3. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)🔥2. SONSUZ AYRILIK
Bölümler 33Şu an: 🔥2. SONSUZ AYRILIK
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ağlamalarım ve hıçkırıklarım arttıkça arttı. Hızlı hızlı ve kesik kesik nefesler almaya çalışırken ciğerlerim küçülmüştü sanki. Aldığım hiçbir nefes yeterli gelmiyordu.
Müdüre Hanım panikle ayağa kalkıp doktor! diye bağırdı. Ardından takılan serum, verilen ilaçlar, telkinler ve karanlık bir el ile yeniden uykuya çekilişim... İnsanlar sevdiği biri öldüğünde böyle hissediyorlarmış demek. Aciz...
&
Gözlerimi tekrar açtığımda dışarısı karanlıktı. Zaman artık kavramını yitirmişti benim için.
Yanımdaki kadına çevirdim gözlerimi.
" Leyla...
Nasılsın?
Sakin ol, her şey yolunda."
Dedi hemşire. Yolunda giden bir şey yoktu oysa. Yorgun bitkin kahrolmuş hissediyor ağlamak istiyordum ama sadece düşüncelerimde. Ne vücudum, ne gözlerim isteğime uymuyor hiç biri tepki vermiyordu. Aldığım ilaçların içinde sakinleştirici vardı muhtemelen. O yüzdendi. Tek yaptığım cansız bir kukla gibi yatmaktı.
Beynim sisli duvarlar ardında düşüncelerim puslu sanki dünya üzerime çökmüş bende altında kalmış gibi hissediyordum. Sonra uzaklardan bir ses, daha geldi önce bulanık, sonra netleşmeye başlayan.
"Leyla.
Leyla?
Beni duyabiliyor musun?"
Müdüre Hanım'a çevirdim gözlerimi. Benim gibi ağlamaktan ve uykusuzluktan sişmiş gözleriyle gözlerime bakıyordu.
Yerimde doğrulduktan sonra geriye yaslanmama yardım etti. Hem ruhum hem bedenim hâlâ yorgundu.
" İyisin çok şükür."
Dedi elimi tutarak.
" Doktorlar sana sakinleştirici verdiler, biraz dinlen diye."
" Babam..."
Dedim, titreyen bir sesle.
" Kızım..." diye fısıldadı. Güçlü olmalısın. Sonra hafifçe eğildi.
"Birazdan polis memurları gelecek. Babanın kimliğini doğrulaman gerekiyormuş."
Kalbimin içi sızladı. Sanki göğsümün içine kocaman bir hançer saplanmıştı.
" Ben... Yapmak zorunda mıyım?
Nasıl dayanırım bilmiyorum."
Müdüre Hanım gözlerinde bana acıyan bir ifadeyle,
" Evet...
Ama yalnız olmayacaksın, ben yanında olacağım." Dedi.
Sonra odanın kapısı açıldı.
İki polis memuru içeri girdi.
Biri genç, biri yaşça büyük ve yüzünde yumuşak bir ifade vardı.
" Leyla Hanım...
Hazır hissettiğinizde morga inmemiz gerekiyor."
Dedi yaşça büyük olan. Hazır mı?
Böyle bir şeye nasıl hazır olurnurdu ki? Mümkün müydü?
Değildim elbette, ama başım ile onaylamak zorunda kaldım.
Hemşire kızın yardımıyla yataktan kalktım. Ayağıma terlikleri giydim. Bacaklarım hâlâ güçsüdü. Ama bunu yapmak zorundaydım.
Babam için...
Onu son kez görmek, son görevimi yapmak için.
Yavaş adımlarla odadan koridora çıktık. Asansöre kadar yürüyerek gelip bekledik bir süre. Az sonra kapısı açılan asansörün içine girdik. Aynada ki acınası hâlime baktım. Bu dünyada kimsesiz kalan hâlime... Gözlerim yeniden doldu kabul edemediğim gerçekle.
Asansör aşağı inerken kimse konuşmadı. Sadece nefesler, sadece kalp atışımı duyuyordum kabinde... Sanki indiğim her kat ile içimdeki boşluk daha da büyüyordu.
Asansör durdu. Kapı açıldığında soğuk bir hava doldu içeriye. Ölümün morgdan yayılan soğukluğu karşılamıştı bizi. Polislerden biri yana çekilip bana yol verdi.
Morga giden koridorda yürürken dizlerim yine boşalıyormuş gibi oldu ama hemşire kolumdan tuttu. Yolun yarısında dayanamadım. Duvarın yanına gelip elimi dayayarak destek aldım.
