13. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?
Bölümler 33Şu an: 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
DRAGO
Cenazeden bu yana 3 gün geçmişti. Babamın ardından Matteo'yu oyunun dışında bırakmış, olması gerektiği gibi babamın yerine ben geçmiştim. Carlino Valeriani'nin hem gücü, hem yükü, hem sorumluluğunu almıştım omuzlarıma.
Toplantının ardından ilk olarak Matteo'yu şehrin diğer ucundaki diğer eve sürgüne yollamıştım. Suçunu bildiği için itiraz bile edemememişti. Başına da on adam dikmiştim. Bana oynamaya kalktığı oyunun cezasını bu şekilde çekecekti. Islah olana kadar orada kalacaktı. Onu öldürmememin tek sebebi kan bağımızdı. Aile kurallarından biri, babamın da vasiyetinde bahsettiği buydu. Ne kandan geçilir ne de güçten. Kan bağın olan birine zarar veremezsin. İkinci olarak taziyeleri kabul ettim. Taziye için gelen herkes aynı zamanda bağlılığını bildiriyordu. Tabi gelmeyenler de olmuştu. Bu beni tanımadıklarının işaretiydi. Şimdilik sessizdim onlara karşı ama ilk fırsatta akıllarını alacaktım.
Bir de Moretti Ailesi vardı. Geçmişten geleceğe her zaman düşmanım olan bir aile. Adamını yollamıştı Marco Moretti. Carlino Valeriani ölse de değişen bir şey olmayacak demişti mesajında. Güç gösterisi yapıyordu aklınca.
Bütün bunların ardından babamın hasta olduğu zamandan bekleyen her işin raporunu vermişti adamlar. Yapılması gerekenleri her bir bölgenin sorumlularına tek tek anlatmam gerekmişti. Çünkü düzen değişmişti. Bundan sonra Drago'nun düzeni oturuyordu.
Üç gün boyunca sadece 5-6 saat uyuyabilmiş kalan zamanımı bu işlere harcamıştım. Ve nihayet bu sabah evime dönüyordum. Kalenin büyük kapısı önünde durdu araç. Önden Alex indi ve kapımı açtı. Dışardaki adamlar daha bir saygılı karşıladılar beni. Alex'in dediğine göre kendi aralarında büyük Drago diyorlarmış bana. Gerçek bir ejderha.
Önüme geçip kapıyı açtılar ve öne eğilerek beklediler geçişimi. İçeriye girip merdivenleri çıkarken aklıma ilk gelen Leyla oldu. Daha bir hızlandırdım adımlarımı. Aceleyle çıktım merdivenleri. Odama doğru yürürken odadan çıkan Sofia'yı gördüm. Hoşuma gitmedi yüzündeki ifade. Bir şey mi olmuştu? Arkasını dönüp gidecekken Sofia diye seslendim.
Beni görünce telaşlandı. Anında elleri önünde başını eğdi.
🌀🌀🌀
" Ne oluyor?"
" Efendim içerdeki bayan pek iyi değil galiba. Siz gittiğinizden beri doğru düzgün bir şey yemiyor. Uyumuyor. Odadan çıkmasına korumalar izin vermediği için olay çıkardı.
Birbirimizi anlayamadığımız için iletişim kuramadım."
" Neden haber vermediniz?"
" Şey! Büyük hanım önemli işlerinizin olduğunu söyledi. Size haber vermemize izin vermedi. Söylersek bizi cezalandıracağını söyledi."
" Ne yaptı?"
" Aynen böyle söyledi efendim."
Yumruklarımı sıkarak dinledim.
" Tamam sen gidebilirsin."
Adamlara çevirdim gözlerimi.
" Siz de gidin."
Alex dışarda beklerken ben kapıyı açıp içeriye girdim. Ama gördüğüm şeyle şok oldum. Leyla pencereyi açmış hemen önünde buz gibi soğuğu yiyerek oturuyordu.
Neden bilmiyorum aklıma ilk gelen şey aşağı atlama istediği oldu. Başı dışarıya dönük, gözleri yağan karı izliyordu. Ne yapacağımı bilemedim önce. Kısık bir tonda Leyla... Dedim. Anında bana döndü.
