13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime · Okuduğun bölüm
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Kandırılmak... O kadar berbat bir duygu ki.

Anlatılamaz...

Ve ben şu an hayatımın şokundan çıktığım sırada en başından beri kandırıldığımı fark ediyorum.

Benim bir abim varmış.

Benim.
Bir.
Abim.
Varmış.

Ve abim benim komutanımmış. 5 sene boyunca derslerimize giren. Ayriyeten bana özel ders veren kişi benim abimmiş.

Ve böylesine önemli bir bilgiyi benden 22 sene boyunca saklamışlar!

Küçükken bir abinin varlığını o kadar çok isterdim ki. Abisi olan çocuklara çok imrenirdim. Kavgalarına bile. Ama hiçbir zaman bir abim olmadı. Ve şimdi yıllar sonra kendiliğinden abim yerine koyduğum insanın benim öz abim çıkmasının şokunun ardından bir de 22 sene boyunca annem tarafından kandırılmanın ağırlığı üstüme çökmüştü.

Annemle Alparslan komutanım - pardon - abim gözlerini birbirine dikmiş bakarken biz üç kardeş olarak bir annemin bir Alparslan abinin suratına bakıyorduk. Babamın bakışlarından aslında bunu bildiğini anlamıştım.

Demek o yüzden tanıştıkları zaman birbirlerini tanıyorlarmış gibiydiler.

Bir anda köşeli jetonun düşmesiyle afalladım. Bu gerçeği babamda biliyordu. Ve o da saklamıştı.

Onlar hala bakışmaya devam ederken aralarından geçip çıkışa doğru yürümeye başladım. Sakinleşmem gerekiyordu. Bunun tek çaresi de kilometrelerce koşmaktan geçiyordu bence.

Ne zaman sinirlensem, canım sıkılsa kilometrelerce koşarım çünkü. Bu beni rahatlatıyor.

Aralarından geçtiğim için bakışmaları kesilen Burcu Hanım ve Alparslan komutanın gözlerini sırtımda hissedebiliyordum. Kapıdan çıkacağım sırada "Gökçe dur kızım. Her şeyi anlatabilirim. Dinle beni!" diyen Burcu Hanım anlık duraksamama sebep oldu. Ona dönüp baktım. Dolu gözlerle bana bakıyordu. Burnumdan nefes vererek sinirli olduğu çok belli olan bir şekilde güldüm.

Ağlayarak kendini acındıracak aklınca. Ama ben yer miyim?

Yemem. Asla.

Tekrar arkamı dönüp yürüyeceğim sırada "Gökçe, abim beni dinle bari." diyen Alparslan komutan da duraksamama sebep oldu bu sefer. Ama arkamı dönmedim. Yürümeye başladım. "ASKER GEL BURAYA!" diye hiddetle bağırdı bu sefer. Yine takmadım. "EMİRLERE KARŞI GELEMEZSİN ASKER! GEL BURAYA. BU BİR EMİRDİR!" dedi onu takmadığımı fark edince. Bu sefer mecbur arkamı dönüp onlara doğru yürüdüm. Emir demiri keser sonuçta değil mi?

He öyle Gökçe he. Devam böyle devam.

Sus iç ses ya.

Alparslan komutanın tam karşısında durdum ve hazır ola geçip asker selamı verdim. "Teğmen Gökçe Demir. Bursa. Emret komutanım!" dedim. Artık rütbemi söyleyebilirim. Sonuçta mezun oldum. Yeminimi de ettim.

"Rahat asker." Rahat pozisyonuna geçtim. "Şimdi dinleyeceksin." İtiraz etmek için ağzımı açmıştım ki. "Sadece beni. Sonra istiyorsan diğerlerini de dinlersin. Anlaşıldı mı asker?"

Başımı salladım. "Anlaşıldı komutanım!"

Derin nefes aldı. "Gökçe evet ben senin abinim. Öz abin. Ama seninle ilk karşılaştığımda bundan benim de haberim yoktu. Tamam kardeşlerim olduğunu biliyordum ama onlardan birinin sen olduğunu bilmiyordum. Atış kabiliyetini görünce," elini avuç içi bana bakacak şekilde kaldırdı. "yalan yok etkilendim. Bende bu yetenek boşa gitmesin diye çalıştırdım seni. Sonra seninle samimi olduk. Hatta ben istedim senden bana abi demeni. Ama o zaman da haberim yoktu kardeşim olduğundan. Ne zaman öğrendim peki. Semih abiyle tanıştırmak istediğin gün öğrendim." Babama niye abi diyor. Babası değil demek ki akıllım! "O gün anladım kardeşim olduğunu. Ama bu içimdeki hiçbir duyguyu değiştirmedi. Çünkü ben seni zaten kardeşim olarak benimsemiştim. Değişen tek şey 'kardeşim' kelimesinin önüne gelen 'öz' kelimesi oldu. Tamam senden saklamamam gerekirdi belki ama bunu benden öğrenme istedim. Annem anlatsın sana istedim. Onun anlatması daha doğru olur diye düşündüm." Gözünden bir damla yaş aktı. "Tamam suçluyum. Ne desen haklısın ama beni abin gibi görmekten vazgeçme olur mu?" Derince yutkundu. "Ben bu yaşıma kadar senin, sizin hasretinizi çekerek büyüdüm. Bundan sonra da bana çektirmeyin o hasreti. Lütfen!"

