10. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet
Bölümler 36Şu an: 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
'Sabrın sonu selamettir.' diye boşuna dememiş büyüklerimiz...
Sabrettim. Direndim. Çabaladım. Baş kaldırdım.
Ama sonunda başardım...
Şu an tam karşımdaki binaya bakarken aklımdan o kadar çok düşünce geçiyor ki.
Asker olmayı istediğim ilk an gözümde canlandı. İster istemez gözlerim doldu.
Buraya gelene kadar o kadar zorlukla karşılaşmıştım ki. Neler yaşadığımı bir Allah bir de ben bilirdim.
Ama karşımdaki binaya gülümserken aslında yaşadığım her şeye, katlandığım her şeye değmişti.
Bir kez daha olsa yine aileme baş kaldırırdım. Yine önüme çıkan engellerin hepsini geçmek için çabalardım.
Buna kesinlikle emindim.
Sabah saat 7'yi biraz geçerken Efeyle buluşmuştuk. Ve buraya gelmiştik. Girmeden önce dışarıdan binayı izliyorduk.
Ben ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi zerre kadar bilemez bir şekilde bakıyordum karşımdaki binaya.
Bir tarafımda heyecan vardı. Koskocaman bir heyecan. Bu heyecanın yanında koskocaman bir mutluluk da vardı tabii ki...
Çoğu insanın çocukluk aşkı olur. Ona kavuştuğu zaman mutlu olur heyecanlanır. Ama ben şu an çocukken sevdalandığım mesleğe ilk adımımı atacaktım.
Ama bir tarafımda ailemin yanımda olmamasından dolayı koskocaman bir boşluktu. O boşluğu ne doldurur bilmiyorum. Ama illaki bu boşlukla yaşamaya alışmam gerekecekti.
Yine de bu boşluk heyecanıma gölge düşürmeye yetmedi.
"Hadi artık girelim de halledelim kayıt işlemlerini." diyen Efe'nin sesiyle kendi düşüncelerimden sıyrıldım.
Yağmurla ona başımızı salladık ve binanın kapısına doğru adımlamaya başladık.
O sırada kapının yanındaki birkaç insan dikkatimi çekti. Yaklaşmaya başlayınca yüzleri netlik kazandı kazanmasına ama benin ağzımın beş karış açılmasına sebep oldu.
Karşımda duran 4 adet bedeni çok iyi tanıyordum. Karşımda annem, babam, kız kardeşim Afra ve erkek kardeşim Eren vardı.
Eren hemen koşup bana sarıldı. "Abla, sen niye haber vermeden gidiyorsun. Merak ettim seni."
Biran afallasam da hemen sarılışına karşılık verdim. "Özür dilerim. Ama öyle olması gerekti."
Anneme yandan kötü bir bakış atıp merakla beni ve Eren'i izleyen arkadaşlarıma döndüm. "Efe, Yağmur bu kardeşim Eren." Daha sonra Eren'e döndüm. İlk olarak Yağmur'u gösterdim. "Erencim bu Yağmur. Liseden en yakın arkadaşım." Sonra Efe'yi gösterdim. "Bu da yeni okulumdan olan arkadaşım Deniz Efe." dedim.
Benim sözlerimden sonra Efe, Eren'e elini uzattı. "Tanıştığımıza memnun oldum Eren." Eren de elini uzatıp Efe'nin elini sıktı. Aynısını Yağmurla da yaptıktan sonra annemle babamın yanına yürüdük.
Tam önlerinde durunca "Bu kız kardeşim Afra Nur," diyerek Afra'yı gösterdim. "Bu babam Semih," diye babamı gösterdim. En son gözlerim anneme değince kaşlarım çatıldı. Az öncekine göre soğuk olan sesimle "Bu da annem Burcu." diye tanıştırdım. "Anne baba, bu Yağmur liseden arkadaşım. Bu da Deniz Efe yeni okulumdaki ilk arkadaşım." diye ilk Yağmur'u sonra Efe'yi gösterdim.
Babam Yağmur'a baş selamı verirken Efe'nin elini sıktı. Annem sessiz kalmayı tercih etti. Yağmur'la Efe'ye dönüp "Siz geçin içeri ben onlarla konuşup geliyorum." diye içeri yolladım onları.
Arkadaşlarım gidince yüzümdeki gülümseme silindi. Bir anda anneme dönüp "Ne işin var senin burada. Ne diye geldin? Evden ayrılırken söylediklerini sen unutabilirsin ama ben hayatım boyunca asla unutmayacağım!" dedim kısık ama sert çıkan sesimle. Suratıma bakmaya devam etti. "Konuşsana ya konuşsana!!"
