16. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba
Bölümler 36Şu an: 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hoşlantı, aşk ben böyle hislere inanmam.
Sadece okuduğum kitaplarda olacağına inanırdım.
Ta ki; bende böyle hisler hissetmeye başlayana kadar.
Benim sonsuz bir sevgi içinde olduğum kişiler sadece 5 kişiden ibaretti.
Annem, babam ve kardeşlerim... Ve şimdi bunların arasına Efe de eklenmişti.
Efe benim en zor zamanlarımda yanımda olmuştu. İlk başta tercihlerim için annemle kavga edince derenin kenarına gittiğim zaman. İkincisi kayıt gününde... Yine annemle kavga ettiğimiz zaman kollarında ağlamama izin vermişti. Üçüncüsü şimdi... Hayatım boyunca bana yalan söylendiğini öğrendiğim gün.
Onun yanına gelince bütün iradem kırılıyor. 4-5 yaşından beri insanların yanında -bu ailem olsa bile- ağlamamaya özen gösteren ben onun yanında gözyaşlarımı tutamıyorum.
Onun yanında bir kız görünce sinir katsayım tavan yapıyordu. Onu kendimden bile kıskanacak seviyeye gelmiştim neredeyse.
İlk başlarda onu bir arkadaş bir dost olarak kıskandığımı düşünüyordum. Çünkü ben normalde de çok kıskanç biriyim. Ama onun yanındayken kalbimin ritminin değiştiğini şimdi fark ediyorum.
Onun mırıldanmasını duymak bile benim kalbimin ritminin değişmesine, dakikada 150-200 kere atmasına sebep olacak kadar hızlanmasına neden olabiliyordu.
Ve biz şu anda onunla sarılıyorduk! Bunu başlatan ne kadar ben olsam da kalbim için kalp krizi sebebi gibi bir şeydi.
Kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissedince ondan ilk ayrılan ben oldum. Bir şey çaktırmamak için gözleri hariç her yere bakıyordum. Konuyu dağıtmak adına ilk konuşan ben oldum. "Hadi şu akademiye gidelim de eşyalarımızı toplayalım."
Konuyu dağıtmaya çalıştığımı anlamış gibi hafifçe kıkırdadı. "Tamam hadi gidelim." Ayaklanınca beni süzdü. "Bu arada kıyafetlerim yakışmış." dedi ve kocaman bir kahkaha attı.
Kafamı hafif eğip kendime baktım. Tişört idare ederdi ama eşofmanın paçaları uzun geldiği için içe doğru kıvırmıştım. Cidden komik duruyordu. "Sende o kadar uzun olmasaydın!" dedim sahte bir kızgınlıkla. İşaret parmağımı da yüzüne sallamıştım.
O da sahte bir korkuyla ellerini iki yana kaldırdı. "Özür dilerim Teğmen'im. Bu kadar uzun olmak benim suçum." Cümlesi bitince kocaman bir kahkaha attık ikimiz de aynı anda.
Beraber neşeli bir şekilde kapıdan çıktık. Efe'nin arabasına binip akademiye gittik. Odalarımıza gidip eşyalarımızı topladık. Bahçede buluşmak için sözleştiğimiz için işim bitince bahçeye gittim. Banklardan birine oturdum ve beklerken telefona bakmaya başladım. Aradan geçen 5 dakika sonunda önüme biri geldi. Kafamı kaldırınca karşımda abimi gördüm.
"Gökçe biraz konuşabilir miyiz?" diye sordu biraz çekingen bir tonda.
