2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime · Okuduğun bölüm
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

"Tanışmak tesadüftür, arkadaşlık seçim ama aşk tamamen kaderdir."

Nereye gittiğimi bilmeden sürdüm arabayı. Çok kısa bir süre sonra bir yerde durdum. Etrafıma bakındım. Ne zaman kendimi kötü hissetsem buraya gelirdim.

Derenin kenarına.

Aslında burası annemin doğup büyüdüğü mahalleydi daha doğrusu köydü ama buradaki derenin sesi bana terapi gibi geliyordu.

Burası dere olması nedeniyle zamanla turistik bir yere dönüşmüştü ama neredeyse kimsenin bilmediği ve etraftaki insan sayısının en az olduğu bir yer keşfetmiştim ve böylelikle de kendime göre küçük bir yer elde etmeyi başarmıştım.

Kimse kolay kolay bulamazdı beni orada.

Evime yakın bir yer olduğu için kısa süren yolculuk boyunca yaptığım şeyin doğru olup olmadığını sorguladım. Ama yaptığım en doğru şeymiş gibi geliyordu. Bunu düşünürken gözlerimin dolduğunu hissettim.

Yol bitene kadar ağlamamak için kendimi zor tutmuştum. Ne zaman arabayı park edip indim ve derenin kenarına gidip her zamanki yerime oturdum o zaman yaşlar gözlerimden firar etti. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

"Ne yaptım ben ya." dedim ağlarken, burnumu çekip devam ettim. "Hayallerimin peşinden gitmekten başka ne yaptım. Sizin istediğiniz mesleği yapmamak suçsa, varsın ben cezamı çekmeye razıyım." Tekrar burnumu çektim.

Saniyeler dakikaya, dakikalar saate dönüştü. Ben orada sadece oturup dereyi izledim ve arada deredeki akıp giden suya dert yandım.

Suyu götüren dere belki benim içindeki dert deresini de alıp götürür diye...

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama artık hıçkırarak ağlamak yerine sadece iç çekiyordum.

İç çekişlerim arasında karnımdan değişik sesler geldiğini fark ettim. Daha sonra aklıma sabah yemek yemeden evden çıktığım geldi. Yemek yemek canım istemiyordu ama karnımdan gelen seslerden kurtulmak için iki lokma bir şeyler yiyebilirdim. O yüzden hızla ayaklanırken bir yandan da yanaklarımdan akan yaşları sildim bir yandan da yerde oturduğum için toprak olan üstümü silktikten sonra arabaya doğru yürüdüm. Arabaya binip çalıştırdım yakınlardaki bir pastaneye gidip yiyecek bir şeyler aldım. İçerisi klimalı olduğu için serindi bu yüzden burada oturmanın daha iyi olacağını düşündüğüm için oradaki masalardan birine oturdum ve yemeye başladım.

Sanırım kendimden ödün vermeyeceğim tek şey boğazımdan geçen yemekler...

Yaklaşık yarım saat orada oturup yemeğimi yedim ve yanına da en sevdiğimden limonata suyu aldım. Yarım saatin sonunda yerimden kalktım ve hesabı ödeyip arabama ilerledim. Nereye gideceğimi bilmediğim için arabada oturup bekledim. Eve gidemezdim. Evdekilerden yiyeceğim azarı düşününce yüzüm istemsizce buruştu. Biraz düşünüp tekrar aynı yere -dere kenarına- gitmeye karar verip yola çıktım. Çok uzaklaşmadığım kısa süre içinde arabamı geçen sefer park ettiğim yere park etmeyi başarmıştım. Tekrar aynı yere gidip oturdum ve düşünmeye başladım. Ara ara kendi kendime konuştuğum için biri görse kesin kafayı yediğimi düşünürdü.

Bir süre sonra sessizlik rahatsız etmeye başlayınca telefonumu elime aldım. Spotify'dan önüme gelen ilk çalma listesine girdim ve karışık bir şekilde listeyi oynatmaya başladım. Arada çalan şarkıya eşlik ediyordum.

Bir, iki, üç derken tam on beş şarkıyı geride bırakmıştım. Şuan da 'Kendimden Hallice - Hatamı Dansa Kaldırdım' çalıyordu.

