🔥11. GERÇEK VASİYET

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 🔥11. GERÇEK VASİYET

Eee? Ne buldunuz?

Dedi Matteo. Yine Türkçe konuşuyordu, çünkü benim de duymamı istiyordu.

" Kağıtta ne yazıyormuş?

Gözlerim Drago'yu buldu.

" Bir şiir."

Matteo'nun yüzünde alaycı bir gülümseme gözlerinde zafer kazanmış bir bakış belirdi. İkisinin birbirine olan bakışlarının kesiştiği noktada ateş çıkabilirdi.

" Drago."

Drago'nun bakışları annesine dönerken Matteo'nun gözleri beni buldu.

Aferin dediğimi yapmışsın.

Şeklindeydi o bakışlar. O an söylediği cümleler yankılandı zihnimde. İğrenç herif. Dedim içimden. Şimdi söylediklerini kabul ettiğimi sanacaktı. Oysa olanların benimle alakası yoktu. Gerçekten bir şiirdi kağıtta yazan.

Gerçi neden bir şiir bırakmıştı geriye onu da anlamamıştım. Bir mafya lideri bu kadar yumuşak olmaz.

Gözlerimi reddeder şekilde diğer tarafa çevirdim. Aynı anda şöminenin üzerindeki duvarda bulunan taş kabartmayı gördüm.



Eski ve taşlar çatlaktı.
Etrafımdakiler kendi aralarında kendi dillerinde konuşurken benim gözlerim büyük taş kabartmanın her ayrıntısında dolaşıyordu. Uzun yıllardır orada olduğu tahrip olmuş görüntüsünden belli oluyordu. Bazı yerleri zamana karşı koyamayıp çatlamıştı. İncelemeye devam ettim. Üzerindeki mezar taşlarından saatlere, yaşlı adamdan iki genç adama, ay ve güneşten kapıya kadar.

Ayağa kalkıp şömineye doğru yürürken üzerimdeki paltoya sarıldım. Bu sırada arkamdaki seslerin şiddeti artmaya başlamıştı. En yüksek ses İsabelladan geldi sonunda.

Matteo! Drago! Diye bağırdı. Ve İtalyanca bir kaç kelime daha söyledi. Ben ise kafamdaki şiiri karşımdaki resimle birleştirmeye çalışıyordum.

Zamanın bittiği yerde
geleceğe bir kapı açılır.
Gökyüzünde güneş ve ay...
Ne kandan, ne güçten geçilir.
Güç bilekle değil akılla gelir.

Baba Carlino'nun şiiri gibiydi bu resim.

" Leyla!"

Anında arkamı döndüm.

" Ha! Ne? "

"Ne yapıyorsun?"

" Şöminenin yanına geliyorum. Üşüdüm."

Bu sırada Matteo ayağa kalkıp yanındaki yaşlı adama, avukata döndü. Bir şeyler söyledi ve kapıya yürüdü. Gözleri gözlerimde bir gülümseme bırakırken göz kırpmayıda ihmal etmedi. O an anladım ki konu vasiyetti. Salondaki tartışma bu yüzdendi. Ve kazanan Matteo gibi görünüyordu.

O kapıdan çıkarken İsabella kalktı ayağa. Yine bir şeyler söyledi. Ardından Bianca ile birlikte kapıya yürürken ikisinin gözleri üzerimdeydi bu kez. Neden herkes bana bakıyordu ki? Yaşlı avukat sona kalmıştı. Ayağa kalktı. Elleri önünde mahçup şekilde Drago'ya baktı. Bir cümle sonra oda kapıya yürüdü. Bir adama bir elini alnıma bastırmış kara kara düşünen Drago'ya baktım. Odanın içinde yenilgi kokuyordu. O an aklıma bir şey geldi. Düşük ihtimaldi belki ama denemeye değerdi. Hızla yaşlı adamın yanına geldim. Dur! Diyerek sargılı elimle kolundan tuttum. Ne dediğimi anladı mı bilmem ama durdu. Merak dolu bakışları bana dönerken kolundan çeke çeke koltuğa doğru getirip oturttum. Drago'nun boşluğa bakan gözleri bana döndü. Yorgun ve bitkin sesiyle ne yapıyorsun? Diye sordu.

