35. bölüm / 36
Sınır Tanımayan Hayaller33. Bölüm: Kavga ve Sonrası
Bölümler 36Şu an: 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası
- 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
- 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
- 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
- 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
- 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
- 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
- 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
- 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime
- 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
- 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
- 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
- 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
- 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
- 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
- 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
- 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
- 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
- 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
- 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
- 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
- 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
- 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
- 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
- 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
- 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
- 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
- 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
- 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
- 29 27. Bölüm: Video568 kelime
- 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
- 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
- 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
- 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
- 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
- 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Önce abime gittim ve tam 10 dakika boyunca dürtükledim. "Abi." diyorum. "Hı," diyor.
"Kalk kahvaltı hazırladım." diyorum. "Hıhı," deyip yerine daha çok yerleşip uyumaya devam ediyor.
Her neyse...
Abimi bir şekilde yataktan kaldırdıktan pardon çok pardon yataktan düşürdükten sonra Özalp abiye gittim.
Hala uyuyordur diye kapıyı tıklamadan içeriye daldım.
Dalmaz olaydım. Ah salak kafam niye kapıyı çalmıyorsun sen ya! Offfffff!
Özalp abi yatak başlığına sırtını yaslamış kulağında telefonla kafasını tavana kaldırmış bir şekilde hülyalı hülyalı gülümsüyordu.
Evet evet. Kulağında telefonla tavana gülücükler saçıyordu.
Ben girince anında bakışları bana döndü. Sanırım bir dakika kadar bakıştık. İlk gözlerini kaçıran suçlu olan ben oldum. Ve dudaklarımı oynatarak "Pardon," deyip gerisin geriye kapıyı kapattım ve mutfağa adımladım.
Hay yapacağım işi ben yaaa!
Bir yanım kendime söverken diğer yanım 'Acaba kiminle konuşuyordu da öyle gülümsüyordu?' diye düşünmeden edemiyordu yani...
Mutfakta ileri geri volta atmaya başladığım sırada içeriye abim girdi. Her zaman oturduğu sandalyesine otururken "Ne oldu?" diye sordu.
Tam o sırada içeriye ışık hızıyla Özalp abi girdi. "Gökçe!" dedi sert bir sesle. Yutkundum.
Gökçe şimdi ayvayı yedin kızım!
"Sen niye kapıyı çalmadan içeriye giriyorsun?" diye sordu aynı sertlikle.
"Ne biliyim ben ya!" dedim bende savunma olarak. "Uyuyorsun zannettim. Kahvaltı hazırladım size! İyilik yaramıyor ki!" diye cırladım.
"Demogoji yapma!" dedi Özalp abi sandalyesine otururken.
"Ne demogo-" diyordum ki, "Ne oluyo ya!" diye sertçe aramıza girdi abim.
Özalp abi beni gösterdi. "Senin bu kardeşin sevgilimle konuşurken odaya daldı bir anda!" diye açıkladı.
Gözlerim kocaman oldu!
Sevgili mi?!
"Sevgili mi?!" diye aklımdaki soruyu sordum dehşet içinde. "Sevgilin mi var senin? Hem de benim" Parmağımla göğsümü dürttüm. "Kardeşinin haberi yok öyle mi?" diye sordum kızgınlıkla. "Yengemle beni neden tanıştırmadın ha!?"
"Iııı...Şey...Şöyle...Şimdi aslında tanıştırmayı düşünüyordum ama araya senin görev girince kaldı işte." dedi bir anda yumuşamıştı. "Onun senden haberi var."
Bir şaşkınlık dalgası daha beni ele geçirdi. "Onun benden haberi var ama benim ondan haberim yok! Öyle mi?!" diye sordum sinirle. Başını salladı. Sabır çektim. "Her neyse!" Ona işaret parmağımı salladım. "Bu konu sonra konuşulacak ve en yakın zaman da tanışacağız! Anlaşmanın maddeleri hakkında konuşacağız."
"Ne anlaşması?"
"Benden oğlan almak o kadar kolay değil! Bazı şartlarım var." dedim bilmiş bilmiş. "He birde ben kıskanırım haberiniz olsun!"
"Tamam Gökçe tamam." dedi abim tahammülsüzce. "Hadi otur da yiyelim artık."
