15. Bölüm: Yılların Birikmişliği

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime · Okuduğun bölüm
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Kafeden çıktıktan sonra abimin arabasına binmiştik. Arabada şarkı dinleyerek gitmiştik eve.

Şunu fark etmiştim ki abimle çok fazla benziyorduk. Aşırı derecede ortak yönümüz vardı.

En basitinden benim gibi masmavi gözleri vardı.

Şarkı zevkimizde aynıydı. Ben çoğu zaman marş dinlerdim.

Gündoğdu Marşı

Alay Marşı...vb. çoğu marşı ezbere biliyordum. Aynı şekilde abim de.

Bunu araba da sessizlikten bunalınca radyoyu açmaya kalkınca öğrenmiştim. Radyoyu açınca direk CD açılmış ve içindeki Gündoğdu Marşı çalmaya başlamıştı.

İlk başta afallasam da marşa eşlik etmeye kalkınca abim şaşkınlıkla sormuştu. "Sende mi bu marşı biliyorsun?"

Başımı salladım söylemeye devam ederken. Ama abim sesini kısınca suratımı astım. "Ya abi niye kısıyorsun sesini açsana!" dedim hiddetle.

Ofladı. "Sen nereden biliyorsun?"

Gözlerimi devirdim. "Abi ben Türk marşlarının çoğunu ezbere biliyorum."

Sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çattı. "Sen abine göz devirdin bakayım?"

"Hıhı" diye başımı salladım.

Bir anda arabayı sağa çekip bana doğru eğildi ve belimdeki tikimi bulup gıdıklamaya başladı. "Bir de pişkin pişkin 'Hıhı' diyorsun ya. Görürsün sen."

"Ahahhahahah a-abi du- ahahahahshaahaha dur lü- aahahahahhahhah lütfen!" dedim. Gülmekten bayılacaktım artık.

En sonunda morarmaya başlayan yüzümü fark etmiş olacak ki gıdıklamayı bıraktı ve tekrar yerine oturdu. Derin derin nefesler aldım. Çok fazla nefessiz kalmıştım. Nefeslerim biraz olsun düzene girince kızgın bakışlarım abime döndü. "Yaaa sen salak mısın acaba camış. Öldürüyordun az kalsın."

"Salak?" dedi sorar gibi. Başımı salladım. "Camış?" dedi aynı şekilde yine başımı salladım. Yine bana doğru atılıyordu ki hemen kapımı açıp arabadan indim. Etrafıma bakınca eve geldiğimizi gördüm. Hemen koşarak binadan içeri girmemin sebebi arkamdan söylenerek gelen abimdi. Hızlı bir şekilde merdivenlere yönelip 2. kata çıktım ve evin kapısının önüne gelip bir umut belki biri açar diye art arda 7-8 kere zile bastım.

Ne olur Allah'ım açılsın! Ne olur biri şu kapıyı açsın!

Dualarım kabul olmuştu. Evin kapısı açıldı. Karşımda dizlerinde biten bir şort ve kolsuz tişörtüyle duran bir adam vardı. Onunla karşılıklı olarak birbirimizi süzerken merdivenlerden gelen abimin tabiri caizse böğürme sesiyle tereddüt etmeden eve daldım ve kapıda dikilen şortluyu kendime kalkan olarak kullanmaya başladım.

Abim kapının önüne gelince şaşırdı. Büyük ihtimalle benim arkasına saklandığım adamı görmeyi beklemiyordu. "Dracula?" dedi karşısındakinin o olduğuna kendinin inandırmak ister gibi.

Arkasına saklandığım adam başını salladı. "Sana da merhaba Bukalemun." Eliyle beni işaret edince abimin sert bakışlarıyla karşılaşıp daha da sindim yerime. "Bu kız kim? Evin ilk kuralı," dedi hatırlatmak ister gibi. "Eve kız atmak yoktu!" dedi hiddetle.

Bu sefer benimde bakışlarım sertleşti. Adamın sırtına yumruğumu geçirdim. "Sen ne ima ediyorsun geri zekâlı!" diye cırladım sırtına vurmaya devam ederken.

Bir anda arkasına dönüp ellerimi bileklerimden yakaladı. "Bir kıza göre çok sert vuruyorsun. Sırtımı çürüttün!" dedi suratını buruştururken. Göz göze gelince kaşları çatıldı. Hala bana bakmaya devam ederken "Alparslan gözleri sana ne kadar da benziyor değil mi?" diye sordu.