Yanıma oturması için hafif kaydım. Yüzünde küçük bir gülümseme belirdi ve hemen yanımda açtığım boşluğa oturup bankın el verdiğince vücudunu bana döndürdü. Tam ağzını açıp konuşacaktı ki kollarımı boynuna dolayıp ona sarıldım. Afalladı. Ama hemen kendini toparladı ve sarılışıma karşılık verdi. Dudaklarımı kulağına yanaştırıp "Abi, abim." dedim ve geri çekilip yüzüne baktım. Suratında çok değişik bir ifade vardı. Mutluluk, gurur, heyecan, hüzün ve daha birçok duyguyu barındırıyordu sanki yüz ifadesi. Bu sefer o bana sarıldı. "Teşekkür ederim kardeşim. Teşekkür ederim." dedi benden ayrıldı. Yüzüme bakmaya başladı. "Bu an için o kadar çok bekledim ki tahmin bile edemezsin. Sizin varlığınızı öğrendiğimden beri bekliyorum bu anı. Ve şimdi anlıyorum. Ben yarım biriymişim. Sizin varlığınız beni bir bütün yaptı."
Gözlerim dolmuştu. "Abi bende küçükken hep bir abim olsun isterdim. Abisi olanlara çok imrenirdim." Burnunu çektim. "Bir abim olsun arkamda dursun isterdim. Sevgilim olmasına izin vermesin. Beni kıskansın. Ağlayacağım zaman yastığıma değil de onun omzuna yatmak isterdim. Evde bir kişi bile olsa benden büyük birinin benim arkamda olmasını isterdim. Onunla beraber gezmeye gitmek isterdim. Onun kolları arasında uyumak isterdim. Sert ama bana, bize kıyamayan bir abi."
Beni sessizce dinlemişti. Sözlerim bitince beni göğsüne geçmişti. Ben onun beline kollarımı dolarken o benim saçlarımı seviyordu. "Bunların hepsini hala daha yapabiliriz bunu biliyorsun değil mi?" Gözlerimden yaşlar akarken başımı salladım. Bir anda beni göğsünden kaldırdı. Yüzümü elleri arasına aldı. Başparmakları akan yaşları silerken konuştu. "Bunların hepsinin gerçekleşmesini sağlayacağıma söz veriyorum. Asker sözü. Tamam mı canım kardeşim asker sözü." Gözlerim doluyken başımı salladım. "Hadi daha fazla ağlama. Bak beni üzüyorsun." dedi ama onunda gözleri doluydu. "Hem asker adam ağlar mı hiç?" diye sordu omuz silkerek.
Bende toparlandım. Başımı iki yana sallarken "Ağlamaz. Ağlamaz komutanım." dedim gülerken.
Ellerini 'hadi hadi' der gibi salladı ayaklanırken. "Hadi gel dışarıda gezelim. He ne dersin?"
Başımı eğip ellerimle oynamaya başladım. "Abi benim arkadaşlarıma sözüm var ama onlarla buluşacağız." dedim mahcup bir tonda.
Çenemi tutup kaldırdı. "Sakın," dedi sert bir tonda. "Sakın. Ne olursa olsun başını eğme." Nefes aldı. "Gezme işini sonraya bırakalım o zaman. Hem bende geleyim beni de tanıştır bakalım arkadaşlarınla." dedi.
Güldüm. "Tamam abi gel. Seni de tanıştırayım." dedim. Sonra okulun kapısından konuşarak çıkan Efe'yle Selim'i gördüm. Onlara el salladım yanımıza gelsinler diye.
Fark edince hemen yanımıza geldiler. Her zamanki gibi ilk konuşan Selim oldu. "Ne yapıyorsun bakalım Gökçe. Nasıl gidiyo-" diyecekti ki yanımdaki abimi fark etti ve hazır ola geçip asker selamı verdi. "Teğmen Selim Sönmez. Şırnak. Emret komutanım!"
Aynı şeyi Efe de yapmıştı. "Teğmen Deniz Efe Ataman. Ankara. Emret komutanım!"
Güldüm ikisinin bu haline. Selim suratıma çok değişik bir ifadeyle bakıyordu hiçbir şey bilmediği için. Abim de güldü. "Rahat olun arkadaşlar." derken kolunu omzuma attı.