"Sen birde benim gözümden baksana olaya ya. Ben kızımın nerde ne yaptığını iyi mi değil mi bilmeden, ne zaman ölüm haberinin geleceğini bekleyerek geçirmek istemiyorum! ANLA YA ANLA!" diye patladı.
"Ben senin tarafından bakıyorum. Ama sende bir kere benim tarafımdan bakmayı dene. BENİM ŞU KAPIDAN İÇERİ GİRERKEN SADECE HEYECANLI VE MUTLU OLMAM GEREKİRKEN SENİN GÖZÜNDEN BAKTIĞIM İÇİN OLAMIYORUM. HAYALLERİME ULAŞMAYA BİR ADIM DAHA YAKLAŞMIŞKEN SEVİNEMİYORUM!!" Hafifçe yutkundum. "Sende bir kere benim gözümden bak olaya."
İkimizde sakinleşmek adına derin nefesler alıyorduk. Annem bir anda ağlamaya başladı. "Ben...ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Hiç bu yönden bakmadım." diye bir şeyler geveledi gözyaşları arasında.
"Senin sorununda bu Burcu Hanım. Sen sadece kendi istediğim şeylerin olmasını istiyorsun. Diğerlerini hiç düşünmüyorsun." Benimde sol gözümden bir damla yaş aktı.
Annem sağ elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. "Beni affedebilecek misin? Sana çok kötü şeyler söyledim. Özür dilerim annecim."
Annem. Benden. İlk. Defa. Özür. Diledi.
Ama son pişmanlık neye yarar...
Sol gözümden başka bir yaş daha aktı. Aklıma bir söz geldi.
'İlk gözyaşı sağ gözünden akarsa mutluluktan, sol gözünden akarda acıdanmış'
Tamda şu an bana uyan bir söz...
Annemin söylediklerine karşı burukça tebessüm ettim. "Sen benden özür dileyebilirsin. Sorun benim özrünü kabul edip etmeyeceğim. Ve ben bana söylediğin o kadar sözden sonra kabul etmeyi düşünmüyorum. En azından bir süre. Çünkü dediklerin iki günde unutulacak şeyler değil!" Derin bir nefes aldım. "Lütfen uzun bir süre karşıma çıkma. Çünkü yakın bir zamanda karşıma çıkarsan bu kadar kibar olmam haberin olsun Burcu Hanım!" dedim ve arkamı dönüp binanın kapısından içeri girdim.
Sakinleşmek için derin nefesler alıyordum ama nafile bir çabanın içine girmiştim. Her yerim zangır zangır titriyordu. Engelleyemiyordum. Yürürken bile yalpalıyordum.
Az ilerde banklarda oturan Efe'yi gördüm. Ona doğru yürümeye başladım. Geldiğimi sezmiş gibi kafasını kaldırdı. Onun kahveleriyle benim mavilerim çarpıştı. Kaşları çatıldı. Adım atarken yine yalpaladım ve düşecek gibi oldum. Bunu gördüğü gibi kalkıp yanıma geldi hızlıca. "Ne oldu Gök? İyi misin?" diye koluma girdi. Az önce oturduğu banka doğru yürütmeye başladı.
"Gök bir şey söyle! Allah aşkına bir şey söyle. Korkutma beni." dedi endişeli bir sesle.
Gözyaşlarım akmaya direndiği için onu bulanık görüyordum. Konuşmaya çalıştım ama sesimi bulamadım. Birkaç kez derin derin nefes aldım. En sonunda kısık çıkan sesimle "Derenin yanında ağlarken gelmiştin yanıma hatırlıyor musun?" diye sordum. Hemen başını salladı. "Neden ağladığımı sormuştun. Bende ailevi sorunlar diye geçiştirmiştim seni." Hatırladığından emin olmak için sustum.
Başını salladı. "Evet hatırlıyorum. O zaman deşmek istememiştim. Ama şimdi istersen anlatabilirsin. İstemezsen de seni anlarım."
Transa geçmiş gibi sadece ellerime bakıyordum. Titremesinin geçmesini bekliyordum. Ellerimin titremesinden nefret ediyorum. "Annem benim asker olmamı istemiyor." Sol gözümden akan yaşı sağ gözümden akan takip etti. Hemen sildim. "O gün tercih sonuçlarının açıklandığı gündü. Ben onların istediği okulu yazmayıp sadece burayı yazmıştım. Sabah bunu söyleyince kavga ettik. Bana yıllar önce 'Asker olursan benim kızım olmazsın!' demişti. O gün yine aynı şeyi söyledi. Bende dereye gittim. Kendimi sorguladım." Nefes almak için sustum. "Ben onu anlıyorum. Kızının ne zaman ölüm haberi gelecek diye beklemek istemiyor. Hak veriyorum. Ama ben beni bir kalemde silecek kadar kötü bir şey yaptığımı zannetmiyorum. Yaptım mı yoksa?" diye dolu gözlerle Efe'ye baktım.