Oturdum. Kahvaltımı yapmaya başladım.
Şu sevgili meselesini anlatmam gerekiyordu. Bu akşam timle bir yemek organize etmiştim ve orada söyleyecektik Efe'yle. Ama önce abime söylemem en doğrusu olurdu.
Bu yüzden çatalımı tabağımın kenarına koyup derin bir nefes aldım ve yerimde dikleştim. Boğazımı temizledim. İkisi de bana baktı. "Hazır sevgili konusu açılmışken benim bir şey demem lazım."
"Ne diyeceksin?" dedi Özalp abi. Abim de çatalını tabağın kenarına bırakmış tüm dikkatini bana vermişti.
"Benim de sevgilim var." diye bombanın pimini çektim. Ve...
BOOOMM!
"Ne dedin ne dedin?" dedi abim.
"Sevgilim var!" dedim aynı şekilde.
"Kim?" diye sordu Özalp abi. "Tanıdığımız biri mi?" Başımı salladım. "Kim?" diye yineledi sorusunu.
"Bu akşam ki yemekte bütün time söyleyeceğim ama önce abi senin duyman gerektiğini düşünüyorum." dedim ve derin bir nefes alıp verdim. "Sevgilim...Sevgilim Efe."
"Efe?" dedi anlamamış gibi.
Kıt mısın abi ya! Nesini anlamadın Allah aşkına!
"Efe işte." dedim tahammülsüzce. "Timde olan Deniz Efe."
İkisi de konuşmadı. Tedirgin olmaya başlamıştım. Bu sessizlik hayra alamet değildi. "Bir şey demeyecek misiniz? Abi?"
"Ne zamandan beri?" diye sordu abim.
"3 ay olmak üzere."
"Siz üç aydır sevgilisiniz ve bizden mi sakladınız?" dedi korkutucu bir sakinlikle. Bir şey demedim. "Bir soru sordum!" dedi bu sefer sertçe.
Derinde yutkundum ve gözlerimi kaçırdım. "Evet. Ama-" diyordum ki sözümü kesti.
"Neden sakladın?" Sertçe sandalyeden ayaklandı. "Benden," Kendisini işaret etti. "Abinden nasıl saklarsın böyle bir şeyi ya!" diye bağırdı.
"Abi," diyerek bende ayaklandım. "Söylemek istedim. Ama-" derken yine sözümü kesti.
"Ama ne? Ama ne?" diye bağırdı. "Söylemek isteseydin söylerdin! Sen saklamayı tercih ettin!"
Sakin kalamayacaktım artık. Bende sinirleniyordum. "Her şey üst üste geldi tamam mı!?" diye bağırdım bende. "Önce yıllardır istediğim gibi bir abim olduğunu öğrendim. Her ne kadar hep istediğim bir şey olsa da dışarıdan bakıldığı gibi kolay değil her şey!" Bir şey diyecekti ki ne diyeceğini anlayıp konuşmasına izin vermedim. "Tamam zaten seni abim olarak görüyordum ama aynı şey değil işte! Bu yüzden ne kadar zorlansam da sindirdim. Sonra Efe'ye aşık olduğumu fark ettim. Onun bana olan hislerini bilmediğim için hayatım boyunca olmak istemediğim bir şeye yakalanmıştım. Platonik olmuştum. Sonra bunu ne kadar kabullenmek istemesem de kabullendim." Derin nefes aldım. "Sonra siz göreve gittiğiniz gün hislerimin platonik olmadığını öğrendim. Ardından siz göreve gittiniz. Görevden gelince söyleyecektim ama ne diyeceğimi bilemedim. Yaptığım şey doğru değil biliyorum ama söyleyemedim işte. Sonra ben göreve gittim." Parmağımla herhangi bir yeri işaret ettim. "O kanı bozuklar neredeyse öldürüyordu beni! 5 saat! Tam 5 saat elektrik verdiler bana!" deyince gözlerini yumdu duymak istemiyormuş gibi. "Benim de kendime göre sebeplerim vardı tamam mı!? Bir daha böyle bir şey olursa ilk beni dinle! Sonra söylediklerimi kafanda tartıp ona göre bağır bana!" dedim ve bir şey demesini beklemeden mutfaktan çıkıp odama gittim.