🌀 Bitti.
" Drago?
Geldin... "
" Evet geldim. "
Dedim sakin şekilde ama kalbim her an aşağı düşerse korkusuyla titriyordu
" Buradayım.
Leyla şu an orada olman çok tehlikeli. Neden çıktın oraya?
Hadi yavaşça in."
Biraz daha yaklaştım. Gözleri kızarmış, göz altları morarmıştı.
Neden böyle olmuştu birden bilmiyorum ama gerçekten iyi görünmüyordu.
" Nefes alamıyorum. Adamlara da dedim ama odadan çıkamama izin vermediler. Beni anlamadılar bile. O yüzden buraya çıktım."
İyice yaklaşıp elimi uzattım. Korkum hâlâ devam ediyordu.
" Elini uzat. İnmene yardım edeyim."
"Gerek yok burası iyi."
"Leyla orada olman çok tehlikeli. Ve soğuk. Hasta olacaksın."
Yeniden dışarıya çevirdi gözlerini. Ardından kollarını kendine doladı. Sonra pencereyi kapatıp içeriye döndü. Bacaklarını aşağı sarkıtıp kollarını bana doğru uzattığında tuttuğum gibi indirip göğsüme bastırdım.
" Delirdin mi sen?!
Neden çıktın oraya?!"
Tehlike geçtiği için bu kadar rahat kızıyordum. Oysa az önce korkudan kalbim duracak gibiydi.
Kendimden uzaklaştırıp kızmaya devam ettim.
" Ya aşağıya düşseydin.
Ya bir şey olsaydı sana."
Şimşek çakan sinirli mavileri birden gözlerimi buldu. Sonra bir anda göğsüme indi yumrukları.
" Senin yüzünden!
Hepsi senin yüzünden!
Lâ*et olası mafya babası!
Üç gün ne yaşadığımdan haberin var mı senin?
Üç gündür bu odada hapis olmak nefes alamamak nasıl bir şey biliyor musun? "
Bir yandan vuruyor bir yandan sesinin çıktığı kadar bağırıyordu.
" Dilini bile anlamadığın insana dışarı çıkmam lazım, nefes alamıyorum diyememek nasıl bir şey biliyor musun?
Bir sen vardın beni anlayan. Sen de gittin gelmedin.
Bir kere!
Bir kere ihtiyaç duydum sana! Sadece bir kere yah!
Onda da yanımda değildin!"
Hem bağırıp çağırıyor, hem ağlıyor, hem vuruyordu. Ne olduğunu merak etsemde soramadım. İzin verdim canımı yakamayan darbelerine. Hırsını alana kadar vurmasına izin verdim. Bekledim. Sadece bekledim. Sonunda yoruldu. Elleri ceketimin yakalarında yumruk, alnını göğsüme dayadığında nefes nefese kalmıştı.
Yavaşça kaldırıp kucağıma alarak arkamdaki berjere oturdum. Yüzünü göğsüme kapattığında nefesi tenimi ısırıyordu. Üşüyen bedenine sardım kollarımı. Yanan ateşe döndüm yönümü üşüyen vücudu ısınsın diye. Ve beklemeye başladım.
Aradan dakikalar geçti. Nefesi düzene girerken kolları kucağına inse de yüzü hâlâ göğsüme dayalıydı.
" Ne oldu anlat."
Dedim sonunda.
Önce sessizlik oldu. Sonra tek cümle kurdu.
"Beni İstanbul'a götür."
" Önce ne oldu anlat.
Ne bu hâlin?"
Gözleri kapalı durdu bir süre. Sonra tekrar etti.
" Beni ülkeme, evime götür Drago. Ne olur... Yada bırak ben gideyim."
Gözleri hâlâ kapalı devam etti.
" Benimle bir işin kalmadı."
Derken dili dolaşmaya başladı. Üç gündür uyumadığını söylemişti Sofia. Uykusuzluk şuurunu bulandırıyordu.
" Evime gitmek is.. isti.."
Devamı gelmedi. Kollarımın arasında sızıp kaldı.
