20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime · Okuduğun bölüm
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Efe gittikten sonra bir süre ağladım. Ben ağlarken içeriye Kubilay girince hemen gözlerimi sildim ve çöktüğüm yerden kalktım.

"Ne işin var burada senin?" diye sordu.

Kızarık gözlerimi görmesin diye kafamı eğdiğim yerden konuştum. "Hiiç"

Hiç beklemediğim bir anda çenemi tutup kaldırdı. Kaşlarını çattı. "Ağladın mı sen?"

Çenemi elinden kurtardım. "Sanane ya sa-na-ne!"

Yanından geçip gideceğim sırada kolumu tuttu. "Anlat işte! Ne inat ediyorsun?"

Kolumu da sertçe çekip kurtardım. "Sana niye anlatayım? Daha bugün tanıştık ama beni ilk tanıştığımız andan beri her fırsatta beni küçük gören, bana acıyan sana neden anlatayım? Ha? Daha fazla acıyasın diye mi?" diye acımasızca konuştum.

O da verecek bir cevap bulamadı. "Bende öyle düşünmüştüm." diye yanında geçtim. Odadan çıkmadan önce Yasemin'i -abimin tüfeğini- aldım. Ve karargahdaki poligona doğru yürüdüm.

Poligona gelince görevliye selam verip içeri girdim. Ve bir kabinin içine girdim ve ateş etmeye başladım.

Ateş ettim, ettim, ettim. Üzüntümü, sinirimi, endişemi içimdeki her şeyi mermilerden ve mermilerin buluştuğu hedeflerden çıkardım.

Ne kadar geçti bilmiyorum ama hava kararmıştı. Ben hala ateş etmeye devam ediyordum. Omzuma değen eli hemen tutup ters çevirdim ve bir kolumu adamın boynuna sardım.

Adama bakınca Oğuz olduğunu gördüm ve onu bıraktım. "Ya sen niye sinsi sinsi yaklaşıyorsun?" diye sinirle sordum.

"Nasılsın diye bakmaya geldim." dedi.

Kaşlarımı çattım. "Niye iyi olmayacakmışım ki?"

"Kubilay öyle demiyor ama?" dedi bu sefer.

"Kubilay," dedim sorar gibi. "Ha Kubilay. Ne dedi ki sana?"

"Mühimmat odasında seni ağlarken bulduğunu sonra tüfeği kapıp gittiğini söyledi." dedi gayet düz bir sesle.

"İyiyim ya yok bir şeyim." dedim güvence vermek istermiş gibi.

"O zaman neden ağlıyordun ve son 4 saatini poligonda geçirdin?" dedi. Sanırım ona anlatmadığım için sinirlenmeye başlıyordu.

Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "4 saat mi? O kadar oldu mu ya." Yanından koşarak geçip dışarı çıktım ve toplantı yaptığımız odaya gittim.

Kapıyı tıklatıp içeri girdim. "Teğmen Gökçe Demir" diye tekmil verdim.

Altay Yarbay başıyla içeriyi işaret etti. "Gel Gökçe."

İçeri geçip rahatta ayakta bekledim. "Komutanım," diye tereddütlü bir şekilde konuşmaya başladım.

Altay yarbay bana bakmadan konuştu. "Çekinmene gerek yok Gökçe. Sorabilirsin." dedi ılıman bir tonda.

"Komutanım bizimkiler ne durumda?" diye sordum.

Derin bir nefes aldı. "Şu an sıcak temastalar."

Kalbim korkuyla atmaya başladı. "İyiler değil mi komutanım?"

Başını sallayınca tuttuğum nefesimi verdim. "Şu anlık bir sıkıntı yok."

Başımı salladım. "Komutanım ben şimdi çıkayım sonra yine gelirim."

"Tamam Gökçe." deyince hazır ola geçip selam verdim ve odadan çıkıp bahçedeki banklara ilerledim.

Boş bulduğum bir banka oturdum. Ellerimi kafamın arasına aldım ve onların iyi olacağına karşı kendimi telkin etmeye çalıştım.

Önümde olan hareketlilikle kafamı kaldırdım. Ve Oğuz. Sesli bir nefes verdim. "Ne işin var senin burada?"

Masanın üstüne bir tüfek kılıfı koydu. "Bunu unutmuşsun."

Tüfek kılıfını açıp baktım. "Yasemin" diye hayretle fısıldadım. "Allah seni! Unuttum ben onu ya." Minnettar bir şekilde Oğuz'a baktım. "Çok teşekkür ederim Yasemin'i getirdiğin için."

"Yasemin mi?" diye hayretle konuştu. "Tüfeğin adı mı var?"

Kaşlarımı çattım. "Ne var bunda?" diye sordum sinirle.

"Yok canım yok bir şey de sadece tuhaf geldi." diye aceleyle konuştu.

Onun bu haline kıkırdadım. "Sana söyle açıklayayım." Elimle kendimi gösterdim. "Ben ve benim gibi keskin nişancılar için tüfekleri çok önemlidir. Çünkü herkes ortada çatışırken biz bir yere konumlanır uzaktan uzaktan indiririz adamları. Yani tim arkadaşlarımızdan çok yanımızda olur tüfeğimiz. Bu yüzden çoğumuz tüfeğine isim verir. Bu tüfek de abimin. Onu bana okulu bitirme hediyesi olarak vermişti ama kaybetseydim onun yüzüne bakamazdım. Bu yüzden çok teşekkür ederim ve özür dilerim. "

"Ne için özür diledin?" diye sordu.

"Sana biraz kaba davrandım. Benim garezim sana değil. Ben sadece endişeliyim abim ve -" devam edecektim ki pot kuracağımı fark edince sustum.

"Abin ve evet?" dedi sorgular bir şekilde.

"Abim ve diğerlerin için endişeliyim. Onlara bir şey olur korkusu beni sinirlendiriyor." diye toparlamaya çalıştım.

Oğuz "Ha anladıımm" deyince tuttuğum nefesimi geri verdim. "Bende onlar için endişeliyim. Ama sonuçta kaç senelik askerler değil mi? Başlarının çaresine bakarlar." dedi güvence vermek ister gibi.

Başımı salladım. Ayağa kalktım. "Neyse ben gideyim de Yasemin ile ilgileneyim birazcık." dedim. Ve içeriye girdim elimde Yaseminle.

Bizim time ayrılan ve onların düzenlediği odaya girdim. Koltuklardan birine oturup Yasemin'i parçalara ayırdım ve temizlemeye başladım.

Temizleme işi bitince Yasemin'i tekrar kılıfının içine koydum.

Kafamı koltuğun sırt kısmına yasladım. İçimden dua etmeye başladım birine bir şey olmasın diye. Fakat son hatırladığım kafamın omzuma doğru düşmesiydi.

-----------------------------------
Buyurun buyurun hoş geldiniz!

Nasılsınız efenim?

Biliyorum biliyorum kısa oldu...

Bende siz okudunuz daha iyi oldum.

Neyse haydi görüşürüz canlar.

Yorum! Unutmayın!!!

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.