30. Bölüm: Eve Dönüş

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 30. Bölüm: Eve Dönüş
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime · Okuduğun bölüm
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Sabah bir telefonun çalma sesiyle uyandım.

Yatağın yanındaki komodine elimi uzatıp telefonumu aldım bir gözüm açık bir gözüm kapalı bir şekilde.

Ama benim telefon çalmıyordu.

"Offf" diye mırıldandım. "Kubilay! Bak şu telefonuna!" diye seslendim.

"Kim bu saatte ya!"

"Ne biliyim Allah aşkına ya! Ama beni uykumdan ettiği için çok sinirliyim ona!" diye söylendim.

"Heh buldum. Alparslan komutan." dedi. "Efendim komutanım."

"Evet komutanım kalktık." dedi bir süre sonra.

Dinledi. "Tamam komutanım. Uçak kaçta?"

"He tamam tamam. O saatte orada oluruz biz. Emredersiniz komutanım." dedi ve kapattı.

"Ne olmuş?" diye sordum esnerken.

Telefonu cebine attı. "Öğlen 2 de uçak bileti almışlar onu söylüyor." Ayaklandı. "Ben kafeteryadan yiyecek bir şeyler alayım. Saat 9'u geçiyor anca gideriz." dedi ve suratıma bakmadan odadan çıktı.

Oflayarak yataktan kalktım. "Ne istediğimi bile sormadı salak!" diye söylendim banyoya ilerlerken.

Banyoda işim bitince dün Birgül ablanın aldığı kıyafetlerden birini seçtim ve tekrar banyoya girdim.

Gri bir eşofman altı, beyaz bir crop ve üstüne de uzun yeşil örme bir hırka. Ayağıma da spor ayakkabıları giydim.

Banyodan çıkarken kapıda içeriye giren Kubilay'la karşılaştık.

"Üstünü değiştirmişsin." dedi beni süzerken.

"Hıhı." diye başımı salladım. "Ne aldın?" diye sordum yatağa değil kanepeye ilerledim.

"Tost aldım. Dün Alparslan komutana çift kaşarlı demiştin. Yine öyle aldım" dedi hafif tebessümüyle. Yanıma oturdu.

Başımı salladım. Tepsiden bir tane tost aldım. Isırmadan önce "Eyvallah." dedim.

İkimizde çıt çıkarmadan tostlarımızı yemiştik. "Ay çok yedim gene ya!" diye söylenirken telefonumu aldım elime aldım.

Yağmur'dan, Ülkü'den, Gizem'den ve Rüzgar'dan mesaj vardı.

Telefona bakarken kapı açıldı. Kafamı kaldırıp baktım. "Aa doktor hoş geldiniz. Çıkıyorum değil mi?"

"Geçmiş olsun Gökçe hanım. Evet size süreç hakkında bilgi vereceğim."

"Ne süreci?" diye sordum çatık kaşlarım arasından. "Süreç müreç yok. Siz beni taburcu ediyorsunuz. Bende mesleğimi yapmaya devam ediyorum." dedim tane tane.

"Gökçe hanım. Önümüzdeki 3 ay hiçbir operasyona katılamazsınız. Vücudunuzdaki yaralar için ilaç yazacağım onları kullanacaksınız. Karnınızdaki dikişleri 10 gün sonra herhangi bir hastaneye veya sağlık ocağına gidip aldırabilirsiniz. 3 ay sonunda da bulunduğunuz bölgedeki bir hastaneye gidersiniz. Onlar size mesleğinize dönebilir misiniz, dönemez misiniz söylerler."

Kafamı kaldırıp sabır çektim. Sonra doktorun gözüne baktım. "Ne demek operasyonlara katılamazsın? Birde üç ay boyunca?" diye sordum sert bir sesle. "İlaçları eyvallah kullanırız da. Mesleğime devam edip edemeyeceğime karar veremezsiniz!"

Doktorun üstüne yürürken Kubilay kolumdan tuttu. "Gökçe, sakin olur musun? 3 ay tatil yaparsın sende işte."

Kolumu ondan kurtardım. "Ne tatili ya ne tatili! Ben o şerefsizler yüzünden evde mi oturacağım ya!"

"Gökçe, iyileşmen gerekiyor önce. Yoksa daha kötü olur hiçbir şey yapamazsın." dedi omuzlarımı sıkarken.

Ben hiç böyle düşünmemiştim. Acaba daha kötü mü olurdum? Yoksa sadece ikna etmek için öyle mi söylüyordu? Ama işimi şansa bırakamazdım.

