13. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık
Bölümler 36Şu an: 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Birine bir şeyler hissettiğini nasıl anlarsın?
Ya da hissettiğini biliyorsun ama bu hislerin doğru mu yanlış mı olduğunu nasıl anlarsın?
Sadece sevgililer mi kıskanır birbirlerini?
Veyahut değer verdiğin herkesi kıskanmak doğal bir şey midir?
Efe'yi kıskandım. Bunu inkar etmiyorum.
Ama onu bir arkadaş, dost olarak mı kıskandım? Yoksa arkadaşlıktan öte duygular beslediğim için mi?
Bilmiyorum...
Dün gece hem yorgunluktan hem de duş almanın verdiği rahatlıkla uyuyakalmışım.
Çok garip bir rüya gördüm. Gerçi tam rüya da değil. Rüya olarak başlayıp kabus olarak biten bir şeydi bana göre.
Rabia'yla eş olmuştuk, dövüşecektik. Komutanın verdiği emirle birbirimize yumruk sallamaya başladık.
Sol yumruğumu ona salladığım sırada fark edip eğildi bel boşluğuma bir yumruk attı. Yumruğun sertliğiyle iki büklüm oldum ama hemen kendimi toparladım.
Bu sefer Rabia karnıma vuracağını anlayıp bir adım geri çekildim ve ben bel boşluğuna ayağımı geçirdim.
Bir anda herkes etrafımıza toplandı. Sınıftaki hatta okuldaki herkes etrafımıza toplanmış bizi izliyordu.
Bazıları benim adımı bazıları Rabia'nın adını haykırıyordu.
Bir süre daha dövüşmeye devam ettik. İkimizin de pes etmeye niyeti yoktu.
Bir anda herkes "RABİA...RABİA...RABİA!!!" diye haykırmaya başladı.
Hemen ardından sırtımda müthiş bir acı ile arkamı döndüm ve bir hayal kırıklığıyla yüzleştim.
Efe...
Sırtımda olan bıçağı hissedebiliyordum. Beni sırtımdan vuran Efe'ydi.
"Efe ne yapıyorsun?" diye sordum. Yüzümdeki hayal kırıklığı sesime yansımıştı.
"Sen Rabia'ya nasıl saldırırsın? Niye durup dururken dövüyorsun kızı?" diye bağırdı.
"Ben...ben durup dururken değil. Be-ben ona teklif ettim o da kabul etti. Du-durup dururken değil." Sesim ağlamaklı çıkmıştı. Sırtımdan akıp yere akan oluk oluk kanı bile düşünemiyordum. Tek düşündüğüm o bıçağı saplayan kişiydi.
Ben Efe'yle bakışırken herkes üstüme gelmeye başladı ve hep bir ağızdan bağırıyorlardı. "Gökçe sen ne yaptın? Niye durup dururken dövdün Rabia'yı?"
Sol gözümden bir yaş aktı. "Be-ben du-durup dururken de-değil. Ben kim-kimseye dur-durup du-dururken vurmam. Ye-yemin e-ederim!" dedim.
Biri bir kolumdan diğeri diğer kolumdan birisi bacağımdan diğeri diğer bacağımdan yakaladı beni. Çığlık atmaya başladım. Onlar beni bir yere götürürken son gördüğüm Efe'nin Rabia'yı yerden kaldırması ve ona sıkı sıkı sarılması...
Okula kayıt yaptırmaya geldiğimiz zaman onun kolları arasında ağlarken beni sıkıca sarıp sarılması gibi sıkı sıkı hiç bırakmayacak gibi sarılması...
Uyandığım zaman sabah ezanı okunuyordu.
Ben kan ter içinde kalmıştım. Sık ve derin nefesler alıyordum. Ve iki elimde yatak çarşafını sıkı sıkı tutmuştu.
İlk birkaç dakika nerede olduğumu algılayamadım. Daha sonra yurt odasında olduğumu anladım.
Kendime geldiğim gibi kendimi banyoya attım. Hemen üstümdekilerden kurtulup duşa kabinin içine girdim. Suyun soğuk tarafını açıp kendimi de suyun altına attım.
İlk başta soğukluğundan ürpersem kısa süre sonra alıştım. Ne olduğunu anlamadığım bir anda ağlamaya başladım. Ne için ağladığımı bile bilmiyordum. Dizlerimde derman kalmayınca yavaş yavaş yere çöktüm. Rahatlayana kadar ağladım. En son ağlamalarım iç çekişlere dönüşünce kalkıp saçlarımı şampuanladım ve çıktım banyodan.
Saate bakınca neredeyse 2 saat banyoda kaldığımı anladım. Ve içtimaya geç kalacağımı fark ettim. Hemen kurulanıp kamuflajlarımı ve postallarımı giydim koşa koşa aşağı indim.
