30. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu
Bölümler 36Şu an: 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kubilay'la Deniz Efe dertleşmeye devam ettikleri sırada yanılarına bir asker geldi. "Ceyhun Şener. Giresun."
"Söyle bakalım Ceyhun."
"Komutanım. Kayra komutan sizi toplantı odasında bekliyor." dedi Ceyhun.
Deniz Efe kafasını çevirip Kubilay'a baktı 'ne oldu' dercesine. Kubilay ise 'bilmem' anlamında omuz silkti. Deniz Efe "Tamam sen gidebilirsin Ceyhun. Geliyoruz." deyince Ceyhun gitti.
İkisi de ayaklanıp koşarak toplantı odasına gitti. Kapıyı çalıp içeriye girdiler ve sırayla tekmil verdiler.
"Teğmen Kubilay Dede."
"Teğmen Deniz Efe Ataman."
İkisi masaya bakınca herkesin orada olduğunu gördüler. "Geçin oturun." dedi kayra komutan.
Başlarını sallayıp oturdular. "Evet arkadaşlar" diyerek konuşmaya başladı Kayra komutan. "Az önce Çoban adlı terörist tarafımıza bir video kaydı gönderdi."
"Ne kaydı?" diye Deniz Efe'nin aklından geçirdiği soruyu sordu Özalp komutan.
Kayra komutan "Bunu izleyerek görseniz daha iyi olur." dedi ve masa başında oturan bir askere işaret verdi ve önlerindeki ekranda hareketlilik oldu.
Kısa süre sonra ekrana Gökçe ve yanında bir adamla görüntüsü düştü. Ve video oynamaya başladı.
"Selam TC. Askeriniz elimde. Ve askerinizi canlı bir şekilde istiyorsanız dediklerimi yapmanızı öneririm." deyince herkesin kalp atışları hızlandı.
"Hayır sakin bu adamı dinlemeyin!" diye araya girdi Gökçe. "Gerekirse ölürüm ama sakin bu adamı dinlemeyin!" Başını iki yana salladı.
'Ölüm mü? Gökçe mi? Hayır hayır olmaz, olamaz.' diye geçirdi içinden Deniz Efe dehşetle.
Adam bir anda Gökçe'ye tokat attı ve "Dilin çok uzunmuş senin azıcık kesmek lazım." dedi ve elini uzattı birine. Elini geri çekince bir pense vardı. "Tırnaklardan başlayalım." deyip arkasına geçti.
Deniz Efe'nin bakmaya kıyamadığına hem tokat atıyor hem de tırnaklarını mı çekiyordu bu adam?
Kimseden ses çıkmıyordu. Hepsi videoya odaklanmışlardı.
"Hah benim sesimi kesmek için daha fazlası ge-" diyordu ki bir anda sustu. İnlememek için kendini sıkıyordu ama başarısız oldu. "Ahhğğ" Kalbi parçalandı Deniz Efe'nin. Gökçe'nin çağlık atmamak için kendini sıkması ama başarılı olamayan halini görünce ömründen ömür gitti.
Tekrar yanına geçti. Pensede tuttuğu tırnağı önünde salladı. "Biri gitti. Tamam mı devam mı?"
Yüzüne tükürdü bir anda Gökçe. "Ulan şerefsiz. Ben senin yanına bırakır mıyım bu yaptıklarını?" diye bağırdı.
"Sen bilirsin." dedi ve tekrar arkasına geçti.
"Aahhğğ" diye inledi tekrar. Acıdan dolayı gözleri dolmuştu. "Ulan 10 tırnağımı da çeksen. Ağzımdan laf alamazsın."
Tekrar yanına geçti. "Amacım ağzından laf almak değil." Eliyle kamerayı gösterdi. "Komutanlarına görsel şölen sunmak." dedi ve video bitti.
Kafasını elleri arasına aldı ve "Hayır hayır hayır." diye sayıklamaya başladı Deniz Efe. Kafasını kaldırıp masadakilere baktı. "Bu... Bu gerçek mi?" Sesim titriyordu.
Alparslan komutan sanki olayı yeni kavramış gibi yumruğunu masaya vurup kalktı. "O videodaki benim kardeşimdi değil mi?" diye sordu eliyle videoyu işaret ederken.
"Alparslan sakin ol." dedi Yunus komutan onun yanına giderken.
"Nasıl sakin olayım abi nasıl?" diye bağırdı. "Yıllarca hasret kaldığım kardeşim manyak bir herifin elinde! Ve bana bırakın beni öleyim diyor ya öleyim ben diyor!"