Yenilmişlikle omuzlarım düştü. Doktora baktım. "Yaz doktor raporu yaz." İşaret parmağımı salladım. "Ama sadece 3 aylık! Daha fazla değil."

Doktor başını salladı. "Siz taburcu işlemlerini halledin. Ben 10 dakikaya raporunuzu odanıza yollarım." dedi ve çıktı.

Kubilay kolumdan tuttu ve yatağa çekiştirdi. Yatağa yatınca elime de telefonu verdi. "Sen şimdi burada telefon oynuyorsun. Bende gidip taburcu işlemlerini hallediyorum." dedi.

Başımı salladım. "Valla beni nereden vuracağını iyi biliyorsun Kubi."

Suratını buruşturdu. "Kubi ne ya?" diye sordu.

"Hadi Kubi hadi. Yetti şu hastane ortamı ya. Çıkalım şuradan hemen." dedim onu kışkışlarken.

Kubilay çıkınca Efe'yi aradım. Sanki benim aramamı bekliyormuş gibi ilk çalışta açıldı. "Söyle Göğüm." dedi son heceyi uzatarak.

"Aşkım ne yapıyorsun?"

"İyiyim sevgilim. Sen nasılsın? Geleyim mi yanına?"

"3 ay rapor yazdı gıcık. Sinirlerim bozuk. Gelme ya. Kubi çıkış işlemlerini yapıyor. Havaalanında buluşuruz."

"Gök niye sinirlerin bozuluyor? 3 ay boyunca iyileşmene bakacaksın işte sevgilim."

"Aman boş ver. Ben sesini duymak için aramıştım." dediğim sırada içeriye biri girdi. "Bir dakika aşkım." dedim ve telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. "Kim o?" diye sordum.

"Gökçe hanım rapor ve ilaç reçetenizi getirdim." dedi bir hemşire yanıma gelirken.

"Eyvallah. Sağ olsun."

"Geçmiş olsun." dedi ve gerisin geriye dışarı çıktı.

"Geldim aşkım." dedim telefonu tekrar kulağıma yaslarken.

"Kubilay mı gelmiş?" diye sordu.

"Yok. Hemşire gelmiş. Raporu ve ilaç reçetesini getirmiş." diye açıkladım.

"He. Tamam Kubilay tamam. Taburcu işlemlerini hallet."

Allah bana Kubilay diyor. Kesin biri geldi yanına.

"Kim geldi?" diye sordum kıkırdarken.

"Evet evet. Saat 12 olmuş anca yetişirsiniz uçağa. Orada buluşuruz. Bak Alparslan komutanın herkesin selamı var sana ve Gök'e."

"Allah en tehlikelisi." Kıkırdadım. "Sende selam söyle."

"Tamam söylerim. Ha bak Alparslan komutan kardeşime iyi baksın diyor."

"Özledim seni."

Sesli bir nefes verdi. "Bende."

"Neyse kapatalım. Yoksa abim çakacak köfteyi." Bir telefon konuşmasından anca bu kadar eğlenebilirdim herhalde.

"Evet evet. Hadi görüşürüz." Son kelimeyi uzatarak söylemişti.

Tekrar kapı açıldı. "Ben geldim." dedi Kubilay yanıma gelirken.

"Tamam hadi öptüm canım benim." dedim telefondaki Efe'ye.

"Bende." dedi ve kapattı.

"Deniz miydi?" diye sordu.

Başımı salladım. "Son anda abime yakalanmasak güzel konuşmaydı." Toparlanıp ayağa kalktım. "Çıkabiliyoruz değil mi?"

"Evet. Topla eşyalarını çıkalım."

Başımı salladım. Çok eşyam yoktu. Birkaç poşet Birgül ablanın aldığı kıyafetler vardı. Onları da tek bir poşette topladım.

Doğrulurken sordum. "Saat kaç?"

Kolundaki saate baktı o da ayaklanırken. "Oo 12 olmuş lan!"

"Yetişebilecek miyiz?"

Kapıyı açtı. Benim geçmem için bekledi. "Yetişiriz ya."

"Neyle gideceğiz?"

"Diyarbakırlıyım kızım ben." dedi göğsünü kabartırken. "Var burada birkaç tanıdık. Arkadaşıma dedim atıverecek bizi havaalanına."

Başımı salladım ve yanından geçip kapıdan çıktım.

Seri adımlarla hastaneden çıktım. Dışarıya çıkınca içime derin bir nefes çektim. "Ohh. Temiz hava gibisi var mı be."