Neyse ki komutan gelmeden yerime geçebildim. Yerim Efe'nin yanıydı. Benim geldiğimi fark edince bana döndü gülümseyen yüzüyle. Bende ona dönünce ağladığım için hafif kızaran gözlerimi fark etti ve gülüşünün yerini çatık kaşları aldı. "Gök ne oldu? Neden geç kaldın? Gözlerin kızarık. Ağladın mı sen?"
Başımı salladım. "Kabus gördüm." Hatırlamak bile silkelenmeme sebep oldu. "Çok terlemiştim duşa girdim. Ama kabus aklıma gelince tutamadım kendimi." dedim büzük dudaklarımla.
Çatılan kaşlarının yerini tekrar bir gülümseme aldı. "Takma kafana alt tarafı bir rüya."
Konuyu uzatmamak içi başımı salladığım sırada komutanın geldiğini haber verdi bir asker. "DİİKKAATT!!!"
İkimizde hemen önümüze dönüp hazır ola geçtik. Komutan her zamanki yerine geçti. "GÜNAYDIN!"
"SAĞOLUN KOMUTANIM!!!" diye bağırdık hep bir ağızdan.
"Rahat arkadaşlar." Çenesiyle sağ tarafı gösterdi. "Sağ baştan say!"
Herkes sırası gelince bir öncekinin söylediğinin bir fazlasını söyleyerek devam ediyorduk. 10 dakika sonra sayma işlemi bitmiş ve rutin olan bina etrafında koşma işlemini yapıyorduk. Koşma işlemi bitince spor salonuna geçtik. İlk günkü gibi şınav, mekik, barfiks gibi birkaç hareket yaptık.
Herkes yapması gerekenleri bitirince komutanın önünde yan yana dizildik. "Dünkü gibi bugün de ikili dövüşeceğiz. Ve kurallar aynı. Kaybedenler yine ceza alacak." diye bize açıklama yaptı komutan. Hepimiz başımızı sallayınca "İkili olun!" dedi.
Fatih dünkü gibi yanıma geldi. "Gökçe bugün de beraber olalım mı?" diye sordu.
Başımı iki yana sallayıp onu reddettim. "Fatih, benim başka birine sözüm var. Hem her zaman beraber olursak kendimizi geliştiremeyiz." Elimle Efe'yi işaret ettim. "Bak onun eşi yok git onunla ol bugün." diye onu gönderdim. Bende Rabia salağının yanına adımladım.
"Hala pes etmedin değil mi beraberiz bugün!?" diye alayla sordum. Üstümü süzdü. Siyah bir sporcu taytı ve aynı renk sporcu atleti vardı üstümde.
En son gözlerime gelince burnundan güldü. "Sana sormalı sen pes ettin mi?"
Onun aksine daha gerçekçi bir gülüş sundum ona. Aklımda hala gördüğüm rüya dönüyordu ve bu ona olan sinirimin daha da artmasına sebep oluyordu. "Ben dünden razıyım. Hadi!" diye elimle onu davet ettim.
Hemen karşıma geçti. İlk başta ikimizde sadece hamlelerimizden kaçıyorduk. En sonunda yeter bu kadar kaçmak deyip ona yaklaşmadan ayağımda karın boşluğuna ayağımı geçirdim. Acıyla öne doğru eğildi. Bunu fırsat bilip bir kere daha ayağımda vurdum. Ama ikinci hamlemden kurtulmuştu. Bu seferde o bana yaklaşıp karın boşluğuma yumruğunu geçirdi. Acımıştı ama onun gibi iki büklüm olmamıştım. Önümde eğilmesini fırsat bildim ve beline sarıldım. Onu bırakmam için birkaç kez aynı yere vurmuştu ama onu inatla daha da sıkı tutmuş ve en sonunda aynı ters çevirip yere yapıştırmıştım. Yere düşerken küçük bir çığlık atmıştı. O yerde soluklanırken bende ayakta ellerimi dizlerimin üstüne koymuş soluklanıyordum. Kısa bir süre sonra kalkmaya çalıştı ama kalkamadı. Benim de kazanmanın verdiği hazla dudağımın sağ kenarı yukarı kıvrıldı. Ama komutanın bize yaklaştığını fark edince yüzümü düzelttim ve elimi Rabia'ya uzattım ve kalkmasına yardım ettim. Komutan yanımıza gelince ikimizde karşısında dikildik.
Önce bana baktı. Memnuniyetle başını salladı. "İsmin Gökçe'ydi değil mi?"
Hafif başımı eğip tekrar aynı konumuna getirdim. "Evet komutanım!"