O konuşurken benimde gözlerim dolmuştu. Ama akmaması için dişlerimi sıkıyordum. "A-" Abi diyecektim ki sustum. Silkelendim. "Ko-komutanım," dedim. Sanki bunu duymak istemiyormuş gibi gözlerini sıkı sıkı kapattı. "Benim bunları sindirmem lazım. O yüzden lütfen şimdi gitmeme izin verin."

Kapalı gözlerini açtı. Başını salladı anlayışlı bir şekilde. "Tamam ama çok uzun sürmesin lütfen."

Hiçbir şey demedim arkamı döndüm ve koştum. Yolun nereye gittiğini bilmeden koştum.

Ne kadar koştum bilmiyorum ama üstümü değiştirdiğim için kendime teşekkür etmeyi unutmadım.

En sonunda durdum etrafıma baktım. Burası Efe'nin eviydi. Tatillerde Nergis teyzenin ısrarları sonucunda birkaç gün onlarda kalmıştım.

Fazla düşünmeden kapının oraya gidip zile bastım. Şu an sadece Efe'nin yanına gitmek istiyorum.

Zile bastıktan kısa süre sonra kapı açıldı. Hızlı hızlı evlerine çıktım. Kapının başında Nergis teyze bekliyordu. Beni görünce gülümsedi ama kızarmış gözlerimi görünce gülümsemesi yavaş yavaş bozuldu. "Ne oldu Gökçe? Ne bu halin?"

Onun sorularını boş verip ayakkabılarımı çıkardım. O da içeri geçmem için kenara çekildi. İçeri geçince ona döndüm ve "Efe odasında mı?" diye sordum.

Başını salladığı gibi Efe'nin odasına gittim sorularından kaçmak için. Kapıyı tıklamadan içeri girdim. Odasına göz gezdirdim. Tam bir genç odası gibiydi. Sadeydi. İki kapaklı bir gardrop, bir çalışma masası, yatak ve ufak bir kitaplık vardı.

Onu yatağında yatarak telefona bakarken buldum. Kapıyı bir anda açtığım için ilk irkilmişti ama hemen toparlandı. Beni görünce de yatakta oturur pozisyona geldi. "Gök ne işin var senin burada? Ailenle olursun zannediyordum."

Göz göze geldik kızarmış gözlerimi görünce kaşları çatıldı. "Niye gözlerin kızarık senin?" Gözlerini terden ıslanmış kıyafetlerimde gezdirdi. "Ve niye kıyafetlerin ıslak?"

Derin bir nefes aldım. "E-Efe" diye kekeledim. "Sen bana bir şey sormasan." dedim masumca. Başımı sağ omzuma eğdim. "Ben rahatlayana kadar senin yanında ağlasam olur mu?" diye mırıldandım kedi gibi.

Başını salladı. Burukça tebessüm ettim. "Ama anlatacaksın sonra tamam mı?" Bende başımı salladım. Sonra yatak başlığına sırtını yasladı. Ve yanına gelmem için sol kolunu açtı. Sakin adımlarla yanına gittim ve açtığı kolunun altına girdim. Avuç içini kulağıma bastırarak kafamı göğsüne yaslamamı sağladı. Sol eli saçlarımı seviyor sağ eli ise iki elimi birden tutmuş güven verircesine sıkıyordu. Yine ve yine onun kolları arasında akıttım gözyaşlarımı. Yaşadığım olayı sindirmeyi bekledim.

