7. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller5. Bölüm: Gitmek
Bölümler 36Şu an: 5. Bölüm: Gitmek
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gitmek...
Gitmek bazen en büyük yük. Bazense en büyük hafifliktir.
Gitmek bazen zorunludur. Bazen istek. Bazense ihtiyaç...
Peki bir insan kimden, nereden gider?
Bir insan sevgiliden gidebilir, arkadaştan gidebilir, dosttan gidebilir; bir evden gidebilir bir insan, bir sokaktan mahalleden de gidebilir.
Ama peki bir insan onu doğuran annesinden; onun ihtiyaçlarını, isteklerini alabilmek için gecesini gündüzüne katan babasından; doğumlarını gördüğü, gerek parka götürdüğü gerekse yemek yedirdiği kardeşlerinden gidebilir mi?
Bir insan ailesini bırakıp gidebilir mi?
Gidebiliyormuş...
Bunu şu an bizzat deneyimliyorum çünkü...
Evde hem kimseyle yüzleşmemek adına hem de sabah 7.30'da olan otobüsüme yetişmek için erkenden yatmıştım.
Yatmadan önce kurduğum dört adet alarmın üçünü kapatmış dördüncüsünde mecbur kalkmak zorunda kalmıştım.
Bu taktik her zaman işe yarıyordu.
Uyku mahmurluğuyla yalpalayarak da olsa tuvalete gidip işlerimi hallettim. Elimi yüzümü yıkamanın verdiği serinlikle bir nebze de olsa uyanabilmiştim. Gersin geriye odama dönüp önce yatağımı topladım. Daha sonra yatmadan önce çalışma sandalyemin üstüne hazırladığım kıyafetlerimi giydim.
Gardırobuna koyduğum valizimle çantamı da aldım. Evin kapısından çıkacağım sırada adım sesleri duydum.
Tam arkama dönmüştüm ki hiç dönmemeyi diledim, çünkü karşımda annem duruyordu.
Beni tepeden tırnağa süzdü en sonunda benimki gibi olan mavilerini mavilerime dikti. "Gidiyorsun he" dedi korkutucu bir sakinlikle.
Çenemi dikleştirip "Gidiyorum. Sana ne kadar ciddi olduğunu göstereceğim." dedim üstüne bastıra bastıra.
Başını peki dermiş gibi salladı. "O kapıdan çıkarsan bir daha giremeyeceksin biliyorsun değil mi?" diye sordu acımasız bir sesle.
"Biliyorum," dedim sinirle güldüm. "Zaten gelmek de istemiyorum. En fazla ihtiyacım olduğu zaman arkamda durmadınız. Varsın bundan sonra da durmayın koymaz bana"
Her ne kadar koymuyor, koymaz desem de öyle de bir koyuyordu ki anlatmaya kelimeler yetmez. Ailenize en çok ihtiyacınız olduğu zaman sizin arkanızda durmamasını anlatamam, sadece yaşayanlar bilir.
Öyle olsun dercesine başını salladıktan sonra "Yolun açık olsun o zaman" dedi ve arkasını dönüp odasına ilerledi.
Bir süre elim kapı kolunda asılı bir şekilde bekledim. Kendime geldiğim gibi bedenimi kapıdan dışarı attım. Ayakkabılarımı giyip asansöre ilerledim.
Arabamı terminalde bırakamayacağım için otobüsle gitmeye karar verdim. Otobüs durağında beklemeye başladım. Yaklaşık 10 dakika sonra terminale giden otobüse binmiştim.
İçimde çok büyük bir tufan vardı. Öyle ki gözümden akmaya hazır yaşları akıtmamak için çok büyük bir efor sarf ediyordum.
Yarım saat sonunda terminaldeydim. Sırtımda çantam, elimde valizim kapıdan içeri girdim ve otobüsün geleceği yere gittim. Oturmaya yerlerine bakındım ve boş bir tane bulunca hemen oturdum. Çantamdan telefonumu çıkarıp saate baktım. 7.18'di.
12 dakika kalmıştı her şeyi geride bırakmama.
Hem vakit geçsin diye hem de okulun kayıt zamanının ne zaman başlayacağına bakmak için telefonumu açtım. İnternetten Milli Savunma Üniversitesinin sitesine girdim. Kayıt zamanı üç gün sonra yani çarşamba günü başlıyordu.