Selim'in gözleri kocaman açıldı. "Ne oluyor ya. Uyanamadım mı ben." diye gözlerini ovuşturdu.
Abimle bu haline kahkaha attık. Ona durumu açıklayan ben oldum. "Selim." deyince şaşkın bakışları bana döndü. "Alparslan komutan benim abimmiş."
Gözleri sanki açılabilirmiş gibi daha çok açıldı. Yandan Efe'yi dürttü. "Deniz beni çimdiklesene. Rüya görmediğime emin olmam gerekiyor." Efe dediğini yapmış olmalı ki elini kendine çekti. "Ayy acıdı. Oha. Rüya değilmiş lan. Bizim Gökçe'nin abisi komutanmış. OHA LAN!" dedi ve küfür etti.
Son söylediği şeyden sonra abim uyarı anlamında boğazını temizledi. "Ö-özür dilerim komuta-" Komutanım diyecekti ki abim lafını böldü. "İşteyken tabii ki komutanım dersin ama iş haricinde Alparslan abi veya abiyi tercih ederim." dedi Selim'e bakarken. Sonra bakışları Efe'yi buldu. "Senin içinde aynı şey geçerli!"
İki de hazır ola geçip "Emredersiniz komutanım!" demeseydi iyiydi tabii ki. Abimin sabır çektiğini duymuştum.
Konunun dağılması için konuşmaya başladım. "Ee hadi. Yağmur'la Rüzgar bekliyor bizi. Biraz hızlı olalım." Benim konuşmamla herkes başını salladı. Abim bankın yanındaki çantalarımı sırtlanmaya başladı. "Abi bana ver birazını," dedim ama nafile. Ben kime konuşuyorsam artık. Çantaları sırtlandığı gibi arabası olduğunu tahmin arabaya yürümeye başladı.
Bir anda omzuma koyulan elle irkildim. Kafamı çevirip bakınca bu kişinin Selim olduğunu gördüm. "Gökçecim. Bana arkadaşın Yağmur'u ayarlayacak mısın?" diye sordu.
Ha şu konu...
Selim, Yağmur'dan hoşlanıyordu ve onunla konuşmam için 4 senedir peşimde koşuyordu.
Cevap vereceğim sırada bileğimi bir el kavradı ve beni Selim'den kurtardı. Kafamı kaldırıp bakınca bu kişinin abim olduğunu gördüm. Sert bir ifadeyle Selim'e bakıyordu. "Bir daha onunla aranda iki adımdan az mesafe bırakırsan benden çekeceğin var!" dedi sert bir ifadeyle. Ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Tabii ki arkasından beni de çekiştirirken.
Arabasının yanına gelince benim için yolcu kapısını açtı ve binmem için bekledi. Güldüm ve binmek için bir adım attım. Ama aklıma gelen şeyle inip Efe'ye bağırdım. "Efe gideceğimiz yeri ben sana konum atarım. Selim'i de alıp gelirsin!" diye seslendim. Cevap olarak bir baş sallaması ve yumruğundan çıkartılmış başparmağıyla karşılık verdi. Bende gülümseyip arabaya bindim. Abim kapımı kapadı ve arabanın etrafından dolaşıp sürücü koltuğuna oturdu. Kemerini bağlarken bana yandan bir bakış atıp "Kemer," diye uyardı. Bende başımı sallayıp kemerimi takınca yola koyulduk. "O çocuk niye sana o kadar yakındı!" diye sordu aksi bir tavırla.
Kıkırdadım. Bana ters bir bakış atınca ciddi bir ifadeye büründüm. "Abi o benim arkadaşım. Ve kendisi en yakın arkadaşım olan Yağmur'dan hoşlanıyor. 4 senedir peşimden koşuyor onunla konuşmam için. Yine aynı konuyu konuşacaktık ki sen gelip beni kurtardın." Yanağına yaklaşıp öptüm. "Kahramanımm!"