"Geçecek, geçecek, bunlarda geçecek. Bu çocuk bu akşam birazcık içecek!" diye eşlik ediyordum şarkıya. Bir yandan da gözlerimden yaşlar tekrar benden habersiz akmaya başlamıştı. Çatallaşmaya başlayan sesimle nakaratı tekrarladım. "Geçecek, geçecek, bunlarda geçecek. Bu çocuk bu akşam birazcık içecek!"

Şarkının bitmesiyle telefonu elime alıp çalma listesini durdurdum ve telefonu çantama attım.

"çııt" diye bir ses geldi tam o sırada!

Sesin geldiği tarafa kafamı çevirince birini gördüm!

Yaklaşık 1,80-1,85 boylarında, benimle yaşıt gibi görünen bir erkek. Üstündeki düz beyaz tshirt'ün altına bacaklarını saran siyah bir kot pantolon gitmişti.

Bana doğru geliyordu. Hiç tanımadığım birinin ve bunun özellikle bir erkek olması beni biraz tedirgin etmişti. Lakin vücudundaki gerginliğe rağmen sesimin umursamaz çıkmasını sağlayarak konuşmaya başladım. "Sen kimsin!?" Biraz soru sorar gibi ama daha çok sinirli bir tonda konuştum.

Çocuk cevap vermedi. Bana doğru gelmeye devam etti. Sorumu bir kere daha yineledim. "Sen kimsin!?"

Tekrar tepki vermedi. Yaklaştı. En sonunda yanıma aynı benim gibi oturdu ve sonbahar rengi gözlerini, ağlamaktan kıpkırmızı olmuş mavilerime dikti. "Yoldan geçerken senin sesini duyan biri." dedi muzipçe.

Güldüm. Güldüm ama alaycı bir gülüştü benimki. "Sen ciddi misin?" diye sordum. Sanki beni delirtmeye yemin etmiş gibi kafasını onaylar biçimde aşağı yukarı salladı. "Sen beni delirtmeye mi çalışıyorsun acaba. Sana düzgünce bir şey sordum. Senin verdiğin cevaba bak. Ukala şey!" Nefes alıp devam ettim. "Hem sessiz sessiz yanıma yaklaşan sensin hem de sorduğum sorulara cevap vermeyende." dedim sinirle.

Güldü. Benim aksime içten bir şekilde güldü. Ve benim ona söylediğim o kadar şeyi sanki söylememişim gibi "Niye ağlıyorsun?" diye sordu.

Kan beynime sıçradı resmen. "Benim neden ağladığımdan sa-na-ne!" dedim sondaki kelimeyi özellikle hem bastırarak hem de heceleyerek söylemiştim.

Benim aksime çok sakin bir şekilde "Seninle küçük bir anlaşma yapalım mı?" diye sordu.

Kaşlarım ışık hızıyla çatıldı. Normalde ne anlaşması deyip çekip gitmem gerekiyordu ama merakıma yenik düşüp "Ne anlaşmasıymış bu?" diye sordum bende.

Sorum onun gülümsemesini daha da büyüttü. "Sırayla birbirimize soru soracağız. Sakin" sakin kelimesini özellikle vurgulamıştı. " ve yalansız bir şekilde cevaplayacağız. Olur mu?" diye sordu kafasını sağ omzuna doğru yatırıp.

Bir süre düşündüm. Aslında şu an birileriyle konuşmak iyi olabilirdi. Ama karşımda ilk defa gördüğüm ve hiç tanımadığım biri vardı. Ona ne kadar güvenebilirdim? Güvenirsem güvenim boşa gider miydi? Hayal kırıklığına uğrar mıydım?

Düşündüğümden daha fazla düşünmüş olmalıyım ki "Hı ne dersin?" diye sordu bu seferde.

Nedensiz bir şekilde karşımda oturan bu adama güvenesim geldi ve başımı salladım. "Süper! O zaman bayanlar önden. İlk soruyu sen sor." diye sevinçle.

Dakikalar önce sorduğum soruyu yineledim. "Sen kimsin?"

Tebessüm etti. "Sende taktın ama ha kim olduğuma." dedi. Artık nasıl bir yüz ifadesiyle ona baktıysam iki elini de havaya kaldırıp "Tamam tamam" dedi kıkırdarken.

"Sen kimsin!" diye dişlerimi sıkarak tekrar yineledim sorumu.