"Şu an en sakin olman gereken zaman! Sakin olup onu kurtarmak için plan yapacağız." dedi sakinliğini korumaya devam ederken. "Gökçe sadece senin kardeşin değil!" Masada oturan Hançer Timini gösterdi. "Gökçe bizim de kardeşimiz ve o kansızın elinde bırakmayacağız kardeşimizi!"
"Bırakmayacağız değil mi bırakmayacağız." diye girdi aralarına Deniz Efe.
"Bırakmayacağız tabii ki." dedi Birgül komutan.
Deniz Efe "A-abi çok canı yanmış mıdır?" diye sordu Yunus ve Alparslan abiye bakarken.
Oğuz, Deniz Efe'nin yanına gidip kolundan tuttu. "Gel dışarıda hava alalım." Bir şey diyemedi. Kendisini çekmesine izin verdi. Zaten karşı gelecek mecali de yoktu.
'Gökçe'm dayan bir tanem. Kurtaracağız seni!' Sürekli içinden dualar ediyordu.
"Allah'ım lütfen Göğüme güç ver ya rabbim." diye Allah'a yakardı en sonunda.
😔
Gökçe bütün gece uyumadı. Düşünüp durdu.
Videoyu izledikleri zaman ne tepki vermişlerdi?
Abisi Alparslan ne yapmıştı?
Timdekiler ne yapmıştı?
Efe. Deniz Efe ne tepki vermişti?
Bütün gece düşündü durdu.
Onun yaptığı planın işe yaramaması yüzünden onlar orada kim bilir ne durumdaydı!
Düşündükçe gözleri doldu ama ağlayamadı. Güvendiği insanlar olmayınca ağlayamadı.
Pars da gelmemişti o gece. Büyük ihtimalle artık yanına da çok zor gelecekti. Çünkü kapısının önünde tonla adam yığmışlardı.
Saat kaçtı bilmiyordu ama bir ara içeriye Rabia girdi. "Naber?"
Alaycı tavrına büründü. Güçsüz tarafını onlara gösteremezdi çünkü. "Valla çok rahatım biliyor musun?"
"Ya demek öyle." dedi Rabia sahte bir neşeyle. "Seninkilerden haber yok."
"Yani?"
"Ölümün yakındır hazırla kendini." diye güldü. Ama Gökçe kahkaha attım. "Sen niye gülüyorsun? Öleceksin farkında mısın?"
Gökçe başını salladı. "Biliyorum biliyorum. Ama biz ölmüyoruz be Rabia. Biz şehit oluyoruz. Ve şehit olmak için can atan birini onunla tehdit edemezsin! Bir söz var duydun mu bilmiyorum ama bizim dirimiz asker, ölümüz şehittir; sizin diriniz kalleş, ölünüz leştir."
Rabia "Ben buraya seni dinlemeye gelmedim." dedi.
"Ne için geldin peki?" diye sordu Gökçe sahte bir merakla.
"Eğlenmeye geldim" dedi ve Gökçe'nin karnına yumruğunu geçirdi. Bağlı olması nedeniyle hafif iki büklüm olmuştu.
"Vur vur. Anca zaten ellerim bağlıyken vurabilirsin." Dedi Gökçe doğrulurken.
Rabia bu sefer Gökçe'nin sağ yanağına yumruk attı. Gökçe'nin kafası sol tarafına döndü ve ağzındaki kanı tükürdü. "Bu kadarcık mı?" Sırıttı Gökçe. "Bende ne bekliyorsam? Önceden de böyleydi senin yumrukların. Sinek daha çok acıtır canımı. Hadi daha sert vur! Ne kadar güçlü olduğunu göster!"
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" diye sordu Rabia. Gökçe de pişkin pişkin başını salladı. Karnına bir yumruk daha attı Rabia. "Bu durumdayken mi?"
Etrafına bakındı. "Ne varmış durumumda?" Gözlerini belertti. "Ha sen bağlı olmamı diyorsun?" Ellerini kaldırdı ve salladı. "Bak ne oldu? Bende anlamadım ne olduğunu bir anda çözülü verdi. Hiç sıkı bağlamamışsınız ya!"
Şaşkınlıktan ağzı açıldı Rabia'nın. "Se-sen nasıl olur? Nasıl çözdün?"
