12. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık
Bölümler 36Şu an: 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah okulun ilk günü olduğu için erkenden kalktım. Kamuflajlarımı ve postallarımı giydim. Bu sabah ilk içtimaya katılacaktım.
Asker olmak isteyen kadın sayısı az olduğu için kız yurdunda tek kişilikti. O yüzden rahattım.
Odamın anahtarını alıp dışarı çıktım. Herkes yavaş yavaş odalarından çıkıyordu. Saat 6'ya geliyordu. İçtima tam 6'daydı.
Bahçeye çıktım. Herkes sınıflarına göre dizilmişti. Etrafıma bakınırken bana el sallayan Efe'yi gördüm. Koşar adım yanına gittim. "Günaydın. Nasılsın?"
Gülümsedi içten bir şekilde. "Günaydın. İyiyim. Sen nasılsın?"
Onun aksine burukça tebessüm ettim. "Yeni hayatımın ilk günü nasıl olunabilirse öyleyim. Heyecanlı, mutlu, endişeli...korkmuş,"
İki elini kollarıma koyup önümde eğildi. "Hey hey. Endişeli olmakta çok haklısın. Ama korkmak yok. Beraber sıkıntısız bir şekilde bitireceğiz bu okulu."
Mavilerimi kahvelerine sabitledim. "Efe elimde değil. Ya yapamazsam ya başaramazsam diye çok korkuyorum. Ben zaten ilk defa girdiğim ortamlara çabuk alışabilen biri değilim. Ne yapıcam bilmiyorum."
Başımı sağ omzuna doğru eğip hafifçe tebessüm etti. "Yeni bir ortama giriyor olabilirsin ama yanında ben varım. O yüzden korkmana gerek yok. Sen fiziki testte en iyi yapanlardan birisin Gök. Buradan ikimiz de alnımızın akıyla mezun olacağız merak etme."
Başımı salladım. Ağzımı açacağım sırada "DİKKAATT!"
Hemen herkes hazır ola geçti. Önümüze bir tane kadın geldi. "Rahatta dinleyin arkadaşlar." Herkes aynı anda rahata geçti. "Ben Yüzbaşı Tuğba Şahin. Aynı zamanda akademinin yüzme antrenörlerinden biriyim. İlk iki sınıfın yüzme eğitimini ben vereceğim. Umarım herkes alnının akıyla mezun olabilir."
Herkes tekrar hazır ola geçip "EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!!!" diye bağırdık.
İlk gün olduğu için çoğunlukla tanışma faslıyla geçiyordu saatler. Ama yine de bu tempoya yeni girdiğim için baya bir yorulmuştum.
Sabah içtimadan sonra neredeyse 5 km koşmuştuk. Daha sonra spor salonuna gidip şınav, barfiks, mekik gibi hareketler yapmıştık. Daha sonra ikili gruplar oluşturmamızı söylemişti başımızda duran komutan Mehmet.
Efe'nin bana doğru adımladığını fark etmiştim. Ama önüne bir kız geçip onu durdurmuştu. Ben Efe'ye bakarken bir çocuk görüş açımı kapatmıştı. Kaşlarım çatılı bir şekilde gözlerimi gözlerine sabitledim. O ise çatık kaşlarıma hiç aldırmadan elini uzattı.
"Selam. Ben Fatih. Eşin yok sanırım. Olalım mı?"
Eş mi? Ne eşi? Kaşlarım daha da çatılırken anlamadığımı fark etmiş gibi konuştu.
"Dövüş eşi olarak diyorum. Komutan dedi ya ikili grup oluşturun diye."
Anında kaşlarım gevşedi. "Haa. Pardon ya. Bende Gökçe. Memnun oldum." Biraz rezil olmuştum sanırım. Yanaklarımın utançtan kızardığına emindim. Ama bu kadar antrenmandan terlememiş ve terden yanaklarımın kızardığına emin olmasaydım başımı eğerdim ama fark edilmediğini düşünüyorum.
