🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ

Acil bölüm demiş canım okurum 😍

****************
Gözlerimi açtığımda hâlâ aynı berjerde oturuyordum ve her yerimde bir ağrı hissi vardı. Önce kollarımı havaya kaldırdım sonra bacakları indirdim. Dört bir yana gerinirken belime ve sırtıma giren ağrıya mı yansam tutulan boynuma mı bilemedim. Elim boynumda inlerken diğer berjerdeki Drago'nun duygusuz ve soğuk bakışlarını görünce,

"Hassiktir!"

Diyerek geriye sıçradım.
Sonra da elim kalbimde söylendim.

" Ödüm patladı!"

Oturduğu koltukta bacak bacak üstüne atmış sessiz beni izlemeye devam etti.

Ruhsuz dedim içimden. Bu adam içinde yaşadığı bu taş kafes kadar soğuktu. Gözleri gözlerimde sağ elini yavaşça havaya kaldırıp yana doğru uzattı. Yaptığı hareketi izlerken,

"Alex." Dedi.

"Ordine!"
"Emret!"

Diyen başka biriyle anında ayağa fırlayarak arkama döndüm. Biri daha vardı odada. Bir kaç adımda yanımıza geldi. Sonra elinde tuttuğu bana ait defterleri Drago'ya uzattı.

" Defterlerim."

Dedim almak için öne doğru gelip elimi uzatarak. Ama önüme uzanan kol izin vermedi. Sonra da geriye doğru iterek otur! dedi.

Tanıdık Türkçe ses tonuyla anında yanımdaki diğer adama çevirdim gözlerimi. İşaret parmağımla göstererek sen... Dedim. Tanımıştım.

" Gece dur diye bağıran sendin."

En az Drago kadar asık suratlıydı. Soğuk bakışları üzerimde iki omuzundan tutup geriye ittirince,

" Ne oluyor ya bırak!"

Desemde dinlemedi. Kalktığım koltukta buldum kendimi. Sonra koltuğu Drago'ya çevirip dibine kadar ittirdiğinde dizlerim Drago'nun dizlerine değmek üzereydi.

" Ne oluyor ya!?"

Elindeki defterimi havaya kaldırıp sordu.

" Bu senin mi?"

Türkçe konuşacaktı anlaşılan.

" Evet! " Dedim çekip alarak.

" Hikaye yazdığım defterim."

Derken açıp içinde gezmeye başladım ama gördüğüm şeyle kocaman oldu gözlerim.

" Olamaz!" dedim ağlamaklı. Defterim ıslandığı için yazılar birbirine karışmıştı. Yazdığım o kadar şey boşa gitmişti. Islanıp tekrar kurumuş olan buruş kırış sayfalar arasında gezerken birçok sayfanın aynı şekilde bozulduğunu görünce bu sefer gözlerim doldu cidden. Sinirlerim bozulmuş, üzülmüştüm. Babamın ölümüyle hayatım alt üst olmuş o günden beri hiç bir şey yolunda gitmiyordu.

" Hepsi sizin suçunuz!"

Diye yükseldim. Ama umursamadı bile. Diğer defteri tutup kaldırdı.

" Bu senin mi?"

Bir deri deftere bir Drago'ya baktım.

" Hayır." deyip önümdeki deftere döndüm yeniden.

" Kimin?" Dedi.

" Bilmiyorum." Dedim gözlerim hâlâ defterimdeki bozulan yazılarda.

" Yalan söylüyorsun."

Duyduğum cümle ile gözlerine çevirdim gözlerimi. Kaşları çatık sert şekilde bakıyordu.

" Yalan mı?
Yalan söylemiyorum.
Defter benim değil, kimin olduğunu da bilmiyorum. Tesadüfen buldum."

" Bu defterin içindekileri okuyabiliyor musun?"

Bir deftere bir gözlerine baktım tekrar. Ne yapmaya çalışıyordu?
Tabi ya. Sorguya çekiyordu. Uzun konuşma derken kastettiği şey sorguydu.

