6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama

Vaveyla Yazarı: Hayal Yazarı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama
  1. 1 Tanıtım: Hayal Edin1.716 kelime
  2. 2 1. Bölüm: YKS Sonuçları1.643 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Tesadüfi Tanışma1.340 kelime
  4. 4 2.5. Bölüm: Gökyüzü1.620 kelime
  5. 5 3. Bölüm: Karar Vermek2.995 kelime
  6. 6 4. Bölüm: Zorlu Karşı Gelme Süreci1.927 kelime
  7. 7 5. Bölüm: Gitmek1.862 kelime
  8. 8 6. Bölüm: Beklenmeyen Açıklama1.867 kelime · Okuduğun bölüm
  9. 9 7. Bölüm: Aşk Seçilmez, Yaşanılır2.233 kelime
  10. 10 8. Bölüm: Sabrın Sonu Selamet1.450 kelime
  11. 11 9. Bölüm: Hisler1.102 kelime
  12. 12 10. Bölüm: Aşkın İlk Belirtisi: Kıskançlık1.578 kelime
  13. 13 11. Bölüm: Geç Kalınan Farkındalık1.888 kelime
  14. 14 12. Bölüm: Gerçekleşen Hayaller1.653 kelime
  15. 15 13. Bölüm: Açığa Çıkan Yalan2.387 kelime
  16. 16 14. Bölüm: Ritim Değiştiren Bomba2.405 kelime
  17. 17 15. Bölüm: Yılların Birikmişliği2.284 kelime
  18. 18 16. Bölüm: Poligonda Verilen Ders3.003 kelime
  19. 19 17. Bölüm: Sürpriz Zarf ve Hançer Timi2.326 kelime
  20. 20 18. Bölüm: Geride Kalmak1.122 kelime
  21. 21 19. Bölüm: İtirafın Şoku836 kelime
  22. 22 20. Bölüm: Yok Çare Özlemeye720 kelime
  23. 23 21. Bölüm: Kavuşma1.340 kelime
  24. 24 22. Bölüm: İnat Edip Başarmak4.539 kelime
  25. 25 23. Bölüm: İlk Operasyon2.768 kelime
  26. 26 24. Bölüm: İçeri Sızmak1.189 kelime
  27. 27 25. Bölüm: Mağara1.914 kelime
  28. 28 26. Bölüm: Yüzleşme1.371 kelime
  29. 29 27. Bölüm: Video568 kelime
  30. 30 28. Bölüm: Kurtarma Operasyonu2.215 kelime
  31. 31 29. Bölüm: Hastane2.318 kelime
  32. 32 30. Bölüm: Eve Dönüş2.243 kelime
  33. 33 31. Bölüm: Açığa Çıkan Sır2.332 kelime
  34. 34 32. Bölüm: Anlaşılmak1.841 kelime
  35. 35 33. Bölüm: Kavga ve Sonrası2.953 kelime
  36. 36 34. Bölüm: Uyanış (Ara Final)2.435 kelime

Hiç birinden hoşlandınız mı?

Ya da biri hiç sizden hoşlandı mı?

Bana göre hoşlantı çok saçma bir şey. Çünkü birini yan seversin ya da sevmezsin. Bunun ötesi berisi yoktur. Böyle lafı dolandıranlara sinir oluyorum. Neymiş efendim seviyormuş ama ilişkiye hazır değilmiş ya da hoşlanıyormuş ama el alem ne dermiş gibi bir sürü bahanelerin arkasına sığınanları gördükçe midem bulanıyor.

Seviyorsan söyleyeceksin, seviyorsan karşı çıkacaksın, seviyorsan kimin ne dediğini umursamayacaksın ve seviyorsan sevdiğin kişiye değer vereceksin, sevdiğin kişinin seni de sevmesi için müsade edeceksin ki önce seni tanısın bilsin sonra sevsin.

Sevgi de zaten karşılıklı olduğu zaman güzeldir. Karşılıksız sevgi sizi ölüme bile götürebilir.

Ben 18 yaşında biri olarak bu yaşıma kadar kimseye arkadaşlıktan veyahut dostluktan öte bir duygu hissetmedim. Ve bu özellikle bir erkek ise.

Bu zamana kadar da kimseden duymadım bana karşı arkadaşlıktan öte duygular beslediğini.

