26. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı
Bölümler 33Şu an: ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
DRAGO🌀
Yerimden sıçrayarak uyandığımda sabah olmuştu. Bir kabus daha görmüştüm. Bir kaç gündür sürekli kâbuslar görüyor ama uyandığımda ne gördüğümü hatırlamıyordum. Gerçekten sinir bozucu bir durumdu.
Yatağımdan kalkıp banyoya girdim. Günlük rutin işlerimi halledip duşumu aldıktan sonra dolabımdan çıkardığım temiz kıyafetlerimi ve siyah takım elbisemi giydim. Masamın üzerindeki silahımı belime takıp, saatimi koluma cüzdanımı ve telefonumu cebime aldım.
Kapıdan çıktığımda Alex karşıladı beni. Kahvaltı için yemek salonuna doğru yürürken,
" Marco dan haber var mı?"
Diye sordum.
"Yok abi." Dedi.
"Evinin etrafın da adamlar var. Limanlar, terminaller, havaalanı her yerde adamlarımız var ama Marcodan iz yok.
Başına koyduğun açık çek ödülü yüzünden sokak fareleri bile onu arıyor. Ama yok. Sanki toprağın altına girdi."
" Ölmediğini göre çok iyi saklanıyor. Ya da birileri saklıyor."
" Kim abi? Kim saklar? Seni karşısına alan kim?"
" İtalyada hiç kimse Drago Valeriani'yi karşısına alamaz. Sadece Marco'nun kanından olanlar hariç."
" Biri saklıyor diyorsun yani."
" Öyle olmalı. Aksi hâlde şimdiye kadar ya ölüsü gelirdi ya dirisi. Ama eninde sonunda bulunur. Şuan ülkede yaşayan bütün insanlar benim adamım oldu. Benden o çeki almak için herşeyi yaparlar. Siz de gözünüzü kulağınızı dört açın."
" Emredersin abi."
Alex'in yanından ayrılıp yemek odasına girdim. Kahvaltı masası hazır annem, Bianca ve Matteo beni bekliyorlardı. Sandalyeme otururken,
"Sofia servisi yap." Dedim.
Sofia servisi yapıp çıkarken Matteo'ya çevirdim gözlerimi. Günlerdir yüzü asık geziyordu. Verdiğim her işi yapıyor saygı da kusur etmiyor ama yüz ifadesi hiç değişmiyordu. Konuşmuyordu bile. Hâlimizi izleyen annem,
" Ne zaman bitecek bu soğukluk."
Diyince anneme baktım ama cevap vermedim. Kahvemi içip kahvaltımı yapmaya devam ettim.
" Size söylüyorum."
Cevap almadan rahat etmeyecekti.
" Bitmeyecek."
Dedi Matteo gözleri önündeki tabakta. Yüzü de sesi de soğuktu.
" Drago Valeriani beni saymadığı, sevmediği sürece bitmeyecek. Beni adam yerine koymadıkça güvenmedikçe bitmeyecek."
Bana doğru çevirdi gözlerini.
" Öyle değil mi Drago Valeriani?"
" Benim güvenimi kazanman için daha çok çalışmalısın."
Dedim gözlerim elimdeki kahvemde.
" Daha ne yapmamı istiyorsun? "
Derken dişlerini sıkıyordu.
" Geçmişte yaptığın şeyler basit şeyler değil. Bu yüzden suçu kendin de ara. Çözümü de kendin bul."
Bu kez masadaki yumruğunu sıkıyordu.
" Drago."
Sessizce anneme çevirdim gözlerimi.
" Sen de uzatma artık. Matteo'nun kendi kanından ve burada oluşunu yok sayamazsın."
"Matteo'nun burada oluşunun sebebi sensin anne ben değil.
Benim emrimi hiçe sayıp cezasını sen bitirdin. Yoksa hâlâ o evde yaptıklarını düşünüyor olacaktı."
" Sizi duyuyorum! Ben burada yokmuşum gibi konuşmayın."
" Duyman gerekiyor zaten."
Dedim. Gönüllü affetmemiştim Matteo'yu. Mecbur kalmıştım. Bozuk karakteri gereği bir gözüm hep üzerinde olacak ve asla körü körüne güvenmeyecektim ona. İçimde bir ses bir gün büyük bir ihanete kalkışacağını söylüyordu her zaman.
" Keşke babam yaşasaydı."
Diyen Bianca'ya döndük hepimiz.
Kaşları çatık kollarını göğsünde birleştirmiş bize bakıyordu.
