22. Bölüm: İnat Edip Başarmak

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime · Okuduğun bölüm
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Huzur nedir?

Huzurun TDK tanımı; makam, yamaç, ön, yan, erinç, başın rahat olması, herhangi bir yerde ya da ortamda bulunma, padişah gibi devlet büyüklerinin karşısına çıkma, ve gönül ferahlığı, gönül rahatlığı gibi birden fazla anlamı olacak şekilde açıklanmaktadır.

Benim için ise huzur güvendiğim insanlarla beraber olmaktır. Sevdiğim işi yapmaktır. Sevdiğimle beraber olmaktır.

Ve ben son günlerde çok huzurluyum. Günün büyük bir kısmını Oğuz, Kubilay ve Efe'yle karargahda geçiriyoruz. Abim bir sonraki göreve gidebilmemiz için biri çalıştırıyor. Bu sayede timdekilerle görüşüyoruz. Ve imkan el verdiğince Efe'yle de yalnız kalmaya çalışıyoruz.

Bugün görevden döneli bir hafta oldu ama ben daha abime Efe'yle beraber olduğumuzu söyleyemedim. Ve bu aklımı çok meşgul ediyor.

Şimdi ise Oğuz, Efe ve Kubilay'la beraber her gün yaptığımız gibi antrenman yapıyoruz.

Yaklaşık 5 kilometre koştuktan sonra dinlenmek için oturmuştuk. Soluklanırken Efe bana su uzattı. "İç bakalım sevgilim."

Gülümseyip suyu aldım ve içtim. Sonra aklıma yalnız olmadığımız geldi ve dönüp Kubilay ve Oğuz'a baktım. Şaşkın şaşkın bize bakıyorlardı. "Allah aşkına kimseye bir şey demeyin!" dedim aceleyle.

Oğuz, bir beni bir Efe'yi gösterdi. "Siz ikiniz sevgili misiniz?" diye sordu şaşkınlıkla.

"Oğuz bak Allah aşkına kimseye bir şey deme. Daha çok yeni. Biz söyleyeceğiz ama..." Devamını getiremedim.

"Bir dakika bir dakika," diye araya girdi Kubilay. "Her şey yerine oturdu şimdi." Eliyle beni gösterdi. "Siz bu yüzden sürekli kaçmaya yer arıyordunuz!" diye bir aydınlanma yaşadı.

Kafamı gökyüzüne kaldırıp sabır çektim. Sonra ikisine de sert bir şekilde baktım. İşaret parmağımı onlara doğru salladım. "Bunu siz ikiniz haricinde bilen yok! Bu yüzden herhangi biri -ki bu özellikle abim öğrenirse sizden bilirim. Ve ikinizi de bir kaşık suda boğarım! Anladınız mı beni!?" diye sert bir şekilde uyardım.

Oğuz ağzına fermuar çeker gibi yaptı. "Tamam yenge ya. Benden laf çıkmaz."

"Yenge ne ya!" diye yüzümü buruşturdum. "Bak timin yanında da ağzından kaçırırsan fena olur!"

Kubilay da ağzına fermuar çekermiş gibi yaptı. "Ama uyarayım siz çok açık veriyorsunuz."

Konuşacağım sırada yanımıza bir asker geldi bu yüzden susmak zorunda kaldım. "Komutanım. Altay komutan sizi toplantı odasında bekliyor." dedi ve gitti.

Efe önden yürümeye başlarken "Hayırdır inşallah" diye söylendi. Bizde arkasından onu takip edip toplantı odasına gittik.

İçeri geçince sırayla tekmil verdik.

"Teğmen Kubilay Dede."

"Teğmen Deniz Efe Ataman."

"Teğmen Gökçe Demir."

"Teğmen Oğuz Aslan."

Eliyle masayı gösterdi. "Geçin oturun" Hepimiz geçip oturduk. Timdeki diğerleri de oradaydı. Abime 'neler oluyor' der gibi başımı salladım ama eliyle 'dur dur' işareti yaptı.

"Evet arkadaşlar üstlerden gelen bilgiye göre yeni bir göreviniz var." diye konuşmaya başladı Altay yarbay. "Çoban kod adlı terörist yine ortaya çıktı ve vatanımızın evlatlarını kaçırıyor. Cefakar analarımızın gözleri yaşlı. Şimdiden uyarıyorum görev uzun sürecek. Öncelikle içeriye birlerini sızdırmamız gerekiyor." Kayra komutana dosya tomarı verdi o da elden ele bize dağıttı. "Önünüzdeki dosyalar da çoğu bilgi var. Şimdilik size alt yazı geçeyim. Gökçe ve Pars bir sonraki kaçırma girişiminde orada olacaklar çocukların arasına karışacaklar. Pars oradaki bir adamın yerini alacak. Gökçe ise timdeki en gencimiz olduğu için çocukların arasına karışacak. 15-20 yaş arasındaki çocukları aldıkları için Gökçe de bu sınıra az çok uyuyor." Ekrana birkaç resim yansıttı. "Çoban bu arkadaşlar" diyerek ekranı gösterdi. "Pars ve Gökçe için içeri girdikten sonra işler daha da zorlaşacak. Siz gittikleri kampın yerini bize söyleyince biz oraya baskın yapacağız ve çocukları kurtaracağız ama sizin göreviniz devam edecek."