" Sakin ol...
Ben buradayım."
Dedi yine yanı başımdaki Müdüre Hanım. Bugün her zamankinden daha çok yanımdaydı. Bir süre bekledikten sonra biraz olsun toparlanıp yürümeye devam ettim.
Üzerinde Morg yazan iki kanatlı kapının önünde durduk önce. Gözlerim yazıda asılı derin bir nefes aldım. Babamı burada görmek aklımın ucundan dahi geçmezdi.
Sonra birlikte içeriye girdik. Önümüzdeki ikinci kapının önünde bekleyen görevli adamın yüzünde görevinden dolayı olsa gerek soğuk bir ifade vardı.
" Hazırsanız..."
Dediğinde aklıma yeni gelen şeyle yanımdaki memurlara döndüm.
" Nasıl olmuş?"
Dedim sırayla gözlerine bakarak.
Bir an sustular. Birbirlerine baktılar. Genç olan memur dudaklarını birbirine bastırdı, sonra yavaşça söyledi.
" Net bir şey bilmiyoruz. Şüpheli ölüm olarak değerlendiriyoruz."
Diğeri devam etti.
" Büyük ihtimalle bir tinercinin veya sokak çetelerinden birinin saldırısına uğramış. Tabi soruşturma sonunda belli olacak."
Yani... babam sadece ölmüş değildi. Kaza değildi. Bilinçli şekilde biri yada birileri tarafından öldürülmüştü. Bir cinayete kurban gitmişti.
" En başından yalan söylediniz bana yani."
" Üzgünüm kızım seni korkutmadan getirmek için öyle yapmak zorunda kaldık."
Dolan gözlerimle başım önde içeri girdiğimde yüzüme daha soğuk bir hava çarptı. Her şey gri, steril ve sessizdi. Büyük dolabın önüne geçip durduğumuzda yanımda destek olan kadın yine koluma girdi.
" Metanetli ol kızım." Dedi.
Görevli adam dolabın kapağını açtığında kalbimin duracağını sandım. Sonra babamın yattığı kızağı dışarıya doğru çekti. Babamın üzerinde beyaz bir örtü vardı. Örtünün ucuna uzandı adam.
"Hazır mısınız?" diye sordu.
Hazır değildim. Olamazdım. Yine de başımı salladım. Yapmak zorunda olduğum şey yüzünden.
Örtüyü yavaşça kaldırılıp geri çekildi. Babamın sessiz, hareketsiz, bembeyaz yüzünü gördüm.
O an dünya sustu ve içimdeki bütün sesler, bütün nefesler kesildi. Kalbimden ve ruhumdan kocaman bir parçanın kopup uzaklaştığını hissettim. Hemde sonsuza kadar.
" Baba.." dedim fısıltıyla.
Gözyaşlarım boşaldı yeniden.
" Neden?
Bu haksızlık.."
Sesim titriyor, nefesim kesik kesikti. Ellerimi dudaklarıma götürdüm, çığlığımı bastırmaya çalışarak. Polisler bile başlarını öne eğdi. Babamın cansız bedeninin yanında öylece yüzüne bakıyordum.
Titreyen ellerimi babama uzattım ama dokunmaya cesaret edemedim. Dokunursam rüya olmasını istediğim şeyin gerçek olduğunu görecektim. Omuzumda polis memurunun elini hissettim.
" Leyla...
Artık tamam.
Teşhis yapıldı.
Baban olduğunu kayda aldık."
Mırıldanarak onayladım yeniden.
" Evet...Babam...
Ailemden kalan son kişiydi.
Şimdi o da yok..."
Zaman durmuş yüreğim yanıyordu. Öyle ki morgdaki soğuk, içimdeki sıcak acıyı söndüremiyordu. Yine de gözlerimi ellerimle sildim. Babamın beni böyle görmesini istemiyordum.
Titreyen parmaklarımı bir kez daha uzattım ama yine dokunmaya cesaret edemedim. Müdüre Hanım'ın yumuşak sesi düşüncelerimi böldü.
" Leyla...
Artık çıkalım."
Morgun kapısından çıkarken bir kez daha geriye baktım. Bir daha göremeyeceğim babam için.
Müdüre Hanım tekrar koluma girdi. En az benim kadar üzgün bakıyordu hâlime.
" Ben yanındayım kızım... Yalnız değilsin." Dedi.
Ama o an içimdeki boşluk öyle büyüktü ki kimse dolduramazdı.