Kapıyı ardımdan kapattım ve sinirle üstümü giyindim. Yeşil, siyah ve beyaz renklerden oluşan bir sweatshirt altında da siyah yanlarında yeşil ve beyaz çizgiler olan bir eşofman altı giydim. Çapraz çantalarımdan birine gerekli eşyalarımı doldurdum. Ve hışımla odamdan çıkıp kapıya ilerledim. Ayakkabılarımı giyerken abim geldi. "Nereye gidiyorsun?" diye sordu.
Onu takmayıp kapının dış kulpunu tutum kapatmadan önce içeriye daha doğrusu Özalp abiye bağırdım. "Özalp abi ben çıkıyorum. Yağmur'la buluşacağım." dedim ve asansörü es geçip merdivenlerden indim.
Arabayı anahtarla açıp şoför koltuğuna oturdum ve koltuğu kendime göre ayarlayıp çalıştırdım.
Evin önüne park edince Yağmur'u aradım geldiğimi haber vermek için. "Kanka ben kapının önündeyim. Hadi gel."
"Ne! Daha saat erken."
Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp saate baktım haklıydı. Saat daha 12yi yeni geçmişti. Ofladım. "Tamam o zaman kapıyı aç geliyorum." dedim emniyet kemerimi çözüp indim arabadan.
"Açtım. Bekliyorum." dedi ve kapattı telefonu. Bende hızla merdivenleri çıkıp onların kapısının önüne geldim. Ve...
Hay Allah'ım Rüzgar!
"Hoş geldin Gökçe." dedi her zamanki bana gülen yüzüyle.
Cevap vermek yerine göz devirdim. Şu an bana bulaşırsa kendimi tutamazdım. Yanından geçmeye çalıştığım sırada kolumu tuttu. "İyi misin?" diye sordu.
Kafamı çevirip önce kolumdaki eline daha sonra da yüzüne baktım. Sıktığım dişlerim arasından "Birincisi kolumu bırak!" dedim sertçe çekerek kolumu ondan kurtardım. "İkincisi bana yakın olmaya çalışma artık! Son olarak da üçüncüsü ve en önemlisi benim iyi ya da kötü olmamdan SA-NA-NE!!!" Sona doğru sesim yükselmişti. "Yettin artık cidden! Bırak bir yakamı ya!" diye sinirle soludum.
"Ne oluyor ya!" dedi şaşkınlıkla.
"Bir şey olduğu yok! Sadece sana olan nefretim gün yüzüne çıkıyor!"
"Sen niye böyle konuşuyorsun?"
"Bıktım çünkü artık! Yeter düş yakamdan!" diye bağırdım. "Ne yapmam gerekiyor yakamdan düşmen için?" diye sordum.
"Ben demedim mi sana ne olursa olsun bekleyeceğim seni diye? Bu hala değişmedi. Bekliyorum. Senden bir adım gelsin ki ben sana bin adım atayım."
"Ben sana adım madım gelmeyecek! Çünkü artık bir sevgilim var ve ikimizde birbirimize aşığız! Ve senin aramıza girip bizi ayırmanı istemiyorum! Ya bugün burada beni unutur başka birine gidersin ya da ben burada sana kendimi pataklaya pataklaya unuttururum!" dedim sinir bir şekilde ve tek nefeste.
"Sevgilin mi var?" diye sordu şaşkınlıkla. " Kim?"
"Efe. Biz Efe'yle birbirimize aşığız. Ve aramıza senin girmene izin vermeyeceğim anladın mı?"
Bir anda yanımdan geçti ve daire kapısından çıktı. Merdivenleri ışık hızıyla indi. Son duyduğum apartman kapısının gürültüyle kapanmasıydı.
Orada derin nefesler alıp sakinleşmeye çalıştım. Bir nebze olsun sakinleştiğimi hissedince Yağmur'un odasına adımladım ve kapıyı çalmadan içeriye daldım. Ve... Üstüme biri düştü hızla. Bende dengemi kaybedip tiz bir çığlık atarak yere düştüm.
"Yağmur?!" dedim dehşetle. "Ne işin var senin üstümde."