Tam önüne geçip elimi uzattım. Bir elime bir bana baktı. Kaşları çatıldı.

" Ne?"

" Gel..."

" Oyun oynayacak durumda değilim Leyla. Ne istiyorsun?"

Matteo'ya değil. Babası Carlino'ya yenildiğini düşünüyordu. Aile kuralları büyüklere uyulacak diyordu belli ki. Ve o vasiyet yaşı küçük olsa da Matteo'yu büyük yapmıştı. Buydu bu hâlinin sebebi. Matteo'nun ailenin lideri olmasını kabul edemiyordu.

" Oyun değil. Hadi..."

Elini kaldırıp sargıyı pas geçip bileğimi tuttu. Acıtmak istemedi galiba. Bileğime dolanan parmaklara baktım.

" Elin gerçekten çok büyük."

Gözlerini devirirken kaldırıp şöminenin önüne sürükledim koca bedenini.

" Eee!"

" Bak!" Dedim çenemle şöminenin üzerindeki taş resmi göstererek.

"Bu sana bir şey hatırlattı mı?"

Resmin üzerinde gezdi gözleri. Bir süre inceledi. Sonra dile geldi.

Zamanın bittiği yerde
geleceğe bir kapı açılır.
Gökyüzünde güneş ve ay...
Ne kandan, ne güçten geçilir.
Güç bilekle değil akılla gelir.

Bu resim şiirin tasviri sanki."

" Evet."

" Bu resmi daha önce görmediniz mi?"

" Hayır bu salon yeni yapıldı. Daha dün kullanıma açıldı."

" Galiba baban akıllı olan bulsun gücü diyor. Şifreli kağıt sana şifreli bir şiir getirdi belki de."

" Şiiri çözmem gerekiyor belki de."

Derken kaşları çatıldı. Biraz düşündü.

" Ya da resimi."

Gözleri bir anda bana döndü.

" Gel buraya."

Diyerek üzerimdeki paltoyu aldı.
Napıyorsun demeye kalmadı. Bir anda arkama geçti. Ellerini belimde hissetmemle ayaklarımın yerden kesilmesi bir oldu. Avukatın bakışları arasında kendimi bir anda şöminenin üstündeki taşta buldum.

" Napıyorsun?"

Derken böcek gibi duvara tutundum.

" Leyla o resim de bir şey var eminin. Kontrol et."

" Bir merdiven falan bulsan da sen kontrol etsen daha iyi değil miydi? Düşecem."

" Olmaz!
Bir şey bulacaksam bu odadan çıkmadan bulmalıyım. Korkma düşersen tutarım seni."

Önüme döndüm.

"Allah'ım şu hâlime bak ya!"

Sağlam elimle duvardan tutunurken sarılı elimi kabartmanın üzerinde gezdirdim. Haklıydı aslında, kalenin her yerinde gizli geçitler, kapılar varsa bu tasvirin içinde de gizli kasa olabilirdi. Yada öyle bir şey.

" Şiir zamanın bittiği yer diyor. Saat figürlerini kontrol et."

Dedi aşağıdan.

" Tamam."



Önce alt taraftaki saati kurcaladım olmadı. Ardından önünde yaşlı bilge olan saat figürüne dokundum. Önce içe doğru bastırdım sonra yerinden çıkartmak istedim ama olmadı. Sonra aklıma gelen şeyle saati saat yönünde çevirdim ve bingo! Dönünce dışa doğru attı. Çıkan parçayı çekip elime aldıktan sonra aşağı da beni izleyen yaşlı adama attım. Tutup kenara bıraktı. İçeriye doğru olan boşluğa baktım.

" Evet. Burada birşeyler var."

" Tamam işte. Alsana neyi bekliyorsun?"

" Olmaz. Ben elimi oraya sokmam. Ya fare varsa!?"

" Ne?
Ne faresi.
Saçmalama Leyla. Al şu kağıtları in. Yoksa aşağı atarım seni."

" Hemen de bağır!
Hemen de kükre!
Ağzından ateşte çıkarabilsen adınla müsemmasın."

" Leyla!"

" Tamam ya tamam!
Allah'ım ne olur fare olmasın."

Elimi deliğe sokup rulo yapılmış kağıtları aldım. Sonra da Drago'ya verdim. Elimdeki ruloyu alıp arka cebine soktu. Sonrada kollarını bana doğru kaldırdı.