*****
CENAZE
Günün ilk ışıkları gri bulutların arasından sızarken, hastanenin alt katındaki küçük odada polisler ile birlikteydik. Önümüzde bir masa ve defterler vardı. Müdüre Hanım sürekli yanımda, ben yanındayım diyordu. Ama babamın adının yazılı olduğu her kağıt, sol yanıma bir kesik atıyordu.
Hastanedeki işlemler devam ederken bir anda babamın arkadaşları bastı hastaneyi. Polislerin araştırması sırasında herkes duymuştu olanları. Her birinin gözleri dolu yüzünde kahrolmuş bir ifade vardı. Onlar içinde kolay olmamıştı yıllardır bir arada oldukları arkadaşlarının kötü haberini almak.
Yanıma gelip sırayla başsağlığı dileyip sarıldılar. Benimle birlikte beklediler hastanede. Sonra yurttaki arkadaşlarım geldiler. Sıkı sıkı sarıldılar. Bu ânı bekliyormuşcasına hıçkıra hıçkıra ağladım omuzlarında dakikalarca.
&
İşlemler bittikten sonra hastaneden çıkıp belediyenin cenaze aracına geçtiğimizde gökyüzü daha da kararmıştı.
Güneş kendini göstermeye utanıyormuş gibiydi sanki. Cenaze aracında sadece ben, Müdüre Hanım ve görevli vardık. Diğerleri arkadan araçlarla geliyordu.
Gözlerim dışarıdaki gri şehre bakarken içimde tek bir cümle dönüp duruyordu.
Artık yalnızım.
Sessiz geçen dakikalardan sonra mezarlığa gelmiştik. Cenaze aracından inen tabutu arkadaşları omuzladı. Ardından yürüdü
yakın komşuları ve babamın esnaf arkadaşları. Derin bir sessizlik hakimdi mezarlığa. Arkadaşlarım ve Müdüre Hanım yine yanımdaydı.
Tabut ben çok küçükken ölen, ne yüzünü ne kendini hiç hatırlayamadığım annemin mezarının yanındaki çukurun yanına geldiğinde kalbim bir kez daha parçalandı.
İmam sessizce hazırlığını yaparken ben tabutun başında dizlerimin üstüne çöktüm.
" Baba...
Sen de annem gibi beni bırakıp gidiyor musun? " Dedim.
" 10 gün kalmıştı. 10 gün sonra sömestir tatili girecekti. Yurttan tamamen ayrılacaktım. Hep bir arada olacaktık."
Derken fısıltım rüzgârla birlikte dağıldı. Yaklaşan imamı görünce arkadaşlarımın yardımıyla ayağa kalkıp geriledim. Tabutun kapağı açılıp babamın beyaz kefene sarılı bedeni çıkarıldı arkadaşlarının kollarında. Onu izlerken yanaklarımdan akmaya devam etti göz yaşlarım. Müdüre Hanım yanımıza gelip bana arkamdan sarıldı,
"Ağla kızım, rahatla...
İçinde tutma," Diyordu.
Nasıl rahatlayabilirdim?
Ne bu acı geçecek gibiydi ne de rahatlayacak gibiydim. Arkadaşlarımdan ve Müdüre Hanımdan aldığım destekle dayandım son ana kadar. Son toprakta atılıp kuran okunurken bir annemin bir babamın kabrine baktım. Yeniden bir aradaydılar artık. İmam duasını bitirdiğinde benimde gücüm tamamen bitti. Kendimi olduğum yere, soğuk toprağın üzerine bıraktım.
Bir süre sonra herkes yavaş yavaş dağılırken, ben kollarımı kendime sarmış mezarın başında babamın adı yazılı olan tahtaya bakıyordum.
Elveda baba. Beni son kez ağlarken görüyorsun. Bundan sonra ağlamacak kendi ayaklarımın üzerinde dimdik duracağım. Senin her zaman söylediğin gibi. Benim için üzülmeyecek benimle gurur duyacaksın.
Babamla konuşurken ara yolda siyah bir arabanın durduğunu gördüm. Camları siyah, içerisi görünmüyordu. Arabadan kimse inmedi. Yada gidip binen olmadı. Bir süre orada öylece durdu...
Sanki birileri bizi izliyormuş gibiydi. Ama böyle bir arabayla kim, bizi neden izlesindi ki. Sonra aklıma babamın nasıl öldüğü geldi. Yoksa aynı kişiler miydi? Hızla ayağa kalkıp arabaya doğru adımladım.
Müdüre Hanım beni çağırırken yanıma doğru yürüdüğünde uzakta olan araçta sessizce hareket etti ve daha da uzaklaşarak gözden kayboldu.