Efe'nin anne-babası da evde olduğu için sessiz sessiz ağladım onun kollarında. Tam ona şans veriyim derken beni kandırdığını öğrendiğim anneme sövdüm içimden. Bildiği halde bana bir şey söylemeyen babama saydırdım. Kardeşlerime, Afra ve Eren'e de ağladım. Ve... Ve Alparslan abiye. Abime de hem kızdım hem ağladım. Bu gerçeği benden sakladığı için kızdım. Ama sonra bana söylediği sözler geldi aklıma. 'Annem anlatsın sana istedim. Onun anlatması daha doğru olur diye düşündüm.' demesi yankılandı zihnimde. Onun haklılık payına da ağladım. Tekrar anneme saydırdım. Gerçekleri anlatmadığı için ve 22 sene benden sakladığı için. Alparslan abiyi, çoktan abim gibi kabullendiğim için ağladım. Belki 1 saat belki 2 saat orada Efe'nin kolları arasında gözyaşı döktüm. Efe de hiç sesini çıkarmadı. Sadece dokunuşlarıyla yanımda olduğunu hissettirdi. Gözyaşlarımın yerini sessiz iç çekişlerim aldığı sırada yanımdan ayaklandı. Dolabının kapaklarını açtı ve içinden bir siyah bir eşofman ve aynı renk düz bir kısa kollu tişört çıkardı. Onları yatağın üstüne koydu ve onu izleyen bana döndü. "Sen şimdi banyoya gir. Güzel bir duş al. Bu kıyafetleri de giy. Sonra neler olduğunu konuşalım tamam mı?" Kendimi konuşacak gibi hissetmediğim için başımı sallamakla yetindim. Odanın kapısından çıkmadan önce bana döndü. "Benim banyomu kullan. Temiz havlu var dolapta." dedi ve kapıdan çıktı ve arkasından geri örttü.

Bir süre yatakta oturdum. Daha sonra kalkıp odasındaki banyoya girdim. Rahatlatmasını umarak sıcak bir duş aldım. Ve terden leş gibi koktuğum için mecbur onun şampuanını kullandım. Banyoya girmeden yanıma aldığım kıyafetleri kurulandıktan sonra giydim. Omuz hizasında olan saçlarımı da bir güzel topuz yaptım. Odaya geçince telefonumu elime aldım. Babamdan, annemden, Afradan, Erenden herkesten mesaj vardı. Onları es geçip direk Gizem'i aradım.

Okul zamanı Gizemle konuşmalarımız kısa oluyordu ama yine de bağımızı koparmamıştık. Hatta 2. senemizin yazında teyzemden izin alıp buraya gelmişti. Güzel vakit geçirmiştik.

Telefon çok çalmadan açıldı. "Ooo komutanım. Nasılsınız bakalım."

He evet birde bu vardı. Bana komutanım diye hitap ediyordu. Ve bu durum ne kadar hoşuma gitse de bazen beni çok sıkıyordu.

"Hiç iyi değilim Gizem." dedim ağladığım için çatallaşmış sesimle.

Sesimi duyduğu zaman kaşlarını çattığına yemin edebilirim ama kanıtlayamam. "Ne oldu? Niye sesin öyle geliyor? Anlat çabuk."

Derin bir nefes aldım. "Tamam anlatacağım ama sözümü kesme tamam mı?"

"Tamam anlat hadi çatlatma insanı!"

"Hani sana anlatmıştım ya. Bana ders veren bir tane komutan var. Adı Alparslan diye." Onaylayan mırıltılar çıkarınca devam ettim. "Heh işte o benim abimmiş." dedim dan diye.

"NEE!!!" diye çığlık attı.

"Evet. Annem bunca zaman saklamış bizden. Ve sanırım babamda biliyormuş. Öğrenince hiç şaşırmadı." Gözlerim yine dolmaya başlamıştı.

"Ee sen nasıl anladın peki?" diye sordu meraklı bir sesle.

"Bugün yemin töreni vardı. Yemin töreninde çıkışta annemlerle karşılaştım. Bana resmen yalvardı onu affetmem için. Bende ona tamam dedim. Şans vereceğim affettirmen için dedim. Biz sarıldık falan işte. Sonra arkadan Alparslan abi bağırdı bana. Bana bir tüfek uzattı. Artık senin falan dedi. Sonra bir anda annemle göz göze geldiler. Annem dondu kaldı. Konuştuğu zaman 'Alparslan, oğlum' dedi. Sonra Alparslan abi de 'Anne' dedi."

"Oha. Diyecek bir şey bulamıyorum. Teyzem ne yere bakan yürek bakanmış ya." diye cırladı.

"Gizem!" diye sert bir sesle uyardım.

"Tamam ya tamam. Şimdi ne yapacaksın peki?" diye sordu.

"Alparslan'ı abim gibi kabulleneli çok oldu. O yüzden ona normal davranacağım zaten kendisi komutanım. Ne kadar istesem de ondan kurtulamam." dedim sesli bir nefes verirken. "Ama annemi ve babamı ne yapacağım bilmiyorum. Zaman gösterecek onu."

