26. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller24. Bölüm: İçeri Sızmak
Bölümler 36Şu an: 24. Bölüm: İçeri Sızmak
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bayrak... Bayrak nedir?
Bazı insanlar için sadece bir bez parçası...
Ama bayrak aska sadece bir bez parçasından ibaret değil!
Bayrak uğruna savaşılabilecek, kan döküp gerekirse kan verilebilecek, can alıp gerekirse de can verilebilecek kadar değerli bir şey...
Bayrak uğruna şiirler yazılacak kadar anlamlı bir şey...
Bayrak sürekli göklerde süzülmesi gereken bir kuş... Sürekli bizi gölgesinde bulundurması gereken bir ağaç...
Bayrak uğruna destanlar yazılması gereken bir şey...
Bayrak sadece bir bez parçasından ibaret değil! Bayrak çok anlamlı bir şey ama anlayana.
'Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,' diye başlıyor şiirine Arif Nihat Asya. 'Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,' diye devam ediyor.
Bizim bayrağımız; Çanakkale de, Kurtuluş Savaşı'nda şehit ve gazilerimizden akan kanla yıkandı. Analarımızdan, bacılarımızdan, evlatlarımızdan akan yaşlarla ıslandı bizim bayrağımız. Ay ve yıldızın ışığıyla aydınlandı bizim bayrağımız...
Ve bende bu bayrağın yoluna başımı koymuş milyonlarca insandan sadece biriyim. Ben olmazsan başkası olur. O olmazsa daha başka biri olur. Ama yaşayan son Türk son damla kanını akıtmadan o bayrağın yere düşmesine asla ama asla izin vermez.
🇹🇷
Efe'yle yaşadığımız tatsız olaydan sonra uçaktan inene ağzımızı bıçak açmamıştı.
Gerçi uçaktan inince de pek konuştuğumuz söylenemez. Daha doğrusu konuşmaya fırsatımız olmadı.
Uçaktan indiğimiz gibi bizim için gelen arabalara binmiş ve buradaki karargaha gelmiştik.
Oradaki komutanlarla bir toplantı yapıp yeni bilgiler edindik. Bu kaçırma işlerinin saat pek belli değilmiş ama istihbarata göre ikindi vakitleri olacakmış bu seferki.
Yani saat 4-5 civarı...
Toplantı bitince hazırlanmaya başladık. Pars ve ben onlara benzemek için onların kıyafetlerinden giydik. Ve ben aynı bir erkeğe benzemiştim. Diğerleri ise kamuflajlarını...
Şimdi de bahçede Kayra komutanın önünde dizilmiştik. "Hançer!"
"EMREDİN KOMUTANIM!"
"Buraya vatanımızın evlatlarını kurtarmaya geldik. Kayıp vermeye değil. Tek bir yaralı bile istemiyorum! Anlaşıldı mı?"
"ANLAŞILDI KOMUTANIM!"
"Haydi gazamız mübarek olsun!"
Tekrar arabalara bindik ve istihbaratta belirtilen köye gittik. Yol çok uzun sürmedi.
Her şey biz gelmeden önce buradaki askerler tarafından ayarlanmıştı. Ben ayarlanan eve girdim. İçeride insanlar vardı. Onların çocuklarının yerine geçmiştim. Kulağımdaki telsizden haber verdim. "Ben yerimdeyim."
"Tamam Gökçe. Daha ortalıkta görünmüyorlar ama birazdan burada olurlar." dedi telsizden Özalp abi.
"Anlaşıldı komutanım."
Bir süre bekledik. "Geliyorlar komutanım." diyen Birgül ablayla olduğum yerde volta atmaya başladım.
"Tamam doktor. Herkes mevzi alsın. Yılan sende sız hemen aralarına. Gözün Gökçe'de olsun. Gökçe sende dikkat çekecek bir şey yapma. Unutmayın hançer kamplarına kadar takip edip orada saldıracağız."
Hepimiz aynı anda "Anlaşıldı komutanım." dedik.
Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. Sonra sedirlerin birine oturdum.
"Yılan otların arasında." diye şifreli konuşan Pars'a gülümsedim.
Sonrası zaten havaya açılan ateşler, bağrışan çocuklar, ağlayan analar...
Evlere destursuz girip çocukları yaka paça evden çıkarıyorlardı. Karşı gelenleri ise öldürüyorlardı. Bir anda içinde bulunduğum eve girilince oturduğum yerden kalktım ve beni götürmelerine izin verdim sakince. Daha sonra birkaç eve daha girmişler ve topladıkları 15-20 çocuğu kamyonet tarzı arabalara bindirmişlerdi. Yanımıza da 3 adam dikmişlerdi ve biri de Pars'tı. Pars özellikle bana yakın duruyordu.
"Gökçe iyisin değil mi? Zarar görmedin?" Telsizden abimin sesini duyunca bir anlık gerildim.
"İçerdeyim komutanım sıkıntı yok." Dudaklarımı oynatmamaya çalışarak konuştum.
Birkaç çocuk rahat durmayınca adamlardan biri iki tanesini vurdu. Ondan sonra diğer rahat durmayanlar tırsıp sessizce oturmaya başladılar.
Yol bayağı bir engebeliydi. Sürekli hoplayıp duruyorduk. Yaklaşık bir saat sonra araç durdu ve arkasındaki kepengi açtılar ve yine yaka paça bizi indirdiler.
Etrafa göz gezdirince bir sürü keleşli adam olduğunu gördüm. Daha etrafa bakmaya devam edeceğim sırada şakağıma gelen kabzayla gözüm hafif karadı ve kısık sesle inledim. "Önüne bak!" diye uyardı bana vuran şerefsiz. Adamın yüzüne iyice baktım ezberlemek için. Bunu özellikle ben döve döve öldürecektim.
Adam gidince Pars yaklaştı hafifçe. "İyi misin?"
Elimi kaşıma götürdüm ve dolundum. Elime bakınca kanadığını gördüm ve patladığını anladım. "O şerefsizi öldürürsem daha iyi olacağım" diye sinirle söylendim. Hala bir cevap beklediğini fark edince "Alt tarafı kaşım patladı ya. Bir şey yok." diye kestirip atacaktım ki "NE!" diyen bir ses kulağımı patlattı. "Kaşın mı patladı?" Bu ses tek bir kişiye ait olamaz.
"Tek bir kişi konuşabilir mi?" diye sordum dudaklarımı hareket ettirmemeye çalışarak.
"Kaşın nasıl patladı?" Ah tabii ki de abim sormuştu.
"Allah'ım ya telsizi açık unutmuşum!" diye söylendim içimden. "Etrafı incelerken kansızın teki keleşin kabzasıyla vurdu. Çok da önemli bir şey değil komutanım!" diye açıkladım. Görevdeyken ona abi diyemezdim.
"Eşkal ver Gülümle halledelim."
"O kansız benim. Kimseye yedirmem. Kendim öldüreceğim onu!" dedim sıktığım dişlerimin arasından.
Kampın ele başlarından biri olduğunu düşündüğüm adam karşımıza geçti ve konuşmaya başladı. "Artık bizimle berabersiniz! TC'ye karşı bizim için savaşacaksınız! Karşı gelen olursa öldürülür!" diye değişik bir ağızda konuştu. "Var mı anlaşılmayan?"
"Ulan senin ağzını bir güzel yamultmak vardı şimdi de neyse dur sen dur!" diye bir şeyler geveledi arkamdan Pars.
Bir süre bir sessizlik oldu. Sonra iki tane adam elinde kalaşnikoflarla geldi. En başta olan benden başlayıp dağıtmaya başladı. Onlar dağıtırken konuşma yapan adam tekrar konuştu. "Bakalım atıcılıkta ne kadar iyisiniz?"
Pars kulağıma eğildi. "Nişancılığını konuşturma sakın!" diye uyardı beni.