O an içimde bir şeylerin yanlış olduğu hissi uyandı. Sanki babamın ölümü sadece bir başlangıçtı. Sanki büyük bir karanlık, ağır adımlarla bana doğru yaklaşıyordu.
*****
Cenazeden sonra akşam üzeri yurda döndük. Kapıdan içeri girdiğimizde her şey yabancı geliyordu. Koridorlar daha bir sessizdi. Ecrin ve Sevda ile birlikte üst kata odamıza çıktık. Yorgun adımlarla yatağıma kadar gelip oturdum. Çok yoğun yorucu bir kaç gün geçirmiştim. Uyumak, sadece uymak rüyamda anne babamı görmek istiyordum.
"Leyla..." Dedi kızlar aynı anda.
Konuşacak hâlim olmadığı için sadece baktım. Yüzlerinde beliren endişeyi görünce gözlerim yine doldu. Kendimi yatağa bıraktım. Yastığımın ucundan görünen defterimi aldım elime. Sabaha kadar yazdığım romantik sahneler şu an hiç bir şey ifade etmiyordu. Ama acı dolu hikayeler yazabilirdim saatlerce.
Gözlerimi kapattığımda kızlar usulca yanıma gelip oturdular.
Biri sırtımı okşadı, biri elimi tuttu.
Ben sadece fısıldayabildim.
"Babam...
Gitti...
Artık yok..."
*****
Leyla sadece bir kayıp yaşamıyordu. O farkında değildi ama babasını öldürenlerin gölgesi etrafında dolaşmaya başlamıştı.
Siyah bir araba...
Sessiz bir takip...
Polisin gizlediği detaylar...
Ve çok uzak olmayan bir yerde, kendisine Matteo denilen biri, masasında Asaf Karaman dosyasını inceleyerek siyah eldivenli parmakları babasının fotoğrafının üzerinde gezerken konuştu.
Asaf Karaman yok artık.
*****
LEYLA
Aradan on gün geçti. On gün içinde önce babamın evine gittim. Ama babamın öldüğünü öğrenen ev sahibi çoktan boşaltmıştı bu köhne daireyi. Babamın eşyaları yolun kenarına yığılmış çöpe atılmayı bekliyordu. İnanamasam da yapacak bir şeyim yoktu. Belli ki babam kirayı ödememişti. Sonra polisin kapısındaki kilidi kırarak girdiği dükkana gittim. Dükkanda da arama yapılmıştı. Şüpheli ölüm olduğu için herşeyi araştırıyordu polisler. Bir süre arkadaşlar gece gündüz devriye atacaklar dedi memurlardan biri. Sonra bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sordu. Olmadığını söyledim. Bundan sonra kendi ayaklarım üzerinde duracaktım.
Giden polislerin ardından duygulu gözlerle dükkanın içinde gezerken babamın yakın arkadaşlarından Salim amca geldi. Ve babamın tek mal varlığı olan bu eski dükkanın artık bana kaldığını hatırlattı. Nasıl da birden değişivermişti herşey. Günler önce bir yandan okuyup bir yandan yurt odamda romantik bir hikaye yazarken dram dolu bir kitabın ortasına düşmüştüm sanki. Artık hem yetim hem öksüz hem de tek başımaydım bu hayatta.
Babamın her zaman oturduğu sandalyeyi devrildiği yerden kaldırıp düzelttikten sonra üzerine oturdum. Dağınık raflarda, yere dökülen kitaplarda gezdirdim gözlerimi. Neden..? Dedim. Babam kime ne yaptı? Gerçekten üç beş kuruş için mi öldürülmüştü? Öyleydi galiba. Zavallı yaşlı bir sahaftan kim ne isterdi başka?
Tek başıma düşünceler arasında yol alırken babamın diğer esnaf arkadaşları geldiler. Lâkin teselli sözleri bir şey ifade etmiyordu benim için. Ne söyleseler babamın yokluğu gerçeği değişmiyor, sol yanıma yerleşen acı silinmiyordu...
Akşama kadar yanımdan ayrılmadı babamın arkadaşları. Benimle birlikte durdular dükkanda. Yemek ısmarlamak istediler, istemedim. Yemek yiyecek iştahım yoktu. Akşam olup birlikte çıktığımızda kapıyı kilitleyip yurda döndüm.