Elimi kaldırıp izin istedim. "Komutanım çocukların hepsini alıp beni bırakırsanız dikkat çeker ama" diye düşündüğüm soruyu sordum.

"Heh evet işte bu yüzden seninle beraber 5-6 kişiyi bilerek bırakacağız. Gökçe senin görevin burada başlıyor. Kendini sevdirerek iyi bir yerlere gelmen lazım. Çobana yaklaşabildiğiniz kadar yaklaşmanız gerekiyor ki elimizden kaçmasın!" Abime döndü. "Senin akademideki görev gibi bitmesin sonu!"

"Ne görevi?" diye sordum abime bakarken.

Sesli bir nefes verdi. "Ben sadece senin için akademide değildim. Bu çobanın kızının yanlarına yandaş toplamak için okula girdiği bilgisini alınca ve bende akademide olunca görev bana verildi ama maalesef elimizden kaçtı." diye açıkladı.

"Kimmiş bu kız?" diye aklımdaki soruyu sordu Efe.

Abimin "Rabia" dediği an ağzım şaşkınlıkla açıldı.

"Ne oldu tanıyor musun?" diye sordu Yunus abi.

Başımı salladım. "Bu kız sadece 2 sene akademide bulundu ama sonradan bir anda ortadan kayboldu. Ama o 2 senelik süreçte ikimizin de birbirine yapmadığı kalmadı." Aklıma gelenle sırıtmak istedim ama bulunduğum yer buna izin vermedi. "Hatta daha okulun ilk günlerinde ben bunu bir güzel benzetmiştim."

"Vay be benim kardeşime." diye yumruğunu uzattı Sarp. Bende yumruğumu onunla çarpıştırdım.

"Aldığımız istihbarata göre Rabia yurt dışında. Ama siz orada olduğunuz sürede kampa gelebilir. O zaman direk bize bilgi veriyorsunuz." dedi Altay Yarbay. Parsla başımızı salladık. "Görev boyunca hep iletişimde kalın. Hatta çok ayrılmamaya çalışın." Önce bana sonra Pars'a baktı. "Gökçe'nin ilk görevi Pars, o yüzden sana emanet." Pars yandan bana baktıktan sonra başını salladı. "Evet şimdi gidip hazırlanın. Yarın sabahtan hepiniz Diyarbakır'a yolcusunuz."

Hepimiz ayağa kalktık. "Emredersiniz komutanım." ve dışarı çıktık.

Abim hemen yanıma geldi. "Gökçe yapabilirsin değil mi?" diye sordu. Gözlerinden bile endişe damlıyordu.

"Abi, abim sen hiç merak etme. O kadar çalıştım. Hem 3-5 kanı bozuk beni alt edemez." dedim. İçi rahatlasın diye gülümsedim.

"Sana bir şey olursa sorumlusunu Pars sayarım haberin olsun." diye uyardı.

Kıkırdadım. "Peki bundan Pars'ın haberi var mı?"

"Şimdi olacak" Arkasına döndü ve Pars'a seslendi. "PARS!!" Pars koşarak yanımıza geldi.

"Emredin komutanım!"

Abim çenesiyle beni gösterdi. "Kardeşime en ufak bir şey olursa senden bilirim!" dedi sert bir sesle. Pars yutkundu ama el mecbur başını salladı. Abim kolunu omzuma attı. "Hadi eve gidelim de hazırlanalım." Beraber yürümeye başladık.

Arabaya bindik. Özalp abi de hazırlamaya geliyordu. Eve gidene kadar kimse konuşmadı.

Eve girdikten sonra odama kapandım. Sevinçten çığlık atmak istiyordum. Bu isteğimi geri plana atıp banyoya girdim. Kısa bir duştan sonra çıkıp pijamalarımı giydim. Sonra bir sırt çantası alıp içine oradaki insanların giyindiği gibi kıyafetler doldurdum.

Planım adam gibi giyinip aralarına karışmak sonra da yanlışlıkla olmuş gibi kız olduğumu ortaya çıkarmak ve bu sayede beni büyük ihtimalle çobanın yanına götürecekler. Orada da bir şekilde kendimi sevdirmem gerekiyor ama orayı doğaçlama yapacağım. Ama Rabia kampa gelirse işler karışır.

Odamdan yarın yanıma alacağım küçük tabancamı ve kendime ait tüfeğim olan Mercan'ı alıp çıktım. Salona gittim. Abim belgesel izleyip bir yandan da Yasemin'i temizliyordu. Özalp abi de tüfeğini temizliyordu.

"Selamm" diyerek bende yanlarına oturdum ve ilk olarak tabancayı temizlemeye başladım.

Özalp abi önüne bakarken konuştu. "Geçen biz göreve giderken yaptığın konuşmayı yapayım mı yoksa sen kendine dikkat edecek misin?"

Bende tabancayı bitirip Mercan'a geçmiştim. "Gerek yok. Kendime dikkat ederim." Alaycı bir şekilde güldüm. "Ben size endişeleniyorum."

İkisi de başını kaldırıp bana baktı. Şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu. "Göreve gidecek olan sensin. Bize niye endişeleniyorsun?" diye sordu abim.

Kıkırdadım. "Ben yokken aç kalırsınız siz de ondan."

İkisi de ilk başta ters ters bana baktı ama bir anda kahkaha atmaya başladılar. Bende dayanamayıp kahkaha attım. Ama kahkahamızı abimin telefonu böldü. Arkasındaki koltuğa uzanıp telefonunu aldı ve açtı. "Efendim Doktor" Arayan Birgül ablaydı.