Burnumdan solurken bileklerimi kurtardım ondan. "Benzer tabi benzer. Abi-kardeş olunca benzemesi ne kadar da şaşırtıcı değil değil mi?" dedim yarı alayla. Ama hala burnumdan soluyordum.

Şortlu bu sefer abime dönüp "Abi-kardeş?" dedi sorar gibi.

Abim ofladı. "Özalp içeri geçelim istersen?" Etrafı süzdü. "Kapı önünde konuşulacak kadar kısa bir konu değil çünkü?"

Şortlu kafasını sallayınca ikisi birden içeri geçti. Ben orda dikilmeye devam ettim. "Gökçe!" diye seslendi. "Sende bir yarım saat eğlen. Duş almak istersen banyo dolabında temiz havlular var."

Ofladım. Ama abime cevap verme gereği duymadan banyoya ilerledim. Girince arkamdan kapıyı kilitledim. Ve üstümdekileri çıkarıp kendimi soğuk suyun altına attım.

Soğuk su ilk başta irkilmeme sebep olsa da alışınca bir şey hissetmedim. Sular tepemden akıp ayak ucuma doğru bir yol alırken son yirmi dört saattir yaşadıklarımı kafamda tarttım.

Yıllardır hayal ettiğim gibi yemin törenim olmuştu. Ben artık asker olmuştum. Hem de keskin nişancı.

Tören sonunda annemle karşılaşmıştım. Onu affetme evresine gelmiştim.

Daha sonra benim keskin nişancı olmama yardım eden komutanımın benim abim olduğunu öğrenmiştim.

Onlardan kaçarken Efe'ye tutulmuş ve ona aşık olduğumu fark etmiştim. Ve hayatımda korktuğum şey başıma gelmişti; platonik olmuştum.

Akademiye eşyalarımı toplamaya gidince abim olduğunu yeni öğrendiğim adamla karşılaşmıştım ve onu çoktan abim olarak kabullendiğimi hem kendime hem de ona göstermiştim.

Ve abim beni kıskanmıştı. Bunun nasıl güzel bir duygu olduğunu anlatamam size...

Abimin evine gelince bana bir görev gereği ders verdiğini söylemişti. Bordo bereli olacağımı söylemişti!

Sonra abimi arkadaşlarımla tanıştırmıştım.

Oradan dönüşte abimden kaçarken abimin ev arkadaşı tarafından çok çirkin ithamlara maruz kalmıştım.

Şimdi ise abimin evinde onun duşa kabininin içinde onun şampuanı olarak tahmin ettiğim şampuanla saçlarımı köpürtüyordum.

Ne kadar yorucu bir gün değil mi?

Aynı fikirdeyim iç ses. Bir gün için bu kadar duygu çok fazla.

Saçlarımı da durulayınca dolaptan aldığım havluya sarınıp eşyalarımızı koyduğumuz abimin odasına gittim. Çamaşırlarımı geçirdim. Altıma da siyah bir şort giydim. Üstüme de abimin dolabından siyah kısa kollu bir sweatshirt aldım ve onu da giydim. Islak saçlarıma da bir havlu sardım. Ayaklarıma da arılı panduflarımı geçirdim.

Ve odadan çıktım. Mutfak olduğunu düşündüğüm yere girdim. Buzdolabına ilerleyip kapağını açtım. Ve sürpriz!

Su yok! Dolapta su yok!

Sinirle sessiz bir çığlık attım.

O sırada balkondan büyük ihtimalle sesimi duyup çıkan abim "Ne oldu?" diye sordu.

"Dolapta su yok!" dedim ağlamaklı bir sesle.

Abim hafifçe gülerken yanıma gelmeye başladı. Yanıma gelince saçlarımın üstüne ufak bir öpücük bıraktı. "Bunun için mi çığlık attın güzelim?"

Başımı salladım. Yanımdan ayrılıp balkona girdi yine. Kısa süre sonra balkondan elinde cam bir şişeyle çıktı ve damacanadan içine su pompaladı. Geri yanıma geldi. Ama dolabın normal yerine değil derin dondurucu bölümüne koydu suyu. "Biraz burada dursun soğusun. Sen içtikten sonra bir dahakini alt tarafa koyarız tamam mı güzelim?" Yine başımı salladım. Bu sefer elimi tuttu ve beni yürütmeye başladı kendiyle beraber.

