29. Bölüm: Hastane

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 29. Bölüm: Hastane
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime · Okuduğun bölüm
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Bir süredir uyanığım.

Ama gözlerimi açamıyorum. Sanki hem göz kapağımda hem de kirpiklerimde dünya kadar ağırlık vardı.

Onun haricinde saç tellerimden ayak parmak uçlarıma kadar bütün vücudum ağrıyordu.

Yanımda bir hareketlilik hissedince kendimi zorladım ve gözlerimi açtım. Ayaklanmaya çalıştım.

"Gökçe hanım sakin olun." dedi yanımdaki kadın.

"Ne...Neredeyim ben?" diye sordum. Beyaz ağırlıklı bir odadaydım. Be üstümde hastanede giydirdikleri hasta önlüklerinden vardı. Sol elimin üstünde damar yolu açılmıştı.

"Hastanedesiniz Gökçe hanım. Hem çok fazla elektriğe maruz kalmış hem de çok fazla hırpalanmışsınız." dedi serumumu değiştirirken.

"Kim? Kim getirdi beni?"

"Bir grup asker getirdi sizi."

Gelmişlerdi. Benim için gelmişlerdi. "Onları çağırır mısınız?"

"Tabii ki. Onlarda kapının önünde sizin uyanmanızı bekliyordu." dedi ve odadan çıktı.

Kısa süre sonra kapı tekrar açıldı ve yeşiller içinde olan tim girdi.

Abim sağ tarafıma geçip elimi tuttu. "Gökçe nasılsın? İyi misin?"

Başımı salladım. "Her yerim ağrıyor ve çok yorgun hissediyorum. Onun haricinde iyiyim."

Timdeki herkes sırayla geçmiş olsun dileklerini iletti.

"Çoban? Onu yakaladınız mı?" diye sordum aklımdaki soruyu.

"Boş ver sen şimdi onu. İyileşmeye bak." dedi Efe.

Yataktaki bedenimi süzdüm. "Bu hale gelmemin bir yararı oldu mu diye merak ediyorum. Şimdi tekrar soruyorum. Çobanı yakaladınız mı?" Timdeki herkeste gözlerimi gezdirdim.

"Maalesef elimizden kaçtı." dedi Özalp abi.

Sinirle dişlerimi sıktım. "Ondan ve kızından alacağım büyük bir intikam var!"

"Gökçe, abim şimdi bunları düşünme. Şu an ki önceliğimiz iyileşmen." dedi sağ tarafımdaki abim.

Gözlerim Pars da takılı kaldı. Kafasını eğmişti. Hiç konuşmamıştı. "Pars sen iyi misin?"

Başını kaldırıp bana baktı. "İyiyim ben. Sadece..." dedi sustu.

"Sadece?" dedim onu konuşmaya teşvik etmek için.

"Ben özür dilerim. Ben koruyamadım seni. Çok özür dilerim. Çok..."

Gülümsedim. "Pars senin hiçbir suçun yok." diye başımı iki yana salladım. "Hepsi o Çobanla uğursuz kızının suçu. Ve ben onlardan intikamımı alacağım." dedim sıktığım dişlerim arasından.

Odanın kapısı çalındı. "Gel."

İçeriye doktor olduğunu tahmin ettiğim adam girdi. "Geçmiş olsun Gökçe hanım." Sağ olun anlamında başımı salladım. "Nasıl hissediyorsunuz?"

"Aşırı derecede yorgunum ve her yerim ağrıyor." dedim.

"İkisi de çok normal şeyler. Yaşadığınız şeyler hafif şeyler değil. Bu süreçte kaslarda kramplar, karıncalanma hissi ve şiddetli baş ağrıları çok olacaktır."

Kramplar mı? Görevde de kramplar gelirse ne yaparım? Yoksa artık mesleğime devam edemeyecek miyim?

Sertçe yutkundum. "Mesleğimi yapmama engel olacak bir durum var mı peki?" Allah kahretmesin sesim titremişti.

"Ben öyle bir durum olacağını düşünmüyorum." deyince derin bir nefes aldım. "Kramplar zaman geçtikçe düzelecek."

"Ne zaman taburcu olabiliriz?" diye sordu Efe.

Ben dahil herkes ona baktı. "Bugün hastanemizde misafir olacak lakin yarın taburcu olursunuz." Kapıya yönelmeden önce "Geçmiş olsun tekrardan." dedi ve çıktı.

Doktor çıktıktan sonra bir sessizlik oldu. Sessizliği bozan ben oldum. "Ben acıktım." diyerek sağ elimi karnıma götürdüm.