Bir süre dinledi. "Vay iyi fikir."

Yine dinledi. "Tamam yarım saate oradayız. Sen konum atarsın mekanı." dedi ve kapattı.

"Ne olmuş? Nereye gidiyoruz?" diye sordum Mercan'ı kılıfına koyarken.

"Doktorla Dilsiz göreve gideceğimiz için bir mekan ayarlamış. Bütün tim oraya gidiyoruz." dedi o da ayaklanırken.

"Ayy süper. Hem kızlarıyla da tanışmış olurum." dedim bir elimde tabanca bir elimde Mercan odama koşarken.

Hemen dolabımdan birkaç parça kıyafet çıkardım. Gri bir eşofmanın üstüne aynı renk atlet ve onun üstüne de koyu gri bir sweatshirt giydim. Ayağıma da gri nikelarımı geçirince süper oldum.

Banyo yaptığım için kabarmasın diye saçıma da hızlı bir fön çektim.

Ve mükemmelim.

Odamdan çıktım. "Abiler ben hazırım!" diye seslendim ikisine de. İkisi de aynı anda odalarından çıktı. "Yuh ya. Nasıl aynı anda çıkmayı becerdiniz!" diye cırladım.

"Ya sus hadi ben acıktım. İnşallah yemekli bir mekan ayarlamışlardır." dedi dışarı çıkan Şortlu abi. Şort giymişti... Yine!

Şaşırdık mı? Asla. Neden? Çünkü kamuflajlar haricinde uzun bir şey giydiğini görmedim.

"Şortlu abicim." diye seslendim tatlı tatlı. "Acaba senin hiç uzun paçalı bir eşofmanın var mı?"

Başını salladı. Ciddi ciddi başını salladı. "Evet var. Bir tane ama kirli ya. Yıkanacak bekliyor." dedi.

"Ne renk peki?" diye sordum. Siyah derse sinir krizi geçiririm. Çünkü dün sabah yıkamadan önce sormuştum. 'Siyahlarınız var mı?' diye.

"Siyah" dedi gayet normal bir şeymiş gibi. Ona baktım. Dişlerimi sıktım. Öldürecekmiş gibi baktım. "Gökçe, kardeşim. Niye öyle bakıyorsun?" diye sordu tırsmış bir sesle.

"Abi ben daha dün sormadım mı yıkanacak siyahlarınız var mı diye." Ürkütücü bir sakinlikle konuştum.

"Bilmem sordun mu?" diye omuz silkti.

Sabır çekip arabaya bindim. Özalp abi da sazını yanıma bırakıp kapıyı kapattı. Abim ve Özalp abi de yerine oturunca yola çıktık.

Yol boyunca söylenmiştim Özalp abi yıkanması için sorduğum zaman eşofmanını vermediği için.

Arabadan inerken de son noktayı koydum. "Ben yokken ne yapacaksınız çok merak ediyorum!"

Onları beklemeden restoranın içine girdim. Etrafıma bakınca hepsinin geldiğini gördüm. Ve yanlarına gittim. "Selamm millet!"

"Vay vay kimleri görüyorum. Hoş geldin." diye bana sarıldı Birgül abla. "Bak seni kiminle tanıştıracağım." 13-14 yaşlarında bir kızın yanına götürdü. "Bak bu kızım Ceyda." Ceyda'ya baktı. "Ceyda bu da çok merak ettiğin Gökçe ablan"

Ceyda'nın yanına oturdum. "Merhaba Ceyda. Ben Gökçe memnun oldum." diye elimi uzattım.

Elimi sıktı. "Bende Ceyda memnun oldum." Beni süzdü. "Sende mi askersin?"

Başımı salladım. "Evet bende askerim."

"Peki görevin ne?" diye sordu merakla.

Nasıl anlatabilir diye biraz düşündüm. "Dürbünlü tüfekleri biliyor musun?" diye sordum. Başını salladı. "Heh ben kimsenin beni göremeyeceği bir yere saklanıp çok uzaktaki hedefleri vuruyorum." diye açıkladım.

Gözleri parladı. "Keskin nişancı yani." Başımı salladım. "Çok güzel ya. Tüfeğini bana da gösterir misin?"

"Gösteririm tabii ki" diye gülümsedim.

Bir süre de masadakilerle sohbet ettik. Kayra komutanın eşiyle tanıştım. Yaren abla. Çok sıcakkanlı biriydi.

Herkes toplanınca yemek sipariş vermeye başlamıştık. Sıra bana gelince. "Bir kuşbaşılı kaşarlı pide, 2 acılı lahmacun ve kola." diye siparişimi verince "YUH!!" diye bağırdı Sarp. "Ne oldu ya?" dedim ve ona ters bir bakış attım.

"Kızım nerene yicen sen o kadar şeyi?" diye sordu şaşkınlıkla.

Omuz silktim. "Bir süre fazla bir şey yiyemeyeceğime göre şimdiden stoklamam gerekiyor." dedim.

Garson gidince baş tarafta oturan Kayra komutan konuştu. "Bir plan yaptın mı Gökçe?"