Açıkçası böyle bir şey istediğimde söylenemez.

Kendimi bildim bileli sadece bir kişiye bu duyguları besleyebileceğimi düşünüyordum -ki ondan bile emin değildim. O biri ise benim için ömürlük olacaktı.

Her daim yanımda olacak, beni tam istediğim gibi sevecek birisi...

Çorap değiştirir gibi sevgili değiştiren, bu hafta birine aşıkken diğer hafta bir diğerine aşık olanlara hiç haz etmedim. Edeceğimi de düşünmüyorum.

Ve biraz önce biri benim karşıma geçmiş açık açık söylemese de ima etmişti. Ve bu biri benim en yakın arkadaşlarımdan birinin ikiziydi. İnanılır gibi değil.

Birazda mide bulandırıcı!

Yağmur söylediğime karşı şaşkınlıkla "NE!!?" diye bağırmıştı.

Sakinleşmek için derin nefesler alırken "Yani açık açık söylemedi ama hareketleri bana bunu gösterdi Yağmur." dedim.

"Sen kardeşimin benim yakın arkadaşımdan hoşlandığını mı söylüyorsun?" dedi daha çok kendine kanıtlamak istermiş gibi. Başımı sallamakla yetindim.

Bir süre ikimiz de sessiz kaldık. "Şimdi her şey yerine oturdu." diye mırıldanarak.

"Ne yerine oturdu ya?" diye sordum merakla.

Kafasını yere eğmiş ve iki elinin arasına almıştı. Ben konuşunca kafasını kaldırdı. "Sabah sen aradığın zaman Rüzgar'la beraber spor yapıyorduk." diye konuşmaya başladı. "Ben bir anda sen geliyorsun diye telaşlanınca bana ne oldu diye sormuştu. Bende anlattım işte Gökçe buraya geliyormuş sizde kalabilir miyim diye soruyor falan diye." Kısa bir es verip devam etti. "Hani hatırlıyor musun mezuniyet balosuna o da gelmişti." Biraz düşündükten sonra başımı salladım. "Heh işte mezuniyet balosundaki arkadaşın falan mı diye sordu. Bende evet o dedim. Bir heyecanlandı o. Sonra arkasına bile bakmadan gitti."

Balo günü;

Yağmur ve Rüzgar tam saatinde balo salonuna giriş yapmışlardı. İkiside çok şıktı. Yağmur'un giydiği elbise fiziğine çok güzel oturmuş onu ayrı bir güzel göstermişti. Rüzgar'ın ise giydiği takım elbise ona bir ağırlık katmış olduğundan daha olgun bir izlenim bırakması için olanak tanımıştı.

Yağmur, içeri girdikten sonra gözlerini etrafta gezdirip arkadaşlarını aramaya başladı.

Kısa süre sonra onlara doğru el sallayan Gökçe'yi görünce gülümseyip kardeşine Gökçe'yi işaret etti. "Bak arkadaşlarım orada. Gel oraya gidelim."

Rüzgar, önce ikizinin gösterdiği tarafa bakıp gözlerini kıstı sonrada yavaş adımlarla Gökçe'ye doğru ilerleyen ikizinin peşine takıldı. Ve kardeşinin kulağına eğilip konuştu. "Bu bize el sallayan arkadaşın kim? Gökçe mi?" diye sordu Rüzgar.

Yağmur belli belirsiz kafasını salladı. "Evet o." dedikten sonra Rüzgar adımlarını hızlandırdı ve Yağmur'dan önce Gökçe'nin yanına gidip tam da Gökçe'nin yanına oturdu ve balonun sonuna kadar oradan hiç kalkmadı.

Günümüz;

"NE!?" diye cırladım. "Oha ya. Bir bu eksikti zaten. Yağmur," dedim sustum.

"Hıı," diye değişik bir ses çıkardı.

"Ben senin kardeşine asla o gözle bakamam. Senin kardeşin benim kardeşim. Üzgünüm." dedim.

"Ya sen niye üzgün oluyorsun. Sana olur olmadık duygular besleyen o. Asıl onun üzgün olması lazım" diye cırladı birden.

Ne diyeceğimi bilemeyerek sustum. "Gökçe takma kafana. Ben konuşurum onunla." dedi yüzümün düştüğünü gören Yağmur.