"Ya asıl sen niye kapıyı tıklamadan dan diye açıyorsun!" diye söyledi Yağmur da üstümden kalkarken.
Yağmur üstümden kalkınca bende doğruldum. "Şu kardeşini bir gün eşek sudan gelinceye kadar döveceğim haberin olsun!"
"Yine ne oldu?" diye sordu. Ama sonra bir anda kaşları çatıldı. Kafasını eğip yüzüme yakınlaştı "Ne oldu senin yüzüne?"
"Çok önemli değil. Görevde oldu işte." diye yalan söyledim. "Kardeşin de gelir gelmez sıktı işte. Bende düş artık yakamdan benim sevgilim var dedim." diye konuyu dağıttım.
"Ee o ne dedi?"
"Kim diye sordu. Bende söyledim işte. Sonra da kapıdan çıktı gitti."
"Yalnız kalmaya gitmiştir. Kardeşimi tanıyorsam artık seni rahatsız etmez." dedi kendin çok emin bir şekilde. "Ee senin görevin nasıl geçti?"
"Görevle ilgili çok ayrıntı veremem ama zorlu bir görevdi. Ve son bir haftayı saymazsak sıkıcıydı." dedim tekrar o günlere gitmiştim. "Beni boş ver şimdi sen ne yaptın?"
"Valla benim günlerim aynıydı. Sabah kalk spor yap. İşe git falan filan."
Saat 2'ye kadar sohbet ettik. Neyse ki orada geçirdiğim 3 saatlik sürede bir daha Rüzgar'la karşılaşmamıştım.
Saat 2'yi geçerken Yağmur'la çıkmış ve buluşacağımız kafeye doğru yola çıkmıştık.
Kafeden içeri geçince Yağmur etrafına bakındı en sonunda bir masada gözleri takıldı. "Heh bak oradalar." dedi ve o tarafa yürümeye başlayınca onu takip ettim.
Masada 2 adam 1 kadın vardı. Masanın yanına gidince Yağmur herkesle selamlaştı daha sonra bana dönüp "Gökçe bu Caner" diyerek sağdan tanıştırmaya başladı.
Elimi uzattım. Caner de elini uzattı ve el sıkıştık. Yağmur tanıştırmaya devam etti. "Bu Berk" dedi diğer bir adamı gösterirken. "Bu da Yasemin." dedi kadını gösterirken.
İnsan içinde olmasam büyük bir kahkaha atardım. Abimin tüfeğinin ismiyle aynı. Şimdi ona bakınca hep aklıma tüfekler gelecek!
Berk ve Yasemin'le de el sıkıştım. "Memnun oldum. Bende Gökçe."
Geçip oturduk kısa süre sonra yanımıza bir garson geldi. "Buyurun ne alırsınız?"
"Sert bir espresso alayım." dedim gülümserken.
"Ben bir americano alayım." dedi Yasemin. Caner ve Berk de americano istedi. Yağmur da çay istedi. Kahve içmezdi.
Garson gittikten sonra Yasemin arkasına yaslanıp bacak bacak üstüne attı ve bana baktı. "Ee sen ne işle meşgulsün?"
Bakışlarımı ona çevirdim. "Askerim ben." dedim düz bir sesle.
Şaşkınlığını yüzünden okuyabiliyordum. "Asker mi? Senin için zor olmuyor mu?"
Kan beynime sıçramıştı. "Hiç zor olmuyor. Sen böyle şeylerle kafanı kurcalama!"
Biraz bozulsa da sesini çıkarmadı. Berk büyük ihtimalle gerilen ortamı dağıtmak için "Rütben ne peki?" diye sordu ilgili gözükmeye çalışan bir sesle.
Yaseminle kurduğum göz temasını kesip Berk'e baktım. "Teğmen'im şimdilik. Yeni mezun oldum."
Caner dahil oldu bu sefer konuşmaya. "Ee şey ne deniyor ona...Iıı... Yani istihbarat mı? Bomba imhacı mı? Nesin yani?" diye sordu.
"Keskin nişancıyım. Benim işim sniperlarla." dedim gelen kahvemden bir yudum almadan önce.
Dudaklarını büzüp başını salladı. "Havalı bir şey olmalı senin için." dedi. "Yüzündeki yaralar da yeni operasyondan döndüğün için sanırım." diye bir tespitte bulundu.