Başımı salladım. "Evet komutanım. Erkek kılığına gireceğim. Sonra yanlışlıkla olmuş gibi kız olduğumu ortaya çıkaracağım. Sonra tabii ki akıbetime karar vermek için onlardan üst düzey birinin yanına götüreceklerdir beni. Orada da kendimi bir şekilde aralarına karışacağım. Bu sayede yavaş yavaş yükseleceğim. Ama şöyle bir durum var. Rabia da gelirse işler karışır."

Yemekler gelmişti. Kayra komutan başını salladı. "Güzel plan işe yarayabilir. Ama yanına yörene silah da gizlemen gerekiyor. "

Ağzıma pidemden parça attım. Başımı salladım. "Onu da hallettim. Postalımın tabanına bıçak için delik açtım ve hiç belli olmuyor. Diğer bir bıçağım da saç tokası şeklinde onunla da saçlarımı toplayıp saklayacağım. Tabancayı da diğer postalın içine gizleyeceğim. Tam içine sığacak şekilde ayarladım."

Beğenmiş gibi dudaklarını büzdü. "Vay be baya düşünmüşsün." Sonra Pars'a döndü. "Sende kurmuşsundur kafanda bir şeyler."

Pars da kafasını salladı ve planını anlattı. Onun işi o kadar zor değildi. Bir adamı öldürüp onun yerine geçecekti.

Sonrası gırgır şamatayla geçti. Yemek yerken Sarp'la şakalaştık.

Efe bir kere benden tuzluk isteyince Oğuzla Kubilay imalı imalı bakışlar atmışlardı. Bende onları bakışlarımla uyarmıştım.

Şimdi ise tatlı yiyorduk. Özalp abi bana bakıp "Bir şarkı patlatalım mı Gökçe?" diye sordu. Bir yandan da sazını çıkartıyordu.

Hevesle başımı salladım. "Ama ben seçicem parçayı." diye şart koştum. O da başını sallayınca biraz düşündüm. Ne olabilir diye.

Aklıma gelince yerimden kalktım. Gidip Özalp abinin kulağına fısıldadım. "Güzel seçim." dedi. Ona gülümseyip yerime otururken hafifçe Efe'nin kulağına eğildim. "Bu şarkı sana gelsin sevgilim" diye fısıldadım. Kimse fark etmeden de yerime oturdum.

Özalp abi çalmaya başladı. Derin bir nefes alıp şarkıya giriş yaptım.

"Fikrimin ince gülü
Kalbimin şen bülbülü
Fikrimin ince gülü
Kalbimin şen bülbülü
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
Gördüğüm günden beri
Olmuşum inan deli
Gördüğüm günden beri
Olmuşum inan deli
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni."

Sustum. Melodi ilerledi. Biraz geçince tekrar söylemeye başladım.

"Ateşli dudakların
Gamzeli yanakların
Ateşli dudakların
Gamzeli yanakların
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm semi
Yaktın ah yaktın beni
Ellerin ellerimde
Leblerin leblerimde
Ellerin ellerimde
Leblerin leblerimde
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni"

Son kelimeyi biraz uzatarak bitirdim.

Bir anda büyük bir alkış tufanı koptu. O an hatırladım restoranda olduğumuzu.

Oradaki tebriklerden sonra sabah erken kalkacağımız için ayrıldık. Herkes evlerine dağıldı.

Eve geçince odama geçip pijamalarımı giymiş yatağa yatacağım sırada kapıma vuruldu. "Gökçe geleyim mi abim?"

Sanki görebilecekmiş gibi başımı salladım. "Gel abi."

Abim içeri girdi. "Beraber yatalım mı?" diye sordu.

Bende sanki sormasını bekliyormuş gibi hemen başımı salladım. Ve yanından geçerken yanağına öpücük kondurdum. Abimin odasına gidip pikenin altına girdim. Abimde yanıma yatınca kafamı göğsüne yasladım. Abimde saçlarımın üstüne öpücük kondurdu. Sonra da saçlarımı sevmeye başladı. "Gökçe dikkat et tamam mı? Kahramanlık yapmaya çalışma."

Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Daha iyi anlasın diye. "Abi, senin benim görevim bu. Kahramanlık yapmak. Ama dikkat edeceğime karşı söz verebilirim." Geri kafamı göğsüne yasladım. "Sende söz ver. Evi çok dağıtmayacaksınız. Valla çok zor topluyorum." dedim alayla.

Ufak bir kahkaha attı. "Tamam söz. Mercan'ı ne yapacaksın?"

Ah canım benim. Onunla çok anım olmasa da çok seviyorum onu. Canım tüfeğim.

İç çektim. "Onu birine emanet edeceğim. En az benim kadar iyi bakacak birine."

"Kimmiş peki bu şanslı kişi?" diye sordu.

Aklıma Efe'nin gelmesiyle güldüm. Onu çok özleyecektim. "Yarın Mercan'ı verirken görürsün." dedim.

"Söylesene işte." diye yakındı.

"Banane banane" diye inat ettim. "Hadi ya uyumaya çağırdın beni muhabbette değil."

"Tamam hadi iyi geceler." dedi yenilmişlikle.

"İyi geceler." dedim ve kendimi abimin güvenli kolları arasında uykuya bıraktım.

-------------------------
Merhabalar efenim!

Nasılsınız? Sağlığınız sıhhatiniz yerindedir inşallah.

Evet bomba gibi bir bölüm daha sizlerle.

Sizce nasıl gidiyor?