Yüzünü yavaşça kendime çevirdim. Göz kapakları kırmızı altları morarmıştı. Islak kirpiklerinden yanağına süzülen göz yaşını parmağımla silerken baygın diyebileceğim şekilde uyuyakalmıştı.
Sadece üç gün... Üç günde ne olmuş olabilirdi anlamıyorum? Öğrenmek için ise uyanmasını beklemem gerekiyordu. Kucağımda biraz doğrultup daha sıkı sardım kolumu. Uyuyan yorgun hâlini izledim. Bu sırada yatağın yanına atılmış siyah kaplı defteri gördüm. Ortasında ki yırtık çekti dikkatimi. Ölen babasından kalan defteri neden yere atmıştı. Gözlerimi yeniden yüzüne çevirdim.
Ne oluyor Leyla. Küçük kafanda neler yaşıyorsun.
Yavaşça ayağa kalkıp Leyla'yı yatağa bıraktım. Yorganı üzerine örttüm.
" Uyu küçük tavşan. Uyandığında herşeyi anlatacaksın."
Yerdeki defteri alıp yastığının altına koydum. Sonrada odadan çıkıp annemin yanına gittim.
Oturma odasında Bianca ile birlikte şömine önünde otururken buldum. İçeriye girip direk yanına gittim.
🌀🌀🌀
" Neden beni aramalarına izin vermedin?"
Önce soğuk bir bakış attı. Sonra,
" Sen artık bu ailenin de üç ailenin de liderisin. O kadar önemli işinin arasında gelip bu kızla mı uğraşacaktın.
Yumuşak davrandığın için yüz buldu. Utanmadan adamlarla tartıştışıyordu. Yaka paça mahzene atmadığıma dua etsin."
" Bu kız sayesinde bitti bu kaos. Yardım etmese babamın vasiyetini nasıl bulacaktık. Senin aptal oğlun Matteo kurulu düzenin içine edecekti. Yalanlarıyla üç ailenin başına geçseydi bir bomba gibi bütün aileleri dağıtacaktı. "
" Ben de bundan bahsediyorum işte. O aptal, sen akıllısın. Önemli olan sensin. O kadar önemli işinin arasına, sorumluluklarının arasına o kızın girmesine izin verseydim kaos devam edecekti. Şimdi her şey yoluna girsin diye uğraş."
" Sana inanamıyorum."
Soğuk bakan gözleri yeniden gözlerimi buldu.
" Senin ve bu düzenin bozulmaması için gereken ne ise yaparım ben."
Annem eski hâline dönmüştü. Babam hasta olup yatağa düşmeden önce ki otoriter İsabella'ya.
" En kısa sürede göndereceksin o kızı bu ülkeden."
Arkamı dönüp kapıya yürüdüm.
" Matteo nerede?"
" Sürgüne yolladım. Islah olana kadar diğer evde kalacak. Akıllanıp elimi öpmeyi kabul ettiğinde buraya dönmesine izin vereceğim."
Dedikten sonra kapıdan çıkıp kendi odama döndüm. Alex hâlâ kapının önünde bekliyordu.
" Sen de git dinlen."
🌀🌀🌀 Bitti.
Diyerek içeri girip yatakta kıpırdamadan uyuyan Leyla'nın yanına geldim. Derin uykudaki yüzünü izledim. Bir süre sonra da şöminenin önündeki koltuğa geçip oturdum. Cebimdeki kutudan bir puro çıkarıp yaktım. Derin bir nefes çekip havaya üflerken son bir haftayı düşündüm. Sıra dışı günlerdi. Bir kâğıtla başlayan haftanın sonunda babamı toprağa vermiş, onun yerine geçmiş, kardeşi mi sürgüne yollamıştım. Şimdi ise karşımdaki kızı izleyerek oturuyordum.
Dahası da vardı. Ben, bir hafta önceki ben değildim. Bu kız hem zihnimi hem duygularımı alt üst ediyordu.
Elimdeki puroyu şöminenin içine atıp kollarımı göğsümde birleştirdim. Yorgunluktan kapanan gözlerime izin verdim.