Kahve fincanını iki elimin arasına alıp başımı salladım. "Evet dün döndüm görevden."
"Nasıl zor muydu? Ben de asker olmak isterim ama hep gözümü korkutuyor." dedi Berk.
"Şimdi şöyle. Sevdiğin işi yaptığın sürece istersen yürüyerek kıta değiştir yine de zor gelmiyor. Lakin sevmediğin bir iş yapıyorsan," Elimdeki fincanı kaldırıp birkaç santim ileriye koydum. "Şu fincanı şuradan alıp şuraya koyması bile çok zor gelir insana."
Başını sallayıp onayladı beni Caner. "Çok haklısın. Ne göreviydi peki?" diye sordu merakla.
"Kusura bakma ama bu konu hakkında bilgi veremem."
Anlayışla başını salladı. "Peki yaralanma durumu var mı? Ha birde komando musun bordo bereli falan mı? Çok merak ettim şu an."
"Maalesef bordo bereli miyim yoksa komando muyum bunu da söyleyemem. Ki bunu Yağmur bile bilmiyor. Diğer soruna gelecek olursak evet yaralandığım için şu an buradayım zaten." dedim ama anlamadı. "Raporluyum." diye açıklayınca anlamış gibi başını salladı.
"Çok geçmiş olsun. Umarım kötü bir şey değildir." dedi Berk.
"Benim için çok büyük bir sorun değil ama yine de dinlenmem gerekiyor daha kötü bir şey olmaması için."
Caner'in "Çok geçmiş olsun" dediği şurada telefonum çaldı. Çantamdan çıkarıp baktım ve ofladım.
Arayan abimdi. Meşgule attım aramayı ve telefonu masanın üstüne ters kapattım.
Biz sohbet etmeye devam ettik ama abim pes etmedi. Aramaya devam etti. En sonunda 6. aramada Berk "Aç bence. Önemli bir şey olabilir. Baksana kaç kere çaldı." deyince "Tamam ben bir konuşup geleyim." dedim ve ayaklanıp kafeden dışarıya çıktım.
"Efendim," dedim buz gibi bir sesle.
"Gökçe, Deniz Rüzgar'la karakolluk olmuş. Asker kimliği de yanında değilmiş şimdi nezaretteymiş." dedi tek nefeste.
Önce dediği şeyleri anlamaya çalıştım. Anlayınca endişe, şaşkınlık ve öfke bütün vücudumu iki saniye esir aldı. Öfkem Rüzgar'aydı. Evden bir hışımla çıkıp Efe'ye mi saldırmıştı cidden. "Gökçe orada mısın?"
"Sen nasıl öğrendin?" diye sordum yerimde duramazken.
"Götürüldükleri karakolda bir arkadaşım var o haber verdi. Deniz beni söyleyince arkadaşım da beni aradı." diye açıkladı.
"Hangi karakol?"
"Onların evin yakınındaki karakol."
Kafamdan ne kadar sürede gidebilirim diye bir hesaplama yaptım. "Tamam ben 10 dakika sonra oradayım." dedim ve bir şey demesine izin vermeden telefonu yüzüne kapattım.
Önce kafeye girip Yağmurların yanına gittim. "Benim gitmem gerekiyor." dedim hızlıca.
"Neden ne oldu?" diye sordu Yağmur.
"Senin kardeşinle Efe kavga etmiş. Karakolluk olmuşlar." diye açıkladım.
"Ne!?" diye sordu şaşkınlıkla. "Ah salak kardeşim benim." dedi ve o da ayaklandı. Arkamıza Berk, Caner ve Yasemin de takıldı ne hikmetse.
Beşimiz beraber 10 dakika sonra karakolun önündeydik. Hızlı adımlarla karakoldan içeriye girdim ve danışmaya gittim.
"Ee kolay gelsin. Buraya birkaç saat önce bir kavga olayında iki kişi getirmişler. Biri Deniz Efe Ataman." diye açıkladım.
"Siz kimsiniz?" diye sordu polis.
Önceden cüzdanımdan çıkarıp hazırladığım asker kimliğimi uzattım. "Ben Teğmen Gökçe Demir. Deniz Efe'de meslektaşım."