Yorum! Lütfen🥺🥺

Hayallerinizle kalın;)Huzur nedir?

Huzurun TDK tanımı; makam, yamaç, ön, yan, erinç, başın rahat olması, herhangi bir yerde ya da ortamda bulunma, padişah gibi devlet büyüklerinin karşısına çıkma, ve gönül ferahlığı, gönül rahatlığı gibi birden fazla anlamı olacak şekilde açıklanmaktadır.

Benim için ise huzur güvendiğim insanlarla beraber olmaktır. Sevdiğim işi yapmaktır. Sevdiğimle beraber olmaktır.

Ve ben son günlerde çok huzurluyum. Günün büyük bir kısmını Oğuz, Kubilay ve Efe'yle karargahda geçiriyoruz. Abim bir sonraki göreve gidebilmemiz için biri çalıştırıyor. Bu sayede timdekilerle görüşüyoruz. Ve imkan el verdiğince Efe'yle de yalnız kalmaya çalışıyoruz.

Bugün görevden döneli bir hafta oldu ama ben daha abime Efe'yle beraber olduğumuzu söyleyemedim. Ve bu aklımı çok meşgul ediyor.

Şimdi ise Oğuz, Efe ve Kubilay'la beraber her gün yaptığımız gibi antrenman yapıyoruz.

Yaklaşık 5 kilometre koştuktan sonra dinlenmek için oturmuştuk. Soluklanırken Efe bana su uzattı. "İç bakalım sevgilim."

Gülümseyip suyu aldım ve içtim. Sonra aklıma yalnız olmadığımız geldi ve dönüp Kubilay ve Oğuz'a baktım. Şaşkın şaşkın bize bakıyorlardı. "Allah aşkına kimseye bir şey demeyin!" dedim aceleyle.

Oğuz, bir beni bir Efe'yi gösterdi. "Siz ikiniz sevgili misiniz?" diye sordu şaşkınlıkla.

"Oğuz bak Allah aşkına kimseye bir şey deme. Daha çok yeni. Biz söyleyeceğiz ama..." Devamını getiremedim.

"Bir dakika bir dakika," diye araya girdi Kubilay. "Her şey yerine oturdu şimdi." Eliyle beni gösterdi. "Siz bu yüzden sürekli kaçmaya yer arıyordunuz!" diye bir aydınlanma yaşadı.

Kafamı gökyüzüne kaldırıp sabır çektim. Sonra ikisine de sert bir şekilde baktım. İşaret parmağımı onlara doğru salladım. "Bunu siz ikiniz haricinde bilen yok! Bu yüzden herhangi biri -ki bu özellikle abim öğrenirse sizden bilirim. Ve ikinizi de bir kaşık suda boğarım! Anladınız mı beni!?" diye sert bir şekilde uyardım.

Oğuz ağzına fermuar çeker gibi yaptı. "Tamam yenge ya. Benden laf çıkmaz."

"Yenge ne ya!" diye yüzümü buruşturdum. "Bak timin yanında da ağzından kaçırırsan fena olur!"

Kubilay da ağzına fermuar çekermiş gibi yaptı. "Ama uyarayım siz çok açık veriyorsunuz."

Konuşacağım sırada yanımıza bir asker geldi bu yüzden susmak zorunda kaldım. "Komutanım. Altay komutan sizi toplantı odasında bekliyor." dedi ve gitti.

Efe önden yürümeye başlarken "Hayırdır inşallah" diye söylendi. Bizde arkasından onu takip edip toplantı odasına gittik.

İçeri geçince sırayla tekmil verdik.

"Teğmen Kubilay Dede."

"Teğmen Deniz Efe Ataman."

"Teğmen Gökçe Demir."

"Teğmen Oğuz Aslan."

Eliyle masayı gösterdi. "Geçin oturun" Hepimiz geçip oturduk. Timdeki diğerleri de oradaydı. Abime 'neler oluyor' der gibi başımı salladım ama eliyle 'dur dur' işareti yaptı.

"Evet arkadaşlar üstlerden gelen bilgiye göre yeni bir göreviniz var." diye konuşmaya başladı Altay yarbay. "Çoban kod adlı terörist yine ortaya çıktı ve vatanımızın evlatlarını kaçırıyor. Cefakar analarımızın gözleri yaşlı. Şimdiden uyarıyorum görev uzun sürecek. Öncelikle içeriye birlerini sızdırmamız gerekiyor." Kayra komutana dosya tomarı verdi o da elden ele bize dağıttı. "Önünüzdeki dosyalar da çoğu bilgi var. Şimdilik size alt yazı geçeyim. Gökçe ve Pars bir sonraki kaçırma girişiminde orada olacaklar çocukların arasına karışacaklar. Pars oradaki bir adamın yerini alacak. Gökçe ise timdeki en gencimiz olduğu için çocukların arasına karışacak. 15-20 yaş arasındaki çocukları aldıkları için Gökçe de bu sınıra az çok uyuyor." Ekrana birkaç resim yansıttı. "Çoban bu arkadaşlar" diyerek ekranı gösterdi. "Pars ve Gökçe için içeri girdikten sonra işler daha da zorlaşacak. Siz gittikleri kampın yerini bize söyleyince biz oraya baskın yapacağız ve çocukları kurtaracağız ama sizin göreviniz devam edecek."

Elimi kaldırıp izin istedim. "Komutanım çocukların hepsini alıp beni bırakırsanız dikkat çeker ama" diye düşündüğüm soruyu sordum.