Üç gün boyunca kalacak bir yere ihtiyacım vardı. Sonra aklıma Balıkesir'de oturan bir arkadaşım geldi. Yağmur. Kendisiyle liseden arkadaştık. Lise zamanında ailesiyle birlikte Bursa da oturuyorlardı. Liseden sonra üniversite okumak için Balıkesir'e gitmişti. Makine mühendisliği okuyacaktı. Son üç aydır yüz yüze görüşemesek de sık sık telefonda konuşuyorduk. Saat daha çok erken olduğu için aramadım. Öğlene doğru aramaya karar verdim. Sanırım 2-3 gün kalsam çok da sıkıntı olmazdı. Okula kayıt yaptırdıktan sonra yurdunda kalacaktım nasıl olsa.
Bu arada otobüs yanaşmıştı. Şoför kenarda dinlenirken valizi olanlar bagajın oradaki adama valizlerini veriyor ve içeri geçip yerlerine oturuyordu. Bende valizimi verdim ve içeri girdim. Koltuk numaram 9'du. Otobüsün sağında kalan ikili koltuklarda cam kenarına düşmüştüm. Cam kenarı olsun diye illa belirtmemiştim ama iyi olmuştu.
Ben oturduktan yaklaşık 10 dakika sonra otobüs hareket etti ve ben yeni hayatıma çok büyük bir adım atmış oldum. Bundan sonra hayatımın nasıl olacağı hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
1 saat sonra;
Aradan geçen bir saat boyunca bir uyuyup bir uyanmıştım. Ama en sonunda uykumu almış olmalıyım ki saat 8.30'a gelirken bir uyandım. O uyanış o uyanıştı yani.
Yağmur çok sportif biri olduğu için sabah 7-8 civarı kalkıp spor yapardı. Bende saatin 8'i geçmiş olmasını fırsat bilip Yağmur'u aradım.
Artık kapanacağını düşündüğüm sırada açıldı. "Alo Gökçe."
"Nasılsın Yağmur?" siye sordum.
"İyi de sen bu saatlerde uyanık olur muydun? Bir şey mi oldu?" diye sordu. Ve bana bir kez daha beni ne kadar iyi tanıdığını göstermiş oldu.
Derin bir nefes aldım ve sesli bir şekilde verdim. "Bazı durumlardan dolayı uyanmak zorunda kaldım." dedim ve duraksadım.
Tam konuşmaya devam edeceğim sırada "Kızım çatlatmasana insanı ya dökül çabuk ne oldu?!" dedi. Meraklanmaya başlıyordu.
"Ben Balıkesir'e geliyorum ve 2-3 günlüğüne kalacak bir yere ihtiyacım var. Sende kalabilir miyim diye soracaktım." dedim mahcup bir tonda.
"Düşündüğüm şey oldu değil mi?" dedi. Tabii ki askerlik istediğimi biliyordu ve Balıkesir'e gitme sebebimi anlamıştı. "Bunu sormadın sayıyorum." dedi. Bu bir çeşit evet deme şekliydi sanırım.
Gülümsedim. "Teşekkür ederim. Ben şimdi otobüsteyim. Yaklaşık 1 saatlik yolum kaldı. Beni almaya gelir misin?" Sonuçta ilk defa Balıkesir'e gidiyordum ve hiç bir şey hakkında en ufak bir bilgim yoktu.
"Tamam orası bende. Ne olduğunu anlatacak mısın artık?" diye sordu. Merakı sesine anca bu kadar yansıyabilirdi sanırım.
Merakına karşılık ufak bir kahkaha attım. "Anlatacağım anlatacağım da telefonda olmaz. Beni almaya gelince bir yerde kahve ısmarlarım sana öyle anlatırım." dedim. Bir süre ses gelmeyince devam ettim. "Tamam mı?"
Ne olduğunu öğrenememenin verdiği sıkıntıyla sesli bir nefes verdi ama el mahkum "Tamam. Haberleşiriz. Görüşürüz." deyip cevap vermeme fırsat kalmadan aramayı sonlandırdı.
🤨
Balıkesir;
Kalan 1 saatlik yolu müzik dinleyerek geçirdim. Otobüsten indikten sonra Yağmur'u aramış ve onun terminalin çıkışında beklediğini öğrenmiştim. Valizimi alıp çıkışa doğru gittim. Çıkıştaki banklardan birine oturmuş telefona bakan Yağmur'u görünce hemen yanına gittim.
"Naber kız?" diye kendimi yanında kalan boşluğa attım.
Benim yanına oturmamla hafif sıçrasa da hemen toparladı. "Onu bunu boş ver. Meraktan çatlayacağım şimdi. Spor falan yapamadım senin yüzünden yarım kaldı." dedi yalandan bir sinirle.
Söylediklerine karşı koskocaman bir kahkaha attım. Suratıma 'Bu kadar gülünecek ne dedim' bakışı atarken konuştum. "Tamam gel anlatacağım her şeyi." deyip ayaklandım. Benimle beraber ayaklanıp yanımda adımlamaya başladı. Bende son 2-3 haftadır olan her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattım.