İkimiz birden salona girince koltuklardan birine oturmuş elinde sazına akort yapmaya çalışan şortluyla göz göze geldim.

Ama ona tripliydim. Bana yaptığı imalar çok çirkindi!

Bu yüzden başımı çevirdim. Elimi abimden kurtarıp ona en uzak koltuğa oturdum.

"Gökçe, bu sana sabah bahsettiğim Özalp." dedi şortluyu gösterirken. Sesimi çıkarmadım. "Özalp bu da sana az önce bahsettiğim kardeşim Gökçe."

İkimizden de ses çıkmayınca bakışlarımı abime çevirdim. "Abi," diye seslendim.

Bakışları bana döndü ikisinin de. "Söyle abim."

Şortluya bakmadan çenemle onu işaret ettim. "Şu şortluya söyle. Kapı da bana yaptığı iğrenç ithamlar için özür dilemeden onunla konuşmayacağım." dedim tek kaşımı kaldırırken.

Bu sefer şortlu konuştu. "Alparslan sende kardeşine söyle. Ondan asla özür dilemeyeceğim!" dedi. Dişlerini sıktığı sesinden bile belli oluyordu.

Alaycı bir şekilde dudağımın kenarı kıvrıldı. "Abi. Şortluya söyle. Asla büyük konuşmasın. Çünkü benim işim asla yapamazsın, olamazsın diyenlere dersini vermek." Aklıma gelenle dudağımın kıvrılması sırıtışa dönüştü. "İlla örnek istersen annemi arayabilirsiniz. O anlatsın size nasıl bir inadım olduğunu. Bana asla asker olmazsın diye 8 yaşımdan beri söylenen o ama bakın ne oldu?" Kollarımı iki yana açtım. "Bakın ben asker oldum."

Abim artık ne yaptı bilmiyorum. Tehdit mi etti, rüşvet mi verdi bilmiyorum ama şortlu hafifçe öksürünce başımı hafifçe ona çevirdim. "Gökçe özür dilerim." dedi aşırı isteksiz bir sesle. "Kapıdayken öyle şeyler söylememeliydim."

Elimi kulağımın arkasına yasladım. "Abi ben duyamadım. Sen duydun mu?" diye sordum abime bakarken.

Yandan da baksam dişlerini kıracak derecede sıktığını görebiliyordum. "Özür dilerim Alparslan'ın kardeşi" dedi öncekine göre daha sesli bir şekilde.

Memnuniyetle güldüm. Yönümü tamamen ona çevirdim. "Demek ki neymiş?" dedim elimi sallarken. "Büyük konuşmayacakmışsın şortlu."

Başını omzuna eğdi. "Çok zorlamasan mı Alparslan'ın kardeşi?" diye sordu. "Kendimi zor tutuyorum çünkü."

Onun söylediklerini boş verip ayaklandım ve karşısına geçip elimi uzattım. "Memnun oldum şortlu abi." dedim.

Bir bana bir elime bir de abime baktı. Sonra elimi sıktı. "Memnun oldum diyelim memnun olalım Alparslan'ın kardeşi."

Ona özür diletmenin verdiği memnuniyetle gülümsedim. Üçlü koltuğa iki seksen uzanıp televizyon kumandasını alıp açtım. Netflix'e girip kendi hesabımı açtım. Rastgele bir film açtım. "Evde abur cubur var mı?" diye sordum ikisine bakarken. Şortlu sazıyla ilgilenmeye devam ediyor, abimse silahını temizliyordu.

İşlerine ne kadar odaklandılarsa beni duymadılar. "Sayın abi ve şortlu abi!" dedim haber sunan spiker misali. İkisi de bana baktı alttan alttan. "Evde abur cubur var mı? Yoksa çıkıp alayım mı?" diye sordum tekrardan.

Önce birbirlerine baktılar. Sonra bana döndüler. "Yok abur cubur." diyen abim oldu.

Ben ayaklandım. "Ben o zaman 5 dakika bakkala gidip geleyim." dediğim sırada şortlu da ayaklandı.

Kapıdan çıkacağı sırada "Beni bekle üstümü değiştirip geleceğim." dedi.

Koltuğa geri oturup beklemeye başladım. Abim bana bakıp kaşlarını çattı. "Üstündeki sweatshirt benim mi?"

Başımı salladım. "Evet. İzin almadan aldım ama bir sakıncası yoktur umarım." dedim.

"Yok yok o yüzden söylemedim. Ama sende üstünü değiştir istersen." Bakışları şorttan dolayı açıkta kalan bacaklarımda gezindi. "O şortla çıkma dışarıya."