Hayır anlamında kafasını iki yana salladı. "Hayır, Gök. Sen yanlış bir şey yapmadın."
"O günden sonra her gün kavga ettik. Ben en sonunda dayanamayıp buraya gelmeye karar verdim. Gece evden çıkarken yakaladı beni. 'O kapıdan çıkarsan bir daha giremezsin.' dedi bana Efe. Hayallerimi gerçekleştirmek istediğim için beni, dokuz ay karnında taşıdığı, iki sene emzirdiği, 18 yıl beraber yaşadığı kızını bir kalemde silip attı. Çok gücüme gitti." Dudaklarım arasından bir hıçkırık kaçtı. Gözyaşlarım sessiz sessiz dökülüyordu. Başımı iki yana salladım. "Otobüste kendime söz verdim. Ne olursa olsun mesleğimi elime alacaktım." Burnumu çektim. Sinirden olduğu çok belli olan bir gülüş yerleşti dudaklarıma. "Bugün de gelip beni vazgeçirmeye çalıştı yine. Bende patladım çok fena. Özür diledi benden. İnanabiliyor musun o kadar söz söyledi ama sadece bir özrüyle o sözlerin hepsini silebileceğine inanıyor."
Efe hiçbir şey demeden beni kendine çekti ve kafamı göğsüne yasladı. Bir eli boynumda bir eli belimde bana sarılıyordu. Bu gözyaşlarım için son adım oldu. Ona kollarımı sardım ve hüngür hüngür ağladım o kollarda. Benim her hıçkırığımda daha sıkı sardı beni. Arada saçlarımın arasına tüy kadar hafif öpücükler bırakıyordu.
Onun kollarında dakikalarca hüngür hüngür ağladım. Bir süre sonra hıçkırıklarım iç çekişlerine dönüştü. En sonunda sustum. Onun göğsünden başımı kaldırdım. İki büyük el yanaklarıma yerleşti ve yaşları temizledi. "Sen yanlış bir şey yapmadın. Şimdi buraya kayıt olup buradan alnımızın akıyla mezun olacağız beraber." dedi gülümser bir şekilde. "Tamam mı? Söz ver beraber bitireceğiz bu okulu."
Burnumu çektim. Başımı salladım. "Söz. Söz beraber bitireceğiz bu okulu. Sen hangi uzmanlık alanını istiyordun?" diye sordum kafamı dağıtmak için.
O muhteşem gülümsemelerinden birini sundu. "Bomba uzmanı olmak istiyorum bakalım kısmetse. Peki sen?" diye sordu meraklı çıkan sesiyle.
O sorunca üstümde kamuflajlar elimde sniperim ile kendimi hayal ettim. Hafifçe tebessüm edip "Keskin nişancı. Nedenini bilmiyorum ama hoşuma gidiyorlar. Hedefleri o kadar uzak mesafeden vurmak falan..." dedim.
İç çekti. Ağzında bir şeyler geveledi ama tam anlamadım. "Efendim bir şey mi dedin?" dedim sorgular bir şekilde.
Kahvelerini mavilerime çevirdi. "Keskin nişancılık sana çok yakışır diyorum."
Aklıma Yağmur geldi.
Sahi o nerde?
Gözlerimi etrafta gezdirdim. "Yağmur nereye gitti?"
Şimdi aklıma gelmiş gibi "Hee. Biz içeri girdikten sonra annesi aradı. Gitmesi gerekti. Sana da özürlerini iletmemi istedi." dedi.
Onaylar şekilde başımı salladım. "Hadi içeri girelim de şu kayıt işlemlerini halledelim." dedim.
Ondan sonra Efeyle yan yana gidip kayıt işlemlerini hallettik. Bizi fiziki bir teste soktular. Birde yazılı sınav. İkimiz de en iyi puanla geçtik testi. Yazılı sınavı da en iyi notla geçtik. Daha sonra benim yurt işlemleri falan derken saati öğlen ettik.
Haliyle karnımızda acıktı. Efeyle çok güzel bir tost yedik ve beni eve bıraktı. Her ne kadar gün biraz çalkantılı geçmiş olsa da istediğim okula gideceğim için mutluydum.
--------------------------------
SEELAAAMLAARR!
Off ne yaptın Gökçe ya. Burcu hanımı nasıl dumur etti ama. Burcu hanım da haketmişti sanki? Sizce?
Bir sonraki bölümü Deniz Efe'nin ağzından yazmayı planlıyorum.
Sol alt köşedeki yıldıza basmayı unutmayın...
Seviliyorsunuz canlar.;)
Bölüm etkileşimi