Ağzı bir karış açık kalırken "Aga kusura bakma ama annenin kafadan problemleri olabilir mi?" diye sordu aşırı ciddi bir şekilde.
Ciddiyetine karşılık gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Onun tarafından bakınca haklı ama ben de haklıyım. Çok büyük bir araftayım Yağmur."
Sinirle "Bakma kızım onun tarafından o zaman. O biraz senin tarafından bakmaya çalışsın." dedi.
Sıkıntılı ve sesli bir nefes verdim ve iki elimi yüzüme bastırıp yüzümü sıvazladım. "Bilmiyorum abi bilmiyorum."
Üstümden yayılan negatif enerji onu rahatsız etmiş olacak ki konuyu dağıttı. "Ee ne zaman başlıyormuş okulun kayıt zamanı?" diye sordu.
Milli savunmanın konusu geçince ben heyecanlandım ve böylece Yağmur da amacına ulaşmış oldu. "Çarşamba günü. Sizde 3 gün kalsam yeter. Okul zaten yatılı."
"Ya sabır! Ben ne diyom sen ne diyon ya!" diye sinirle söylendi.
Ondan sonra havadan sudan sohbet ettik. Bir yandan da Yağmur'un evine gidiyorduk. Eve gidene kadar önce bir otobüse binmiştik. Daha sonra metroya binmiş en son da tekrar otobüse binmiştik. Yol neredeyse 1 saat sürmüştü!
Yağmur evin kapısını açarken bir yandan da yan apartmanda yaşayan bir çocuktan bahsediyordu. "Bak görsen sen bile etkilenirsin. O kadar yakışıklı."
Söylediği şeye karşı ufak bir kahkaha attım. "Abartma ya. Ben bu yaşıma kadar hiç bir erkeğe o gözle bakmadım. Bakacağımı da zannetmiyorum."
Elini neyse dercesine salladı. "Aman sana da bir şey demeye gelmiyor be. Ama göstereceğim ben sana Deniz'i."
İsmini söyledikten sonra kaşlarım çatıldı ister istemez. Çünkü isim bir yerlerden tanıdık geliyordu. Ama sonra Deniz isminin çok sık kullanıldığı geldi aklıma. Bende zihnimi meşgul etmeyi bıraktım. "He he gösterirsin tamam." dedim geçiştirmek için.
Eve girdikten sonra her şey normal geçmişti. Yağmur'la sohbet etmiş, hasret gidermiştik. Hatta Yağmur bir ara bana bilgisayarda oyun oynamayı göstermeye bile çalışmıştı. Ama bir türlü anlayamadığım için pes etmişti.
On parmağımda on marifet olsa da bu marifetlerim arasında bilgisayar oyunu oynamak yoktu!
Günü bir şekilde bitirmiştik. Akşam yemeği için herkes masada toplanmıştı. Ben, Yağmur, Yağmur'un ikizi Rüzgar ve Yağmur'un annesi Sinem Teyze.
Bir yandan sohbet ediyor bir yandan da yemeğimizi yiyorduk.
"Sen burada ne okuyacaksın?" diye sormuştu Rüzgar. O bütün gün evde olmadığı için benim hakkımda bir şey bilmiyordu. Ama her şeyi Sinem Teyze'ye anlatmıştık.
Salatadan bir kaşık alıp ağzına attım. Lokmamı yuttuktan sonra Rüzgar'ın sorusunu yanıtladım. "Subay olacağım. Milli Savunmaya girdim."
Rüzgar 'vay be' dercesine dudak büzdü. "İyiymiş." dedi. Bir süre duraksadıktan sonra devam etti. "Senin için zor olmayacak mı? Askerlik kolay bir meslek değil." dedi beni nerden vurduğunu bilmeden.
Konuşamadım. Boğazıma koskocaman bir yumru oturdu. Yutkundum. Yumru gitmedi. Bir kez daha yutkundum. Yine gitmedi. Solumda kalan sürahiden su doldurdum ve tek seferde içtim bütün suyu. Ama yumru yine gitmedi.
Rüzgar cevap vermememden dolayı yanlış bir şey olduğunu anlamış olacak ki "Tamam bir şey demedim varsay." dedi.