Biz anlamsızca bakışırken komutan "POZİSYON AL!" diye bağırdı. Hepimiz aynı anda pozisyon aldık. "Dövüş kurallarını açıklıyorum. 1-Biriniz pes edene kadar bırakmak yok! 2-Yüze vurmak yok! 3-İkinizde pes etmemeye kararlıysanız en fazla 20 dakika dövüşeceksiniz ve kazananı ben belirleyeceğim." Nefes aldı. "Anlaşıldı mı asker?"
Hepimiz hep bir ağızdan "ANLAŞILDI KOMUTANIM!!!!" diye bağırdık.
Komutanın başlayın diyeceğini düşünürken "Her gruptan kaybedene ceza var haberiniz olsun." dedi. "BAŞLA!!!"
Komutanın verdiği komutla dövüşmeye başladık. 30 kişi olduğumuz için 15 grup vardı ve herkes hırsla dövüşüyordu. Gözüm çok kısa bir an Efe'ye kaydı. Bana doğru yürürken karşısına çıkan kumral kızla dövüşüyordu. Dikkatimin dağılmaması için gözlerimi ondan çektim ve önümde duran Fatih'e odaklandım.
13 yaşından beri dövüş dersleri alıyorum. Karate yaptım. Boks yaptım. Tekvando yaptım. Yani ayıptır söylemesi dövüşte iyiyimdir.
Lütfen kimse bu konuda mütevazı olmamı istemesin!
Ama Fatih'i de hafife almamak lazım. İyi dövüşüyordu. Ama herkes gibi zayıf olduğu bir nokta vardı. Sol elini hiç kullanmıyordu ve hamle yapmadan önce hep adım alıyordu. Bende onun zayıf noktasını kullanıp onu kolaylıkla yüzükoyun yere serip sırtına çıktım ve hareket etmemesi için onu sabitledim.
Sırıtırken "Pes mi? Yoksa böyle durmaya devam mi edeyim? He söyle bakalım." dedim.
Adrenalinden dolayı derin ve sık nefesler alıyordu. Aynı benim gibi. Bir süre nefeslerinin düzene girmesini bekledi. Düzene girmeye başladığı zaman konuştu. "Pes tamam pes. Kalk üstümden."
Zaferle sırıtıp üstünden kalktım. Kalkmasına yardım etmek için elimi uzattım. Oturur pozisyona geçti ve bir yüzüme bir elime bakmaya başladı.
Ne bön bön bakıyorsun salak! İnsanlık yapıyoruz işte!
"Tutsana elimi ne bakıyorsun bön bön!" diye kızdım ona.
En sonunda elimi tuttu ve benim desteğimde ayağa kalktı. "Sen az yere bakan yürek yakan değilmişsin be Gökçe."
"Ben bir şey yapmadın ki. Sen benim elime koz verdin." dedim. 'Sen ne diyosun' dermiş gibi yüzüme bakınca devam ettim. "Sol elini neredeyse hiç kullanmıyorsun ve hamle yapmadan önce illaki adım alıyorsun."
Şaşkınca suratıma bakmaya devam ederken komutanın yanımıza adımladığını gördüm. Hemen Fatih'i kolundan dürtüp hazır ola geçtim. Fatih ilk başta anlamasa da beni görünce o da hemen hazır ola geçti.
Tam karşımızda durunca "Kız doğru söylüyor. Dediği her şeyi yapıyorsun ve bu ona avantaj sağlıyor."
Komutan beni mi dinlemiş? OHA!!
Komutanın söyledikleriyle sırıtmak istedim. Ama daha canıma susamamıştım o yüzden sustum. "Emredersiniz komutanım!" dedi Fatih.
Komutan yüzünü bana çevirdi. Biraz gerilsem de fark ettirmemeye çalıştım. "Adın ne senin?"
Komutana bakmıyordum tam karşıma bakıyordum. "Gökçe Demir. Bursa. Emret komutanım!"
Komutan beni baştan aşağı süzdü. Ürperdim. "Aferin Gökçe."