&
Bir kaç gün sonra sömestir tatili ile benimle vedalaşan yurt arkadaşlarım İstanbul dışına ailelerinin yanına giderken ben yurtta ki herkesle kalıcı şekilde vedalaştım. Buradaki insanların çok emeği vardı üzerimde. Özellikle Müdüre Hanım'ın. Babamın ölümünden sonra çok destek olmuştu bana. Ve bugün veda günüydü. Bugün yurttan tamamen ayrılarak babama ait dükkana döndüm, çünkü kalacak bir evim yoktu. Bu küçük dükkanın arka tarafındaki odada kalmak zorundaydım artık. Artık geçim kaynağımda, kalacak yerimde bu küçük yerdi.
Elimde valizim açtığım kapıdan içeriye girdim. Rafların arasından geçip arka tarafa dolaştım. Küçük koridorun başındaki tahta kapıdan içeri girdim. Dağılmış eski odanın içinde gezdi gözlerim. Küçük bir yatak, küçük bir masa, üzerinde bir iki tabak, çatal kaşık, çaydanlık bir de elektrikli tek göz bir ocak vardı. Burada kaldığı zamanlar kullanıyordu babam.
Yatağın üzerindeki eski yorganı düzelttim. Bir süre gözlerim boşlukta ne düşüneceğimi ne yapacağımı bilemeden oturdum üzerinde. Koca dünyada tek başıma kalmıştım artık. Gözlerimi kapattğımda hatırlayabildiğim en eski anılara gitti zihnim. Ama bir yerden sonra tıkandı. Biraz daha gerilere gidebilsem belki annemin yüzünü bile hatırlayabilirdim. Ama olmadı. Anılarımda sadece 5-6 yaşından sonra babamla geçirdiğim o en güzel günler vardı parça parça.
Keşke... Dedim gözlerim yeniden dolarken. Seninle daha fazla bir arada olabilseydik. Keşke seninle daha çok zaman geçirmek için her gün yanına gelseydim... Kaderin bana böyle bir şey yaşatacağını nereden bilirdim.
Bir süre geri getiremediğim zamanın pişmanlığı ile oturtmaya devam ettim. Sonra guruldayan midem girdi devreye. Sabahtan bu yana bir şey yememiş acıkmıştım ve artık yurtta olmadığım için kendi başımın çaresine kendim bakacaktım.
Yerimden kalkıp odadan çıktıktan sonra koridorun en sonundaki kapıya yöneldim. Babam geçen yıl yaptırmıştı burayı. İçeriye girip ellerimi yüzümü yıkayıp kendime geldim. Sonra çıkıp yeniden ön tarafa yürürken cebimden cüzdanımı çıkardım. İçini açıp babamın son verdiği harçlıktan kalan parama baktım. Beni bir kaç gün idare ederdi. Sonrasına sonra bakacaktım. Elimde cüzdan tam çıkacakken aklıma gelen şeyle durdum. Hızla arkama döndüm. Eski deskin arkasındaki kasa gelmişti aklıma. Polisler o kasayı görmüş müydü acaba. Sanmıyordum. Hemen deskin arkasına geçip çekmeceyi açtım. Bir kaç parça saman kağıttan başka birşey yoktu tabi. Ama gizli bir bölmesi vardı içinde. Anahtarı diğer yöne çevirip tabanındaki tahtayı kaldırdığımda gördüğüm para ile şaşırdım. Babam sanki Leyla bulsun diyerek beni bir süre idare edecek kadar para biriktirmişti burada. Gözlerim yeniden doldu. Deske dayanıp ağlamamak için zor tuttum kendimi.
Ellerimle yüzümü gözümü silip derin bir nefes alıp verdim. Ardından bir miktar parayı alıp cüzdanıma koyarak kapattım çekmeceyi. Yorgun adımlarla dükkandan çıkıp en yakın yerden yiyecek içecek aldıktan sonra geri dönüp kapıyı içerden kilitleyerek küçük odaya geçtim. Elimdekileri masaya bıraktıktan sonra eski sandalyeye oturdum. Aldığım ekmek arası ve ayranı daha fazla dayanamayıp ağlayarak yedim, içtim. Bu son olsun baba. Bir kere daha ağlayayım sonra söz ağlamayacağım. Dedim hıçkırarak. Sonra eski Leyla olacağım...
Hayat çok garip ve acımasızdı. Babamın acısıyla yanarken yaşamak ve hayata tutunmak için yemem içmem gerekiyordu. O kadar zordu ki bu. Düşündükçe daha çok ağladım. Ağladıkça gözyaşlarımın tuzu yediğim ekmeğin her lokmasına katık oldu. Çiğnediğim her lokma ağzımda büyüdü, yutarken taş oldu yırttı boğazımı. Yinede yedim. Hayatı hem babamın yerine, hem kendi yerime yaşamak için.
************************
2. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