"Heh evet işte bu yüzden seninle beraber 5-6 kişiyi bilerek bırakacağız. Gökçe senin görevin burada başlıyor. Kendini sevdirerek iyi bir yerlere gelmen lazım. Çobana yaklaşabildiğiniz kadar yaklaşmanız gerekiyor ki elimizden kaçmasın!" Abime döndü. "Senin akademideki görev gibi bitmesin sonu!"

"Ne görevi?" diye sordum abime bakarken.

Sesli bir nefes verdi. "Ben sadece senin için akademide değildim. Bu çobanın kızının yanlarına yandaş toplamak için okula girdiği bilgisini alınca ve bende akademide olunca görev bana verildi ama maalesef elimizden kaçtı." diye açıkladı.

"Kimmiş bu kız?" diye aklımdaki soruyu sordu Efe.

Abimin "Rabia" dediği an ağzım şaşkınlıkla açıldı.

"Ne oldu tanıyor musun?" diye sordu Yunus abi.

Başımı salladım. "Bu kız sadece 2 sene akademide bulundu ama sonradan bir anda ortadan kayboldu. Ama o 2 senelik süreçte ikimizin de birbirine yapmadığı kalmadı." Aklıma gelenle sırıtmak istedim ama bulunduğum yer buna izin vermedi. "Hatta daha okulun ilk günlerinde ben bunu bir güzel benzetmiştim."

"Vay be benim kardeşime." diye yumruğunu uzattı Sarp. Bende yumruğumu onunla çarpıştırdım.

"Aldığımız istihbarata göre Rabia yurt dışında. Ama siz orada olduğunuz sürede kampa gelebilir. O zaman direk bize bilgi veriyorsunuz." dedi Altay Yarbay. Parsla başımızı salladık. "Görev boyunca hep iletişimde kalın. Hatta çok ayrılmamaya çalışın." Önce bana sonra Pars'a baktı. "Gökçe'nin ilk görevi Pars, o yüzden sana emanet." Pars yandan bana baktıktan sonra başını salladı. "Evet şimdi gidip hazırlanın. Yarın sabahtan hepiniz Diyarbakır'a yolcusunuz."

Hepimiz ayağa kalktık. "Emredersiniz komutanım." ve dışarı çıktık.

Abim hemen yanıma geldi. "Gökçe yapabilirsin değil mi?" diye sordu. Gözlerinden bile endişe damlıyordu.

"Abi, abim sen hiç merak etme. O kadar çalıştım. Hem 3-5 kanı bozuk beni alt edemez." dedim. İçi rahatlasın diye gülümsedim.

"Sana bir şey olursa sorumlusunu Pars sayarım haberin olsun." diye uyardı.

Kıkırdadım. "Peki bundan Pars'ın haberi var mı?"

"Şimdi olacak" Arkasına döndü ve Pars'a seslendi. "PARS!!" Pars koşarak yanımıza geldi.

"Emredin komutanım!"

Abim çenesiyle beni gösterdi. "Kardeşime en ufak bir şey olursa senden bilirim!" dedi sert bir sesle. Pars yutkundu ama el mecbur başını salladı. Abim kolunu omzuma attı. "Hadi eve gidelim de hazırlanalım." Beraber yürümeye başladık.

Arabaya bindik. Özalp abi de hazırlamaya geliyordu. Eve gidene kadar kimse konuşmadı.

Eve girdikten sonra odama kapandım. Sevinçten çığlık atmak istiyordum. Bu isteğimi geri plana atıp banyoya girdim. Kısa bir duştan sonra çıkıp pijamalarımı giydim. Sonra bir sırt çantası alıp içine oradaki insanların giyindiği gibi kıyafetler doldurdum.

Planım adam gibi giyinip aralarına karışmak sonra da yanlışlıkla olmuş gibi kız olduğumu ortaya çıkarmak ve bu sayede beni büyük ihtimalle çobanın yanına götürecekler. Orada da bir şekilde kendimi sevdirmem gerekiyor ama orayı doğaçlama yapacağım. Ama Rabia kampa gelirse işler karışır.

Odamdan yarın yanıma alacağım küçük tabancamı ve kendime ait tüfeğim olan Mercan'ı alıp çıktım. Salona gittim. Abim belgesel izleyip bir yandan da Yasemin'i temizliyordu. Özalp abi de tüfeğini temizliyordu.

"Selamm" diyerek bende yanlarına oturdum ve ilk olarak tabancayı temizlemeye başladım.

Özalp abi önüne bakarken konuştu. "Geçen biz göreve giderken yaptığın konuşmayı yapayım mı yoksa sen kendine dikkat edecek misin?"

Bende tabancayı bitirip Mercan'a geçmiştim. "Gerek yok. Kendime dikkat ederim." Alaycı bir şekilde güldüm. "Ben size endişeleniyorum."

İkisi de başını kaldırıp bana baktı. Şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu. "Göreve gidecek olan sensin. Bize niye endişeleniyorsun?" diye sordu abim.

Kıkırdadım. "Ben yokken aç kalırsınız siz de ondan."

İkisi de ilk başta ters ters bana baktı ama bir anda kahkaha atmaya başladılar. Bende dayanamayıp kahkaha attım. Ama kahkahamızı abimin telefonu böldü. Arkasındaki koltuğa uzanıp telefonunu aldı ve açtı. "Efendim Doktor" Arayan Birgül ablaydı.