" Hayır."

" Yalan."

" Değil."

" Elindeki defter senin mi?"

Önümdeki deftere baktım yeniden.

" Benim dedim ya!"

" Emin misin?"

" Bu ne ya?
Dalgamı geçiyorsun benimle?"

" Son kez soruyorum!
Bana doğruyu söyle."

Şuan uçaktaki gibi bakıyordu gözleri.

" Elindeki defter senin mi?"

" Evet dedim ya!
Sağır mısın?"

" Bu defter senin mi?"

Yine elindeki defteri gösterdi.

"Allah'ım çıldıracam!
Hayır!"

" İçinde ki yazıyı okuyabiliyor musun?"

" Hayır.
Ne yazıyı biliyorum, ne de okuyabiliyorum."

"O hâlde açıkla.
Bilmediğini, okuyamadığını söylediğin karakterlerin senin olduğunu kabul ettiğin defterde işi ne?"

Gözlerim gözlerinde bakakaldım.
Ne diyecektim. Cevabı ben bilmiyordum ki cevap vereyim.

" Bilmiyorum. Evet bu defter benim içindeki yazı da benim. Ama bu karakterler nasıl yazıldı bilmiyorum farkında bile değilim."

Sinirden çenesinin kasıldığını gördüm.

" Sana. Bana. Yalan.
Söyleme dedim!"

Her kelimenin üstüne basa basa konuşurken sıktığı dişleriyle çenesi yeniden kasıldı.

Sinirle ayağa kalktım. Kucağımdaki defter yeri boylarken,

" Yalan söylemiyorum dedim ya!"

Diye hırladım dişlerimin arasından.

" Türkçen kıt olmadığına göre sağırsın."

Gözlerimi gözlerine dikmiş ecelime bakıyordum şu an. İçimdeki Leyla dile geldi.

Aferin. Aptallığını ayakta alkışlıyorum.

Haklıydı. Bu adamı daha da kızdırmak akıllı işi değildi çünkü. Kürek kadar eliyle her an gırtlağıma yapışabilir beni tek eliyle bile boğabilirdi.

Geri bas.

İçimdeki gevezenin aksine gurur yapıp geri falan basmadım. Karşımdaki öfkeli gözlerle bakışıyordum hâlâ. Az sonra ayağa kalkarken önündeki bedenim yavaş yavaş küçüldü. Dev cüssesi önünde küçücük hissettim kendimi. Sonra bir anda sağ elini çenemde hissettim. Sarsılırken düşmemek için bileğinden tuttum ellerimle. Çenemden tutmaya devam ederken yüzüme doğru eğildi. Öfkeli gözleri gözlerimde nefesi tenimi yalayıp geçerek konuştu.

" Bir daha bana sesini yükseltirsen seni çok kötü cezalandırırım tavşancık."

Dilim tutulmuş, bedenim buz kesmişti. Çenemde ki elini çekip iki parmağını gerdanıma dayadı. Geriye doğru itince kalktığım koltuğa geri oturdum. Korkudan bütün hücrelerim donmuş gözlerim gözlerinde aklıma gelen ceza çeşitleri hiç iç açıcı değildi. Hele de biri.

Dilin kopsun Leyla.

İçimdeki gevezeye cevabım, böyle giderse kopacak oldu.

Tekrar oturdu karşıma. Elini ceketinin içine attığını görünce korkudan arkama yaslanıp dizlerimi kendime çekip sarıldım.

Kesin silahını çıkarıp kafama sıkacak diye düşündüm. Ama cebinden bir zarf çıkardı. Ne yalan söyleyeyim rahatlamıştım.

Elindeki zarfı bana uzattı. Uzanıp aldım mecburen. Üzerindeki yabancı yazılara bakarken,

"İçindeki kağıdı çıkart." Dedi.