Kubilay yanıma geldi. "Kızım arkandan atlı kovalıyormuş gibi gidiyorsun. Zor yetiştim." Arkadaşını bulmak için etrafa bakıyordu.

Omuz silktim. "Birde asker olacaksın!" diye mırıldandım.

"Efendim?"

"He nerede bu arkadaşın diye sordum." dedim sahte bir gülümsemeyle.

"Valla bende göremedim." dedi etrafa bakmaya devam ederken. Kısa süre sonra buraya doğru koşan bir adamı işaret etti. "Heh işte bu o." dedi.

Adam soluk soluğa yanımıza geldi. Ellerini dizlerine yaslayıp eğildi ve soluklandı. "Selamünaleyküm Kubilay." dedi doğrulunca. Ve elini uzattı.

Kubilay uzattığı eli sıktı. "Aleykümselam kardeşim." Bana döndü. Beni tanıştıracağı sırada adam önce davrandı.

"Merhaba ben Salih. Memnun oldum." Bana da elini uzattı.

Elini sıktım. Gülümsedim sahte bir şekilde. "Bende Gökçe."

Elimdeki poşete uzandı. "Verin alayım ben onu."

Elimi kaldırıp durdurdum. "Hiç zahmet etmeyin. Ben taşırım."

"Ne zahmeti."

Kubilay araya girdi. "Hadi geç kalacağız. Araba nerede?"

Salih "Buraya sokmuyorlar arabayı hemen ilerde." dedi bir boşluğu işaret ederken.

Ben gösterdiği yere doğru yürümeye başladım. Arkamdan da "Güzel kız Kubilay kaçırma bunu. İstemezsen bana ayarla." diyen Salih'i duydum.

Aslında güzel ayar verirdim de Kubilay ne diyecek merak ettiğim için bir şey yapmadım. "Birincisi kızın başı bağlı ikincisi o benim kardeşim lan." dedi sertçe. "Hem kız bozuk bana." dedi sesli bir nefes verirken.

"Hadi be. Gitti ilik gibi kız." dedi Salih.

Bir anda arkamı döndüm kaşlarım çatık bir şekilde. "Bana bak. Salih misin? Salim misin? Bilmiyorum ama benim tepemin tasını attırma! Benim iliğim seninle uyumlu değil! Git kendinle uyumlu bir ilik bul." dedim sakin ama sert bir şekilde.

Yutkundu. "Sen yanlış duymuşsun ya. Biz senden bahsetmiyorduk." diye kıvırmaya çalıştı.

"Ulan birde utanmadan yalan söylüyorsun! Ben sana mı inanacağım kulaklarımla duyduklarıma mı?" Sakinliğimi yitirmeye başlıyordum. Yakasını kavradım. "Lan zaten canım burnumda bir de senin gibi sapıklarla uğraşmayayım." dedim sinirle. Kubilay geriye çekti beni. "Hem sen nasıl düşünürsün ya. Abim gibi gördüğüm adama o gözle bakacağım ya!" Kubilay'dan kurtulmaya çalıştım ama bırakmadı. "Lan bırak sende bir şey yapmayacağım."

"Sakin ol." diye fısıldadı kulağıma.

"Sakinim ben bırak." dedim dişlerimin arasından.

Valla sakinlik krizine gireceksin neredeyse!

Sus be iç ses.

En sonunda bıraktı. Arkamı dönüp Kubilay'a baktım. "Şu salağa söyle. Hemen götürsün bizi havaalanına." dedim ve arkamı dönüp adamın arabanın olduğunu söylediği yere doğru yürüdüm.

Arabaya varınca kendimi arka koltuğa attım. Salih şoför koltuğuna Kubilay da yanına oturdu. Ben camdan dışarıyı izlemeye başladım.

Hiç kimse konuşmadı. Sessiz bir şekilde yol aldık. Ta ki benim telefonum çalana kadar. Hırkamın cebinden çıkarıp baktım ve çok bekletmeden cevapladım.

"Efendim abi." dedim.

"Gökçe neredesiniz?" dedi abim.

"Şey abi ya. Ufak bir pürüz çıktı da. Onu halledelim derken biraz geç kaldık. Ama-" derken öne eğilip Kubilay'ın omuzuna vurdum. "Ne kadar kaldı?"

"20 dakikaya oradayız." dedi.

"Abim 20 dakika kalmış." Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp saate baktım. "Yetişiriz abi biz. Daha 45 dakika var."

"Tamam biz geldik şimdi. Gelince ara tarif edeyim nerede olduğumuzu."