&
Saatler sonra pencereden içeri sızan kış güneşi ile açtım gözlerimi. Yerimde doğrulup Leyla'ya baktım önce. Hâlâ uyuyordu. Ayağa kalkıp yanına geldim. Gözlerinin şişi inmiş kızarıklık geçmişti. Uyumak yaramıştı. Şöminenin yanına dönüp sönmeye başlayan ateşi yeniden harladım.
İçine odunları yerleştirip giysi dolabımın önüne geldim. Üzerimdeki ceketi çıkarıp sandalyeye bıraktıktan sonra aynalı kapıyı açıp banyoya geçtim. Elimi yüzümü yıkayıp kurulanırken aklım hâlâ Leyladaydı. Bir an önce uyansın ne olduğunu anlatsın istiyordum. İşim bitince odama dönüp şömine önündeki koltuğa geçip oturdum yeniden.
*****
LEYLA
Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey sıcaklıktı. Şömine de yanan odunların çıtırtısı devam ediyor, oda oldukça ısınmıştı. Perdelerin arasından giren kış güneşi odayı sarıya boyamıştı. Başımı yana çevirdim.
Drago şöminenin önündeki koltukta oturuyordu. Gözleri yorgundu ama uyanıktı. Beni izliyordu.
Doğrulup oturmak istedim ama dengemi kuramadım. Başım döndü. Yavaşça ayağa kalktı.
" Acele etme."
Dedi sadece. Boğazım kuru şekilde yutkundum.
" Ne zamandır uyuyorum?"
"Yeterince oldu."
Olanları hatırladım sonra. Geçirdiğim sinir krizini... Doğrulup yatağın içinde oturdum. Gözlerim önüme kaydı.
" Ben... Sana bağırdım.
Vurdum."
Ellerimle yorganı sıkarken,
"Ama hakkettin!" Dedim.
0daya bir sessizlik çökmüştü. İki adımla yaklaştı. Yatağın kenarına oturdu.
" Sonrada kucağımda sızıp kaldın...
Leyla..."
Dedi sakin ses tonuyla.
" Anlatmak zorunda değilsin. Ama anlatırsan yardım etmek için her şeyi yaparım. Sorun ne? Neden o hâlde buldum seni?"
Şaşırdım. Bu cümleyi beklemiyordum. Başımı kaldırıp gözlerine bakarken söyleyip söylememekte tereddüt ettim. Büyük elini elimin üzerine koyup tuttu.
" Karar senin. Konuşmak istersen ben buradayım."
Bu adamın yüzünden çok şey yaşamıştım. Ama en zor anlarımı üç gün önce yaşamıştım. Gözlerim hâlâ gözlerinde,
" Drago nerede ve sen kimsin?"
Dedim alaycı. İlk gördüğüm adamla bu adam aynı olamazdı. Kaşları havada şaşkın bakışları gözlerimdeydi. Sessizce gülmeye başladı.
" Hiç bir olay seni değiştiremez."
İşte o an gözlerim doldu. Başım yeniden önüme düştü. Ağlamaya başladım. Parmağı elimi okşadığında dilim güvenle çözüldü.
" Gittiğin gün...
Babamın günlüğü olan defteri okudum. Babam o deftere neler yazmış olabilir merak ediyordum."
Sesim kırıldı. Kalbim gibi...
Şuan acınacak hâlde hissediyorum.
" Bir kaç sayfada birlikte geçen günlerimizi okudum. Ama... sonraki sayfada okuduklarım...
Bütün dünyamı alt üst etti."
Gözlerimi gözlerine kaldırdım.
" Asaf Karaman defterine beni nasıl bulduğunu yazmış."
Duyduğu cümleye en az benim kadar şaşırmıştı. O satırları ilk okuduğumda bende aynen böyle bakmıştım elindeki deftere. Derin bir nefes çektim ciğerlerime.
" Bir sabah dükkanın kapısı önünde kundak içinde bulmuş beni. Düşünsene bir kedi yavrusu gibi sokağa atılmışım."
Gözlerimden yaşlar boşalırken devam ettim.
" Kundağın içinde bir not kağıdıyla öylece bırakmışlar."
