20. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller18. Bölüm: Geride Kalmak
Bölümler 36Şu an: 18. Bölüm: Geride Kalmak
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Beklemek...
Herkes bekleyebilir mi? Her yiğidim diyen kişinin harcı mıdır ki beklemek?
Kesinlikle öyle değil. Ki öyle olsaydı dünya bu zamana kadar kavuşamamış insanların hikayeleriyle dolu olmazdı değil mi?
Beklemeninde dereceleri vardır bana göre. Birinci derece; en basit olanıdır. Bir buluşmadan öteki buluşmaya kadar geçen süre kadar kısa bir süredir. İkinci derece; bunun bir üst seviyesidir. Uzak mesafedeki kişilerin birbirlerini beklemesine benzetilebilir. Ve son olarak üçüncü seviye; yapılması en zor şeylerden biridir. Taraflardan bir tanesinin can tehlikesi varken diğer kişiye oturup beklemesi söylenmiştir.
Ben beklemenin üçüncü derecesini yaşıyorum. Beklemek benim durumumdaki biri için çok zor bir şey...
'Sen ne durumdasın ki?' diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Şöyle anlatayım:
Dün kafeteryada yanımıza gelen asker Altay yarbayın bizi, Hançer Timi'ni çağırdığını ve toplantı odasında toplanmamız gerektiğini söylemişti. Bizde bütün Hançer Timi olarak toplantı odasına gitmiştik.
Üstlerden gelen bir görev olduğundan bahsetmişti. Yapılacak olan bir silah sevkiyatını önlememiz gerekiyordu. Sınır ötesi bir operasyondu. Yani zor bir operasyondu.
Operasyonun kolayı zoru mu olur demeyin. İnanın ki oluyor.
Mesela örnek; biri her gün her yerde görebileceğiniz bir Papatya ancak diğeri belki hayatınızda sadece bir kere görebileceğiniz bir Hayalet Orkide olabilir.
Bu örnek için çok düşündün mü iç ses?
Evet çok düşündüm.
Ve bilin bakalım ne oldu?
Biz yeni olduğumuz için görev iznimiz çıkmamış. Yeni katılanlardan sadece Efe gidiyordu. Tim de onun haricinde bomba uzmanı olmadığı için götürmelerinin zorunlu olduğunu söylüyorlardı.
Kim demiş ya öyle bir zorunluluk olduğunu!
Bu yüzden ben hem abimi hem de aşık olduğum adamın yolunu gözleyecektim.
Sanki tek derdin o da.
İç ses sen bir susar mısın artık!
Onlar dönene kadar acaba bir şey oldu mu korkusuyla yaşayacaktım. Gözüme uyku girmeyecekti. Kendimi tanıdığım için bunların olacağını ön görebiliyorum.
Şimdi ise onlar hazırlanırken odanın kapısına yaslanmış kollarımı göğsümde birleştirmiş onları izliyordum.
Abim yanıma geldi. "Gökçe," dedi sakin sesiyle. "Asma şu yüzünü lütfen. Bir sonraki göreve kesin sende gelirsin." Üzülme sebebimin göreve gidememem olduğunu düşünüyordu.
Tamam biraz bunun için de üzülüyor olabilirim ama birazcık. Acıcık!
Bak ne dedim? İç sesim içimde olmasına rağmen imalı bir şekilde dediğini anlamıştım.
Haklı çıkmandan nefret ediyorum iç ses!
Sıkıntılı bir nefes aldım. "Abi ben onun için üzülmüyorum ki" Omuzlarımı inip kaldırdım.
"Ne için astın o zaman suratını güzelim?"
Gözlerimin dolduğunu hissetmiştim. "Ya sana," Abimin arkasında kalan time baktım. "Ya onlara bir şey olursa? Onlarla yeni tanıştım ama onları da merak etmeden duramıyorum." Gözlerimden yaşlar firar etmesin diye kendimi sıkıyordum. "Ben bu yaşıma kadar bir abim olmasını isteyerek büyüdüm. Şimdi bulmuşken kaybedemem." Bir şey diyecekti ki susturdum. "Bende biliyorum bu bizim işimiz. Ama lütfen sağ salim dön. Bana yeni bulduğum abimin acısını yaşatma."
Bir anda kafamı tutup göğsüne yasladı ve saçlarımın üstüne bir öpücük kondurdu. "Merak etme sen. Önceki görevlerime göre daha dikkatli olacağım. Çünkü artık beni bekleyen, yolumu gözleyen tatlı, güzel ve küçük bir kardeşim var."
Ondan ayrılıp diğerlerine döndüm. "Bu konuşmayı sizi abilerim," dedim sonra da Birgül ablaya baktım. "ve ablam olarak gördüğüm için yapacağım. Yoksa komutanlarıma emir veremem tabii ki." - Bal gibi de veriyorum şimdi! - İşaret parmağımı onlara doğru salladım. "Yaralanan, şehit olmaya kalkan olursa buraya geldiğiniz zaman ben bizzat öldürürüm sizi. O yüzden kendinize çok dikkat ediyorsunuz!"
Hepsi hazır ola geçti. "Emredersiniz Komutanım!"
Güldüm. Yüzümde her ne kadar acı dolu olsa da sahici bir gülüştü. "Heh şöyle ayağınızı denk alın ve sağ salim dönün yoksa benden çekeceğiniz var! Çok ciddiyim size hayatı dar ederim! Haberiniz olsun!"