Sanki görebilecekmiş gibi başımı salladım. "Tamam abi ararım ben. Hadi öptüm. Selam söyle time." dedim ve kapattım.

"Gelmişler mi onlar?" diye sordu Kubilay hafifçe kafasını bana çevirip.

Başımı salladım. "Gelmişler. Siz neredesiniz diyor işte."

Ondan sonra yine sessizlik oldu. Kubilay'ın dediği gibi 20 dakika sonra havaalanının önündeydik. Hiçbir şey demeden indim arabadan ve hafifçe uzaklaştım. Telefonumu çıkarıp abimi aradım. Kısa süre sonra açıldı.

"Geldiniz mi Gökçe."

"Evet abi. Havaalanının önündeyiz. Siz neredesiniz?" diye sordum.

"Deniz fırla getir onları." dedi önce. "Gökçe siz girişte bekleyin Deniz geliyor." dedi bana hitaben bu sefer.

"Tamam abi bekliyoruz." dedim ve kapattım.

Kubilay'ın da yanıma doğru yürüdüğünü gördüm. "Demek beni abin olarak görüyorsun ha." dedi imalı bir şekilde.

Omuz silktim. "O salağa bir kere vuramadım ya," Baş, işaret ve orta parmağımı birleştirip göğsüme baktırdım. "Şuramda bir ukde kaldı."

Güldü. "Dağıtma konuyu. Abin olarak mı görüyorsun beni cidden?"

Ofladım. Başımı salladım. "Ne kadar görmek istemesem de evet öyle görüyorum. Hem benden 3 yaş büyüksün. Ne olarak görmeliyim?" İşaret parmağımı yüzüne salladım. "Ama bu seni affettiğim anlamına gelmiyor!"

"Gökçe tamam bir daha yapmam ya. Affet hadi beni. Ben dersimi aldım."

Cevap vermedim. Vermeme de gerek kalmadı zaten Efe geldi. Koşup sarıldım. "Aşkım. Özledim."

O da bana sarıldı sıkı sıkı. Boynumu öptü, kokumu içine çekti. "Bende seni özledim Göğüm."

Dudaklarına yaklaştığım sırada Kubilay boğazını temizleyince geri çekilmek zorunda kaldım.

Onlar da kendi aralarında selamlaştılar. "Hadi gidelim." dedi Efe.

Önden yürümeye başlayınca hızlanıp elini tuttum. Ellerimize baktı. Sonra da bana. "Abin?" diye sordu.

"Onların yanına yaklaşınca bırakırız." dedim. O da cevap olarak daha sıkı tuttu elimi.

El ele abimlerin oturduğu kafeye gittik. Yaklaşınca ikimizde ne kadar istemesek de ellerimizi ayırdık.

Onların yanına gidince abime sarıldım. Saçlarımın üstüne öpücük bırakmadan önce "Nasılsın?" diye sordu.

"İyiyim abi. Merak etme."

Özalp abi omzuma dokundu. "O abiyi bıraksan da buradaki abine de mi sarılsan acaba?" dedi muzip bir sesle.

Güldüm. Abimden ayrılıp ona sarıldım. "Kıskanç abi."

"İyisin değil mi?" diye fısıldadı kulağıma.

Başımı salladım. "Bundan sonra o kansızlar düşünsün!"

Özalp abiden ayrılınca Sarp geldi. "Ama bende isterim." diye kollarını iki yana açtı. Ona da sarıldım. "Ne kadar rapor yazdı?"

Sıkıntılı bir nefes verdim. "3 ay." dedim ondan ayrılırken.

"Yuh ya!"

Birgül abla geldi yanıma. Kollarını açtı. "Bende bende." Ona da sarıldım.

"Ablamm"

Yunus abi geldi. "Bende darılırım ama şimdi."

"Seni unutur muyum Yunus abim." dedim ona da sarıldım.

"Korkuttun." diye fısıldadı.

"Biliyorum abi biliyorum. Yalan yok bende bir ara korktum onlardan intikam alamadan öleceğim için."

Ayrılıp yüzüme baktı. Ellerini de kollarıma koydu. "Sen alamasan da biz illaki alırdık o intikamı."

Kayra komutan geldi. Boğazını temizleyince ona baktım. "Herkese sarıldın. Beni unuttun ama." diye kafasını boynuna eğdi.

Şaşırdım. Normalde hep soğuk davranırdı. Hatta bir ara robot olduğunu bile düşünmüştüm. "Be-ben şey. Komu-" diyordum ki bir anda beni kendine çekip sarıldı.