Başımı eğip tekrar kaldırdım. Hazır ola geçtim. "Sağ olun komutanım!" Daha ilk günden tebrik almıştım.
Komutan bizimle konuşurken herkes bitirmişti dövüşmeyi. Komutan tekrar aynı yerine geçerken tek sıra dizildik. "İyi dövüştü asker!"
"SAĞOLUN KOMUTANIM!"
Komutan gözlerini hepimizin üzerinde gezdirdi. "Ceza ne merak ediyorsunuzdur şimdi?" Hepimiz sessiz kaldık. "Evet. Kazanan herkesi tebrik ediyorum. Ceza olarak kaybedenler bahçeyi temizleyecek. Kazananlar ise odalarına dönüp akşam yemeğine kadar dinlenebilir." Ellerini birbirine çarptı birkaç kez. "Hadi hadi dağılın!"
"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!"
Komutan çıkınca rahatlamanın verdiği etkiyle sesli bir nefes verdim. Koluma değen elle yerimden sıçradım. "Sakin sakin. Korkutmak istemedim. Sadece tebrik edecektim. Ve uyarılarını de dikkate alacağımı bilmeni istiyorum." dedi Fatih.
Hafifçe tebessüm ettim. "Bende seni tebrik ederim. Sende iyi dövüştün." 'Sadece benim kadar iyi değildin' demek isterdim ama demedim. Başını salladı ve arkasını dönüp gitti. O gittikten sonra gözlerim Efe'yi aradı. Sonra duvarın kenarına çökmüş elinde havluyla boynunu silen Efe'yi gördüm. Yanında da dövüştüğü kız vardı. Muhabbet ediyorlardı.
Neden bilmiyorum ama içimi bir sinir dalgası kapladı. Kıza karşı bir nefret beslemeye başladım gibi geldi ama neden olduğunu çözemedim.
Anlık bir fikirle onların yanına yürüdüm ve Efe'nin boş yanına oturdum. Benim oturmamla iki çift göz bana döndü.
"Selam." diye ilk konuşan ben oldum. Elimi kıza uzattım. "Ben Gökçe."
Kız şaşkın bakışlar eşliğinde elini sıktı. "Bende Rabia. Memnun oldum."
İsme bak ya. En nefret ettiğim isimlerden biri. Ben memnun olmadım canım. Ne yapıyorsunuz siz?!
İç sesimi görmezden gelerek sadece başımı salladım. Bakışlarım Efe'ye döndü. "Ne yapıyorsunuz bakalım? Dövüşü kim kazandı?"
Efe güldü. Ama konuşan kız oldu. "Deniz kazandı ya. Biraz daha geliştirmem lazım kendimi."
Bakışlarım Efe'yi buldu. Ama o kıza bakıyordu. "Aslında iyi dövüşüyorsun. Kendini küçük görme." diye gülümsedi.
Ona gülümseyince benim sinir katsayım dağları taşları aştı Everest'in tepesine ulaştı.
"Rabia," diye seslendim. Bakışları bana dönünce devam ettim. "Yanlış hatırlamıyorsam sizin yani kaybedenler olarak bir cezanız vardı!"
Kaşlarını kaldırdı. "Aa doğru ya. Unuttum ben onu. Sağol hatırlattığın için." diye gülümsedi bence yapay olan bir şekilde ve ayaklandı.
Yapmacık olduğu çok belli olan bir şekilde bende gülümsedim. "Ha bu arada. Birkaç dövüş taktiği istersen bir sonraki derste seninle eş olalım sana birkaç teknik göstereyim. Hı ne dersin?"
Kendini bilmiş bir şekilde sırıttı. "İstersen bende sana gösterebilirim birkaç teknik."
Geri zekâlı! Ego tavan ya. Hava atıyor birde. Ben senin fazla havanı alıyım da gör sen!
Güldüm. Daha çok iç sesime gülmüştüm. Ama Rabia ona güldüğümü düşündüğünü adım gibi biliyordum. "Yarın derste teknikleşelim o zaman biz."