"Ne istiyorsun?" diye sordu abim.

"Bilmem ki." dedim büzük dudaklarım arasından. "Şu an böyle bol acılı bir lahmacun olsa güzel giderdi de. Burada bulunmaz ki." dedim üzüntülü bir sesle.

"Ha yani bulunsa hastaneye sokacaksın lahmacunu." dedi Özalp abi şaşkın bir sesle.

"Ya demesene öyle Özalp abi. Canım çekti işte." dedim. "Buradan çıkınca lahmacun yiyelim." dedim abime bakarak.

"Olur yiyelim. Ama şimdi ben kantine inip sana tost alıyorum. Onu yiyorsun." deyince başımı salladım.

"Çift kaşarlı ve" Biraz düşündüm. "3 tane."

Herkes şaşkınlıkla bana baktı. "3 tane mi?" dedi Oğuz.

Omuz silktim. "Ne var ya? Yiyemez miyim? Acıktım diyorum." diye sızlandım.

"Tamam 3 tane." dedi abim ayaklanırken. Kapıdan çıkmadan önce öpücük attım ona.

Birgül ablaya döndüm. "Abla," diye seslendim.

"Söyle ablasının bir tanesi."

"Ya bana gidip eşofman bir şey alsan olmaz mı? Bu hasta önlüğü hiç rahat değil." dedim bir taraftan da kafamı omzuma eğip masum bakışlar atıyordum.

"Tamam biz şimdi Yunus abinle alır geliriz sana bir şeyler." dedi ve Yunus abinin elinden tuttuğu gibi dışarıya çıkardı.

Pars'a baktım. Hala mahcup bir şekilde bir köşede duruyordu. Yanında da Sarp vardı. "Pars şu tavrını keser misin?" siye cırladım. "Valla sinirlerim tepeme çıkıyor. Bak kalıcı bir hasarım yok. Mesleğime devam edeceğim. Üzüyorsun beni."

"Elimde değil Gökçe. Senin o halin aklıma geldikçe..." Devam ettiremedi. Kafasını eğip elleri arasına aldı.

"Aaaaa," diye hafif sesimi yükselttim. "Git bir elini yüzünü yıka. Topla kendini." Sarp'a baktım. "Sarp sende git. Kardeşinle konuş. Benim asabımı bozmasın. Yoksa Rabia'ya olan sinirimi ondan çıkarırım bak." diye tehdit ettim.

Sarp başıyla beni onayladı ve kardeşinin kolundan tuttuğu gibi dışarıya çıkardı.

Sırada Özalp abi vardı.

Özalp abiye baktım. "Abicim." dedim masumane bir sesle. "Benim ağrım var. Bir hemşire bulsan da bana ağrı kesici yapsa?" Yalandan inleme numarası yaptım.

"Tabii ki. Bekle hemen bulayım bir hemşire." deyip odadan çıktı.

"O kadar acele etme abi." diye mırıldandım.

Şimdi Oğuz ve Kubilay kalmıştı.

İkisine baktım. Neyse ki konuşmama gerek kalmadan onlar olayı anladılar ve ikisi de bir şey demeden çıktılar.

Efe'ye baktım. "Çok korktum Gök. Çok korktum." diye iki yana salladı başını. "Seni orada öyle bağlı ve baygın görünce çok korktum."

Sol elimi uzatıp elini tuttum. "Geçti sevgilim. Bak iyiyim ben. Biz beraberiz." diye teselli ettim.

Elini cebine atıp bir şey çıkardı. "Hemşireler çıkarmış." diyerek bana hediye ettiği bilekliği gösterdi.

Kocaman açılmış gözlerimde bileğime baktım. Bileklik yoktu! "Ben nasıl fark etmedim ya." diye yakındım.

"Ya şimdi boş ver onu. Bu koluna takamam serum takılı. Diğer kolunu uzat takayım." dedi hafif tebessümünün arasından.

Bende tebessüm ettim ve sağ kolumu uzattım. O da vakit kaybetmeden taktı. "Teşekkür ederim." dedim bilekliğe bakarken.

Onun bir şey demesine kalmadan kapı açıldı ve içeriye bir kadınla Özalp abi girdi. Bende ışık hızıyla birleşmiş ellerimizi ayırdım. "Gökçe bak getirdim hemşireyi." dedi Özalp abi camın önündeki ikili kanepeye yayılırken.

"Teşekkür ederim abicim." dedim ve sahte bir şekilde gülümsedim. Sonra hemşireye döndüm. "Ağrım varda bir ağrı kesici yapabilir misiniz?"