Özalp abi nazik uyarı ve konuşmamdan sonra gelip sarıldı bana. "Sende kendine dikkat et tamam mı?" Başımı salladım. "Ve geldiğimiz gibi bize güzel bir kahvaltı hazırlayacaksın! Herkese anlattım hazırladığın güzel kahvaltıları haberin olsun." diye saçımı karıştırdı.
"Abi ne yapıyorsun ya!?" diye sinirle soludum ve saçlarımı kurtardım.
Sarp geldi sarıldı bu sefer. "Sen biz gelene kadar arkadaşlarından ayarlarsın herhalde bir tane" diye göz kırptı.
Ardından Pars geldi. "Sende kendine dikkat etmezsen benden çekeceğin var haberin olsun." diye sahte bir sinirle konuştu.
Birgül abla sarıldı bu sefer. "Gelince seni kızımla tanıştıracağım ona göre" Başımı salladım.
Yunus Emre abi geldi ve o da sarıldı. "Bizim küçük cadıya anlattı seni Birgül. Seninle tanışmak için can atıyor." dedi. Gülümsedim.
Kayra komutana geldi sıra. O en başından beri bana soğuk davrandığı için sadece elimi uzattım. O ise beni şaşırtacak bir şey yaptı ve bana sarıldı. "Emrini yerine getirmeye çalışacağımı bilmeni istiyorum." deyince tebessüm etmekle yetindim.
Herkes odadan çıkmıştı. En sona Efe kalmıştı. Tutamadım kendimi. Koşup sarıldım. Onun elleri de sanki bunu bekliyormuş gibi belime dolandı ve sımsıkı sarıldı bana. "Merak etme tamam mı? Sağ salim döneceğiz hepimiz."
Yaşlarımı tutamadım bu sefer sessizce akıtmaya başladım. "Efe yaşatma bana. Yokluğunu yaşatma bana. Bu acıyı yaşatma lütfen. Ben ilk defa böyle duygular hissediyorum. Lütfen!" diye yalvardım ona.
"Ne? Ne diyorsun Gökçe?" dedi şaşkınlıkla "Na-nasıl hissediyorsun ki? Ne tür duygular?" diye sordu.
Titrek bir nefes aldım. "Be-ben sana aşık oldum Efe." diye fısıldadım. Ve kafamı boynunun girintisine yerleştirdim ve o aşık olduğum kokusunu sanki içime hapsetmek istercesine soludum.
Bunu söyledikten sonra sanki mümkünmüş gibi daha sıkı sarıldı bana. "Sana bir şey itiraf edeyim mi?" Kafamı boynundan çıkarmadan başımı salladım. "Bende sana aşık oldum Gök." Sıcak nefesi bir yandan da kulağımı okşuyordu. Duyduklarıma inanmak kolay olmayacaktı.
Dondum kaldım. Boynundan çıkardım başımı ve ondan ayrıldım. Parmağımla onu gösterdim. "Se-sen" diye kekeledim. Hiç böyle bir şey beklemiyordum. "Ba-bana a-aşıksın. Bizim du-duygularımız ka-karşılıklı. Ben platonik değilim yani?!" diye sordum inanmak istermiş gibi. Ama kesinlikle inanacağım anlamına gelmiyordu tabii ki.
Ona bakınca onunda gözlerinin dolduğunu gördüm. Başını salladı. "Evet ikimiz de platonik değiliz. Biz birbirimize aşığız."
Bunu dediği gibi tekrar kollarının arasına girdim yine sarıldım. Ama normal sarılmalara benzemiyordu. Sevdiğim, aşık olduğum adamın ölme ihtimaline dayanarak son kez sarılıyormuş gibi sımsıkı sarıldım.
Ondan ayrılınca "Sakın yaralanayım deme. Hele hele şehit olayım hiç deme. Seni diriltir bir kere de ben öldürürüm haberin olsun." diye uyardım onu.
Güldü ve başını salladı. Ellerimizi birleştirdi. "Merak etme. Benim de seni bırakmak gibi bir derdim yok."
"Heh şöyle adam ol." Aklıma gelenle gözlerim büyüdü. "Ama bunu bir müddet saklayalım. Yani aramızdakini" diye ikimizi gösterdim.
Kaşlarını çattı. "Neden?"
"Abim ya. Böyle bir konuya sıcak bakacağını düşünmüyorum. Söz görevden dönünce onunla uygun bir zamanda konuşacağım. Ama şimdilik saklayalım." diye gözlerinin içine baktım beni anlaması için. Anlayışla başını sallayınca "İşte benim sevgilim ya." diye boynuna sarıldım.
Boynundaki kollarımı tuttu ve çözdü. "Gök bu sarılmanın uzamasını isterdim ama çok vakit kaybettik. Gitmem gerekiyor artık. Beni bekle tamam mı?" diye sordu burukça.
"Bekleyeceğim. Ama sende dikkat et kendine." dedim.
"Edeceğim sevgilim"
Sevgilim. Bu hitabı ondan duymak bile erimeme sebep oluyordu.
Ellerimle kovaladım onu. "Hadi git git. Azar işitme."
Yürürken kafasını çevirip bana baka baka kapıya yürüdü. Kapıdan çıkmadan önce "Seni çok seviyorum Gök." dedi ve gitti. Ayaklarımın beni taşıyamayacağını hissedince yere çöktüm ve daha fazla dayanamayıp ağlamaya başladım.
Hıçkırıklarımın arasında "Bende seni çok seviyorum Efe'm" diye fısıldadım.
----------------------------
Esselamunaleykum ahalii!
Nabersiniz?
Biraz kısa oldu ama idare edin artık.
Yıldızları parlatın lütfen...
Yorumlarınızı bekliyorum.
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
