi yardımınız da yanımda olmasın." Sakinleşmek için derin derin nefesler aldım ve dilimden kötü bir şey çıkmaması için dilimi ısırdım. "Ben o okuldan mezun olup istediğim mesleği yapmaya başlayınca şu an benim önümde kim duruyorsa onun göğsünü kabartmasına izin vermeyeceğim bunu böyle bilin. Çünkü göğsünün kabarması gereken tek kişi benim. Neden mi? Size rağmen, bütün çevremdeki insanlara rağmen gidip okulda bırak maddi desteği sıfır manevi destekle okuduğum için göğsümü kabartacak olan benim." Tekrar derin nefesler aldım. Bu zamana kadar içime attıklarımın hepsini dışa vuruyordum." Okuldan mezun olurken yapılacak yemin törenine de gelmeyin bu yüzden. Benim size ihtiyacım yok kendi ayaklarımın üstünde durabilirim."

Annem sinirden olduğu çok belli olan tok bir kahkaha attı. "Okula başladıktan iki gün sonra kapıma dayanınca göreceğim ben senin şu an ki ahkam kesmelerini. O zaman sana tükürdüğünü yalatmazsam bana da Burcu demesinler." diye sinirle solumuş ve ayaklanarak odasına gidip kapıyı sertçe çarpmıştı.

Bakışlarımı zaten bana bakan babama çevirdim. Benden önce o konuşmaya başladı. "Ben senin asker olmana bir şey demiyorum kızım." Duraksadı. "Tamam, kabul ediyorum en başında karşı çıktım. Ama zaman geçtikçe senin fikrinin değişmeyeceğini anladım ben. Benim anlamadığım neden arkamızdan iş çevirdiğin."

Ağlamamak için dişlerimi sıkmaktan çenem ağrımıştı. Burnum sızlıyordu. Ama yine de konuştum. "Sence de nedeni az çok belli değil mi baba?" diye sordum. Sesim ne kadar istemesem de biraz çatallaşmış bir şekilde çıkmıştı. "Annemin böyle bir tepki vereceğini az çok tahmin ettiğim için söylemedim. Senin de annem gibi düşündüğünü düşünüyordum o yüzden sana da söylemedim. Ama böyle düşündüğünü söylesen ya da bana hissettirsen sana zaten söylerdim. İnan bana arkanızdan iş çevirmek çok eğlenceli ve matah bir şey değil." dedim sinirle gülerken.

Olanlar gerçekten sinir bozucuydu. Ben reşit, 18 yaşına basmış, devlet nezdinde yetişkin bir birey olmuştum ama hala ailemin seçtiği mesleği yapmak gibi eski kafalı bir düşünce diretiliyordu bana.

Gel de sinirlenme işte...

Madem böyle düşünüyordu bana söylemesi gerekiyordu ki kendimi bu koskoca dünyada yalnız hissetmeyeyim. Hadi söylemesi zor geldi diyelim -ki ne kadar zor olabilir orası ayrı bir muamma- bana en azından bundan önceki kavgalarımız da kurduğu cümlelerle hissettirebilirdi. Ama o ne söylemeyi ne de hissettirmeyi tercih etmişti. O da benim yanımda olmamıştı. Babam bile beni yarı yolda bırakmıştı.

Bir süre kapıda dikilmeye devam ettim. Ama babam söylediklerimi hazmedememiş olacak ki kahverengi gözlerini mavi gözlerime dikmekten başka bir şey yapmıyordu. En sonunda konuşmayacağına karar verip odama geçtim. Üstüme hava sıcak olduğu için bir şort ve onun takımı kolsuz üstü olan pijamamı geçirdim ve yatağıma girdim. Kulağıma kulaklıklarımı takıp çalma listemi başlattım. Kafamı yastığa koyup gözlerimi kapadım. Beni çok zor bir süreç bekliyordu. Annem iki gün sonra kapılarına dayanacağım konusunda çok kararlıydı ama hesaba katmadığı bir şey vardı.

Benim inadım...

Ben ne yapar eder yine de o okulu bitirip o diplomayı alıp o yemin töreninde o yemini ederim. Nokta!

Ben okulu bitirdikten sonra yapacağı şeyi çok iyi biliyordum. Eve misafirliğe gelen biri olunca göğsünü kabarta kabarta anlatacaktı. Benim kızım böyle böyle asker oldu diye. Kadın başına asker olmak çok zor ama o vazgeçmedi diye.

En basiti bu zaten. Başkasının başarısını kendi başarınmış gibi el aleme anlatmak...

Beni en çok yaralayan da zaten böyle yapacak olmalarıydı.

Gel sen bana destek ol. Beni cesaretlendir. O zaman istediğin gibi ballandıra ballandıra anlat kime anlatıyorsan. Ama sen hem bana engel, önüme çık hem de git sanki bütün başarı seninmiş gibi, her zaman yanımda olup bana destek olmuşsun gibi göster her şeyi. Olacak iş değil.

Bana en çok koyan, beni en çok yaralayan da bu zaten.

Kaç saat yatağımda her zamanki gibi sessizce gözyaşı döktüm bilmiyorum. En son hatırladığım başıma saplanan çok kuvvetli bir ağrı olduğu sonrası karanlık. Uyumuşum. Çok huzurlu olmasa da bu evde uyuyacağım son günler olduğunun bilincinde bir şekilde huzurlu olmaya çalışıyorum. Bu evdeki son günlerim aklıma gelince üzülmek istemiyorum çünkü. Aklıma mutlu şeyler gelsin yüzüm gülsün. Mutsuz şeyler gelip boğazıma bir yumru oturmasın istiyorum. Ama bu hayatta herkes istediği şeyleri elde edemiyor ne yazık ki. Bende istediğim şeyi elde edemedim. Okullar açılana kadar olan o kısacık sürede ne kadar üzücü, mutsuz, sinirli ve huzursuz olabilirsem o kadar üzücü, mutsuz, sinirli ve huzursuzdum. Günlerim hep aynı geçiyordu.

Sabah kalk. Annemle kavga et. Tadın kaçınca kahvaltı yapama. Daha sonra evde vakit geçmeyince derenin kenarına gidip kafa dinle. Akşam olunca tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı hesabı gibi sabah sinirle çıktığın eve aynı sinirle geri döndüm. Yine bir kavga daha ve tatsız tuzsuz geçen bir akşam yemeğinden sonra erkenden yatağa girip ağla ve dayanılmaz bir baş ağrısı sonucu uyuya kal.

O bir aylık kısacık zamanda bütün günlerim aynı geçmişti. Ben sonunda dayanamayarak okula erken gitsem mi diye düşünmeye başlamıştım bir gece yine ağlarken. Ama daha bir karara varamadan başımdaki ağrının da etkisiyle uyku beni kollarına çekmişti. Böylece karar verme işi de sabaha kalmıştı.

Karar vermek zaten basitti. Önemli olan doğru kararı verebilmekti...

----------------------------------------

Selam nasılsınız?

Nasık gidiyor hayat?

Valla benim ne kadar iyi olabilirse o kadar iyi diyebilirim.

Bu bölüm ötekilerine göre biraz uzun olabilir.

Yeni bölüm nasıldı?

Sizce Gökçe'yi nasıl bir macera bekliyor?

Gökçe'nin kararı sizce ne olacak? Erken mi gidecek yoksa herkesin gittiği gibi vaktinde mi?

Neler yaşayacak?

Kimler hayatına girecek? Kimler çıkacak?

Sol alt köşedeki yıldız'a tıklarsanız çok memnun olurum.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere;)

Hayallerinizle kalın;):)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.