" Gel."

" Düşürme bak karışmam."

Diyerek uzandım. Kollarımın altından tutup indirdi. Yere bırakmadı ama. Çocuk gibi getirip koltuğa bıraktı. Paltoyuda getirip üzerime örttü.. Cebindeki kağıtları çıkarıp karşımdaki koltuğa oturdu. Sonra ruloyu açtı. İlk gördüğü kağıtla yüzünün şekli değişti. Bu yüz zafer benim diyordu. O hâlde bir vasiyet daha vardı. Bakışları avukatı buldu. Adam yanına gelip oturduktan sonra Drago'nun elinde tuttuğu kağıda baktı. Drago gibi yüzü güldü.

" Ne yazıyor ya bana da söyleyin."

" Bu babamın el yazısı ile yazılmış olan gerçek vasiyeti. Altına parmak izini basmış. Bu orjinal olduğunun ispatı. Mühür yada imzadan daha garantidir parmak izi. Şöyle yazıyor...

Zamanın bittiği yerde geleceğe bir kapı açılır.
O kapıyı zorla açmaya çalışan içeri giremez.

Ben öldüğümde ardımda kalan şey para değil, güçtür.
Ve güç miras kalmaz. Kazanılır.
Kan bağı, insanı aile yapar.
Ama lider yapmaz.
Benim yerime geçecek olan, en güçlü olan değil.
En çok korkulan da değil.
Benim yerime geçecek olan, gücünü yumruğunda değil aklında taşıyan,
Düşmanını ezmeden önce dinleyen, kişidir. Benim adımı taşıyan değil, yükümü taşıyabilen öne geçecek.

Eğer bu kağıt eline geçtiyse ben öldüm demektir. Yerime geçecek kişi sensin,

Drago Luca Valeriani.

CARLİNO VALERİANİ

Sanki odanın içinde Carlino'yu duyuyor gibi hissettim. Rahatlamış şekilde,

" Bu durumda sen yoluna, ben.."

Demiştim ki bir anda açılan kapıyla kesildi sözüm. Alexti kapıdan nefes nefese giren. Bir anda ayağa kalktı. Drago. Alex'in gözleri önüne düştü. Ellerini önünde birleştirdi ve öne doğru eğildi.

Bir Alex'e bir Drago'ya bakarken avukatın elini Drago'nun koluna koyduğunu gördüm. Drago'nun bakışları yere sabitlendi. Kaşları çatıldı.

" Carlino Valeriani öldü." Dedi.

Az önceki cümleyi anımsadım.

Eğer bu kağıt eline geçtiyse ben öldüm demektir.

Nasıl bir tevafuktur bu anlamıyordum. Adam yerine geçecek oğluna öldüğünü ilan edene kadar ölmedi. Bu kale ve içinde yaşananlar hiç normal değildi. Ve ben, buraya ait olmayan biri olarak, olayların tam ortasındaydım.

Bana döndü.

"Leyla benimle gel. Seni odana götüreceğim."

" Hiç şikayet etmem doğrusu."

Dedim. Birlikte salondan çıkıp odaya döndük.

" Ben dönene kadar buradan çıkarmayacaksın. Uzun sürmeyecek." Dedi.

Kabul etmekten başka seçeneğim yoktu. Babası ölmüştü. Babamın öldüğü âna döndü zihnim. Yapılan şeyleri hatırladım. Hayatımın en uzun, en zor günleriydi o zamanlar. Şimdi aynı şeyleri o yaşayacaktı. Aramızda tek fark vardı. Ben o zamanlar hıçkıra hıçkıra ağlarken Drago dik duruyordu. Durmak zorundaydı. Bu da kurallardan biriydi sanırım. Mafya babaları ağlamaz.

Sessizce kabul ettim. Arkasını dönüp uzaklaştı. Kocaman odanın içinde gezdi gözlerim. O da temizlenmiş yatak ve örtüler yenilenmiş, şömine yeniden yanmış, yanına odunlar dizilmişti. Pencereye kaydı gözlerim. Kar yağıyordu. Carlino Valeriani Şubat ayının soğuk ve karlı bir gününde ayrılmıştı ailesinden ve dünyadan.

