8. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)🔥7. VASİYET MESELESİ.
Bölümler 33Şu an: 🔥7. VASİYET MESELESİ.
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🌀🌀🌀
Adam elindeki kırmızı dosyaya bakarken,
" Hayır. " Diye kükredi Drago araya girerek..
" Asla! Babam bu kağıdı bana bıraktıysa bir nedeni olmalı.
Bu kağıtta ne yazdığını öğrenene kadar o vasiyeti asla kabul etmiyorum!"
" Hayır!
Ben de o elinde, ne yazdığı belli olmayan kağıdı kabul etmiyorum.
Elimde bir vasiyet var!
Babamın kendi el yazısı ile yazılmış bir vasiyet!
Mührü ve imzası olan bir vasiyet. Ve bu mühür ve imza bu vasiyeti babamın yazdığının kanıtı!
Ve bu vasiyet ailenizin reisinin ben olduğumu söylüyor.
O yüzden bir an önce bu vasiyete uyulmasını istiyorum."
" Sana!
Hayır!
Dedim! "
Dişlerini sıkarak ve her bir kelimenin üzerine basa basa konuşmuştu Drago. Aynı şekilde karşılık verdi Matteo.
" Kabul et büyük kardeş. Beni kıskanıyor ve aile reisi olmamı istemiyorsun. Ama bu ailenin kuralları var. Ve sende o kurallara uymak zorundasın!"
İki kardeş bir anda birbirlerinin yakasından tuttuğun da anneleri İsabella girdi araya.
" İkiniz de hemen kesin şunu!"
Oğullarını iki yana itti. Ortada bir vasiyet ve ne olduğu belli olmayan bir dille yazılmış bir kağıt var. Babanız şu an hasta ve ölüm döşeğinde. Bu yüzden bu evin en büyüğü olarak benim dediğim olacak."
İki kardeşin gözleri annelerini buldu. Kurallar vardı kimse itiraz edemezdi.
Mateo'nun elindeki vasiyet gerçek olabilir. Ama avukat aracılığıyla bize ulaşan bu kağıtta alelade bir kağıt değil. Bu yüzden öncelikle bu kağıtta ne yazdığını öğreneceksiniz. O güne kadar vasiyet Bay Bellinide kalacak.
Matteo sinirle gülmeye başladı.
" Anlamıyor musunuz?
O kağıtta bir şey yazdığı yok! Büyük Carlino erkenden bunadığı için resimler çizmiş kağıda."
Dragon'un Matteo'yu yakalarından tutup kafa atması ile İsabella'nın,
" Matteo!" Diye bağırması aynı anda oldu. Eli burnunda yerde sırt üstü kaldı adam. Annesi işaret parmağını oğluna doğru uzattı.
" Sakın haddini aşma!
Seni babana saygısızlık etmekten men ederim!"
Annesinin de verdiği tepki ile susmak zorunda kaldı Matteo.
" Tamam...
Kabul ediyorum."
Dedi yerden kalkarken.
" Hadi bulun bakalım bu kağıtta ne bok yazıyor. Ama sonunda benim dediğime geleceksiniz ve aile reisi ben olacağım. O zaman bu yaptığının cezasını çekeceksin."
Bunu abisinin gözlerinin içine bakarak söyledi. Kardeşini hiç umursamadan avukata döndü Drago.
" Senin bir fikrin var mı?"
Adam eline aldığı kağıdı biraz inceledi. Sonra umutsuzca başını iki yana salladı. Tek bir fikri yoktu. Zira yazı mı, resim mi, harf mi, karakter mi ne oldu belirsiz bir şey vardı ellerinde o kadar..
Belkide Matteo haklıydı. Belki de Carlino 'nun aklı çok önce gitmişti.
Drago'nun bakışları yerde derin şekilde düşünürken, belki! Dedi Avukat Bellini. Bütün gözler avukata çevrilmişti şimdi. Aklından geçen neydi?
" Bir arkadaşım var. Bir çok dünya ülkesini gezmiş biri.
Bir ihtimal böyle bir şey görmüş olabilir diye düşünüyorum."
" Tamam!
Hemen ara çağır, buraya gelsin."