Alayla gülmek istedim ama onun yerine dişlerimin arasından "Merak etme yılan ya. Azıcık oyun oynayacağız." dedim.
Hepimize kalaşnikofları dağıttıktan sonra karşımızı da hedef diktiler. Konuşan adam çenesiyle beni işaret etti. "Sık bakam"
Başımı salladım. Kabzayı sol omzuma dayadım. Sağ gözümü kapatıp başımı hafifçe eğdim. Kendimi hedefe odakladım. Hedefler en fazla 20 metre ötedeydi ve bunu kaçırmam imkansız gibi bir şeydi ama mecbur bir ikisini kaçıracaktım. Ne çok iyi ne de çok kötü yapmaya çalışarak sıktım.
Silahı indirdiğim sırada biri elimden sertçe aldı. Konuşan adam da gidip hedefe baktı. Sonrada yanıma gelip elini omzuma koyup sıktı. "İlk deneyen birine göre iyi." dedi.
Sessiz kalıp sadece suratına baktım. O da cevap vermemi beklemedi. Diğer yanımdaki çocuğa geçti ve bana yaptırdıklarını ona yaptırdı.
"Şu görev bitsin domestosla banyo yapacağım. Kendimi çitileyeceğim. Anca arınırım." diye geveledim ağzımın içinde.
"Ulan Gökçe güldürme gülemiyorum." dedi arkamdan Pars.
Başımı hafif çevirip bakınca kızarmaya başladığını gördüm. "Yılan kıpkırmızı olmuşsun. Biri fark edecek!" dedim.
Ve maalesef ki korktuğum başıma geldi. Adamlardan biri Pars'ın yanına gelip "Neye gülüyon?" diye sordu.
"Hiiçç" dedi Pars.
Adam bir anda silahını Pars'ın kafasına dayadı. Pars kendini toparladı ama hareket etmedi. "Sana neye gülüyon dedim!" diye tekrarladı adam.
"Heval sana öyle gelmiş. Gülmüyom ben bir şeye." diye onlar gibi konuştu Pars.
"Komutanım atağa geçelim. Açığa çıkabiliriz!" dedim telsize. Görmesin diye kafamı diğer tarafa çevirmiştim.
"Komutanım siftah benden!" dedi ve ilk mermiyi sıkıp Pars'ın başına silah dayayan adamı indirdi abim.
Herkes bir anda silahlarına davrandı. "Kim vurdu?" diye bağırdı lider olduğunu düşündüğüm adam.
Sonra biri daha indi. Etraftaki ağaçların arasından çıktılar. Buraya doğru gelirken adamları indirmeye devam ediyorlardı.
"Türk askeri!" diye bağırdı biri ve son sözleri de onlar oldu. Sonra da öldü.
Lider adam eliyle gelin gelin işareti yapınca aralarında Pars'ın da olduğu birkaç adam benimle beraber 5-6 çocuğun koluna girdiği gibi buraya gelirken bindiğimiz kamyonete sürükledi.
"Ulan o şerefsizi öldüremedim ya. Çok koydu be. Ama yüzünü kazıdım aklıma bulcam oğlum seni!" diye söylendim. Bir yandan da kolumdan tutan Parsla beraber yürüyordum.
"Telsizden kurtul. Bundan sonra sadece uydu telefonuyla haberleşeceğiz." diye kulağıma fısıldadı Pars.
Başımı salladım. "Hançer hakkınızı helal edin. Benimki helal olsun. " dedim ve telsizi kulağımdan çıkarıp yere attım adamlar görmeden.
Sonra arabaya bindiğimiz gibi yola çıktık. Silah sesleri yavaş yavaş azaldı. En sonunda hiç ses gelmemeye başladı. Görevin zorluğu bundan sonra başlıyordu. Bundan sonra sadece Pars ve ben vardık.
Peki görevin altından kalkabilecek miydik?
------------------------------------
Selamlar!
Uzatmayacağım.
Yıldızları Gökçe için parlatalım.
Sizleri seviyorum!
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