" O hayattayken her şey daha kolay ve yolundaydı."
" Babam öldü. Kabul edin artık."
Dedim sert şekilde elimdeki fincanı masaya çarparak.
" Yerine beni seçti. Çünkü bu aile ve babam için yıllarımı verdim."
Sesim daha sert çıktı.
" Şimdi de herşey yolunda ve kolay olsun istiyorsanız babama itaat ettiğiniz gibi bana itaat edeceksiniz.
Şunu kafanıza iyi sokun!"
Derken gözlerimi ve işaret parmağımı Matteodan başlayarak sırayla üzerlerinden geçirdim.
" Birinizin hatasını, ihanetini görürsem cezasını diğerlerine de keserim."
Karşımdaki hem şaşkın hem kızgın bakışları görmezden gelip kahvaltıma devam ederken kapı açıldı. Gelen kişi Alexdi.
Yanıma gelmesini beklerken kıpırdamayınca anladım durumu. Özel konuşmak istiyordu. Önümdeki peçeteyi alıp dudaklarımı sildikten sonra masaya atıp ayağa kalktım. İştah kalmamıştı zâten.
Her birine bir bakış daha atıp kapıya dönerek yürüdüm. Önden ben çıktım. Arkamdan gelen Alex kapıyı çekerken içerden büyük bir gürültü koptu. Matteo masada ne varsa yere saçmıştı büyük ihtimalle. Sözlerim zoruna gitmişti anlaşılan. Umursuyor muydun peki? Tabii ki hayır! Alex'e döndüm.
" Ne oldu?"
" Abi bizimkiler geldi. Yaşlı bir kadın seni arıyormuş."
" Yaşlı bir kadın mı? Beni mi?"
" Marco'nun nerede olduğunu bildiğini söylüyor."
" Neredeymiş?"
" Bize söylemek istemiyor. Ödülü vermem diyor."
" Şimdi nerede?"
"Aşağıda. Çocuklar gizlice içeriye alıp aşağıdaki odaya çektiler."
"Tamam gidelim."
Aşağıya inen merdivenlere yürürken arkamda duyduğu tıkırtıyla anında geriye döndüm. Ama koridorda kimse yoktu.
" Birşey mi oldu abi?"
" Yok birşey, gidelim."
Merdivenleri inip kadının olduğu odaya geldim. 70 yaşlarında bir kadın gördüm karşımda. Elinde baston ayakta zor duran bir kadın. Yanına gelip karşısına geçtip.
" Marco Morettin'in nerede olduğunu biliyor musun gerçekten?"
Dedim direk. Başını salladı.
"Nerede hemen söyle."
"Önce bana bir söz vereceksin genç adam."
" Anlamadım. Ne sözü?"
Bemimle konuşma şekline ve rahatlığına şaşırdım.
"Ben çok fakirim. Buraya gelebilmek için üç gün süründüm yollarda. Yine de... Senden çek falan istemiyorum. Senden istediğim tek şey hayatı boyunca torunumla ilgilenmen ve ihtiyaçlarını karşılaman. Babası baban Carlino Valeriani'nin adamıydı. Yıllar önce öldüğünde oğlu daha doğmamıştı. Şimdi 8 yaşında. Ama geleceğe dair hiç bir umudu yok. Tek başına bir anne ve hasta bir ninesi var o kadar. Senden Andre'yle ilgilenmeni istiyorum sadece. Şerefin üzerine yemin edersen bende sana istediğini veririm."
" Yemin ederim."
Dedim anında. Ardından Alex'e baktım.
" Duydun. Ne gerekiyorsa yapın."
Yaşlı kadın cebinden çok eski ekranı kırık bir telefon çıkarıp uzattı.
" Resimler içinde."
Telefonu açıp galeriye girdim. Bir kilisenin içinde çekilmiş resimler vardı. Resimler kaliteli değildi ama Marco'nun yüzü netti. Yanımdaki Alex,
" Ben bu yeri biliyorum."
Dediğinde kadına döndüm.
" Telefon bende kalacak. Sana yeni bir tane versin adamlar."
Deyip odadan çıktım. Alex'e döndüm.
" Burayı bildiğine emin misin?
" Eminim abi. Benim büyüdüğüm yerler."
Telefondaki resimlere bakmaya devam ettim.
" Hemen hazırlık yapın."
Derken bir anda durdum.
Gördüğüme inanamaz bakarken emin olmak için resmi büyüttüm.
" Matteoo!" Diye hırladım.