"İyi tamam. Sen bilirsin." Bir anda sesi arkadan ve boğuk boğuk gelmeye başladı. Bir süre sonra "Kapamam lazım Gökçe. Annemle annen konuştu. Annem sinir krizi geçiyor sanırım." dedi ve telefonu suratıma bıraktı.

Yataktan kalkmadan önce ofladım. Odadan çıkınca ilk durağım mutfak oldu. Dolaptan su çıkarıp içtim ve tekrar doldurup yerine koydum. Arkamı döndüğüm sırada mutfak kapısına yaslanmış bana bakan bir adet Efe görmeyi beklemiyordum tabii ki. Bu yüzden yerimde sıçradım. Daha sonra sol elimin başparmağıyla damağımı yukarı kaldırdım.

"Efe ne yapıyorsun sinsi sinsi ya. Ödümü kopardın!" diye cırladım yanından geçmeden önce. Yanından geçerken kolumu tuttu.

'Ne var' gibisinden suratına bakınca "Hadi bana neler olduğunu anlat." dedi.

Omuzlarım düştü. Sesli bir nefes alıp verdim. "Tamam gel odana geçelim orda anlatıyım."

Başını salladı. "Ama odama geçmemize gerek yok." Kaşlarım çatıldı. 'Evde yalnız değiliz' diyecektim ki... "Annemler dışarı çıktı." diye açıklayınca 'Ha' gibi bir ses çıktı ağzımdan.

Beraber salona geçtik. Ben üçlü koltuğa oturdum. O da benim oturduğumuzda karşısında kalan berjere oturdu. Konuşmadım sustum. "Ee hadi Gök. Anlat artık!"

"Anlatmaya nerden başlayacağımı bilmiyorum!" dedim bezgin bir sesle.

"En başından anlatacaksın."

Ofladım. "Hani annemlerle karşılaşmıştık ya tören sonunda." Evet anlamında başını salladı. "Sonra sen yalnız bırakmıştın bizi." 'Ee' dercesine başını salladı. "Heh işte sen gidince annemle aramızı düzeltmek için bir adım attık."

Bir 'Bu muydu?' bakışının ardından "Bunun için mi ağladın. Annenle aranı düzelttiğin için mutlu olman lazım." dedi.

"Sorun bu değil çünkü Efe!" dedim hiddetle. 'Ne peki?' dermiş gibi başını salladı. Sesli bir nefes verdim. "Alparslan komutan var ya," Başını salladı. "O benim abimmiş."

Anlamadı. "Ee zaten abin değil mi? Akademideyken sana özel ders verdiği için yakınlaşmıştınız," dedi sorar gibi.

Onu onayladım. "Evet akademideyken yakınlaştık hatta abim yerine koydum ama o benim öz abimmiş" Bu sefer anlasın diye 'öz' kelimesine özellikle baskı yapmıştım.

Bu sefer jetonu düşmüş olacak ki gözleri fal taşı gibi açıldı. "A-anlamadım? Nasıl öz?" diye kekeledi.

Sıkıntılı bir ifade geçti. "Off nesini anlamadın Efe yaa! Basbayağı işte. Öz abimmiş."

Ağzı açıldı. "Oha!" dedi. "Şimdi senin abin bir komutan hatta bir Üsteğmen mi?" Suratına asıl baktığımı bilmiyorum ama hemen ciddi bir ifadeye büründü. "Sen nasıl öğrendin peki abin olduğunu?"

"İşte sen gittikten sonra annemle aramızı düzeltmek için adım attık. Hatta ona sarıldım." Duraksadım. Anlatmayı geç düşünmesi bile kalbimin sıkışmasına sebep oluyordu. Efe zorlandığımı fark edince yanıma gelip oturdu ve ellerimi tuttu. Onun mentollü kokusunu alınca ister istemez rahatlıyordum. "İşte biz onunla sarılırken Alparslan abi bana seslendi. Ona dönünce bana doğru koştuğunu gördüm. Önüme gelince bana bir tüfek kılıfı uzattı. İçinde onun ilk sniperı varmış bana hediye etmek istiyormuş."

Tam devam edeceğim sırada sözümü kesti. "Bir dakika bir dakika. Alparslan komutan sana tüfeğini hatta ilk tüfeğini vermek istedi öyle mi?" Cevap olarak başımı sallayıp onu onayladım. "Sen ne dedin peki?" diye sordu meraklı bir şekilde.