Yüzündeki sert ifade hemen yerini huzurlu bir ifadeye bıraktı. "Bak şimdiden uyarıyorum. Öyle sevgilidir, manitadır, flörttür yok. Asla. Öğrenirsem kötü olur." dedi.
Tuhaf bir ifadeyle yüzüne baktım. "Abi benim bugüne kadar hiç sevgilim olmadı. Olacağını da düşünmüyorum!" dedim.
Aklıma Efe gelmişti. Daha ona itiraf edemezken abime söyleyemezdim. Bir de böyle bir tepkiden sonra hiç söyleyemezdim herhalde.
Çekingen bir şekilde ellerimle oynamaya başladım. "Yalnız bir şey söylemem lazım. Benden duysan daha iyi olur sanırım."
Biz konuşurken arabayı bir evin önüne park edip bana dönmüştü. "Söyle Gökçe." dedi yatıştırıcı bir sesle.
Gözlerimi kapatıp sesli bir nefes verdim. "Hani sana en yakın arkadaşım Yağmur demiştim ya." Başını salladı. "Heh şimdi gideceğimiz yere onunla beraber ikizi Rüzgar da gelecek."
"Ee ne var bunda. En yakın arkadaşım diyorsun." Aklına bir şey gelmiş gibi gözleri açıldı. "He benim sıkıntı çıkaracağımı düşünüyorsan. Öyle bir şey düşünmüyorum." dedi kırgın bir ifadeyle.
Hemen ona dönüp ellerini tuttum. Başımı iki yana sallarken "Hayır hayır." dedim.
Sorunun o olmadığını anlayınca gözleri parladı. "Ee o zaman sorun ne söyle bana kardeşim." dedi düşünceli bir tonda.
"Rüzgar benden hoşlanıyor." Lafı daha fazla uzatmanın anlamı yoktu değil mi?
"Ne demek hoşlanıyor?" diye sordu. Sinirlenmeye başladığı belli oluyordu.
"Şimdi ben akademiye gelebilmek için kimsenin haberi yokken evden çıktım. Sonra Balıkesir'de kayıt zamanına kadar nerede kalacağım diye düşünürken aklıma Yağmur geldi. Onu aradım o da bana evini açtı." Nefes molası. "İşte kayıt zamanına kadar onların evinde kaldım. O 2-3 gün içinde Rüzgar bana her şeyi itiraf etti. Ben bunu ilk lisenin mezuniyet balosunda görmüştüm. O da orada benden hoşlanmış. Neyse işte o bana açık açık söyleyince bende 'Sen benim en yakın arkadaşımın kardeşisin. Sana o tür hisler istesem de besleyemem. Onun kardeşi benim kardeşimdir' dedim ama o bana ne olursa olsun beni sevmeye devam edeceğini söyledi." Ben anlattıkça yüzü şekilden şekle giriyordu. Alnındaki damarlar çenesini sıkmaktan belirginleşmeye başlamıştı. Ellerini sıktım. "Bak ben o zamandan beri onunla arama mesafe koymaya çalışıyorum. Ama ara sıra böyle bir arada olduğumuz zamanlar oluyor. Ve herkesin içinde de bana aşık olduğuna dair imalar yaptığı için anlattım abi. Ondan değil benden öğren istedim. Lütfen sende kendine hakim ol. Seni yeni bulmuşken kaybetmek istemiyorum."
Yaşların ne zamandan beri gözlerimden aktığını bilmiyorum ama o ellerini ellerimin arasından kurtarıp yaşları silmeye başlayınca fark ettim. "Tamam sen merak etme. Hem anlattığın iyi oldu. Teşekkür ederim." Üstümdeki bana bol gelen Efe'nin kıyafetlerini süzdü. "Hadi gel hem eşyalarını eve taşıyalım hem de bir üstünü değiştir."