İlerideki polisleri işaret etti. "Arkadaşlara da kimliğinizi gösterirseniz size yardımcı olurlar." dedi ve bilgisayardaki işine geri döndü.
Başımla onu onaylayıp teşekkür ettim. Tam o tarafa yürümeye başlayacağım sırada "Biri bana ne olduğunu anlatabilir mi? Karakol da ne işimiz var bizim?" diye cırladı Yasemin.
Hışımla ona dönüp "Asıl ben sana soruyorum. Sen niye peşimize takıldın? Canım burnumda zaten! Böyle zırlayacaksan," Parmağımla kapıyı işaret ettim. "Bak kapı orada. Çıkabilirsin!"
Saçlarını savurdu. "Aman! Ben gidiyorum." dedi ve gitti.
"Gökçe," dedi tereddütle Caner. "Peki ne olduğunu anlatacak mısın?"
Sakinleşmek adına derin bir nefes verdim ve onlara döndüm. "Sevgilimle Yağmur'un kardeşi kavga etmiş ve karakolluk olmuşlar. Ve benim çok akıllı sevgilim yanına asker kimliğini almadığı için şu an nezarette!" dedim ve arkamı dönüp danışmadaki adamın işaret ettiği yere gittim. Asker kimliğimi uzatıp "Teğmen Gökçe Demir." dedim.
"Buyurun komutanım. Ne istemiştiniz?" dedi polislerden biri.
"Birkaç saat önce bir kavga vakasında tutuklanan meslektaşım Deniz Efe Ataman'ı görmeye geldim." dediğim sırada koridorda bekleyen Özalp abiyi ve abimi gördüm. Hızla onların yanına gidip "Abi?" dedim sorgular şekilde.
"Meslektaşımı karakol köşelerinde süründüreceğimi mi zannettin?" diye sordu alaycı bir şekilde ve kollarını açtı. Tereddüt etmeden açtığı kollarının arasına girdim. Saçlarımın üstüne bir öpücük kondurdu ve kulağıma "Sabah ki fazla çıkışım için özür dilerim." dedi.
"Ya ama sen böyle yaparsan ben sana trip atamam ki!" diye sitem ettim. "Ee ne bekliyorsunuz?" diye asıl konuya da döndüm hemen.
"İfadeleri alınıyormuş. Onu bekliyoruz. Büyük ihtimalle ondan sonra da 24 saatlik bir nezaret macerası olacak." diye açıkladı Özalp abi.
"Arkandaki gençler kim?" diye sordu abim.
Kafamı çevirip arkama baktım. "Ha onlar mı? Bugün Yağmur'la buluşacağım dedim ya. Onlar da Yağmur'un arkadaşları."
"Peki şu an burada ne işleri var?" diye sordu bu sefer korkutucu bir sesle.
"Ben bir anda telaşlanınca onlar da peşime takıldı işte." diye kestirip atmaya çalıştım. Neyse ki abimin arkadaşım diye bahsettiği polis gelip konuyu onlardan uzaklaştırdı.
"Alparslan, sizinkinin ifadesi alındı ama bugün nezarette kalacak." dedi.
"Akif hiç mi bir şey yapamıyoruz?" diye sordu abim.
Başını iki yana salladı adının Akif olduğunu öğrendiğim polis. "Maalesef. Birbirlerini fena pataklamışlar. Kaşları patlamış, gözleri morarmış." dediği zaman içim parçalandı. Efe'yi öyle görecek olmam kalbimi parçaladı.
"Peki görebilir miyim Efe'yi?" diye sordum.
Akif abi bana bakıp kaşlarını çattı. "Sen kimsin?"
Elimde hazır bekleyen asker kimliğimi ona uzattım. "Teğmen Gökçe Demir. Aynı zamanda Alparslan'ın öz kardeşi ve şu an nezarette tutulan Teğmen Deniz Efe Ataman'ın sevgilisiyim." diye açıkladım.
Kimliğime bakarken kafasını kaldırmadan göz ucuyla ilk bana baktı sonra abime baktı. Abim onu onaylayınca kimliğimi bana geri uzattı. Daha sonra da elini uzattı. "Bende Başkomiser Akif Kılıç."
Elini sıktım. "Memnun oldum başkomiserim."