Yine ikiletmeden dediğini yaparak açıp kağıdı çıkarttım. Gördüğüme inanamadım. Bu kağıttaki karakterler ve yazım şekli deri defteredekilerle aynıydı. Neler oluyordu?

Şu anda şaşkın, bir kağıda bir onda ki deri kaplı deftere bakıyordum. Bu arada Drago da bana bakıyordu.

"Günlerdir araştırma yapıyorum. Bu defterdeki dil tarihsel bir dil değil. Bu yazım şekli ve karakterler herhangi bir zamana yada tarihe ait değil. Birileri bu dili kendi aralarında konuşmak için geliştirmiş o kadar!"

Derin bir nefes alıp verdi.

" Bu kağıt bana babam tarafından gönderildi. Ne yazıyor bilmem gerekiyor."

" Babana sorsan daha kolay değil mi?"

Diyiverdim. Gözlerini kapatıp sıkarken sabırlı olmaya çalışıyordu yine. Evet yanlış tuşa basmıştım. Tekrar etti.

" Ne! Yazıyor!
Bilmem gerekiyor!
Ama ne yazdığını kimse çözemiyor. Anlaşılan sadece üç kişi vakıf bu dile. Onlardan biri öldü."

Birden babam geldi aklıma. Babam mıydı onlardan biri?

" Öldü mü?
Yoksa... O kişi babam mıydı?"

Cevap vermedi ama gözleri onaylıyordu. Tahminim doğruydu. Bu defter yüzünden öldürülmüştü babam. Gözlerim dolarken,

" Diğeri babam. O da ölüm döşeğinde." Dedi.

" Diğeri de sensin. Sen bu defterdeki yazı şeklini biliyorsun."

" Ben mi?
Hayır hayır!"

Dedim ellerim havada panik. Ölecek sonuncu kişi olmak istemiyordum.

" Yanlış!
Ben bu yazıları ne biliyorum ne okuyorum. Defterime nasıl yazıldı farkında bile değilim."

Kaşları yeniden çatıldı. Dişlerini birbirine bastırırken başını yana çevirerek kütletti.

" Sana inanmamı mı bekliyorsun?"

" İnan yada inanma.
Gerçekten bilmiyorum ben bu dili yada her neyse onu! Babam nasıl biliyordu, onu da bilmiyorum. Hem..."

Diyerek duraksadım önce. Sonra devam ettim.

" Neden bu kadar önemli bu. Babamın canına mâlolacak ne yazıyor bu defterde."

Kafamın içinden binlerce soru işareti vardı. Babam nasıl bir şeye bulaşmıştı? Dahası onun yüzünden ben de bulaşmıştım. Ne yapacaktım şimdi. Nasıl çıkacaktım bu belânın içinden?
Elindeki defteri havaya kaldırarak konuştu.

" Bu defterin içinde ne yazdığı umurumda bile değil."

İşaret parmağı ile elimdeki kağıdı gösterdi.

"Ben o kağıtta ne yazdığını bilmek istiyorum."

Elimdeki kağıda çevirdim gözlerimi.

" Aç kulağını iyi dinle Leyla."

Kaşlarım havada yüzüne bakakaldım. Adımı biliyordu. Ama ilk kez söylemişti. Hakkımda başka neler biliyor. Diye düşünmeden edemedim.

" Adım Drago Luca Valeriani. Ben İtalyada ki üç büyük aileden birinin ilk oğluyum."

Valeriani adıyla gözlerim korkuyla büyüdü. Bu adı geçmişte televizyonda duyduğumu hatırlatmıştım çünkü. Sonra medya haberlerinde. Haber başlığı kanlı hesaplaşmaydı. Bu yüzden tüm dünya duymuştu.

" İtalya! Ma-mafya ailesi. Olan. Valeriani mi? Carlino Valeriani mi? Oo... nun oğlu musun?"