" Seni hain köpek!"
Alex gördüğü görüntüyle benden fazla şaşırmıştı. Resimlerin arasında Matteo da vardı. Kadın farkında olmadan en büyük düşmanımın resmini çekmişti.
Matteo'ya küfürler yağdırırkrn adamlardan biri bir eliyle ağzını kapatmış bir kolunu beline dolamış Sofia'yı kucaklamış getirdi.
" Ne oluyor lan burada?"
Dedim daha da sinirli.
" Abi gizlice kapıyı dinliyordu. Beni görünce kaçtı. Bende peşine düştüm. Kurtulmak için bıçak çekti. Yakalayıp getirdim."
Elindeki telefonu cebime koyduktan sonra belimdeki silahı çekip,
" Bırak." Dedim. Yere bıraktığı Sofia'yı tuttuğum gibi yanımdaki duvara çarparak yasladım. Elimdeki silahı kafasına dayadım.
" Yukarıdaki fare de sendin değil mi?"
Birinin arkamızda bizi izlediğini farketmiştim.
" Üçe kadar sayıyorum. Kimin adamısın söylemezsem suratını dayadığın duvara bularım beynini!"
Ağlayarak yalvarmaya başladı.
" Affedin ne olur, bağışlayın beni!"
" Bir..."
" Lütfen!
Lütfen!
Yalvarırım bağışlayın canımı!"
Yalvarırım ne olur!"
Korkudan ölmek üzereyken,
" İki..." Dedim.
" Af yok! Üç dersem dönüşü olmaz. KONUŞ!"
" Matteo!" Diye bağırdı.
Duyduğum isme şaşırmak isterdim ama şaşırmadım.
Kendime çevirip sırtını duvara yaslarken öfkeyle baktım gözlerine. Boğazına yapıştım. Bir yandan sıkarken bir yandan sordum.
" Ne zamandan beri onun köstebeğisin."
" Üç! " Dedi ağlayarak.
" Üç yıldır....
Affedin efendim!
Ne olur affedin! Dediklerini yapmazsam beni öldüreceğini söyledi. Mecbur kaldım."
Öfkem katlanarak artmaya başladı. Sofia'yı bırakıp merdivenlere yürürken,
" Alex kızı getir!" diye bağırdım.
Önde ben arkamda Alex ve ağlayarak gelen Sofia yukarı çıkıp yemek salonunun önüne geldik. Kapıya geçirdiğim tekme ile içeri girerken herkes ayağa fırladı. İlk tepki annemden geldi.
" Drago delirdin mi?!'
Evet delirmiştim. Bu sefer çok kötü delirmiştim. Arkamdan giren Alex'in getirdiği Sofia'yı kolundan tutup Matteo'nun ayaklarının dibine attım.
" Neler oluyor yine!"
Diye bağırdı annem. Başını yerden kaldırıp önce anneme sonra sahibine baktı Sofia ağlayarak. Matteo'nun gözleri irice açılmış bir kıza bir bana bakarken Bianca girdi araya.
" Neler oluyor?"
Elimdeki silahı Sofia'ya doğrulttum.
" Tekrar et!"
Dizleri üzerine kalktı. Bana doğru dönerek parmaklarını birbirine geçirip yalvardı.
" Efendim, Tanrı aşkına affedin! Affedin ne olur! Yalvarırım bağışlayın beni!
Bırakın gideyim. Ne olur!"
Hiç acımadan bastım tetiğe. Diz kapağına yediği kurşunla Aaah!! Diye haykırdı. Salondaki herkes yere devrilen Sofia'ya bakıyor, Matteo çok daha farklı bakıyordu. Yattığı yerde ağlayarak kıvranırken,
" Tamaam!" Dedi.
" Tamam konuşacağım!
Ben... Üç yıldır..."
Hem ağladı hem konuştu.
" Üç yıldır efendi Matteo'ya çalışıyorum."
" Herkesi herşeyi dinlememi ve kendisine söylememi emretti.
Ben de yaptım. Yoksa beni kalenin burcundan aşağı atacağını söyledi!"
"Yalan! Yalan söylüyor bu fahişe!"
Dese de ona inanacak kadar aptal değildim.
" Yalan değil!
Buraya getirdiğiniz kızın kim olduğuna kadar herşeyi anlattım kendisine. O gece olan herşeyi duydum ve söyledim."
Duyduğum şeylerle beyin damarlarım çatlayacak hâle gelmişti. Matteo'ya çevirdim gözlerimi. An itibariyle düşmanımla bir olmuş ve onun gibi ölümü hak etmişti.