Dedi Drago aceleyle.
" Dur! " Dedi sonra.
" Yerini söyle Alex alıp getirsin."
Başını salladı avukat.
*****
Bir saat sürdü oturma odasındaki gergin beklemiş. Bütün aile birbirini izliyordu. Drago belirsizliği iliklerine kadar hissederken Matteo'nun içinde büyüyen korku sarmaşığı bütün bedenini sarmaya başlamıştı.
İsabella ise kocasının öleceğini üzülerekte olsa kabullenmiş artık her şeyin yeniden yoluna girmesini istiyordu.
&
Bir saatin sonunda kapı tıkladı. Alexti gelen.
" Abi geldik."
" Girin."
Önden Alex arkadan yaşlı, belki 80 yaşında bir adam girdi. Elinde bastonu zor yürüyordu.
Adamı gören Matteo içinde bir rahatlama ile sessiz ve sinsice gülümsedi. Bu adam dün akşam ne yediğini hatırlıyorsa o bile başarıydı. Kaldı ki o kağıttaki şeyleri bilsin.
" Gelin Bay Edward."
Edward Alex'in yardımı ile yürüyerek oturdu koltuktaki Bellini'nin yanına.
" İyi günler Bay Edward. Hoş geldiniz."
Dedi Drago. Başıyla selamladı yaşlı adam. Vakit kaybetmeden olan biten her şeyi anlattı Bellini yanında oturan yaşça büyük eski dostuna.
Yaşlı adam önce kalın camlı gözlüklerini taktı gözlerine. Ardından Drago'nun getirip eline verdiği kağıdı inceledi.
Yaşlı Edward'ın gözleri kağıtta, oturma odasında oturan herkesin gözü Edward'daydı. Özellikle Matteo'nun.
Adam elinde tuttu kağıdı bir sürü inceledikten sonra gözlüklerini çıkartıp karşısındaki Drago'ya baktı.
" Evet ben buna benzer bir yazı daha önce görmüştüm."
" Öyle mi?
Ne zaman nerede gördün hemen konuş!"
" Nedir ne değildir ya da nasıl yazılır, anlamı nasıl çözülür bilmiyorum. Ama bu karakterleri daha önce de gördüm."
" Konuşsana be adam!
Nerede gördün?"
Dedi Drago merakla.
" Türkiye..."
Herkes şaşkın kalakaldı.
" Türkiye mi?"
" Türkiye'de, İstanbul'da bir çarşı vardı. Orada bir Sahaf'ın bir kağıda bu simgelerle birşeyler yazdığını görmüştüm. Hatta bu hangi dil diye sormuştum. Ama cevap vermek yerine kağıdı yakmıştı."
Odadakiler daha da şaşırdı.
" Hâlâ oradamıdır, yaşıyor mudur bilemem."
Duyduğu cümlelerle Matteo'yu bir korku sardı. Bahsedilen Sahaf bulunur da bu kağıdın sırrı çözülürse, babasının yazısını taklit ederek hazırladığı vasiyetin gerçek olmadığı ortaya çıkacaktı.
Bir an önce bir çözüm bulmalıydı.
Derin düşüncelere daldı.
O sahafı herkesten önce bulup yok etmeliyim. Aksi hâlde bütün planlarım alt üst olur. Hayır! Babamın tahtını Drago'ya bırakamam. Bir kaç gün içinde bu iş hallolmalı.
Dedi kendi kendine. Sonra yerinden kalkıp kapıya yürüdü.
" Siz saçma sapan teorilerinizle oyalanmaya devam edin. Ben şarap fabrikasına gidiyorum. Olurda gerçekten bir şeyler bulursanız bana da söylersiniz herhâlde."
Arkasından hırladı Drago.
" Elindeki o vasiyeti sana yedirmeyenin..."
Matteo kapıdan çıkar çıkmaz hızlı adımlarla merdivenlere yürürken bir yandan telefonunu çıkarıp bir arama yaptı.
" Adamları topla fabrikada olun hemen! "
🌀 Bitti
*****
GÜNÜMÜZ
LEYLA
Drago'nun ardından canı kesilen bedenim koltuğa yığıldı. Gözlerim elimdeki defter ve kağıtta bir süre olduğum yerde kıpırdamadan kaldım. Sadece düşünüyordum. Düştüğüm bu durumdan nasıl kurtulacağımı düşünüyordum. Ama bulamadım.