Beni baştan aşağı süzdü. "Bravo kızım. Güzel başladın seneye. Sen iyi yerlere geleceksin eminim."
Gülmek istesem de kendimi tuttum. "Sağ olun komutanım. Tek temennim vatanıma faydalı bir asker olabilmek yönünde."
Bana başını salladı ve yanımdaki gereksize döndü. "Senin de ikinci yenilgin bu yanlış hatırlamıyorsam." dedi sorar gibi.
Gereksiz kız başını salladı. "Evet öyle komutanım ama ilerle-" derken komutan sözünü kesti.
"Sus maval okuma bana. Biz burada kaybedenleri barındırmıyoruz. Anladın mı?" Rabia başını salladı. "Bu hafta en az iki galibiyetin olacak. Yoksa bu akademide yerin yok."
Başını öne eğdi hafif bir şekilde. "Anladım komutanım."
Komutan diğerlerine bakmak içim yanımızdan ayrıldı. Gereksiz bana öfke saçan gözlerle bakarken ben ona sırıtıyordum. "Senin yüzünden atılacağım ya." diye fısıldadı.
Kollarımı göğsümde bağlayıp yönümü tamamen ona döndürdüm. "Hiçbir şey benim yüzümden değil. Ben sana teklif ettim sende kabul ettin. Silah zoruyla kabul ettirmedim sana hiçbir şeyi!" Sesim kısık olsa da sertti.
Söylediklerime karşı sadece sesli bir şekilde yutkundu. Ve arkasını dönüp gitti.
Dövüşme işi bitince bu sefer poligona gittik. Herkes eline bir tabanca aldı ve ilerideki hedefe şarjör boşalana kadar ateş etti. 14+1'lik tabancanın hepsini boşalttım. Herkesin şarjörü boşalınca komutan tek tek kabinleri gezmeye başladı. Baştan üçüncü kabin benimdi. Sıra bana gelince hedef kağıdının kenardaki düğmeye basıp yanımıza gelmesini sağladı komutan.
Kağıdı eline alınca dudağı büzüldü ve 'vay be' dercesine başını salladı. Bende yandan hafif kafamı uzatınca 1-2 tanesi hariç hepsinin orta yere geldiğini fark ettim. "Vay be. Güzel atışlar. İsmin ne senin asker?" dedi komutan 25-30 yaşlarında genç biriydi.
"Gökçe Demir. Bursa. Emret komutanım."
Başını salladı. "Gökçe daha önce hiç silah kullandın mı?"
Başımı hafif eğip tekrar kaldırdım. "Kullandım komutanım. Kendimi bildim bileli silahlara meraklıyım."
"Anladım Gökçe. Peki keskin nişancı olmayı düşünür müsün?"
Keskin nişancı lafını duyar duymaz gözlerimin patladığına yemin edebilirdim. Ki bunu komutan da gördü ve burnundan güldü. "Tamam tamam. Cevap verme ben göreceğimi gördüm. Böyle devam et. Ders sonunda da beni bul. Ben Üsteğmen Alparslan Çevik."
Hazır ola geçtim. "Emredersiniz komutanım!"
Birkaç saat sonra dersler bitmişti ve bahçede bankta oturmuş Efe'yle soluklanıyorduk. Biraz dinlenince Alparslan komutanın yanına gidecektim.
"Gök?" diyen Efe döndürdüm bakışlarımı.
"Hı?"
"Sen poligonda komutanla ne konuşuyordun?" diye sordu merakla. Hafifte bir sinirlilik sezmiştim sesinden ama emin olamadım.
"He o mu? Şey ya. Atışlarımı çok beğenmiş. Keskin nişancılık düşünür müsün diye sordu." Heyecanım sesimden bile okunuyordu.
Efe de benim gibi heyecanlanmış olacak ki. "Ee sen ne dedin?"
O an aklıma gelince güldüm. "Ben bir şey demedim." dedim ve sustum. Ne diyecek merak ettiğim için.
Şaşkınlıkla gözleri açıldı. "Ne demek bir şey demedim. Kızım hayalin değil mi keskin nişancı olmak. Niye bir şey demiyorsun?"
Tepkisine karşı gülüşüm daha da büyüdü. "Ben bir şey demedim." diye tekrar ettim. "Benim yerime gözlerim cevabını verdi ve komutan da hemen anladı. Ders sonunda yanıma gel dedi."
Efe de benim gibi otuz iki diş sırıtıyordu. "Ee ne bekliyoruz hadi gidip bulalım şu komutanı."
Telaşına karşı kahkaha atarken "Tamam. Bende gidecektim zaten şimdi. Gel beraber gidelim."