Silahı yerdeki Sofia'ya çevirdim yeniden.
" Hiç kimse benim ekmeğimi yiyipte bana ihanet edemez! "
Diye kükredim. Yaptığının cezasını çok kötü çekecekti. Diğer diz kapağına çevirdim silahımı. Hiç acımadan bastım tetiğe. Bir çığlık daha koptu salonda. Feryat figan ağlıyordu.
" Alın bunu kalenin dışına atın! Yaşasa bile hayatı boyunca sürünsün."
Kapının dışındaki adamlarımdan ikisi anında içeriye girip yerdeki kızın kollarına girerek ve sürükleyerek çıkarıp götürürlerken sıra Matteo'ya gelmişti. Elimdeki silahı suratına çevirdim. Bir adım geriledi korkuyla.
" Seni uyarmıştım Matteo."
" Drago!"
Diye bağıran annem koşarak aramıza girdi.
" Sakın!
Saçmalama! İndir o silahı!
Kendi kanını mı akıtacaksın!"
Diyerek elimi aşağı indirirken,
"Haddini bil!
Benim kanımda hainlik yok!
Hain değilim ben! Yalan söylüyordu o kadın!"
Diye bağıran Matteo'ya baktım.
" Hâlâ yalan söylüyorsun! Hâla!
Söyle! Ne konuştun onunla! Nasıl bir anlaşma yaptın?!
Ne verdin?!
Ne istedin! Söyle!"
" Sana yapmadım dedim ya!
Bir hizmetçiye mi inanacak sınız?"
" Yalan!"
Diye bağırdım. Ardından cebimdeki telefonu çıkarıp ona doğru attım. Havada yakaladı.
" Aç!" Dedim.
" Aç ve kendi ihanetini gör!"
Bir an tereddüt ettiğinde annem ve Bianca'nın gözleri üzerindeydi. Mecbur kaldı. Açıp ekrana baktı. Gördüğü resimle gözlerindeki ifade itiraf gibiydi.
" Şimdi de inkâr edebilecek misin?! O kilisenin içinde ki sen değil misin? Sen düşmanımla buluşup bana ihanetin en büyüğünü ettin.
Seni uyardım Matteo. Ellerimle öldürürüm seni dedim!"
Diyerek hızla Matteo'ya çevirdiğim silahın tetiğine basarken son saniyede annem müdahale etti. Silah patladı, Matteo yerde kaldı. Ama kurşun kafasını delip geçmek yerine başını sıyırmıştı. Bianca elleri dudaklarında çığlık atarken annem,
" Ne yaptın sen!"
Diye haykırdı. İkisi birden Matteo'nun yanına koştu. Oğlunun yanına çöktü annem.. Bianca da diğer yanına..
"Matteo!
Matteo! Cevap ver! Matteo!
Bağırıyor sarsıyordu ama ne hareket ne ses vardı.
Ne acıdım ne pişman oldum.
Hiç kimse bana ihanet edemezdi.
Yerden kalkıp yakama yapıştı annem. Bir yandan bağırıyor bir yandan ağlıyor bir yandan göğsümü yumrukluyordu. Silahımı belime takıp bileklerinden tuttum.
" Bu ihanetin temelini sen attın İsabella Valeriani. Emrime karşı gelip Matteo'yu getirmeseydin bu cesareti bulamayacak Marco ile işbirliği yapmayacaktı. Kim bilir neler vadetti. Nasıl bir anlaşma yapıldı aralarında. Dahası!
Sadece oğlun değil. Siz de çekeceksiniz cezanızı.
" Alex?"
"Emret abi.."
" Doktor çağır. Ölürse mezara. Ölmezse üçü de sürgüne..."
" Neh!" Dedi annem Bianca ile birlikte.
" Sizi de uyardım. Birinizin hatasının cezasını üçünüze de çektiririm dedim."
" Bana bunu yapamazsın Drago!
Ben senin annenim!"
" Annem olduğunu daha önce düşünecektin. Babamı nasıl desteklediysen beni de destekleyecektin. Arkamdan oyunlar çevirmeyecektin anne.
Artık çok geç. Hakkın doldu.
Ölmezse oğlunla birlikte o evde geçecek yıllarınız. Alex!"
Dedim yeniden.
" Buraya en iyi adamları bırak! Bu kaleden fare bile kaçarsa hepsinin kafasını ellerimle keserim. Söyle!