Elini 'tamamdır' gibi işaret yaptı ve el sallayıp gitti. O gidince gözlerim Efe'ye dönünce şaşkın bir şekilde bana baktığını gördüm. 'Ne var?' dercesine kafamı salladım.
Sağ elinin işaret parmağını bana doğrulttu. "Sen," Parmağını kendine çevirdi. "Beni mi kıskandın?"
Şaşkınlıktan ağzım beş karış açıldı. Kıskanmış mıydım?
Yok canım. Ben Efe'nin neyi oluyorum ki onu kıskanacağım.
Sol elimin işaret parmağıyla kendimi gösterdim. "Ben," Evet der gibi başını salladı. Kahkaha attım. "Ben ve kıskanmak aynı cümlede biraz tuhaf oluyor Efecim." diye kahkahamın arasında konuştum. "Ben sadece kız kendimi geliştirmem lazım dediği için ona yardım etmek istemiştim. Sen yanlış anladın."
He he öyledir der gibi başını salladı. "Ama kız beni küçük gördü. Ona gününü göstermezsem," Elini göğsüme yasladım. "Şuramda bir ukde kalır."
"Gök sakın kıza bir şey yapma. Valla daha ilk günlerden ceza alma." dedi endişeyle.
Kaşlarım çatıldı. "Sen bana o kızı mı koruyorsun Deniz." İsmine baskı yapmıştım.
Sanki ona Deniz dememe sinirlenmiş gibi baktı. "Ben Rabia'yı korumuyorum. Ben seni koruyorum. İlk günlerden ceza almanı istemiyorum. Ve ikimizde biliyoruz ki. Sen Rabia'dan daha iyi bir dövüşçüsün."
İçime bir rahatlama gelmişti. Birde bu gıcıktan daha iyi olduğumu söyleyince yanına gururda eklenmişti. "Sen merak etme. Ben ne yapacağımı biliyorum. Sadece biz birazcık oyun oynayacağız."
Ne halin varsa gör der gibi elini salladı. Sonra ayağa kalktı ve elini bana uzattı. Tereddütsüz bir şekilde elini tuttum ve beni kaldırmasına izin verdim. Daha sonra beraber odalarımızın olduğu tarafa yürümeye başladık. Havadan sudan sohbet ediyorduk. Bahçeden geçerken Rabia'yı gördüm. Ona alttan alttan ölümcül bakışlar attım.
Bir süre sonra yol ayrımına gelmiştik birimiz sağdan birimiz soldan gidip odalarımıza girecektik. "Gök yanlış bir şeyler yapma tamam mı? Sorunsuz bir şekilde bitirelim şu okulu."
Başımı salladım. "Tamam Efe. Sende çok abarttın." Arkamı dönmeden önce elimi salladım. "Hadi iyi geceler. Yarın sabah içtimada görüşürüz."
"Görüşürüz." dedi ve elini kaldırdı.
İkimizde arkamızı dönüp odalarımıza ilerledik.
Odama girince ilk işim duş almak oldu. Çok terlemiştim. Hem çok çalışmaktan hem ben normal bir insana göre 2 kat daha fazla terliyordum.
Duştan çıkınca kendimi bornozla yatağa attım. Biraz soluklandıktan sonra kalktım ve kendime hayalet casperli siyah-beyaz pijama çıkartıp giydim.
Yatağa geri girdim. Ve günün verdiği yorgunlukla gözlerim kapandı. Sonrası karanlık.
-----------------------------------
SA bebekler!
Nasılsınız?
Nasıl gidiyor?
Bir sonraki bölümü mezun oldukları bölümden yazmayı planlıyorum ve sizi hiç iyi şeyler beklemiyor şimdiden söyleyeyim.
Gökçe hislerini ne zaman fark edecek sizce?
Benimde en çok aklımı bulandıran soru bu. Bende bilmiyorum çünkü zaman göstercez bakalım.
Sol alt köşedeki yıldızı parlatın lütfen🥺🥺🥺
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