"Hayır hayır. Sen bir şey deme. Ben konuşacağım onunla. Sen araya girersen işler daha çok karışır." dedim hemen. Gidip yanına yatağa oturdum.

Beni kolunun altına aldıktan sonra "Tamam sen bilirsin canım. Ama şimdi yatalım. Yarın konuşursun. Hem yarın sende benimle spora geliyorsun kaçışın yok." diye güldü.

Neşeli hali biraz da olsa keyfimi yerine getirmişti. Beraber yataktan kalkıp bana yere bir yatak hazırladık. Yağmur ne kadar yerde yatmayı teklif etse de onu reddetmiştim.

Yer yatağını hazırladıktan sonra yatmıştık. Yatmıştık yatmasına ama uyumak için sadece yatmak yetmiyordu. Bütün gece uyumak için döndüm durdum. Kafam o kadar doluydu ki patlayacak gibi hissediyordum. Bu da uyumama engel oluyordu.

Aklımın bir tarafında ailem vardı. Annemin benden nasıl o kadar kolay vazgeçtiğine hala daha inanamıyordum.

Bir tarafta okulum vardı. Acaba oraya giderek doğru bir karar mı veriyordum? Oraya adapte olabilecek miydim? Dersler nasıl olacaktı?

Diğer bir tarafında Yağmur'un kardeşi Rüzgar vardı. Yemekte söylediği sözlerden sonra gelip özür dilemesi, gitmeye kalktığım sırada koluma yapışması ve bunun etkisiyle burun buruna gelmemiz. Gözlerinin dudaklarıma kaydığında nasıl koyulaştığı aklımı çok meşgul ediyordu.

Bir de Yağmur'un bahsettiği komşuları olan çocuk vardı. Deniz. Bu niye bu kadar aklımı kurcalamıştı bilmiyorum. İlk söylediği zaman isim benzerliğidir deyip kendi kendime geçiştirmiştim ama sonradan aklımı çok meşgul etmeye başlamıştı.

Acaba o Deniz ben derenin kenarında ağlarken gelen Deniz miydi?

Bütün bunları düşünmekten uyuyamamıştım. Sabah ezanı okunmaya başlayınca kendime geldim. Biraz olsun bu sıkıntılardan uzaklaşıp rahatlayabilirim umuduyla banyoya gittim. İlk işim elimi yüzümü yıkamak oldu. Daha sonra işlerimi hallettim. Ve çıkmadan önce da abdestimi aldım. 5 vakit namazı her gün ne kadar tamamlayamasam da vaktim oldukça kılmaya çalışıyordum. Özellikle şu anda olduğu gibi canım sıkkınsa. Çünkü bir süreliğine de olsa aklımı meşgul etmek rahatlamamı sağlıyordu.

İlahi terapi seansı gibi bir şey.

Abdest aldıktan sonra Yağmur'un odasına geçtim. Valizimden namaz için giyebileceğim uzun bir etek, uzun kollu bir hırka ve başıma bağlamak için bir baş örtüsü aldım. Hemen üstümü giyinip namaza durdum.

Sabah namazı kısa olduğu için çabucak bitmişti. Üstümdekileri çıkarıp tekrar valizime koydum.

2-3 saatte olsa uyuma umuduyla bir kez daha yattım ama yine uyuyamadım. Telefonumu elime alıp saate baktım. 6.23'tü. Susadığımı hissedince kalkıp mutfağa gittim ve dün akşam kendim için koyduğum şişeyi çıkardım. Su soğuk olmazsa içemezdim ben fakat Yağmurlar da soğuk su içmezlerdi. Bu yüzden dün akşam buzdolabına kendim için bir şişe su koymuştum.

Şişenin neredeyse yarısını içtikten sonra tekrar doldurup dolaba koydum. Arkamı döndüğüm sırada kapının kasasına sırtını dayamış ve kollarını göğsünde birleştirmiş bir adet Rüzgar mevcuttu.

Rüzgar'ı görmenin şaşkınlığıyla kaşlarım hafifçe çatıldı. "Ne yapıyorsun sen orada?"

Soruma karşın omuz silkti. Daha sonra kollarını çözüp yaslandığı yerden doğruldu ve bana doğru yürümeye başlamıştı.