Sonrada çıkalım. O Marco'ya nefes almak yok artık."
" Emredersin abi!"
Odadan çıkarken Alex telefonuyla adamları çağırdı. Onlar yukarı çıkarken biz merdivenleri iniyorduk.
Kalenin büyük kapısından çıkıp dışardaki adamlarıma baktım. Alex, araçlara! Deyince bütün adamlar arabalara bindi. Son olarak Alex ve ben.
Alex direksiyondaki Nico'ya yolu tarif ederken ben Marco'ya yapacaklarımı düşünüyordum.
" Alex. Ne kadar sürer."
" Çok sürmez yarım saat, hadi olsun kırk dakika."
" Hızlan Nico."
Dedim. Marco'yu ellerimle öldürmek için sabırsızlanıyordum. Yıllardır süren bir savaş bugün bitecek, son noktayı koyanda kazanan da ben olacaktım.
Cebimden çıkardığım puroyu dişlerimin arasına kıstırıp yaktım. Derin bir nefes çekip üfledikten sonra gözlerimi camdan dışarıya çevirdim.
Bu sabah olanlar yeniden canlandı zihnimde. Günlerdir arayıp bulamadığımız Marco bir kiliseden çıkıyor, ne hikmetse biz bulamazken Matteo onu kolayca buluyordu. Bu nasıl mümkündü. Dahası günlerdir hiç bir şey olmamış gibi yanımda durmuştu. İyi rol yapmıştı.
Peki aralarında nasıl bir anlaşma yapmışlardı. Marco da Matteo da benden kurtulmak istiyordu. Planları neydi.
Abi onbeş dakikaya orada oluruz diyen Alex'e bakarken telefonuma gelen mesaj sesini duydum.
Cebimden çıkarıp ekranı açtım. İsim yoktu ama numarayı ezbere biliyordum Marco..
Video. Video mu göndermişti.
Hemen açtım. Gördüğüm görüntüyle hayatımın şokunu yaşadım.
" LEYLA?! "
Alex bir anda bana döndü.
" Leyla mı?"
" Ne oluyor lan!
Leyla! Leyla nasıl burada olur? Hemde Marco'nun elinde."
O anda Sofia'nın söylediklerini hatırladım. Duyduğu bildiği her şeyi Matteo'ya anlatmıştı. Matteo ve Marco birlik olup beni ortadan kaldırmak için anlaşmış yem olarakta Leyla'yı kullanacaklardı.
" Lâ*et olsun!
Lâ*et lâ*et"
Hemen videoyu başa alıp sesini açtım.
" Sen! Siz! Hepiniz aşağılık iğrenç birer mahluksunuz."
Diye bağıran Leyla ile başladı video.
" Özellikle sen... İnsan bile değilsin sen. Kendi kızını bile hiç acımadan öldüren bir katilsin!"
Leyla herşeyi biliyor şekilde konuşuyordu. Ama nasıl? Neler oluyordu.
Yanında bir adam konuşmasını tercüme etti. Aniden kameraya döndü mavi gözleri. Nefesim kesildi o an. Korku özlem hasret... Bütün duygular iç içe girdi. Kamera zoom yaptığında gördüğüm yara izleriyle içime ateş düştü sanki. Alnında dudağının yanında morluk ve kan izleri vardı. Sonra kolu çekti dikkatimi yaralıydı. Ve bağlı. İçime düşen ateş bütün damarlarıma yayıldı. Ona dokunan herkesi teker teker öldürmeye yemin ettim o an.
" Boşuna bekleme.
Drago buraya gelmeyecek. Sandığınız gibi bana değer vermiyor. "
Bu cümleler yanan canımı daha çok yakarken şaşırttı da. Hatırlıyordu. Adımı, beni belki de her şeyi hatırlıyordu. Oysa unutmuştu. O ilaç herşeyi umutturmuştu ona.
Yanındaki adam söylediklerini yine çevirdi. Tekrar kameraya baktı. Nefes aldı. Her hâlini dikkatle izlerken gözlerinin dolduğunu gördüm.
" Zaten istediğin buydu.
Ölmem... Sen yapamadın ama senin yerine biri yapacak. "
Bu sözleri banaydı. Leyla... Dedim acı dolu.
" Başından beri... Kurtulmak istiyordun zaten benden."
Titreyen dudaklarını izlerken Hayır... Dedim. Seni korumak için di her şey. Sana bir şey olmasın diye ben burada sessizlik içinde öldüm. Dedim içimden.
" Artık sizin isteğiniz olacak.