Başımı salladım. Aynı anda arabadan indik. Beraber benim eşyalarımı evine çıkardık. Evi ne fakir evi ne de zengin evi gibiydi orta yolluydu. "Bu evde timimdeki bir arkadaşımla kalıyorum. Ve şansına bir tane boş odamız vardı. Orasını sana yaparız. Şimdilik benim odamda yatarsın bende koltukta yatarım. Yarın gider ne gerekliyse alırız."
O kadar konuşmadan bir tim lafına birde koltuk lafına takılmıştım. Kaşlarım çatılırken "Birincisi senin timin mi var?" diye sordum.
Güldü. "Bunu aslında kimseye söylememem lazım ama sende artık teşkilattansın ve senden sır çıkmayacağına eminim." dedi. Bana güvenmesi gururumu okşamıştı. "Ben bordo bereli timlerinden biri olan hançer timine mensubum." dedi. Ağzım açıldı.
Benim
Abim
Bordo
Bereli
Mi?
'Oha lan yok artık.' diye söylendim içimden. Abim bir anda cıkcıklamaya başladı. 'Ne oldu' dermiş gibi suratına baktım.
"Söylediğin şey senin gibi kibar bir kıza hiç yakışmıyor." Ne söyledim ki ben. Ahha hayır hayır onu dışımdan söylemiş olamam değil mi?
Suratımı buruşturdum. "Ben onu sesli mi söyledim ya." dedim ensemi kaşırken.
Başını salladı. "Ve sanırım bunu da söylememem lazım ama,"
Merakla başımı sallarken devam etmeye teşvik etmek için "Ama?" diye onu tekrarladım.
"Ya zaten yarın ya da öbür gün öğrenecekler söylemeyeyim ben. Ama suratıma böyle bakarken de gel de söyleme bakalım." diye mırıldandı.
Sabırsızca "Ee hadi abi!" dedim.
"Akademide senin ve Deniz'in özel ders almasının bir sebebi var." dedi.
Kaşlarım çatılırken sordum. "Ne sebebi?"
Derin bir nefes verdi. "Sizi bordo bereli olmaya hazırlamak için. Ben aslında görev için oradaydım. Akademideki yeteneği olan bir kişiye o yetenek üzerinde yoğunlaştırıp bordo bereli olmaya hazırlamak için. Ve akademiden seçilenlerden biri de sensin. Artık bordo berelisin. Size bilgisini bugün, yarın verirler." diye açıkladı.
Gözlerimin parladığına emindim. Hemen boynuna sarıldım. Kahkaha attım. "Ben şimdi bordo bereli mi olacağım." Tekrar kahkaha attım. "Aaaa bordo bereli oldum." Çığlık attım.
Kendini benden kurtarınca "Hey hey," dedi başını iki yanına salladı. "Bu ikimizin arasında kalıyor. Şimdilik. Hem haber gelse bile kimseye söyleyemezsin anladın mı?"
Heyecanla başımı salladım. "Anladım abi tamam. Anladım." Benim odam olacağını söylediği yere girdim ve kapıyı kapadım. Tekrar çığlık attım. "AAAAAAAAAAAAA BORDO BERELİ OLUYORUM!!!!!!!!" Abim bir anda odanın kapısını açıp bana ters ters bakınca susmak zorunda kaldım.
Onu sinirlendirmemek adına hemen valizimi açıp üstümü giyindim. Odadan çıkıp çıkış kapısına ilerlerken abime seslendim. "Aaabiiii. Ben hazırım. Hadi çıkalım."
Oflarken "Ne anırıyon eşek gibi Gökçe ya." diye söylendi.
Beraber tekrar onun arabasına bindik ve benim söylediğim kafeye doğru gitmeye başladık. "Senin şu ev arkadaşınla ne zaman tanışırım tahminen?" diye sordum.
Dudak büktü. "Bilmem ki. Akşama tanışırsınız herhalde."
Abime döndüm. "Adı, rütbesi nedir?" diye sordum.
"Adı Özalp. Ama biz ona Dracula deriz." Neden diye soracağım sırada konuştu. "Nedenini zamanla öğrenirsin. Rütbesi de yüzbaşı." diye açıkladı.