"Bana ilk tüfeğim deyince ilk başta almak istemedim." deyince 'Ne demek istemedim' dermiş gibi bakmıştı yüzüme. Bakışlarından rahatsız olunca gözlerimi kaçırdım. "Hiç öyle bakma. Adamın ilk tüfeği ve biz keskin nişancılar için tüfeklerimiz çok önemlidir. Öyle kolay kolay kimseye vermeyiz." dedim.

Kaşlarını kaldırdı. "He. Öyle desene kız. Ne bileyim ben. Ben alt tarafı bombaları imha ediyorum. Benim için penselerle." diye saçmaladı. Ona ters bir bakış attım. "Tamam tamam devam et. Peki sonra ne oldu?"

Bir an düşündüm nerede kaldığımı. Hatırlayınca "Heh." dedim. "İşte bu bana zorla verdi Yasemin'i." Kaşları çatıldı. "Yasemin tüfeğin adı." diye açıklayınca anlamış gibi başını salladı. "Sonra bir anda annemle göz göze geldi. İkisi de dondu kaldı. İlk konuşan annem oldu ve ona 'Oğlum' dedi. Sonra abim de anneme 'Anne' falan dedi işte. Babam hiç şaşırmamıştı sanki biliyormuş gibi. Sonra bende taşlar yerine oturdu. Babamla Alparslan komutanı tanıştırmıştım hatırlıyor musun 3.senenin sonunda. Hatta sende vardın yanımızda," Başını salladı. "Bunlar birbirlerine çok soğuk davranıyorlardı tuhaf bir şekilde. Ben o zaman üstünde çok düşünmemiştim ama şimdi her şey yerine oturdu. Zaten Alparslan da o zaman öğrenmiş kardeşi olduğumu."

Lafım bitince Efe'ye baktım. Düşünüyormuş, kafasında bir şeyleri tartıyormuş gibi bir hali vardı. "Peki şimdi ne yapacaksın? Hadi annenle başka şehirlerdesiniz bir süre yine ayrı durabilirsiniz ama Alparslan'la ayrı duramazsınız ikinizde askersiniz!" dedi sona doğru sesi sertleşmişti.

Ofladım. "İlk başta senin de dediğin gibi Alparslan komutanla önceden de yakınlaşmıştık. Yani bu olaylar olmadan önce de onu abimmiş gibi görüyordum. Şimdi bir şey değişmedi. Hem zaten komutan olduğu için illaki bir yerde karşılaşacaktık. Birde onun bir suçu yok. O bunları annemin söylemesi gerektiği için düşündüğü için söylememiş." Derin bir nefesi içime çektim. "Asıl suç annemin. Ona karşı nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum. Tam aramızı düzelteceğiz derken bu hiç iyi olmadı."

Başını salladı. "Seni anlayamam." dedi açıkça. "Ama anlamaya çalışabilirim. Bence kalbinden geçen neyse onu yap. Alparslan komutana, annene, babana kalbinden, aklından nasıl geçiyorsa öyle davran." İkaz eder gibi işaret parmağını yüzüme doğrulttu. "Yalnız şunu unutma. Ne olursa olsun, ne yaşarsan yaşa arkanda her zaman bomba uzmanı Teğmen Deniz Efe Ataman olacak." Son söylediğine kıkırdadım.

Ve sanırım içimdeki bir bilinmezliği gün yüzüne çıkarabilmiştim.

Normalde insanların yanında ağlamayan ben Efe'nin yanında rahatça ağlayabiliyordum. Her başım sıkıştığında soluğu Efe'nin yanında alıyordum. Ona kendimden bile çok güveniyordum. Neredeyse onu kendimden bile kıskanacak hale gelmiştim.

Bir anda Efe'nin boynuna sarıldım. Dudaklarımı kulağına yaklaştırıp "İyi ki varsın Efe. İyi ki o gün dere kenarında sesimi duydun da geldin. İyi ki Yağmurlarla komşusunuz da o gün annenle beraber iyi ki sende oturmaya geldin." Kokusunu içime hapsetmek ister gibi derin bir nefes aldım. "İyi ki yanımdasın Efe."

O da benim kulağıma yanaşıp "Sende iyi ki varsın Gök. İyi ki yanımdasın. İyi ki..." derken sesli bir nefes vermişti.

Sanırım bir bomba uzmanı gelip kalbime bir bomba bırakmıştı.

Bu bombayı bırakan ise Efe'den başkası değildi.

-------------------------------
Nasılsınız bakalım?

Soranlar için söylüyorum ben idare ederim.

Yavaş yavaş kurgu tam askeri kurgusuna dönmeye başlıyor.

Birkaç bölüm sonra operasyonlar bile olabilir.

Şimdilik bu kadar.

Yorumlarınızı bekliyorum canlar.

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.