Yutkundum.
" Anne baba bildiğim insanlar gerçek ailem değillermiş. Asaf Karaman beni tanıdığı biri sayesinde gizlice nüfusuna kaydettirmiş. Kundağın içindeki kağıtta gerçek adımın Livia olduğu yazıyormuş. Annemin adıymış. Kendi adını vermiş bana."
" Livia mı?"
Daha da şaşırmıştı.
" Latince bir isim.
Yoksa annen İtalyanmıymış."
Başımı salladım.
"İtalya'da yaşayan, ailesi yüzünden İstanbul'a kaçan biriymiş. Kağıtta böyle yazıyormuş."
Ayağa kalktı. İnanamaz şekilde bakıyordu gözleri.
" Yani sen İtalyan bir aileden mi geliyorsun? Bu nasıl bir kader.."
"Sayfanın kalanını okuyamadım.
Başka bir şifre ile yazılmış.
Ben... ben çözemiyorum. Ama eminim o sayfada annemin soyadı var. Babam daha fazlasını öğrenmemi istememiş olmalı. Bu yüzden başka bir dille yazmış."
Gözlerim kaldırıp yüzüne baktım.
" Bütün bunları ilk öğrendiğimde ne yapacağımı bilemedim. Yalnız kalmış, köklerimden kopmuş boşlukta gibiydim. Rüzgara kapılmış sürükleniyor gibi. Tutunacak bir yer aradım. Seni aradım. Ama sen de yoktun.
Zaman ilerledikçe ciğerlerim sıkıştı. Nefes alamaz oldum. Kendimi dışarı atmak istedim. Ama izin vermediler. Kalbimin sıkıştığını bütün dünyanın daraldığını, odanın içinde ezildiğimi hissettim."
Bir nefes daha çekip önüme döndüm.
" Üç gündür okuduklarımı sindirmeye çalışıyorum. Ama olmuyor. Geçen 19 yılımı hiç bir yere sığdıra mıyorum. Hiç bir yere ait değilmiş gibi hissediyorum."
Yavaşca yaklaşıp yeniden yatağın kenarına oturdu. Kollarının arasına çekti beni, sarıldı. Dudaklarım titriyordu.
" Ben gitmek istiyorum. Çünkü...
Burada kalırsam...
Merâkıma yenik düşer gerçeği öğrenmek isterim. Buna hazır değilim."
" Tamam, daha fazla üzme kendini. Sözüm söz. Seni İstanbul'a götüreceğim. Ama bana bir kaç gün ver. Bir kaç işim daha var. Sonrasında hâlâ gitmek istiyor olursan seni ellerimle götüreceğim."
Bunu söylerken sesinin tonu değişti. Sanki zoraki söyledi.
" Hemen götürsen. Ben bu odada daha fazla duramam. Ölürüm."
Dedim. Geçirdiğim üç gün çok zordu.
" Durmak zorunda değilsin artık.
Dışarı çıkmadan kalenin içinde istediğin gibi dolaşabilirsin. Yanına bir de adam vereceğim. Kaybolmadan dolaşman için. Sofia'ya seni misafir odasına taşımasını söyleyeceğim. Kalan zamanı orada geçirirsin."
İtiraz edecek oldum. Bu odaya alıştım demek istedim ama geldiğimden beri odasını bana vermiş kendisi başka yerde kalıyordu.
" Sahi." Dedim.
Günlerdir sen nerede kalıyorsun.
" Boş ver şimdi onu."
Ayağa kalktı.
" Sofia'yı çağırayım."
Kapıya yürürken birden durdu. Başı önüne indi. Yumruklarını sıkıyordu. Bir süre öylece bekledi. Nefes alışını görmesem taş kesildi sanardım. Sonra geri dönüp yatağın kenarına oturdu. Gözlerime baktı.
" Bir süre burada kalmak istemez misin?"
" Anlamadım?"
Dedim. Anlamamıştım.
Neden böyle bir şey soruyordu.
" Ne defter, ne yazanlar, ne de okuduklarını düşünmeden. Yaşadığın son bir haftayı hafizandan silip, sadece kendin için. Tatile gelmiş gibi, burada kalmak istemez misin?"