Bir süre dinledi. "Vay iyi fikir."

Yine dinledi. "Tamam yarım saate oradayız. Sen konum atarsın mekanı." dedi ve kapattı.

"Ne olmuş? Nereye gidiyoruz?" diye sordum Mercan'ı kılıfına koyarken.

"Doktorla Dilsiz göreve gideceğimiz için bir mekan ayarlamış. Bütün tim oraya gidiyoruz." dedi o da ayaklanırken.

"Ayy süper. Hem kızlarıyla da tanışmış olurum." dedim bir elimde tabanca bir elimde Mercan odama koşarken.

Hemen dolabımdan birkaç parça kıyafet çıkardım. Gri bir eşofmanın üstüne aynı renk atlet ve onun üstüne de koyu gri bir sweatshirt giydim. Ayağıma da gri nikelarımı geçirince süper oldum.

Banyo yaptığım için kabarmasın diye saçıma da hızlı bir fön çektim.

Ve mükemmelim.

Odamdan çıktım. "Abiler ben hazırım!" diye seslendim ikisine de. İkisi de aynı anda odalarından çıktı. "Yuh ya. Nasıl aynı anda çıkmayı becerdiniz!" diye cırladım.

"Ya sus hadi ben acıktım. İnşallah yemekli bir mekan ayarlamışlardır." dedi dışarı çıkan Şortlu abi. Şort giymişti... Yine!

Şaşırdık mı? Asla. Neden? Çünkü kamuflajlar haricinde uzun bir şey giydiğini görmedim.

"Şortlu abicim." diye seslendim tatlı tatlı. "Acaba senin hiç uzun paçalı bir eşofmanın var mı?"

Başını salladı. Ciddi ciddi başını salladı. "Evet var. Bir tane ama kirli ya. Yıkanacak bekliyor." dedi.

"Ne renk peki?" diye sordum. Siyah derse sinir krizi geçiririm. Çünkü dün sabah yıkamadan önce sormuştum. 'Siyahlarınız var mı?' diye.

"Siyah" dedi gayet normal bir şeymiş gibi. Ona baktım. Dişlerimi sıktım. Öldürecekmiş gibi baktım. "Gökçe, kardeşim. Niye öyle bakıyorsun?" diye sordu tırsmış bir sesle.

"Abi ben daha dün sormadım mı yıkanacak siyahlarınız var mı diye." Ürkütücü bir sakinlikle konuştum.

"Bilmem sordun mu?" diye omuz silkti.

Sabır çekip arabaya bindim. Özalp abi da sazını yanıma bırakıp kapıyı kapattı. Abim ve Özalp abi de yerine oturunca yola çıktık.

Yol boyunca söylenmiştim Özalp abi yıkanması için sorduğum zaman eşofmanını vermediği için.

Arabadan inerken de son noktayı koydum. "Ben yokken ne yapacaksınız çok merak ediyorum!"

Onları beklemeden restoranın içine girdim. Etrafıma bakınca hepsinin geldiğini gördüm. Ve yanlarına gittim. "Selamm millet!"

"Vay vay kimleri görüyorum. Hoş geldin." diye bana sarıldı Birgül abla. "Bak seni kiminle tanıştıracağım." 13-14 yaşlarında bir kızın yanına götürdü. "Bak bu kızım Ceyda." Ceyda'ya baktı. "Ceyda bu da çok merak ettiğin Gökçe ablan"

Ceyda'nın yanına oturdum. "Merhaba Ceyda. Ben Gökçe memnun oldum." diye elimi uzattım.

Elimi sıktı. "Bende Ceyda memnun oldum." Beni süzdü. "Sende mi askersin?"

Başımı salladım. "Evet bende askerim."

"Peki görevin ne?" diye sordu merakla.

Nasıl anlatabilir diye biraz düşündüm. "Dürbünlü tüfekleri biliyor musun?" diye sordum. Başını salladı. "Heh ben kimsenin beni göremeyeceği bir yere saklanıp çok uzaktaki hedefleri vuruyorum." diye açıkladım.

Gözleri parladı. "Keskin nişancı yani." Başımı salladım. "Çok güzel ya. Tüfeğini bana da gösterir misin?"

"Gösteririm tabii ki" diye gülümsedim.

Bir süre de masadakilerle sohbet ettik. Kayra komutanın eşiyle tanıştım. Yaren abla. Çok sıcakkanlı biriydi.

Herkes toplanınca yemek sipariş vermeye başlamıştık. Sıra bana gelince. "Bir kuşbaşılı kaşarlı pide, 2 acılı lahmacun ve kola." diye siparişimi verince "YUH!!" diye bağırdı Sarp. "Ne oldu ya?" dedim ve ona ters bir bakış attım.

"Kızım nerene yicen sen o kadar şeyi?" diye sordu şaşkınlıkla.

Omuz silktim. "Bir süre fazla bir şey yiyemeyeceğime göre şimdiden stoklamam gerekiyor." dedim.

Garson gidince baş tarafta oturan Kayra komutan konuştu. "Bir plan yaptın mı Gökçe?"