Efe'yle beraber Alparslan komutanı bulduk. O da bana bundan sonraki sürecimizi anlattı. Kendisi de keskin nişancıymış ve bana mezun olana kadar ders vermeyi teklif etti bende gözüm kapalı kabul ettim. Her gün derslerden sonra 1 saat boyunca beraber çalışacaktık.
Onun yanından ayrılınca yemekhaneye gittik. Efe'yle yemeklerimizi alıp oturunca yanımıza Fatih geldi. "Oturabilir miyim? Her yer dolmuş da." dedi biraz mahcup bir ifadeyle.
Efe'nin yanındaki boş yeri gösterdim. "Otur tabi otur. Sıkıntı değil."
Gülümseyerek gösterdiğim yere oturdu. "Ee seni dersten sonra aradım ama bulamadım. Nerelerdeydin?" diye sordu.
"Komutanla bir işim vardı. Sen beni niye arıyordun?" dedim sorgular ses tonuyla.
Omuz silkti. "Hiç," dedi uzatarak.
Söyledim mi bilmiyorum ama bir insandaki en sevmediğim özellik kelimeleri uzatması! Gıcık ediyor!
"Öyle konuşmak içindi. Bugünkü kızı güzel yere serdin." diye devam etti sırıtarak.
O gereksiz Rabia aklıma gelince yine kanımdaki sinir hormonu miktarı artmaya başlıyordu. Ve Efe'yi kıskandığımı kesin bir şekilde sindirmiştim ama ona olan duygularımın ne düzeyde olduğunu bilmiyordum. Platonik olmak isteyeceğim en son şeydi. Nedensiz bir şekilde platonik olmak beni korkutuyordu. 18 yaşındaydım hatta yakında 19'uma girecektim ve bu kadar sene boyunca hiçbir erkeğe karşı arkadaşlıktan öte duygular beslememiştim, besleyeceğimi de düşünmüyordum.
Olursa da lütfen platonik olmasın!
Gerçi ona karşı duygular hissedemezdim. Neden mi?
En yakın arkadaşım ondan hoşlanıyordu! Daha ne olsun!
Gereksizin yerde yatan bedeni aklıma gelince sırıttım. "Demi ya." Hemen omuz silktim. "Ama kendi kaşındı." dedim umursamaz bir şekilde.
Meraklı bir ifadeyle bana bakmaya başladı Fatih. "Ne yaptı ki?"
Oturduğum yerde hafif kıpırdandım ve bacak bacak üstüne attım. "Bak şimdi. Dün dövüşten sonra Efe'nin," Elimle Efe'yi gösterdim. "yanına gittim. Bu gereksiz Efeyle konuşuyordu dövüş hakkında. Kendini geliştirmekten falan bahsediyordu." Nefes molası verdim. "Bende bunlara istersen yarın - bugünden için beraber eş olalım sana birkaç hareket gösteriyim dedim." Beni nasıl küçük gördüğünü hatırlayınca yüzümü buruşturdum. "İstersen bende sana birkaç hareket gösterebilirim diye küçük gördü beni. Bende ona haddini bildirdim. Aslında kısa zamanda kazanabilirdim ama bakalım neler yapabiliyor diye ona zaman tanıdım."
Fatih anlattıklarımdan sonra kıkırdadı. "Valla hakketmiş kız. Ben seninle dövüşmüş biri olarak söylüyorum. Seni küçük görmek olacak iş değil."
Bende kıkırdadım. Aramıza Efe'nin sesi girdi. "Bir dakika bir dakika. Siz beraber dövüştünüz mü?"
Başımı salladım Fatihle aynı anda. "Evet dün dövüştük." Çatık kaşlarına karşılık iç çektim. Beni kıskanıyor olabilir mi? Yok artık ya. "Aslında dövüşmek için senin yanına geliyordum ama sen o gereksizle konuştuğun için beni fark etmedin." dedim hafif sinirli çıkan sesimle.
Çatık kaşları yumuşadı. "Aslında bende sana doğru geliyordum ama Rabia önümü kesti. Bende ne yapacağımı bilemedim." diye bir şey geveli ağzında.
Bir süre daha yemekhanede takılmıştık üçümüz. Havadan sudan sohbet etmiştik. En sonunda ben yorgun olduğumu söyleyip odama gelmiştim. Hızlı bir duşun ardından pijamalarımla yatağa girdim. Gereksizi dövmenin rahatlığı ve Alparslan komutanın keskin nişancı olup hayallerime yardım edeceğini söylemesinin sevinciyle gözlerimi kapadım.
-----------------------------------
Hahahahahahahha (Şeytanı gülüş)
Sizin için hiç iyi planlarım yok demiştim.
Yıldıza basmayı unutmayın lütfen🥺
Hayalleriniz kalın;)
Bölüm etkileşimi