Açıkçası bir anda bana doğru gelmeye başlaması beni biraz ürkütmüştü. Bunda benim neredeyse iki katım olmasının da tesiri vardı tabii ki ama ona ürktüğümü hiç göstermedim.

Anneme yalvarmalarım sonucunda 4 sene boyunca dövüş dersi almıştım. Yani biraz zorlansam da onu bir güzel dövebilirdim yanlış bir şey yapmaya kalkarsa.

Bana doğru aheste aheste yürürken sorumu yineledim. "Ne yapıyorsun Rüzgar?" Sesim öncekine göre daha keskin çıkmıştı.

Alaycı bir gülüşün ardından "Seni izliyorum." dedi.

Kaşlarım daha çok çatıldı. "Bu hakkı sana kim verdi?"

Sağ elinin işaret parmağını göğsüne doğru çevirip "Ben verdim." dedi. Dudaklarını büzüp devam etti. "Var mı bir sakıncası?"

Dudağımın sağ tarafı alaycı bir şekilde yukarı çıktı. "Evet var." dedim başımı sallarken. "Hem de çok büyük bir sorun."

Merak ile "Neymiş o sorun? Senin için yapamayacağım şey yok Gökçe'm" dedi. Sondaki aitlik eki olan m harfi sinir katsayımı daha da bir yükseltmişti.

Birden alaycı yüz ifademden daha ciddi bir yüz ifadesine geçiş yaptım. Tek nefeste konuşacağım için derin bir nefes aldım. "Sorun sensin. Sorun senin duyguların. Sen benin en yakın arkadaşımın kardeşisin. Sana karşı senin bana beslediğin gibi duygular besleyemem. Ki böyle bir isteğim de yok. İşim başımdan aşkın. Ben sadece okuyup mezun olacağım mesleğime aşığım. Bu da benim için yeterli. Hayatımda birini istemiyorum. Bu yükü de sırtlanamam." Son cümleyi mırıldanarak söylemiştim.

Söylediklerime karşı kaşları havalandı. "Gökçe, Gökçe'm ben seni balo günü gördüğümden beri unutamıyorum. Sen ne kadar bana karşı bir şey hissetmeyeceğini söylesen de ben hep seni seveceğim. Belki bir gün senin de bana karşı benim gibi duygular besleyebileceğin umuduyla da yaşarım ben. Çünkü sen beklemeye değersin Gökçe'm. "

Konuşması bittikten sonra bana doğru yürümeyi kesip arkasını dönmüş ve odasına gitmişti. Söyledikleriyle kafam allak bullak olmuştu. Dediği gibi bende bir gün ona karşı arkadaşlıktan öte duygular besleyebilir miydim cidden?

Açık konuşmak gerekirse bilmiyorum.

Bildiğim tek şey ise bir şey hissetsem bile ona asla açılmayacağım. Çünkü kardeşim gibi gördüğüm insanın kardeşi benimde de kardeşimdir ve ben ona o gözle baksam bile bunu asla ama asla dillendirmem. Çünkü biliyorum ki bunu dillendirirsen biz çıkmaya başlarız bir süre sonra anlaşamazsak ayrılırız. Ayrılınca ben bir daha onun yüzünü görmek istemem. Bu yüzden de arkadaşımla aram açılır ve ben bunu hiç istemem.

Yani Rüzgar'a karşı duygularım değişse bile, ki bu çok zor bunu dillendirmem.

Rüzgarla konuşmamız iyi gitmese de konuşmanın verdiği rahatlıkla odaya geri döndüm. Bir süre telefonla oynadım. Saat 8'e gelirken Yağmur uyandı. Rüzgar haricinde hepimiz masada oturup kahvaltı yaptık. Daha sonra üstümüze spor için uygun kıyafetler giyip spor yapmaya gittik.

Yağmur bugün beni baya bir zorlayacaktı. Ama sorun değildi. Bu tempolara alışsam iyi ederdim. Çünkü bundan sonra hayatım bu tempodan da daha hızlı olacaktı.

Yaklaşık yarım saat boyunca koşmuştuk. Daha sonra şınav, mekik derken neredeyse 2 saat boyunca spor yapmıştık. İkimizde terden sırılsıklam olmuş bir halde eve yürürken "Rüzgarla ne zaman konuşmayı düşünüyorsun?" diye sordu Yağmur.