"Bende memnun oldum ama madem Alparslan'ın kardeşisin abi kafi. Soruna gelecek olursak." diyenle heyecanla gözlerim açıldı. "Senin için bir şeyler ayarlayabilirim."
"Adamsın sen be abi!" dedim sevinçle. "Ama arkadaşıma da kardeşini gösterir misin?" diye sordum.
"Arkadaşının kardeşi?" dedi sordular şekilde.
Elimle Yağmur'u gösterdim. "Rüzgar Öztürk'ün kardeşi Yağmur Öztürk."
"Tamam ayarlarız bir şeyler. İlk iki sevdalıyı buluşturalım. Takip et beni. Ve yanında emanet varsa abine ver." dedi yürümeyi kesip bana döndü.
Ofladım. Yere eğilip çorabımın içindeki ufak tabancayı çıkardım ve doğrulup abime verdim. Akif abinin hala bana bakmaya devam ettiğini görünce belimdeki tabancayı da verdim. Hala bakmaya devam edince çantamı çıkarıp verdim. "Evet şimdi gidebiliriz." diye sırıttı.
Suratımı asıp onu takip ettim. Kısa süre sonra bir alt kata inmiş ve nezarete gelmiştik. Son bir kapıdan geçmeden önce "Sadece 5 dakikanız var." dedi ve son kapıyı da açıp ben geçtikten sonra geri kapattı.
Odanın duvarları koyu gri renk ve odaya loş bir ışık hakimdi. 4 tane hücre olduğunu gördüm. Ortalarında ufak bir koridor gibi bir şey vardı. Gözlerimi gezdirince arka sağ köşede oturaklara oturmuş ve kafasını ellerini arasına almış Efe'yi görünce gülümseyip yanında gittim.
"Aşkım," dedim. Donup kaldı. Kafasını kaldırıp baktı. İnanamadı.
"Gök? Sen misin?" Gözlerini kırpıştırdı. "Gerçek misin?"
Yüzündeki yaralara bakarken gözlerim doldu ama yine de gülümsedim. Konuşmadan önce dudaklarımı ıslattım. "Benim sevgilim benim."
Ayaklanıp karşımda dikildi. Elini kaldırıp yüzüme dokundu. "Gerçeksin." dedi.
Başımı salladım aşağı yukarı. "İyi misin? Çok acıyor mı canın?" diye sordum ama ne kadar dirensem de sesim titremişti.
"İyiyim ben. Çok iyiyim. Üzme sen kendini. O Rüzgar bozuntusu hakketmişti."
Gözümden bir damla yaş aktı. "Boş ver sen şimdi Rüzgar'ı. Canın acıyor mu?" Elimi kaldırıp patlak kaşına, morarmış gözüne dokunmaya kalktım ama canı acır diye vazgeçtim. "O Rüzgar buradan bir çıksın bir posta da ben döveceğim onu!"
"Ben ona dersini verdim. Sen kendini hiç yıpratma sevgilim. Zaten dikişlerin var."
"Gökçe! Hadi daha fazla kalamazsın." diye seslendi Akif abi.
Kafamı çevirip "Biraz daha abi ne olur." diye yalvardım.
Başını salladı. "Olmaz yeterince izin verdim. Beni de zor durumda bırakıyorsun. Hadi vedalaş." deyince umutsuzlukla Efe'ye döndüm.
"Sevgilim benim şimdi gitmem gerekiyor. Ama seni dışarıda bekliyorum." dedim.
"Tamam Göğüm." Alnımı öptü. "Beni düşünme sen. İyiyim ben."
Kendimi zorlayarak geriye bir adım attım. Sonra bir adım daha. Dördüncü adımdan sonra ellerimiz ayrıldı birbirinden. Kapıdan çıkmadan önce "Seni çok seviyorum sevgilim. Bekliyorum seni!" diye seslendim ona.
Kapıdan çıkarken duyduğum son şey "Bende seni çok seviyorum Göğümm!" diye bağıran Efe'nin sesiydi.
————————————
Selam dostlar....
Bir sonraki bölümünüz sezon finali... şimdiden herşeye hazırlıklı olun derim:))
Hayallerinizle kalın;)
Bölüm etkileşimi