"Ben Deniz Efe." dedi. "Şimdi sorma sırası bende." diye devam etti sırıtırken.

"Sor bakalım."

"Neden ağlıyordun?" diye sordu ciddileşerek.

"Cidden benim hakkımda ilk merak ettiğin şey bu mu?" diye sordum hayretle. Başını sallamakla yetindi. "Ailevi problemler" diyerek kestirip attım.

O da çok deşmemeye karar vermiş olacak ki "Sıra sende" dedi.

Biraz düşündükten sonra "Burada ne işin var peki?" diye sordum.

"Gezmeye geldim" dedi. "Senin ne işin var peki?"

"Burası annemin köyü." dedim. Bir kere nefes alıp verdikten sonra devam ettim. "Ama onun haricinde canım ne zaman canım sıkın olsa ya da ağlamak istesem buraya geliyorum. Derenin sesini dinlemek beni bir nebze de olsa rahatlatıyor." diye uzun bir açıklama yaptım.

Başını salladı. "Anlıyorum. Hadi bir soru daha sor."

"Bursalı mısın yoksa gezmeye mi geldin?" diye sordum. Aklıma başka bir şey gelmemişti çünkü.

Güldü. "Cidden merak ettiğin bu muydu ya?" Saf saf başımı salladım. Yine güldü. "Gezmeye geldim. Şimdi ben soruyorum." Başımı salladım. "Adın ne?"

"En başta sorman gereken soruyu şimdi mi soruyorsun!?" Başını salladı. "Her neyse adım Gökçe." dedim. Alakasız olacağını bile bile sordum sorumu. "Kaç yaşındasın?"

Kahkaha attı. "Ne oldu bana talip olmaya mı karar verdin?" Kaşlarım çatıldı. Tam bağırmak üzereydim ki. "Ya sana şaka yapmaya da gelmiyor ya. 19 yaşındayım. Sen kaç yaşındasın?"

"18 yaşındayım." dedim. Bu muhabbet sıkmaya başladığı için ayaklandım. "Benim gitmem gerekiyor." dedim.

Başını salladı. Oturduğu yerden kalkmadan önce yan tarafından bir şey kopardı ve ayaklandı. Elindeki şeyi bana uzattığında bunun bir dört yapraklı yonca olduğunu fark ettim ve şaşkınlıktan gözlerim kocaman oldu. "Umudun hiç kalmadığı anda kendine bir umut kıvılcımı çıkartabiliyorsan işte o zaman yaşama karşı bir zafer kazanırsın." dedi ve yoncayı parmaklarım arasına bıraktı. Ben şaşkın şaşkın elimdeki yoncaya bakmaya devam ederken"Daha sonra yine görüşür müyüz?" diye sordu. Şaşkınlığımdan bir şekilde sıyrılmayı başardım ve bilmem dercesine dudak büktüm. "Şöyle yapalım. Sen bana telefon numaranı ver. Arada konuşuruz. Olur mu?"

Başımı salladım. Telefon numaramı verdim. O da numarasını kaydetmem için beni çaldırdı. Gitmeden önce bende onu kaydettim. Ve ayrıldık.

Arabama gidip oturduktan sonra dikiz aynasından yüzümdeki aptal gülümsemeyi fark ettim.

Neden gülümsüyordum?

Hiçbir fikrim yoktu.

Arabayı çalıştırmadan önce gözlerimi kapadım ama gözlerimin önüne Deniz'in gözleri geldi. Derin bir nefes alıp gözlerimi açtım. Bakışlarımı hala parmaklarım arasında olan küçük yoncaya çevirdim. Yüzümdeki aptal gülümseme silinmeyi geç daha da büyüdü.

En sonunda onu boş verip arabayı çalıştırdım. Saat 5'e geliyordu. Ama eve gitmek istemiyordum. O yüzden tekrar nereye gittiğimi bilmeden arabayı sürmeye başladım.

Yol illaki tekrar bir yere çıkaracaktı beni.

---------------------------------

Selamm:)

Nasılsınız efenim.

Bölüm birazcık kısa olmuş olabilid ama burda bitmesi gerektiğini hissettim.

Sizce Deniz ve Gökçe tekrar buluşacak mı?

Yol Gökçe'yi tekrar nereye çıkartacak?

Deniz'in ağzından da bir bölüm ister misiniz?

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere:):):)

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.