Ben öleceğim.
Sen de keyifle izleyeceksin."
" Hayır hayır.
Nico!"
Diye bağırdım.
" Bas gaza bas!"
Araç dahada hızlanırken gördüğüm mavi gözlerimden birer damla aktı.
"Hepiniz benden kurtulacaksınız.
Gelme."
" Asla!
Seni asla orada bırakmam."
Derken yanındaki adam önüne geçti. Leyla bir anda adama bakıp yüzüne tükürdü. Yaptığı şeye şaşırırken kızdırdığı adam bir anda arkasındaki çukuru itti Leyla'yı.
LEYLA diye bağırdım.
Attığı çığlıkla çukurdaki tabutun içinde kaldı. Kalbim Leyla'yı kaybetme korkusuyla deli gibi atarken Leyla'nın korku dolu bakışlarını gördüm. Ve bitti. Video bitmişti. İçinde koca bir yangın başlamıştı. Kendimide bu dünyayı da yakıp kül edecek kadar büyük bir yangın.
Hemen arkasından aynı numara aramaya başladı. Marco'nun planının devamı geliyordu. Beni aramasının sebebi beni tuzağa çekmekti adım gibi biliyordum. Ama kendi oyununa düşecekti.
Aramayı açtım ve sessizce dinledim.
Drago Valeriani. Dedi.
Sakin kalmaya çalışarak
Marco Moretti dedim.
Sevdiğin, değer verdiğin kızı kurtarmak istiyorsan tek başına buraya geleceksin.
O kıza ne değer veriyorum ne de seviyorum. O kız senin torunun, senin kanından. Öldürmek istiyorsan öldürebilirsin Marco. Düşmanımın kanından biriyle işim olmaz.
Dedim ve kapattım. Yalandı yalan söylemiştim. Leyla için bu dünyayı da içindeki her şeyi de yakardım. Ama Marco'yu ters köşe yapabilmek için böyle konuşmak zorundaydım. Önümdeki koltukta oturan Alex'e baktım.
" Daha gelmedik mi lan?!"
" Abi birazdan oradayız."
Bir süre sonra yolun sonunda resimlerdeki o kiliseyi gördüm. Oradaydı Marco, biliyordum! Kiliseye en yakın yerde durdu arabalar. Araçtan iner inmez silahımı çekip adamlara doğru bağırdım.
" Dağılın her yeri arayın!
Bulun onu bana! Hemen!"
Adamlarım koşarak etrafa dağılırken ben ve Alex koşarak içeriye girdik. Lâkin daha kapının önündeyken önümüze çıkan görevli genç yolumuzu kesti.
" Durun ne yapıyorsunuz?"
Diyerek engel oldu bize.
" Tanrının evine silahla giremezsiniz!"
Zaman dardı. Leyla ölümle cebelleşiyordu belkide. Genç çocuğu yakasından tuttuğum gibi silahı kafasına dayadım.
" Tanrının evinde ölmek istemiyorsan çekil önümden."
Bizi gören insanlar duayı bırakıp kaçarcasına terk etmeye başladılar kiliseyi. Genci dışarı doğru savundum. Kapının önünde yerde kalırken,
" Marco!" Diye bağırdım.
" Canını almaya geldim lan! Bugün bitecek bu iş! Erkeksen çık lan karşıma. Çık!"
Avazım çıktığı kadar bağırdım ama sessizlikten başka bir şey yoktu. Sonra bir tıkırtı duydum.
Yan taraftaki küçük tahta kapı kapandığında hızla o tarafa koştum. Aynı anda kapının arkasından ayak sesleri gelince omuzlayarak girdim kapıdan. Dar karanlık bir koridordan koşarak kaçan Marco'ydu. Durup bana dönmesiyle duvarın dibine sindim. Aynı ateş etmesi bir oldu.
Arkasını dönüp tekrar koşmaya başlayınca silahımı doğrulttum. Bacağına nişan alıp tetiğe bastığımda yediği kurşunla olduğu yere düştü. Elindeki silah yeniden bana döndüğünde bir kez daha bastım tetiğe. Elinden vurdum bu kez. Yerde acıyla kıvranırken koşarak gelip üstüne atladım. Elimdeki silahın kabzasıyla bir yandan vurup bir yandan sordum.
" Söyle! LEYLA!
Leyla nerede? Söyle lan!"
Ağzı burnu kan içinde kalsada söylemedi. Nefes nefese ayağa kalktım. Silahı kafasına dayadım.
******************
9. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