"İnsanları şaşırtmayı çok seviyorum" dedi ve sağ kroşesini Rabia'nın yüzüne indirdi. Yumruğun etkisiyle yere savruldu Rabia. "Ne oldu ha?" diye bağırdı Gökçe. "Ne oldu? Az önceki gibi vursana hadi. Hadi vur." Rabia'nın karnına ayağını geçirdi. "Vuramazsın! Çünkü çakalların hükmü kurt dağdan inene kadardır."
Gökçe vurmaya devam ederken içerisi bir anda adam doldu. Koluna sakladığı bıçaklardan birini fırlattı. Bıçak birinin kalbini deldi.
Hepsi Gökçe'ye koşmaya başladılar. Ama çok fazlaydılar ve Gökçe hepsine yetemezdi. En az 15 kişi vardı. Yaklaşık 6 kişiyi yere serdi ama en sonunda onu yakaladılar ve bu sefer duvara bağladılar. Kollarını ve ayaklarını iki yana açık çarpı şekli oluşturuyordu. Nefes nefese kalmıştı ama ona göre değmişti. Yere serdiği 6 kişiden 4'ünü öte dünyaya postalamıştı çünkü.
Gökçe'yi bağladıktan sonra hiçbir şey yapmadan dışarıya çıktı adamlar. Rabia da dahil. Kısa süre sonra Çoban geldi yanında her zamanki adamlarıyla. "Vay vay kimleri görüyorum. Eşeklerin başını çeken baş eşek hoş geldin!" diye dalga geçti Gökçe.
Çoban "Çektiğim tırnaklar işe yaramamış" dedi sinirle.
Kahkaha attı. "Aslında iyilik yaptın biliyor musun? Her hafta her hafta tırnak kesmekten yorulmuştum." Yine işi dalgaya vurdu. Ama yavaş yavaş gücünün tükendiğini de hissediyordu. Hançer gelecekse çabuk olsalar iyi olurdu. Ne kadar öldürecekseniz öldürün dese de daha hayallerini tam yaşayamamıştı.
🇹🇷
Bir gün sonra;
Bütün gece uyumayıp Gökçe'yi kurtarmak için hazırlık yapmıştı Hançer Timi.
Videoyu izledikten sonra Oğuz, Deniz Efe'yi dışarı çıkarmış ve toparlanması için konuşmuştu. Deniz Efe'nin asıl şu an güçlü durması ve Gökçe'yi kurtarması gerektiğinden bahsetmişti.
Deniz Efe birazda olsa kendini toparlayınca tekrar içeriye girmiştiler. Ve üstlerden gelen yazıda öne çekilen baskının daha da öne çekildiği ve bugün yapılması gerektiği yazıyordu. Onlarda hemen hazırlığa başlamış ve gün doğarken yola çıkmışlardı. Gökçe'yi bir kanı bozuğun ellerine bırakmaya niyetleri yoktu.
Araçları fark etmesinler diye yaklaşık 2 kilometre geride bırakmışlar ve kalan yolu yürüyorlardı.
Kamp alanı görününce mevzi aldılar. Gökçe'nin nerede olduğuna bakınınca bir mağaranın önünün çok kalabalık olduğunu fark etti Deniz Efe ve "Komutanım saat 10 yönünde kalabalık var. Büyük ihtimalle Gökçe orada." dedi.
Gelmeden önce Pars'a geleceklerini haber vermiştiler. Kısa süre sonra Pars göründü ve yanlarına gelip diğerleri gibi tek dizinin üstüne çöktü.
Deniz Efe doğru tahmin etmişi Gökçe'yi kalabalık olan mağaranın önünde tutuyorlardı.
Sarp, Deniz Efe ve Yunus sessiz ama seri adımlarla aşağıya inip nöbetçileri olabildiğince sessiz şekilde öldürdüler. Daha sonra yapılan siperlerin önüne geçip mevzi aldılar ve mağaranın önündeki adamlara ateş açtılar. Çoğunu öldürmeyi de başarmıştılar.
Etrafta adamlar gözükmeyince Yunus, Deniz Efe'yle beraber mağaraya ilerlediler. İçeriye girince duvara bağlanmış olan Gökçe'yi gördü Deniz Efe. Hemen silahını bırakıp Gökçe'nin önüne geçti ipleri kesmeye başladı. "Gökçe. Gökçe uyan bak ben geldim." dedi ama Gökçe kalkmadı. Hızlı bir hasar kontrolü yaptı. Vücudunda yanığa benzer izler vardı ve yüzünde yer yer kızarık ve morluklar vardı ve... Ve karın boşluğunda bir bıçak vardı. "Dayan Göğüm dayan!" İpleri kestikten sonra Gökçe'yi kucakladı karnındaki bıçağa dikkat ederek. "Komutanım ben tamamım çıkalım." dedi ve Yunusla dışarıya çıktılar.