Rüzgar'ın konusu açılınca yine gerilmiştim. "Biz onunla sabah konuştuk." dedim.

Yağmur şaşkın bir şekilde gözlerini gözlerime dikti ve "NE!!" diye sordu.

Bir yandan eve yürüyor bir yandan da ona sabah Rüzgarla konuştuğumuz şeyleri anlatıyordum.

Kapıdan içeri gireceğimiz sırada kapının önündeki ayakkabı topluluğu dikkatimi geçmişti. Normalden daha fazla ayakkabı vardı çünkü.

Ayakkabı kalabalığına kaşlarımı çatarken "Evde misafir mi acaba?" diye sordum.

Soruma karşılık Yağmur da bakışlarını ayakkabılara çevirdi. "Herhalde canım." dedi ve deliğe soktuğu anahtarı çevirdi.

İkimizde içeri girdiğimiz sırada salondan gelen gürültüyle adımlarımız salona doğru döndü. Salonun kapısında içeri geçince bir Sinem teyze ve onun yaşlarında bir kadını sohbet ederken bulduk.

Yağmur kadını görür görmez gülümsemiş ve "Aa kimleri görüyorum. Hoş geldin Nergis Teyzecim." diyerek kadını yanaklarından öpüp sarılmıştı.

Adının Nergis olduğunu öğrendiğim kadında "Hoş bulduk Yağmurcum," diyerek karşılık vermişti. Daha sonra bakışları bana dönünce soru soran bakılarını tekrar Yağmur'a çevirmişti.

Yağmur bakışlarına karşılık "Liseden en iyi arkadaşım Gökçe." diyerek beni tanıştırmıştı. Bende karşılık olarak kadına elimi uzatmıştım.

Kadın elimi sıktıktan sonra "Memnun oldum." demişti gülerek. Bende "Memnun oldum" diyerek aynı şekilde karşılık vermiştim.

Tanışma faslından sonra koltuklara oturmuş sohbet ediyorduk. Yağmur "Deniz nerde Nergis Teyze?" diye sormuştu. Denizin ismini duymak kaşlarımın hafifçe çatılmasına neden olmuştu.

"Beraber Rüzgar'ın odasındalar canım. Size geleceğimi söyleyince bende Rüzgarla vakit geçiririm dedi geldi." Yağmur cevap olarak başını salladı.

Nergis Teyze bana dönüp "Sen ne okuyacaksın? Okulun burada mı?"

Cevap olarak başımı salladım. "Evet Nergis teyze. Milli savunmayı kazandım." dedim sesindeki bariz gururla.

Nergis teyzenin gözleri şaşkınlıkla kocaman olurken "Aaa sen de mi asker olacaksın?"

Araya sıkıştırdığı 'de' ekine karşılık kaşlarım çatıldı. "Sen de derken ne demek istedin Nergis teyze."

Aman dermiş gibi elini salladı Nergis teyze "Benim oğlan Deniz ya. O da tutturdu asker olacağım diye. Bakalım o da gidecek Milli savunmaya." dedi.

Ağzım bir karış açık kalırken salonun kapısında beliren iki bedenle hepimizin bakışları kapıya döndü. Kapıda Rüzgar ve yanında siması çok tanıdık gelen biri daha vardı. Bakışlarım direk çocuğu bulurken birkaç saniye bakıştık. Birkaç saniyenin sonunda benim köşeli jeton en sonunda düşmüştü. Kafamda bir şimşek çaktı. Çocuğu o anda tanıdım.

Bu çocuk...

Bu çocuk;

Deniz Efeydi.

Ben dere kenarında ağlarken gelip benimle konuşan çocuktu...

Biz birbirimizle bakışırken onunda yüzünde bariz bir şaşkınlık vardı.

-----------------------------------

Heeheheh noldu ama

Sjsjsjsjsjsjsjsjsj

İşler çok karışıyor

Sizin için çok hin planlarım var🤭🤭

Rüzgar sizce neler yapacak?

Deniz ve Gökçe'nin arasında birşeyler olacak mı?

Yorumlarınızı bekliyorum.

Sol köşedeki yıldızı patlatmayı unutmayın lütfen;)

Seviliyorsunuz hanımefendiler beyefendiler...

Hayallerinizle kalın;)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.