Babamı hatırladım yeniden. Soğuk toprağın altında yatışı içimi acıttı. Gözlerim doldu yine. Elimi üzerimdeki paltonun cebine sokup defteri çıkardım. Göğsüme bastırırken, sizi çok özledim. Dedim. Keşke anne babalar ölümsüz olsalardı.

Şöminenin karşısındaki berjere geçip oturdum. Üzerimdeki paltoyu kendime çektiğim bacaklarıma sardım. Elimdeki defteri açtım sonra.

Drago'nun sorununu çözmüştük. Şimdi tek istediğim babamın yazdıklarını okumak. Çünkü çok merak ediyordum. Karakterleride hatırlatmıştım. Her sayfayı yavaş yavaşta okuyarak babamın hayâliyle konuşacaktım.

*****

CENAZE TÖRENİ

Carlino Valeriani'nin cenazesi büyük bir özenle hazırlandı. Siyah bir tabutta siyah bir cenaze aracına yerleştirildi. Siyahlar giyinmiş karısı ve kızının gözyaşları, oğullarının sessizliği arasında arasında çıktı yola cenaze aracı. Arkasında 6 araç daha vardı. Hepsinde silahlı adamlar. Carlino son yolculuğuna uğurlanmak için aile mezarlığına götürülüyordu. Bir devir kapanmış yarın başka bir devir başlayacaktı. Drago'nun devri...

*****
🌀🌀🌀

Mezarlıktaki cenaze defin işleminden sonra aile yağan kara aldırmadan mezarın başında bir süre sessizce bekledi. Kimi Carlino için dua etti, kimi ölümünün ardından sevindi. Zaman ilerledikçe kar ve soğuk arttı. Ölen kişi artık yalnız kalırken hayatta olanlar yaşamak için eve döndüler. Büyük kalenin önünde indiler araçlardan. Drago başını kaldırıp kar altındaki kalede gezdirdi gözlerini.
Ölen babasıyla yıllara meydan okuyan kalenin taşlarından bir daha eksilmişti sanki.
Drago, annesi ve kız kardeşi büyük kapıdan içeriye girdiler.. İsabella ölen kocasının yaşını yutmaya devam edecek kızı Bianca her zaman yanında olacaktı. İki kadın birlikte büyük salona çıkarken Drago yapılması gereken diğer işlere odaklandı. Bu sırada Matteo ise kaleye dönmeden çoktan kayıplara karışmıştı.

Drago yanında Alex ile birlikte çalışma odasına çıktı. Hâlâ yanında olan gerçek vasiyeti masası üzerine bıraktı. Sonra ne olduğunu merak ettiği diğer kağıtları açtı. Her kağıtta kaşları çatıldı. Bu kağıtlar babasının etrafındaki büyük adamların gizli bilgilerini içeriyordu. Kim zayıf kim güçlü. Kimin zayıf noktaları var kim neden korkuyor. Kim sadakatlen bağlı kim ihanete meyilli.

Drago bir yandan kağıtları incelerken bir yandan minnet duydu babasına. Bu bilgiler babasının tahtına geçeçek Drago için altın değerinde belgelerdi. Babası giderken oğlu Drago'ya stratejik bir güç de bırakmıştı. Elimdeki kağıtları okumaya devam ederken kapı tıkladı.

" Gel!"

Giren Alexti.

" Söyle."

"Abi Matteo..."

"Ne olmuş ona.?"

" Hâlâ gelmedi."

" Şaşırmadım.
Benimle yüzleşmek istemiyor."

" Abi Matteo boyundan büyük iş çeviriyor. Şuan bir toplantı yapıyormuş. Cenazeden sonra herkesi toplantıya çağırmış. Halefi açıklayacağım demiş."

" Herkese babamın yerine ben geçiyorum. Diyecek. Ve biat isteyecek öyle mi?"

" Evet."

" Bellini'yi çağır.
Çıkarıyoruz."

On dakika sonra Büyük kapıdan çıktı Drago yanında Avukat Bellini, Alex ve adamlarıyla. Bizzat babasına ait mekana doğru yola çıktılar. Bir saat sürdü yol. Araçtan indiklerinde karın şiddeti dahada artmıştı. Sanki çıkacak yangını şimdiden söndürmek istiyordu. Araçtan inip mekanın önüne geldiklerinde 6 adam kesti önlerini. Kendini en akıllı sanan Sergio öne çıktı.