Bakınca Hançer Timinin herkesi temizlediğini ve etrafı kolaçan ettiğini gördüler. Konuşlandığı yerden "Etraf temiz komutanım." dedi Alparslan. Ve kalkıp timin yanına geldi. "Gökçe. Gökçe nerede?"
Gözleri Deniz Efe de takılı kaldı. Kucağında baygın yatan Gökçe'ye baktı ve koşarak Deniz Efe'nin yanına gitti. "Karın boşluğunda bir bıçak var. Bayılmış." diye açıkladı Deniz Efe.
Gökçe'yi onun kollarından alıp kendine çekti ve "Gökçe, abim uyan hadi bak geldim." dedi.
Ama Gökçe'den ses çıkmadı. "Birgül!" diye bağırdı. Birgül hızla yanlarına geldi. "Bayılmış. Bir şeyler yap."
"Tamam sakin. Yere yatır bakalım." Alparslan başını sallayıp Gökçe'yi yere yatırdı ve başını baldırına koydu. Birgül, önce Gökçe'nin nabzını dinledi. "Nabzı var ama olması gerektiğinden yavaş." Kollarını açtı. Mosmordu. "Ne olmuş bunun kollarına?" diye şaşkınca konuştu. "Hay Allah'ım. Elektrik vermişler." Etrafına bakındı. Gözleri Pars da takılı kaldı. "Pars!" diye bağırınca Pars koşarak yanlarına geldi. "Ne kadar elektriğe maruz kaldı?"
"Yaklaşık 5 saat."
"İç organlarda hasar olabilir. Bıçağı da çıkarırsam çok kan kaybeder. Bıçak kan akışını önlüyor. Hemen hastaneye götürelim. Bünyesinin bu kadar şeyi kaldırması bile mucize."
Hemen ayaklandılar. Arabaları bıraktıkları yere kadar hızla yürüdüler. Sonra hızla arabalara binip en yakındaki hastaneye gittiler.
Hastanenin kapısından ilk kucağında Alparslan'la yanında Deniz Efe girdi. "SEDYE! HEMEN SEDYE GETİRİN!" diye bağırdım.
Hemşirelerden birkaçı ellerinde sedyeyle koşarak geldiler. "Nesi var hastanın?" diye sordu Alparslan onu sedyeye yatırırken.
"Çok fazla elektriğe maruz kalmış, darp edilmiş ve karın boşluğunda bıçak yarası var." diye açıkladı Deniz Efe'nin ne zaman yanlarına geldiğini anlamadığı Birgül.
Sedyeyi götürmeye başladılar. "Nereye götürüyorsunuz?" diye sordu Deniz Efe.
"Muayene etmemiz gerekiyor. Müşahede odasına." dedi ve gittiler. Timde peşlerinden gitti. Bir hemşire dışarıya çıktı. "En son getirilen hastanın yakını burada mı?"
Alparslan "Benim." dedi.
"Gidip hastanın kayıt işlemlerini halledebilir misiniz?"
"Hemen. Ama önce kardeşimin durumunu öğrenmek istiyorum."
"Net bir şey söyleyemem ama vücudundaki izlere bakınca normal bir insanın kaldırabileceğinden fazla elektriğe mazur kalmış ayriyeten özellikle karın ve kafatası bölgesine fazlaca darbe almış. Yani şu an nefes alıyor olması bile mucize. Karın bölgesindeki kesik neyse ki iç organlara zarar vermemiş. Orayı da diktik. Ayrıca 2 tane sağ 3 tane sol olmak üzere 5 tırnağını çekmişler." dedi ve odaya geri girdi. Elleriyle yüzünü sıvazladı Deniz Efe ve Alparslan aynı anda.
Alparslan kısa süreliğine yanlarından ayrıldı. O gittiği sırada Gökçe'yi odadan çıkardılar. Deniz Efe "Nereye götürüyorsunuz?" diye atıldı.
"Hastanın yakını mısınız?"
Başını salladı. "Sevgilisiyim ben."
"Beyin travması riskine karşılık önce tomografiye sonra da iç organlarında hasar var mı diye MR'a gidecek."
Onlar sedyeyi götürmeye başladıkları sırada Gökçe'nin yanına gidip elini tuttu. "Gök gözlüm aç gözlerini. Sensiz bırakma beni ne olur." diye yalvardı. "Söz verdim ama ben o kadar güçlü değilim be güzel gözlüm. Mercan'la sensiz bırakma bizi."