Kendi kendime güldüm.
"Iımm... Keşke yapabilsem.
Keşke unutabilsem. Babamın ölümünü, peşimdeki adamları, beni vurup zorla buraya getirmeni. Şu kalenin içinde başıma gelenleri, defterde okuduklarımı tek kalemde unutabilsem. Ama öyle zor ki. Hepsi bir kenara defterde okuduklarımı hayatım boyunca unutamam."
Gözlerimdeki ıslaklığı ellerime tersiyle sildim.
" Hadi başardım diyelim.
Hafızam unutmak istedi."
Dedikten sonra ayak bileğimi açıp elimdeki kesik ile birlikte göstererek devam ettim.
" Bedenimde kalan izler izin vermeyecek. Yeniden hatırlatacak."
O an yüzünde bir pişmanlıkla baktı. Ardından ayak bileğime indi gözleri. Elini bileğime koyup parmakları ile sardı. Bacağımı havaya kaldırıp yaranın üzerinden öptüğünde şok geçirdim. Gözlerim sonuna kadar açık kalakalmıştım. Bütün tüylerim diken diken olmuş dudaklarından tenime elektrik verilmişti sanki.
"N-napıyorsun?"
Panikle çektim bacağımı. Yerinden kalkıp tam yanıma oturdu. Elini üzerimden geçirip yatağın diğer tarafıma dayayarak yüzüme doğru eğildiğinde geriye doğru esnedim. Sol eli çenemin altını bulurken alnını alnıma dayadı. Gözlerini kapattı.
" Özür dilerim. Benim yüzümde canın çok yandı. Çok pişmanım."
Elini çenemden çekip biraz geriledi. Açtığı gözlerini gözlerime çevirdi. Şuan fazla yakındı. Çok fazla. İstemsiz şekilde hızlanan nefesime engel olamıyordum. Burnuma gelen erkeksi kokusuna karışan parfümünün kokusu aklımı dumur etmişti.
Pozisyonunu bozmadan yataktaki elini beline attı. Silahını çekip kucağıma bıraktı.
" Beni affettirecekse...
Al bunu, sen de beni vur. Yemin ederim kılım kıpırdamaz."
Ciddi olamazdı.
" Sa-saçmalama.
Ne vurması? Al şunu üzerimden."
" Affettin mi yani."
" Sen Drago olduğuna emin misin yah!?"
" Değilim.
Emin değilim. Leyla.
Senin yüzünden kendimi bulamıyorum."
Söylediği şeyle ikinci şoku yaşadım. Saf saf gözlerine bakarken biraz daha yaklaştı. Sonra biraz daha. Hipnotize olmuş gibiydim. Kıpırdayamadım.
Ardından kulağıma doğru eğildi. Nefesi tenimi yalarken fısıldayarak konuştu.
" Bir haftada alt üst ettin aklımı küçük tavşan."
Ne kıpırdayabiliyordum ne karşı koyabiliyordum.. Uyuşmuş beynim ve bedenimle öylece kalmıştım.
Önce burnunu bastırdı boynuma. Derin bir nefes çekti içine. Sonra dudaklarını hissettim tenimde. Kor gibiydi. Boynuma dokunuyordu ama bütün bedenim yanıyordu. Anında ellerimi göğsüne dayadım.
" N-napıyorsun. Delirdin mi?"
İterek kendimden uzaklaştırmak istedim ama santim kıpırdamadı.
Yavaş nazik bir şekilde öpmeye devam etti. Ardından burnunu yanağıma dayadı. Usulca gezdirdi. Hem kalp atışlarım hem nefesim hızlanırken dudaklarını hissettim. Yanmaya başlayan yanaklarımda oyalanırken konuştu.
" Leyla... Gitmesen olmaz mı?"
Her kelimede dudağının tenime olan teması beynimin içinde kıvılcımlar çıkarırken,
" Burada benimle kalsan olmaz mı?"
Dedi. Gözlerim kendiliğinden kapanırken ayağa kalktı.
" Ben dönene kadar düşün."
***********************
12. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