Başını salladı. "Tabii ki." dedi ve Efe'nin olduğu tarafa geçip seruma ağrı kesiciyi eklerken abim girdi içeriye elinde bir tepsiyle.

"Ne oldu Gökçe? İyi misin?" diye sordu endişeyle yanıma gelirken.

"İyiyim abim merak etme. Biraz ağrım vardı. Sağ olsun Özalp abi hemşire bulup getirdi." dedim elindeki tepsiye uzanırken.

Abim tepsiyi kucağıma bıraktı. Neredeyse ağzımdan köpek gibi salya akıtacaktım.

"Diğerleri nerede?" diye sordu abim ben tostuma gömülürken.

Ağzımdaki lokmanın bitmesini bekledim. "Sarp'la Pars dışarıya çıktı. Yunus abiyle Birgül abla bana kıyafet almaya gittiler. Oğuzla, Kubilay ise nereye gitti bilmiyorum." diye açıkladım lokmam bitince. Ve tekrar tostuma gömüldüm.

"Yavaş ye biraz boğulacaksın şimdi." diye uyardı beni Efe. Onu takmayıp yemeğe devam ettim.

Sesli bir nefes verdiğini duydum abimin. Daha sonra "Afra'yla konuştum." deyince lokmam boğazıma kaçtı ve öksürmeye başladım.

Efe sırtıma vurdu ve bir yandan da bana su uzattı. Uzattığı suyu tek dikişte içtim. "Ne konuştunuz?"

"Aramalarına cevap vermemişsin. O da mecbur beni aramış. Merak etmiş seni."

"Hala sana karşı tavırlı mı?"

Afra abime karşı tavırlıydı. Bir türlü onu kabullenememişti. Eren ve benim aksime...

Başını salladı. "Bu durumu nasıl aşarım bilmiyorum."

"Üzülme. Afra hep böyle biriydi. Çabuk kabullenmez ama bir kere kabullendi mi de bir daha bırakmaz." Anladım anlamında başını salladı. "Ee ne dedin Afra'ya?"

"Görevde olduğunu söyledim." deyince rahat bir nefes aldım. Hastanede olduğunu söylese herkes başıma üşüşürdü.

"Tamam. İyi ki hastanede olduğumu falan söylemedin."

3 tostu da bitirmiştim. "Oh be doydum. Kesene bereket abim."

Abim "Afiyet olsun." dediği sırada içeriye elinde poşetlerle Birgül abla girdi.

"Ben geldim." diye harfleri uzattı. "Çok güzel şeyler aldım." dedi ve poşetleri kucağıma bıraktı.

"Abla bu ne?" diye şaşkınlıkla poşetlere baktım. "Sadece iki takım alsan yeterdi. Ama teşekkür ederim."

"Aman boş ver. Beğendiklerimi aldım işte." diye elini savurdu. "Hadi giy bir tanesini."

Başımı salladım. "Dilsiz nerede?" diye sordu Özalp abi ben poşetleri karıştırırken.

"Bahçede. Sigara içiyor." dedi Birgül abla.

En sonunda birine karar vermiştim. Siyah ama altın rengi pulları olan bir eşofman altı ve aynı şekilde bir kapüşonlu fermuarlı üstü vardı. Fermuarlının içine de beyaz basit bir tişört çıkarmıştım. "Bunları giyeceğim." diye ayaklandım. Daha doğrusu çalıştım. Ama hızlı hareket ettiğim için acım acımıştı ve inlemiştim.

"Yavaş olsana!" diye kızdı Efe kalkmama yardım ederken.

Diğer koluma da Birgül abla girdi ve beni odanın içindeki banyoya götürdüler. Neyse ki 5 dakika önce serum bitmiş ve çıkarmışlardı.

Banyodan içeriye girerken "Bende sana yardım edeyim." dedi Birgül abla. Ne kadar gelmemesini söylesem de beni dinlemedi ve giyinmeme yardım etti.

Tekrar yatağa yatınca daha rahat hissediyordum. "Abi telefonumu verir misin?" diye sordum yerime yerleşince.

Abim elini arka cebine attı. "Al bakalım." diye telefonu uzattı.

Telefonu alıp açtım. Ama açmaz olaydım. Bir sürü mesaj ve arama vardı. Yağmur, Ülkü, Gizem, Afra, annem, babam, Fatih, Selim ve Rüzgar.

İlk olarak Afra'yı aradım. Ona iyi olduğumu söylersem herkes öğrenirdi. "Alo abla." diye açtı telefonu.

"Nasılsın Afra?"

"Ben iyiyim asıl sen iyi misin? Alparslan komutan görevde olduğunu söyledi." diye hızla konuştu.