Yaptığı imayı anladım ama anlamamış gibi başımı iki yana salladım. "Yok abi iki dakika gidip geleceğiz zaten."

Abim sessizliğe büründüğü sırada kapıda şortlu göründü. Bana bakmadan konuştu. "Hadi Alparslan'ın kardeşi. Düş önüme." dedi çenesiyle önündeki boşluğu işaret ederken.

Ayaklanıp paytak adımlarla yanına gittim. Panduflarımı çıkarıp ayakkabılarımı giydim. Ve önünden ilerlemeye başladım.

İkimiz de sessiz bir şekilde apartmandan çıktık. Yanında yürürken kolumu tuttu ve ona dönmeme sebep oldu. "Niye öyle dedin?"

"Ne demişim?"

"İlla bir örnek istiyorsanız anneme sorun o size anlatsın." diye benim dediğim şeyi tekrar etti. "Niye böyle dedin?"

Anlamanın verdiği burukluk çöktü üstüme. "Gerçekten dinlemek istiyor musun?" Başını salladı. "Aslında yeni tanıştığım insanlara hayatımı anlatmam ama abim sana güveniyor şortlu abi. Ve sanırım nedensiz bir şekilde bende sana güveniyorum." dedim gülümserken.

Onunda yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. "Güvenebilirsin. Alparslan'ın ne kadarını bildiğini bilmediğim için yanında sormadım. Ve bilmiyorsa da sen söyleyene kadar sırrın benimle güvende olur. Asker sözü."

Derin bir nefes aldım. "Sigara içiyorsan bir tane yak o halde." dedim havadaki kasveti dağıtmak için alayla. Ne kadar başarılı olduğum ise tartışılırdı. "Hikayemiz 3 yaşıma dayanıyor." Alaycı bir şekilde güldüm. "Daha üç yaşında izlediğim bir dizi sayesinde içimde silahlara karşı bir merak ve aşk oluştu. Sonra bir gün polis olmaya karar verdim." Burukça güldüm bu sefer. "Kimse bana inanmadı. Evde annem, babam, babaannem, dedem var. O kadar insan içinde kimse bana inanmadı. Çok iyi biliyorum. Yaşım olduğu için fikrimin değişeceğini düşünüyorlardı. O yaşıma rağmen anlamıştım kimsenin beni kale almadığını. O gün yemin etmiştim kendi kendime. Onlar ne derse desin olacaktım. Aslında bir nebze de olsa haklılardı." Burnumdan nefes verdim. "Fikrim değişti. Büyüyüp araştırdıkça polis değil asker olmak istedim. Yaşımın 7-8 olması gerekiyor." dedim düşünceli bir sesle. "Ama bu onlar için daha kötü bir şeydi. Evde zaten var olan psikolojik baskı daha da attı. Normalde alttan alttan soktuğu lafları bu sefer direkt sokuyorlardı." O zamanlar aklıma gelince gözlerim doldu. "O zamanlar şişman biriydim. Yaşıma göre çok kiloluydum. Bana hep bu kiloyla seni askere almazlar diyorlardı. Bu kiloyla asker olamazsın. Seslerini kesmek için zayıfladım. Ama yine kesilmedi sesleri." Gözlerim uzaklara daldı. "Bir gün evde yine olağan kavgalardan birini yaşarken annem 'Asker olursan seni silerim' dedi." Sesimi annem gibi çıkarmaya çalışmıştım. "O gün içime kurt düşmüştü. Ne kadar asker olmak istesem de aileme olan sevgim daha yüksekti. Bir tarafım yapamaz öyle bir şey seni silemez dese de diğer tarafım söylerken çok ciddiydi silebilir diyordu. O zamandan sonra kavgalarda onlara cevap vermemeye başladım. Sadece onlar konuşuyordu. Ben dinliyordum." Gözümden bir damla yaş aktı. "Neyse sonra ben bir şekilde büyüdüm. Ama bunlar benim fikrimi değiştiremedi. Bundan 4 sene önce. YKS ye girdim. Tercihlerimi tek başıma yapmıştım. Ve onların istediği gibi eczacılık yazmadım. Milli savunmayı yazdım. Tercihlerin açıklandığı gün her şeyi anlatınca yine kavga ettik. Evi bıraktım çıktım. Ondan sonraki her gün evden erken çıkıp geç geri dönüyordum. Sonra bu durum beni sıkmaya başladı. Bende buraya gelmeye karar verdim ani bir kararla. Valizimi topladım. Otobüs biletimi aldım. Gece 4 gibi evden çıkarken annemle karşılaştım. 'O kapıdan çıkarken bir daha giremezsin' dedi bana." Burnumu çektim. "Ve ben o kapıdan çıktım. Burada bir arkadaşımın yanında kaldım. Sonra akademinin yurdunda. Neyse böyle böyle geçirdim günlerimi. Abimle de akademide tanıştık. Bir gün atış dersinde benim atışlarımı fark etti. Çok beğendiğini söyledi. Sağ olsun bana özel ders verdi keskin nişancılık için. Falan filan işte. Ben bin bir zorlukla bitirdim o okulu." Kollarımı iki yana açtım. "Ve şimdi de buradayım. Nasıl beklediğin gibi çıktı mı hikayem?"