Gözleri gözlerimi buldu. Evet tam da öyleydi. Ve karşımdaki bu adam ilk gördüğüm gibi değildi artık. Artık bir ejderha kadar saldırgan ve ürkütücü görünüyordu gözüme. Babamın bir mafya ailesi ile ne gibi bir bağlantısı olabilirdi. Allah'ım nasıl bir şeyin içindeyim ben.

" O kağıt bu ailenin geleceğini belirleyecek. Bu yüzden o kağıtta ne yazıyor bilmem gerekiyor.

İşte anlaşma!"

Dedi ayağa kalkarak. Ardından siyah deri kaplı defteri kucağıma attı. Ellerini ceplerine soktu yine ve gözlerini gözlerime dikti.

"Yarına kadar bu kağıtta ne yazıyor çözeceksin. Aksi hâlde işkence ederek öldürüp babanın yanına yollarım seni!"

Duyduklarımla kanım dondu. Resmen öldürmekle tehdit ediyordu beni. Koltuğun yanından geçip adamıyla birlikte kapıya yürüyüşünü izlerken aniden durdu. Omuzu üzerinden bakarak konuştu.

" Şunu sakın unutma.
Ölümden kurtulmak için bana yalan söylersen bunu anlarım. Çünkü o kağıtta beklediğim tek bir cümle var. O cümlenin dışında ne söylersen söyle seni ölüme götürür."

Yanındaki adamı Alex kapıyı açtı. Drago kapıdan çıkarken Alex bana doğru acıyan bir bakış attı. Sonra peşinden çıkıp gitti. Kocaman odanın içinde içime yerleşen ölüm korkusu ile başbaşa bırakılmıştım.

*****

GÜNLER ÖNCE

🌀🌀🌀

Soğuk Ocak ayının sisle kaplı sabahlarından biriydi. Kargalar ugursuz çığlıklarıyla yırttı Valeriani ailesine ait kalenin etrafındaki sessizliği. Sanki olacakların haberini veriyorlardı.
Karanlık ve soğuk gecenin sabahında kaledeki tek ışık, ana yapının 2. katındaki büyük yatak odasında yanıyordu.

Odanın ortasındaki büyük yatakta yatan yaşlı adam için oradaydı herkes. Nefes almakta zorlanan adamın göğsü her inişinde biraz daha çöküyordu.

Büyük oğul Drago sessiz, sıktığı çenesiyle bir yandan olabilecekleri düşünüyor, bir yandan büyük odanın içinde ileri geri yürüyordu. Geceden beri iyiye giden hiç bir şey yoktu. Aksine babasının sağlık durumu daha kötüye gidiyordu. Ölümü yakındı. Yatağın yanındaki cihaz babanın kalp atışları artık düzensiz, her an durabilir diyor, yüzünde takılı oksijen maskesi ölüm saatini uzatıyordu o kadar.

Yatağın yanıbaşında yere dizleri üzerine çökmüş, ağlamaktan kızarmış gözlerle babasının elini tutan kız kardeşi Bianca'ya çevirdi gözlerini.

" Ne olur baba.
Bırakma bizi."

Diyen yalvarışlarını duydu. Yaşlı babası çocukları arasında en çok kızını severdi. Bu yüzdendi kızın herkesten fazla olan üzüntüsü.
Drago'nun omuzları düştü. Kabul olmayacak bir dua, dedi içinden. Belki saatler vardı, belki dakikalar ama babasının zamanı doluyordu. Bu sabah kontrole gelen doktoru bile kesmişti umudunu.

Evet. Büyük mafya ailesinin reisi Carlino akciğer kanserine ve yaşlılığa yenik düşmüştü.

Annesine çevirdi gözlerini bu kez. Kadın artık ayakta bile duramayacak hâldeydi. Günlerdir kocasının başından ayrılmadan ağlayarak bekliyordu çünkü. Lakin hiç bir değişiklik olmamış, şimdi göz yaşları bile akmaz olmuştu. Huzur içinde ölümünü bekliyordu sadece.