"Afra bir sakin ol." dedim sesli bir nefes verirken. "Ben çok iyiyim. Annemle babama da söyle. Endişelenmelerine gerek yok."

"Ohh," diye rahat bir nefes verdi. Arkadan birileri bir şeyler dedi o da büyük ihtimalle sesi kapatıp cevapladı. Duymadım çünkü. Ondan sonra biraz da onun okulu hakkında konuştuk. Sonra kapattık.

Onu kapatınca Gizem'i aradım. "Neredesin sen ya?" diye cırlayarak açtı.

Yüzümü buruşturdum. "Anırmasana ya!" diye cırladım bende. "Görevdeydim."

"Görev mi?" diye sordu öncelikle. Sonradan kafasına dank etmiş olmalı ki "Haa görev." dedi. "İyisin değil mi?" diye sordu endişeyle.

"Şimdi hastanedeyim ama iyiyim."

"NEEE!!?" diye bağırdı. "Hastanede ne işin var!"

"Ufak bir sorun oldu. Onun için geldim. Sende hemen bağırma. Ve kimseye de söyleme!" diye uyardım.

"Ciddi bir şeyin yok değil mi?" diye sordu tedirginlikle.

"Yok yok merak etme." diyerek içini rahatlatmaya çalıştım. "Ufak birkaç sıyrık falan var işte."

"He iyi ciddi bir şey olmasın da." dedi nefes verirken.

"Benim şimdi kapatmam lazım kanka. Sonra konuşuruz." dedim ve cevap vermesini beklemeden kapattım. Çünkü daha fazla beklersem 5 saatten önce kapanmazdı o telefon.

Sıra Yağmur'daydı. "Gökçe neredesin sen!?"

Allah'ım bugün kaçıncı bu ya rabbim.

"İyiyim Yağmurcuğum sağ ol sen nasılsın" dedim sinirle.

"Bende iyiyim. Şimdi cevapla bir aya yakın süredir neredeydin?"

Gözlerimi devirdim. "Görevdeydim."

"Şimdi neredesin? Ankara da mı?" Ha evet Yağmur da çalışmak için Ankara'ya gelmişti. Ve maalesef ki Rüzgar da onunla beraberdi.

Sanki görebilecekmiş gibi başını iki yana salladım. "Hayır. Yarından sonra geleceğim."

"İyisin değil mi?"

"İyiyim merak etme." diye teselli ettim. "Şu kardeşine de söyle arayıp durmasın beni." dedim sinirle.

"Off boş ver onu. Bizim okuldan arkadaşlarla dışarıya çıkacağız sende gelsene."

"Ben mi?" diye sordum şaşkınlıkla.

"Evet sen."

"Bilmiyorum ki." dedim. "Ben bir Ankara'ya geleyim. Haberleşiriz."

"Tamam canım. Öptüm. Bye."

"Bende. Görüşürüz." dedim ve kapattım.

Sıra Ülkü'de...

"Nasılsın Asker Hanım?"

"Bir değişiklik yok. Aynı. Kusura bakma görevde olduğum için bakamadım."

"Vaay başladı ha görevler. İyisin değil mi? Yok bir sıkıntı?" diye sordu merakla.

"Yok yok merak etme." diye telkin etti onu. "Ufak birkaç hasarın dışında sorun yok."

"Tamam canım. Kendine dikkat et. Çok tutmayayım ben seni. Görüşelim en yakın zamanda." dedi. Onunla konuşurken neden bilmiyorum ama kendimi daha iyi hissediyordum.

"Tamam canım görüşelim." dedim ve aramayı sonlandırdım.

Ondan sonra Fatih'i ve Selim'i de aradım onlara da durumu kısaca izah ettim.

Ben telefondaki işlerimi halledene kadar akşam oldu. Aralarında verdikleri karara göre yanımda refakatçi olarak Kubilay kalacaktı. Diğerleri işe ordu evine gidecekti. Zaten yarın taburcu olacağım için akşama doğru Ankara'ya dönecektik.

Herkes gitmişti. Odada bir ben bir de Kubilay kalmıştı. Saatin erken olduğunu bile bile "Ben uyuyacağım." dedim. Kubilay'a hala bozuktum.

"Yatağı indireyim mi?"

Başımı sallamakla yetindim. Kubilay soluma geçip oradaki kumandadan yatağı düz konuma getirdi. Ona sırtımı dönüp yattım.

Ne kadar yorgun olsam da hiç uykum yoktu. Gözlerimi kapatıp kendimi uyumaya zorladım. Ama yok. Uyuyamıyorum.