Başımı salladım. "Evet komutanım. Erkek kılığına gireceğim. Sonra yanlışlıkla olmuş gibi kız olduğumu ortaya çıkaracağım. Sonra tabii ki akıbetime karar vermek için onlardan üst düzey birinin yanına götüreceklerdir beni. Orada da kendimi bir şekilde aralarına karışacağım. Bu sayede yavaş yavaş yükseleceğim. Ama şöyle bir durum var. Rabia da gelirse işler karışır."

Yemekler gelmişti. Kayra komutan başını salladı. "Güzel plan işe yarayabilir. Ama yanına yörene silah da gizlemen gerekiyor. "

Ağzıma pidemden parça attım. Başımı salladım. "Onu da hallettim. Postalımın tabanına bıçak için delik açtım ve hiç belli olmuyor. Diğer bir bıçağım da saç tokası şeklinde onunla da saçlarımı toplayıp saklayacağım. Tabancayı da diğer postalın içine gizleyeceğim. Tam içine sığacak şekilde ayarladım."

Beğenmiş gibi dudaklarını büzdü. "Vay be baya düşünmüşsün." Sonra Pars'a döndü. "Sende kurmuşsundur kafanda bir şeyler."

Pars da kafasını salladı ve planını anlattı. Onun işi o kadar zor değildi. Bir adamı öldürüp onun yerine geçecekti.

Sonrası gırgır şamatayla geçti. Yemek yerken Sarp'la şakalaştık.

Efe bir kere benden tuzluk isteyince Oğuzla Kubilay imalı imalı bakışlar atmışlardı. Bende onları bakışlarımla uyarmıştım.

Şimdi ise tatlı yiyorduk. Özalp abi bana bakıp "Bir şarkı patlatalım mı Gökçe?" diye sordu. Bir yandan da sazını çıkartıyordu.

Hevesle başımı salladım. "Ama ben seçicem parçayı." diye şart koştum. O da başını sallayınca biraz düşündüm. Ne olabilir diye.

Aklıma gelince yerimden kalktım. Gidip Özalp abinin kulağına fısıldadım. "Güzel seçim." dedi. Ona gülümseyip yerime otururken hafifçe Efe'nin kulağına eğildim. "Bu şarkı sana gelsin sevgilim" diye fısıldadım. Kimse fark etmeden de yerime oturdum.

Özalp abi çalmaya başladı. Derin bir nefes alıp şarkıya giriş yaptım.

"Fikrimin ince gülü
Kalbimin şen bülbülü
Fikrimin ince gülü
Kalbimin şen bülbülü
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
Gördüğüm günden beri
Olmuşum inan deli
Gördüğüm günden beri
Olmuşum inan deli
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni."

Sustum. Melodi ilerledi. Biraz geçince tekrar söylemeye başladım.

"Ateşli dudakların
Gamzeli yanakların
Ateşli dudakların
Gamzeli yanakların
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm semi
Yaktın ah yaktın beni
Ellerin ellerimde
Leblerin leblerimde
Ellerin ellerimde
Leblerin leblerimde
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni
O gün ki gördüm seni
Yaktın ah yaktın beni"

Son kelimeyi biraz uzatarak bitirdim.

Bir anda büyük bir alkış tufanı koptu. O an hatırladım restoranda olduğumuzu.

Oradaki tebriklerden sonra sabah erken kalkacağımız için ayrıldık. Herkes evlerine dağıldı.

Eve geçince odama geçip pijamalarımı giymiş yatağa yatacağım sırada kapıma vuruldu. "Gökçe geleyim mi abim?"

Sanki görebilecekmiş gibi başımı salladım. "Gel abi."

Abim içeri girdi. "Beraber yatalım mı?" diye sordu.

Bende sanki sormasını bekliyormuş gibi hemen başımı salladım. Ve yanından geçerken yanağına öpücük kondurdum. Abimin odasına gidip pikenin altına girdim. Abimde yanıma yatınca kafamı göğsüne yasladım. Abimde saçlarımın üstüne öpücük kondurdu. Sonra da saçlarımı sevmeye başladı. "Gökçe dikkat et tamam mı? Kahramanlık yapmaya çalışma."

Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Daha iyi anlasın diye. "Abi, senin benim görevim bu. Kahramanlık yapmak. Ama dikkat edeceğime karşı söz verebilirim." Geri kafamı göğsüne yasladım. "Sende söz ver. Evi çok dağıtmayacaksınız. Valla çok zor topluyorum." dedim alayla.

Ufak bir kahkaha attı. "Tamam söz. Mercan'ı ne yapacaksın?"

Ah canım benim. Onunla çok anım olmasa da çok seviyorum onu. Canım tüfeğim.

İç çektim. "Onu birine emanet edeceğim. En az benim kadar iyi bakacak birine."

"Kimmiş peki bu şanslı kişi?" diye sordu.

Aklıma Efe'nin gelmesiyle güldüm. Onu çok özleyecektim. "Yarın Mercan'ı verirken görürsün." dedim.

"Söylesene işte." diye yakındı.

"Banane banane" diye inat ettim. "Hadi ya uyumaya çağırdın beni muhabbette değil."

"Tamam hadi iyi geceler." dedi yenilmişlikle.

"İyi geceler." dedim ve kendimi abimin güvenli kolları arasında uykuya bıraktım.

-------------------------
Merhabalar efenim!

Nasılsınız? Sağlığınız sıhhatiniz yerindedir inşallah.

Evet bomba gibi bir bölüm daha sizlerle.

Sizce nasıl gidiyor?

Yorum! Lütfen🥺🥺

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.