Drago yürümekten yorulup berjere oturdu. Dirseğini kolçağa dayadı. Eliyle alnını ovuşturuyordu. Babası öldükten sonra olacaklara hazırlıyordu kendini. Belirsiz bekleyiş sürerken gözleri odanın büyük kapısına gidip geldi. Kardeşi Matteo dünden beri babasının yanına hiç uğramamıştı. Kız kardeşine döndü.

" Matteo nerde?"

Kız sadece başını iki yana saklamakla yetindi. Konuşacak hâlde değildi. Bu sırada açıldı kapı. Elinde kırmızı bir dosya ile girdi Matteo. Nefes nefeseydi. Yüzünde hem telaş hem bir heyecan vardı. Drago'nun gözleri kardeşinde,

" Ne oluyor? Ne bu telaşın?"

Dedi annesi. Matteo elindeki dosyayı havaya kaldırarak Drago'ya doğru yürüdü.

" Babamın vasiyeti!"

Neh?! Dedi odadaki kadınlar ayaklanarak. Annesi öne çıkıp yüksek sesle konuştu.

" Sen babanın kasasını mı açtın?
Bu ne cesaret!"

Drago ayağa kalkıp öfkeyle baktı kardeşine.

" Sen kim oluyorsun da böyle bir şeye kalkışıyorsun? Kimden izin aldın!
Hem!"

Dedi şüpheli gözleri adamın üzerinde.

"Kasayı nasıl açtın?"

Kendinden emin şekilde konuştu Matteo.

" Babam ölmeden bu vasiyetin okunması gerekiyordu. Çünkü herşey durdu. Bu adam ölmüyor da kalkmıyorda. Bu kaosun daha fazla devam edemez. Buna izin vermeyeceğim.

" Sen kim oluyorsun lan!
Neye izin vermeyeceksin?!"

" Ailenin başına birinin geçmesi gerekiyordu. Ve o kişi bu vasiyette yazan kişi olacak!"

Drago iki adımda Matteo'nun yanına geldi.

" Nasıl açtın kasayı?"

Dedi kaşları çatık şüphe ile bakan gözlerle. Matteo kasayı açacak şifreyi nasıl biliyordu?

" Asit kullandım."

Dedi adam çok rahat bir tavırla. Drago'nun kaşları daha da çatıldı.

" Ne yaptın?"

Diye hırladı. Kasanın kilidini asitle eriterek açmıştı. İnanamadı, nasıl bu kadar rahat hareket edebiliyordu bu adam. Matteo abisine dikti gözlerini. Gurur dolu bakışlarla konuştu.

" Babam bu ailenin başına benim geçmemi istiyor."

Odanın içinde buz gibi bir hava esti. Drago'nun şaşkınlığı daha da artarken, damarları alev alev yanmaya başladı.

Matteo'nun söyledikleri doğru olamazdı. Yıllardır babasının en yakınında olan kişi Drago'nun ta kendisiydi. Babası her fırsatta Matteo'yu eleştirirken aile reisliğini ona nasıl bırakırdı.

Bianca'nın endişeli bakışları iki abisinin arasında gidip gelirken cesaret edip bir şey söyleyemedi. Drago Matteo'nun elindeki dosyayı çekip aldı. İçini açarken annesi ve kız kardeşi geldiler yanına. Okudukları kağıtta yazanlar Matteo'yu doğruluyordu. Babası bütün işlerin başına Matteo geçecek ve ailenin reisi o olacak yazmıştı. Altında da kendi adı ve mühürü vardı.

Drago, gözlerini bir yatakta eceli bekleyen adama, bir kollarını göğsünde birleştirmiş zafer kazanmış edasıyla bakan Matteo'ya çevirdi. Ardından yeniden okudu vasiyeti. Yazı babasının el yazısıydı. Mühür ve imza babasına aitti.

Nasıl olur bu?

Dedi kendi kendine. Kendini bile idare edemeyen bu aptal ve sorumsuz herif koca aileyi ve işleri nasıl idare eder?!