"Üstümüzde yeşiller yokken abi. Ve hemen sarılışıma karşılık ver! Bu bir emirdir." deyince onun bana sarıldığını ama benim ona sarılmadığımı fark ettim. Ve hemen bende ona sarıldım.

Uzun sürmedi sarılmamız. Sonra Oğuz geldi. "Hep abilerine sarıldın. Biraz da kardeşlerine sarıl." dedi ve beni kendine çekti.

Kubilay'la da kısa bir sarılmamız oldu.

Efe'yle de çok uzun sarılmadık. Sanki çok fazla sarılsak anlayacaklarmış gibi geliyordu. Bu işi en yakın zamanda çözmem gerekiyordu. Böyle yaparak strese girmeye ve gereksiz yere adrenaline gerek yoktu!

Kime sarılmadım diye bakarken kenarda durup elleriyle oynayan Pars'ı gördüm. Yanına gittim. "Ben sana ne dedim?" diye sert bir sesle konuştum. "Kendini suçlamayı bırak! Valla zaten bir adamı dövemedim diye ayarlarım bozuk. Bütün hıncımı senden çıkarırım."

"Sen bana kızgın değil misin?" diye sordu kafasını kaldırıp.

"Hasbinallah ve nimel vekil!" dedim dişlerimin arasından. "Ben dünden beri ne anlatıyorum sana. Şimdi sarıl bana abi."

Sarılacağı sırada durdu. "Abi mi?" diye sordu şaşkınlıkla. "Ben o kadar yaşlı mıyım ya?" dedi ama yine de sarıldı.

"Sakin kendini suçlama! Seni öyle gördükçe üzülüyorum ben." dedim.

Oğuz boğazını temizledi. "Konuşmanızı bölüyorum ama uçağı kaçıracağız. Haber vereyim dedim." diye ukalalık yaptı.

Abim yanıma gelip kolunu omzuma attı ve beni yürütmeye başladı.

Kısa süre sonra uçaktaki yerlerimize oturmuştuk. Önceki uçağa çok benziyordu.

Kubilay ve Efe, Pars ve Yunus abi, ben ve abim, Birgül abla ve Kayra komutan, Sarp ve Oğuz. Yan yana bu sırayla önden arkaya doğru oturmuştuk.

Uçak kalktıktan sonra kafamı abimin omzuna yasladım. O da kafasını eğip benim kafama yasladı. Ama önce saçlarımı öptü. "Abi,"

"Efendim güzelim?"

"Uyuyabilir miyim?" diye sordum.

"Uyu tabi ki. Doktor demişti ya yorgun olursun diye." dedi sakin bir şekilde. "Bu günlerde geçecek. Uyu hadi."

Ayakkabılarımı çıkarıp dizlerimi kendime çektim ve yerime iyice yerleştim. Güvendiğim kollar arasında kendimi uykuya bıraktım.

Ben hayattan bir tane abi istemiştim. 22 sene sonra olmuştu bir abim. Öz olanından...

Hemen ardından da hayallerimdeki gibi bir bordo bereli olmuştum. Bu sayede bir değil, sekiz tane abi yanına da bir tane abla vermişti. Ayriyeten bir de kardeş vermişti.

O kadar sene susmamın ödülünü çok iyi almıştım.

Hayattan daha ne isterdim ki?

Çok güzel günlerim olacaktı. Bunu içten içe biliyordum. Ama hani her güzel günden önce yağmur yağar ya. İşte benimde güzel günlerimden önce yağmur yağması gerekiyordu ki ardından güzel günler gelsin, güneş açsın.

O çoban iti ve kızından intikamımı almadan benim yağmurum dinemez, güneşim açamaz, güzel günlerim kapının önünde beklerdi.

Onları bir şekilde öldürmem gerekiyordu. Ve ben bunu yapacaktım. Sadece kendim için de değil. Ölümüne sebep olduğu her Mehmetçik için, her ailesinden kopardığı çocuk için, oğlundan ayrı kalan anaların gözünden akan yaşlar için yapacaktım.

Çünkü ben vatanı uğruna ölmeye hazır bir askerim!

Ne kadar zor gözükse de benim işim zoru yapmak. Bu yüzden beni anca imkansızlıklar yorar!

————————————————
Biliyorum biliyorum çok uzun bir bölüm oldu.

Ama birkaç bölüm sonra sezon finali veriyoruz. Ve sizi hiç iyi şeyler beklemiyor. Çok hin planlarım var.

O zaman canlar her zamanki gibi,

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.