Yutkundu. Yüzü sabitti. Ne hissettiğini anlayamıyordum. Bir anda kendine çekip sarıldı bana. Ben sarılmadım ama. Uzaklaşınca konuştu. "Yaşadıkların çok ağır. Ne anlayabilirim ne tahmin edebilirim. Elimden gelen tek şey yanında olmak." Derin bir nefes alıp gözlerini gözlerime sabitledi. "Beni de abin olarak kabullenirsen gurur duyarım ama kabullenmezsen de anlarım. Lakin ne olursa olsun yine yanında dururum. Belki abin olarak değil ama komutanın olarak, arkadaşın olarak, hiç olmadı dostumun kardeşi olarak yanında olurum ama yine de yanında olurum." dedi marketin kapısından içeri girerken.

Bir market arabası alırken dudaklarımı büzdüm. "Vay be şortlu abi. Bu kadar duygusal bir konuşma beklemiyordum." diye tiye aldım onu. "Şunu da eklemek istiyorum ki," dedim abur cubur reyonundan ne bulursam arabaya atarken. "O konuşmayı yapmasan bile seni abim olarak kabullenmiştim." Aklıma gelenle güldüm. "Hem sadece abim de değil. Şortlu abim olarak kabulleneli çok oldu." Düşünüyormuş gibi elimi çeneme götürdüm. "Sanırım sana zorla özür diletirken kabullenmiştim ama tam hatırlamıyorum."

Gözlerini devirdi. Yine önceki umursamaz tavrına bürününce bozmadım onu. Market arabasını doldurmaya devam ettim. "Eve gidince sen saz çalarken bende şarkı söyleyeyim mi?" diye sordum bir anda aklıma gelen fikirle.

"Bilmem bakarız."

Meali: Olur yaparız.

Güldüm. Kasaya doğru ilerledim. Kısa süre sonra ikimizin de elleri dolu marketten çıkmıştık.

"Bu ne bu kadar şey aldın ya. Bir kerede iki bin liralık alışveriş yapmayı nasıl becerdin?" diye söylendi.

Ofladım. "Birde asker olacaksın hee. Ne söylendin allah aşkına. Hem sen buzdolabına baktın mı hiç? Bomboş dolap bomboş. Ne yiyip ne içiyorsunuz siz anlamadım." dedim hayretle. "Yarın size kendi ellerimle yemek yapacağım. O yüzden değecek iki bin lira verdiğine merak etme. Hem bu kadar söyleneceğini bilseydim ben öderdim." dedim cıkcıklarken.

Böyle söylene söylene eve vardık. Abimi televizyon izlerken bulunca hemen onun yanına tünedi ve o da izlemeye başladı. "Cık cık cık. Ölmüş gençlik ölmüş." diye söylenerek mutfağa girdim ve aldıklarımızı yerleştirmeye başladım.

Bir saat boyunca uğraştım. Çok yorulmuştum ama yorulduğuma değmişti. İki dakika da mısır patlatıp içeri geçtim ve tekrar üçlü koltuğa kuruldum. Yorulduğumdan olsa gerek gözlerim kapanıyordu.

Uyumadan önce son hatırladığım. Şortlunun üstüme bir pike örtmesi ve abimin de saçlarımın üstüne öpücük bırakmasıydı.

-----------------------
SEEELAAAAMMM!!!

NABIYONUZ BAKAM?

ŞİVEM KAYDI HSHSJDJDJDJDJD

Allah seni caps lock açık kalmış.

Votelerinizi bekliyor olacağım.

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.