" Buraya girmenize izin yok."

Dedi aptalca bir özgüvenle. Don Matteo'nun emri.

Matteo sınırlarını aşmış şimdiden Drago'yu saf dışı bırakmayı planlıyordu. Elindeki sahte vasiyete güveniyordu çünkü.

Drago'nun gözlerindeki soğuk bakış Şubat soğuğuyla yarışır türdendi. Silahını belinden çıkarıp Sergio'nun kafasına dayaması ve tetiğe basması 3 saniye sürmüştü.

Diğer adamlar korkuyla kaçarken Drago yanımdaki adamlarla birlikte içeriye girip bütün toplantıların yapıldığı odaya yürüdü. Kapının önünde bekleyen adamlar bütün heybetiyle gelen Drago'yu görünce korkuyla geri çekildiler.

Elini kapıya uzatıp durdu. Arkasına dönmeden konuştu Drago.

"Canını seven bir daha gözüme görünmesin. Size yaşamak için tek bir şans veriyorum."

Matteo'nun adamları mesajı almıştı. Arkalarına bile bakmadan uzaklaştılar.

Bu sırada içerdeki masada oturan herkesin gözü ayakta konuşma yapan Matteodaydı. Babasının halefi olduğunu anlatıyordu. Ama inananlar kadar inanmayanlar da vardı. Bu yüzden elindeki vasiyeti masadaki adamları ikna için gösteriyordu.

Artık inanmış olmalısınız. Bu vasiyet Carlino Valeriani'nin el yazısı. Üzerinde imzası ve mühürü var.

Odaya bir sessizlik çöktü. En yaşlı olan yanındaki adama doğru fısıldayarak konuştu.

" Biz Drago'yu beklerken Matteo'nun başa geçmesi iyi olmadı."

Yanındaki konuştu.

" La*et olsun hiç kimse Matteo'yu ciddiye almaz. Konsey bölünecek korkarım."

Fısıltıları duyanlar başlarıyla onayladılar. Kimse durumdan memnun değildi şuan.

Tam da o an da açıldı kapı. Omuzunda asılı paltosu sol eli cebinde Drago girdi kapıdan. Gözleri önce masadakilerde dolaştı. Sonra Matteo da durdu.

Hiç bir şey söylemedi sadece baktı. Ama o bakışlar şuan kurşun yağdırıyordu sanki Matteo'ya. Rahatsız olsada kendini küçük düşürmemek için geri adım atmadı.

" Ağırlığımı koymak zorundayım."

Dedi içinden ve devam etti.

" Demek buradasın.
Gel. Kendine bir yer seç ve otur."

Drago ağır hareketlerle yanına kadar gelip durdu. Gözleri arkasındaki sandalyeye gidip geldi. Oturacağı tek koltuk babasının koltuğuydu. İki kolunu geriye aldığında omuzundan arkaya kayan paltosunu Alex'e vererek elini havaya kaldırdı. İki parmağını Matteo'nun göğsüne dayayıp geriye doğru itti. Matteo geriye sendelerken masadaki herkesin gözü ikisi üzerindeydi. Odada görünmeyen iki gücün enerjisi çarpışıyordu sanki. Matteo öfkeyle hırladı.

" Ne yaptığını sanıyorsun sen?"

Drago elini Matteo'ya doğru kaldırdı. Sessiz şekilde konuşuyordu yine. Sen sus diyordu.

Avukat Bellini öne çıktı. Çantasından gerçek vasiyeti çıkarıp masanın üzerine koydu.

" Bu belge Don Carlino Valeriani'nin gerçek vasiyetidir. Üzerinde kendi parmak izi ile attığı imzası bulunmaktadır. Bu demek oluyor ki şu andan itibaren Carlino'nun koltuğunda oturacak kişi Drago Luca Valeriani'dir."

Alex öne çıktı.

" Biat edin."

Masada oturan herkes ayağa kalktığında Matteo sadece izliyordu. Yaşlı olan adam ilk selamlayan oldu.

"Olması gereken buydu." Dediğinde kalanlada selamladı Drago'yu.

Böylece Valeriani ailesinde yeni bir devir başladı. Drago’nun devri.

**********************
11. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 2beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.