Başımı salladım ve sessizliğe gömüldüm. Zaten kısa süre sonra kafeye gelmiştik.
Hemen arabadan inip kafeye girdim. Yağmur'u görür görmez gidip ona sarıldım. "Naber aga?"
"İyilik senden naber?" diye sordu benden ayrılırken.
"Aynı" diye cevap verdim ve masadaki diğerleriyle de uzaktan selamlaştım.
Herkes buradaydı. Yağmur, Rüzgar, Efe, Selim, Fatih.
Arkamdan gelen boğaz temizleme sesiyle masadaki herkesin gözü oraya döndü. Selim'le Efe olayı bildiği için yadırgamadı ama Fatih hemen ayaklanıp tekmil verdi. "Teğmen Fatih Yılmaz. Kayseri. Emret komutanım!"
Abim, "Rahat ve otur asker." deyince oturdu ama hala diken üstündeydi.
Rüzgar gözlerime bakıp konuştu. "Bizi tanıştıracak mısın canım?"
Canım mı? Hem de abimin yanında. Benden söylemesi hiç iyi şeyler olmayacak.
Rüzgar'ı es geçip diğerlerine döndüm. Elimle abimi işaret ettim. "Abim Üsteğmen Alparslan."
Herkesin şaşkın bakışları üstümüzde oyalandı. Onları aldırmadan masadan sırasıyla tanıştırmaya başladım. "Yağmur ve Rüzgar ikizler. Yağmur liseden en iyi arkadaşım." dedim. Rüzgar da bakışları fazlaca oylanmıştı. "Selim'i, Efe'yi ve Fatih'i tanıyorsun zaten abi."
Yağmur 'neler oluyor?' bakışı atarken 'daha sonra' der gibi başımı salladım. O da onayladı.
"Tanıştığıma memnun oldum hepinizle. Biliyorum ki hepinizin soracak çok sorusu var. Ama rica ediyorum," Bunu o kadar sert söylemişti ki ben bile korkmuştum. "kardeşimi darlamayın. Önemli olan şu an abi-kardeş olarak beraber olmamız."
Rüzgar hemen ayaklandı. Abimin karşısına geçti. Elini uzattı. "Memnun oldum Alparslan abi. Uyarını dikkate alacağımı bilmeni istiyorum." dedi.
Abim bir Rüzgar'ın yüzüne bir eline baktı. "Prensip olarak yeni tanıştığım insanlarla el sıkışmıyorum." dedi ve Rüzgar hızla elini geri çekti. Yüzü daha şeytani bir hal aldı. "Ve sana başka bir uyarı yapayım. Kardeşime çok fazla yaklaşmazsan iyi edersin. Keskin gözlerim vardır." dedi ve bana döndü.
Kolunu omzuma atıp beni yönlendirdi ve masadaki boş sandalyelere oturduk. Bakınca Rüzgar'ın oturduğunu gördüm. Yüzündeki ifadeyi düz tutmaya çalıştığını ama başarılı olamadığını gördüm. Selim ona eğilip "Adam keskin nişancı. Yani gözleri dediği kadar keskin. Ayağını denk al bence." diye fısıldadığını zannetti ama bütün masa onu duymuştu.
O andan sonra Rüzgar hiçbir muhabbete dahil olmadı. Orada 2 saat kadar oturduk. Daha sonra abim hadi yeter bu kadar daha seninle abi-kardeş film keyfi yapacağız dedi kulağıma doğru. Bende onu başımla onaylayınca beraber ayaklanıp masadakilere veda ettik ve abimin arabasına binip eve doğru gitmeye başladık.
--------------------------------
SEELAAAMM!!!
Nasılsınız?
Bu bölümü saat gece 2yle 4 arası yazdığım için uykuluyum ben.
Gözlerim kapandığı için devam edemeyeceğim.
Vote atmayı unutmayın allah rızası için!
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