Derin bir nefes aldım. Tekrar yutkundum. Ama iştahım kaçmıştı. Benim halimi gören Rüzgar'ın da suratı asılmıştı. Sinem teyze hatırına biraz yemeğe çalıştım ama yiyemedim. Midem bulanıyordu. Bu yüzden Sinem teyzeye "Ellerine sağlık Sinem Teyzem. Ama ben daha fazla yiyemeyeceğim." dedim gülümsemeye çalışırken. Sonra Yağmur'a dönüp "Ben odandayım. Yemeğin bitince gelirsin" dedim. Cevap olarak başını sallamayı tercih etmişti. Bende ondan aldığım cevaptan sonra masadan kalkmış. Önce banyoya gidip ellerimi yıkamış, dişlerimi fırçalamıştım.
Banyonun kapısından çıkacağım sırada önüme bir beden geçti. Kim olduğuna bakmak için kafamı kaldırdım. Bir çift siyah gözle karşılaştım.
Rüzgar.
Biraz aksi bir tavırla "Ne yapıyorsun? Neden önümde dikiliyorsun?" diye sordum.
Derin bir nefes aldı önce. "Masada yanlış bir şey söylediysem kusuruma bakma lütfen."
Kaşlarım çatıldı. Daha fazla dayanamayıp patladım. "Ne âlâ memleket ya. Sen ilk aklına geleni düşünmeden direk söyle ondan sonra kusuruma bakma!" Alayla güldüm. "Bakarım efendim. Hem de öyle bir bakarım ki."
Rüzgar da sinirlenmeye başlıyordu. "Ne dedim ben ya. Ne dedim de bu kadar sinirleniyorsun?" diye sordu.
Fazla tepki veriyor olabilirdim. Ama bu konuda çok doluydum!
"Bilmem bir düşüneyim!" Düşünüyormuş gibi dudaklarımı büzdüm. Gözlerine saniyelik dudaklarıma kaydı ama o kadar kısa süreliydi ki gördüğüm şeyden tereddüt ettim. Daha sonra aklıma gelmiş gibi başparmağımı orta parmağıma sürttüm. "Buldum." dedim yalandan bir heyecanla. "Beni küçük gördüğün için olabilir. Ben zaten bu zamana kadar yeterince küçük görüldüm." Geçmişi hatırlamak ister istemez gözlerimi dolduruyordu. "Tam her şeyi geride bırakacağım diye geldiğim yerde birinin daha beni küçük görmesine katlanamıyorum. Anladın mı?"
Başını salladı. Konuşmadı. Bir süre banyo kapısında dikildik. Tam arkamı dönüp gideceğim sırada sol el bileğimi yakaladı ve ona dönmemi sağladı. Bileğimden tutup kendisine çekmesinin etkisiyle öncekine göre daha yakındık. Hatta burun burunaydık! Dudaklarını yaladı. "Özür dilerim. Seni küçük gördüğüm için özür dilerim." Konuşurken göğsü göğsüme sürtünüyordu.
Bu yakınlık fazlaydı!
Jetonumun bir anda düşmesiyle olduğumuz pozisyonun farkına vardım ve onu itekledim. "Özür dileme. Çünkü ben affettim desem de bana karşı yapılan sevmediğim bir davranışı asla unutmam." Ben böyle konuşunca omuzları düştü. Bu haline tebessüm edip "Sadece bir daha tekrarlanmayacağına dikkat et. Çünkü ikincisinde bu kadar sakin kalabilir miyim bilmiyorum." dediğimde gözleri parladı.
Onu orda bırakıp Yağmur'un odasına girdim. Yağmur yatağına oturmuş telefonuna bakıyordu. "Yağmur" dedim uzatarak.
Oflayarak bana döndü. "Ne var Gökçe!?"
"İkizin sanırım benden hoşlanıyor." dedim. Ağzımdan çıkanlardan sonra olayı yeni kavramış gibi şaşırdım.
Bu konularda dikkatli olduğumdan ufak hareketlerden bile bir anlam çıkartabiliyordum.
Yağmur da benimle aynı şaşkınlığı paylaşırken "Ne?!" diye bağırdı.
Başımı salladım.
Ben Rüzgar'a karşı kesinlikle onun hissettiği gibi duygular beslemiyordum. O sadece benim yakın bir arkadaşımın ikiziydi.
Gerisi yoktu.
Olamazdı da!
Ama bunu Rüzgar'a anlatmak zor olacak gibiydi.
Hay bir bu eksikti!
---------------------------------
NELER OLUYO ABİ?!
İİİİİİMMDDAAAATTT!!!!!
Gökçe'nin kesinlikle Rüzgarla başı dertte gibi duruyor. He ne dersiniz?
Bölüm nasıldı?
Uzun olmuş olabilir ama bundab sonra uzun bölümlere alışın. Bölümleri uzatmaya karar verdim.
Lafı kısa kesicem.
Sol köşedeki yıldıza basmayı unutmayın lütfen🥺🥺
Seviliyorsunuz canlar...
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