En sonunda yataktan kalktım. "Bir şey mi oldu Gökçe?" dedi ve camın önündeki kanepeden kalktı Kubilay.

"Hayır. Lavaboya gideceğim." dedim banyoya doğru yürürken.

Banyodan çıkıp tekrar yatağıma yattım. Bu sefer sırt üstü yattığım için tavanla bakışmaya başladım.

"Gökçe," dedi bir süre sonra Kubilay.

"Hı," dedim tavanla bakışmaya devam ederken.

"Daha ne kadar bana böyle davranacaksın?"

Dudaklarımı büzük omuzlarımı kaldırdım. "Bilmem ki?"

Sıkıntılı bir nefes verdi. "Bak ben seni küçük görmekte hata yaptığımı gördüm." deyince ona baktım. Çenesiyle yataktaki beni gösterdi. "Seni hastaneye getirince doktor yaşamanın mucize olduğunu söyledi." Elleriyle yüzünü ovuşturdu. "Ve ben sana alıştım. Şu kavgalı halimize bile alıştım."

Alaycı bir nefes verdim tekrar tavanla bakışmaya başlarken. "Görmene sevindim." dedim sırıtırken. "Ama benim şu dünya da affetmeyeceğim tek şey küçük görülmek. Hayatımdaki herkes beni küçük gördü." Burnum sızladı. "Ben bu duyguyla o kadar çok savaştım ki. Artık görmeye bile tahammül edemiyorum." diye başımı iki yana salladım.

"Ne yaşadın bu kadar?" diye sordu merakla.

Başımı sola çevirip ona baktım. "Cidden duymak istiyor musun?" Kararlı bir şekilde başını salladı. "Ben isim yapmış bir ailede doğdum. Dışarıdan çok iyi bir imaj çiziyorduk. Her yerden para akıyordu. Demir Mobilya. Babam ve dedem mobilyacı. Ayriyeten birçok servisimiz vardı kirada. Bursa'nın birçok yerinde kirada olan evler. Yani anlayacağın zengin sınıfına giriyorduk." Sesli bir nefes... "Ama içeriden o kadar iyi de bir manzara yoktu." Eskiler aklıma geldi. "Biz ben 12 yaşıma kadar babaannemlerin üst katında oturduk. Ve orada geçirdiğim 12 sene hayatımın en kötü seneleri arasında." Dolu gözlerle gülümsedim. "Çok ayrıntıya girmeyeceğim. Babaannem bizim bir şey almamıza kızardı. Annemi kölesi gibi çalıştırırdı. Bizi seviyormuş gibi davranırdı ama sevmezdi. En basitinden halamın çocuklarının doğum günlerinin geldiğini 2 hafta önceden hatırlatırdı ama benim ve kardeşleriminkini hatırlamazdı. Neyse. Ben 3 yaşında polis olmak istemişim."

"3 yaşında mı?" diye sordu şaşkınca.

Başımı salladım. "Evet 3 yaşında. Ama kimse beni takmadı. Yaşım küçük olduğu için fikrimin değişebileceğini düşündüler. Bir nebze de olsa haklılarda. Fikrim değişti. 7-8 yaşında asker olmaya kadar verdim. Bu onlar için daha kötüydü. Her açığımı kullanıyorlardı. O zamanlar kiloluydum. İstemezler seni bu kiloyla diyorlardı. Hiç umutlanma diyorlardı." Dolan gözlerim taştı. "Anlayacağın ben bu yaşıma kadar her konuda küçük görüldüm. Sadece ailem tarafından da değil. Okulda ne olmak istiyorsun diye sorduklarında asker deyince bana bir bakışları vardı ki. Ölsem unutamam. Anlayacağın ben bu yaşıma kadar hep küçük görüldüm. Yapamazsın, olamazsın, sen mi?, gel boş ver onu sen bunu ol, gibi laflara maruz kaldım ben. Ve beni küçük gören herkese haddini bildirdim. Buna ailemde dahil. Yani şu dünyada beni öldüreni affederim ama beni küçük göreni affetmem. Affetsem bile bir yanım ona hep kırık olur." Elimin tersiyle yaşları sildim.

Bir şey demesini bekledim ama demedi. Bende tekrar ona sırtımı döndüm.

Kubilay'ı affetsem bile ona her baktığımda beni küçümsediği anları hatırlayacaktım.

Ama şu an ki önceliğim Rabia salağına güzel bir ders vermekti.

Neyse ki aklımdaki düşünceler beni kötü yerlere sürüklemeden uykuya dalabildim.

-----------------------------
Önümüzdeki hafta çarşamba saat 20.00'da yeni bölümde görüşmek üzere...

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.