Bir odaya girerlerken hemşirenin biri Deniz Efe'yi durdurdu. "Lütfen kapının önünde bekleyin. Sizi içeriye alamam."
Başını salladı. Karşıdaki duvara gidip yaslandı. Kafasını ellerinin arasına aldı. "Sakin ol. Sakin ol. Sakin ol." diye sayıkladı. "İyi olacak. İyi olacak. İyi olacak."
Alparslan geldi yanına geldi Deniz Efe'nin. "Gökçe nerede?"
"Beyin travması olabilirmiş. Tomografiye aldılar."
5 saat sonra;
Gökçe'nin tomografi çekilmişti. Ve sonucu temiz çıkmıştı.
Elektriğe çok fazla maruz kaldığından dolayı iç organlarında hafif sorunlar vardı. Ama onlarda düzelmeyecek şeyler değildi.
Karnındaki bıçak yarası dikilmişti.
Röntgen sonucu da temiz çıkmıştı.
Yine de herhangi bir komplikasyon ihtimaline karşılık yoğun bakımdaydı. Ve son 5 saattir uyuyordu.
Bütün tim yoğun bakım ünitesinin önüne doluşmuş onun uyanmasını bekliyordu.
İçeriden çıkan hemşireyle hemen ayaklandılar. En önde Deniz Efe ve Alparslan vardı. "Durumu nasıl?"
"Kimin yakınısınız?"
"Gökçe Demir." diye atıldı herkesten önce Deniz Efe.
"Maalesef ben durumu hakkında bir şey diyemem. Doktoruyla konuşun." Elindeki poşeti uzattı. "Bunlar da hastanın üstünden çıkan eşyaları."
Deniz Efe "Anladım. Teşekkürler." dedi ve sandalyelerden birine oturup poşeti açtı.
İçinde kıyafetleri, postalları, postalının içine gizlediği tabancası, bıçakları ve... Ve ona hediye ettiği bileklik.
Bilekliği eline aldı. Avucunun içinde sıktı. "Ne olur uyan ne olur." diye içinden yakardı son 5 saattir yaptığı gibi.
"Aaaa kafayı yiyeceğim artık. Biri bir şey desin!" diye bağırdı Alparslan.
Pars bir köşeye çökmüştü. Kendini suçluyordu. Sarp da onun yanına çökmüştü.
İçeriden biri daha çıktı. "Gökçe Demir'in yakınları."
Tekrar ayaklanıp doktorun önüne geçtiler. "Öncelikle geçmiş olsun. Gökçe Hanım çok zor bir süreçten geçecek. Hem normal de bir insanı öldürebilecek seviyede elektriğe maruz kalmış hem de çok fazla darp edilmiş. Kalıcı bir hasarı olmada da şiddetli baş ağrıları, karıncalanma hissi veya kaslarda kramplar çok olur ve ilk günlerde çok fazla yorgun olur. Şu an uyuyor. Tahminimce sabaha karşı uyanır. O uyanınca da normal odaya alırız. Size önerim bir psikolojik destek alması yönünde. Ne kadar fiziksel olarak yaraları iyileşse de ruhsal olarak durumunun iyi olduğunu düşünmüyorum. Yaşadığı şeyler hafife alınacak şeyler değil." diye uzun bir açıklama yaptı.
"Peki mesleğine devam edebilir değil mi?" diye Gökçe için can alıcı soruyu sordu Deniz Efe. Gökçe için askerlik çok önemliydi. Onun ruhsal sağlığını işkenceler değil askerliğe devam edememek bozardı.
"Hanımefendi askerdi değil mi?" Başını salladı Alparslan. "Yani fiziksel olarak bir engeli olacağını düşünmüyorum. Ama tabii ki birkaç ay rapor yazacağım." deyince rahat bir nefes aldı herkes. Doktor en son "Geçmiş olsun tekrardan." dedi ve gitti.
Onlarda birkaç dakikaya nazaran daha umutlu bir şekilde gerisin geriye sandalyelere oturdular. Deniz Efe elinde sıktığı bilekliği cebine koydu. Ve herkes gibi beklemeye başladı.
Hayatının en uzun gecesini geçiriyordu.
Ama bir yandan da içinden Allah'a teşekkürler yağdırıyordu kendisini onsuz bırakmadığı için...
---------------------------
Selam canlar!
Siz ne düşünüyorsunuz?
Yorumlarınızı bekliyorum.
O zaman canlar;
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