Babam beni her zaman yerine geçecek kişi olarak yetiştirdi. Bu vasiyet gerçekse bütün hayatım bir yalan mıydı? Öfkeyle doldu taştı. Bu ailede kurallar ağırdı.
Eğer Matteo herşeyin başına geçerse o da kardeşine itaat etmek zorunda kalacaktı. Bunu asla yapmazdı. Ceketini alır çıkar giderdi ama kardeşinin emrine girmezdi.

Düşünceler arasında gidip gelirken kapı tıkladı. Evin çalışanlarından Sofia girdi. Başı ve elleri önünde konuştu.

" Efendim avukat Bellini geldi."

Matteo'nun yüzü aniden değişti. Bu adam neden sabahın köründe buradaydı. Yoksa vasiyetle ilgili mi gelmişti. Bir korku düştü içine.
Drago Matteo'ya attığı bakışla yüzündeki ifadenin nasıl değiştiği gördü. Bir şeyler çeviriyordu emindi.

" Gelsin!"

Dedi. Fransis Bellini yıllarca ailenin avukatlığını yapmıştı. Ve çalıştığı adam Carlino Valeriani öldüğünde o da istifa edecekti. Kapıdan girdi yaşlı adam.

" Günaydın genç efendiler."

Dedi ağır adımlarla odanın ortasına kadar yürürken. Önce yatakta yatan adamı izledi. Üzüldü bu hâline. Yıllar boyunca etrafındaki herkese korku saçan adam şu an aciz bir şekilde yatağında ölmeyi bekliyordu.

" Tanrı günahlarını affetsin."

Deyip iki kardeşe döndü. Sol elinde tuttuğu çantanın içinden küçük, mühürlü bir zarf çıkardı.

" Babanız bilinci yerinde olduğu zamanlarda bu zarfı bana emanet etmişti. Ölüm döşeğine düştüğünde bu zarfı genç efendi Drago'ya vermemi ve üzerinde de yazdığı üzere, zarfın benim yanımda açılmasını istemişti. Matteo'nun yüzü kaskatı kesildi. Zarfın içinde ne olabilirdi?

Bellini zarfı Drago'ya uzattı. Adam zarfı alıp üzerinde yazan yazıyı kontrol etti önce. Doğruydu. Babası kendi el yazısı ile yazdığı yazıda zarfın kendisine verilmesini ve avukatın yanında açılmasını istemişti.

Elinde tuttuğu kırmızı dosyayı karşısında dikilen Matteo'nun önüne attı. Matteo bu hakaret içeren harete sinirli bakışları ile karşılık versede sustu.

Drago kenarını yırtarak zarfı açtı. Bütün gözler zarfın üzerindeydi şimdi. İki parmağıyla tutup zarfın içinden sararmış bir kâğıt çıkardı. Herkesin görebileceği şekilde düzledi. Lâkin kağıdı gören herkes birbirine baktı. Kağıdın üzerindeki mürekkepli kalemle yapılmış karakterler bir çocuğun işi gibiydi. Harflere benzeyen ama harf olmayan şeylerden başka bir şey yoktu kağıtta.

Matteo bir anda kahkahayla gülmeye başladı.

" Bu ne şimdi?
Bu kağıtta anlamlı hiç bir şey yok! Babamın şuuru çok önceden gitmiş anlaşılan."

Tekrar gülmeye başlarken,

" Bu babamın kendi el yazısı."

Dedi Drago. Avukat Bellini başını sallayarak onayladı.

" Peki bu kağıtta ne yazıyor?
Neden bana böyle bir kağıt bıraktı?"

" O kağıtta ne yazdığının bir önemi yok abi. Değersiz bir kağıt parçası."

Hızla avukata döndü. Elindeki dosyayı Avukat Bellini'nin göğsüne vurarak kucağına bıraktı.

" Bellini! Bu vasiyeti hemen herkese duyuracağız! "

***********************
6. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 2beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.