Yerimden kalktığım gibi kapıya döndüm.
Seni manyak canavar!
Diye bağırırken elimdeki defteri ve kağıdı yere fırlattım.
Bilmediğim bir şeyi nasıl çözeceğim ben?!
Yumruklarımı ve dişlerimi sıkıyordum. İnanmıyordu. Söylediğim hiç bir şeye inanmayacaktı.
Defterlerin açılan sayfalarında gezdirdim gözlerimi. Belkide haklıydı. Hikayemi yazdığım defteri yerde aldığım gibi sayfaları inceledim. Aynı karakterleri buldum. İçimdeki Leyla.
Bu delillerle kim olsa inanmaz.
Dedim kendi kendime. Yerdeki diğer defterleri ve kağıdı da alıp yatağın üzerine oturdum. Önce kendi defterimde başka karakter varmı diye baktım. Yoktu. Sonra siyah deri kaplı deftere baktım. Sonra babamın el yazısını düşündüm. Hiç benzetemedim. Kullanılan karakterler birbiri ardına yazılmış hiç boşluk verilmemişti. Hangi dil olursa olsun boşlukla yazılırken buradaki karakterler tren vagonlarına benziyordu.
Dakikalarca defteri inceledim durdum. Ama hiç bir şey anlamadım. Sonunda ellerim saçlarımda,
Allah'ın cezası!
Diye bağırarak kendimi yatağın üzerine bıraktım. Derin bir kaç nefes çektim ciğerlerime. Gözlerim tavanda düşünmeye devam ederken dakikalarca incelediğim ve neredeyse ezberlediğim karakterler gözlerimin önünde halay çekiyorlardı sanki.
Bu şifreleri çözemediğime göre yarına kadar kaçmanın bir yolunu bulmalıyım. Yoksa işkence ile öleceğim burada.
Derin bir nefes alıp verdim tekrar.
Ama önce banyoya girmeliyim. Dedim huzursuz. Patlayacak gibi hissediyordum zira.
Yerimden kalktım. Giysi dolabının yanındaki boy aynasının önüne gelip durdum. Aynayı sol tarafından tutup sağa doğru kaydırırken zorlanmadım. Açılan kapıdan içeriye girip baktığımda taş duvarları yerinde olan ama kullanılan herşeyin gayet modern olduğu bir banyo buldum. Ayak üstü bir odaya bir banyoya baktım. Demek bu büyük kalenin içini restore etmişler. Ve burada yaşamaya devam ediyorlar. Bu ülkede evler çok pahalı galiba. Dedim ama ben bile gülmedim esprime.
Ailenin büyük oğluyum demişti. Bu koca kalede tek başına yaşamıyordur herhalde. Ailesi de bu kalede yaşıyor olmalı. Bir mafya ailesi için gayet korunaklı bir yer aslında. Dışarıdan topla ateş edilmedikçe kimse içeriye ve yaşayanlara zarar veremez. Düşününce gayet mantıklı. Ben olsam bende böyle bir yeri tercih ederim.
Drago'ya hak vermen bittiyse işine bak.
Diyen iç sesimle önüme döndüm. İşimi halledip ellerimi yıkarken bir yandan hâlâ banyoyu inceliyordum. Duvardaki havlu ile ellerimi kurulayıp çıktıktan sonra aynalı kapıyı kapatırken karşımdaki yansımama baktım.
Şimdi ne yapacaksın Leyla.
Oturup öldürülmeyi mi bekleyeceksin? Diye sordum.
Tabi ki hayır! Dedim kendime cevap olarak.
Sonra arkama dönüp bir kapıya bir pencereye baktım. Hangisinden kaçmak daha kolay olur diye düşünüyordum. Lakin cevap basitti. Uçmayı bilmiyisan kapı. Ama pencereyi yeniden değerlendirmek için hızlı adımlarla berjerin yanına gelip arkasına geçtim. Tam pencereye doğru iterken bir anda kapı açıldı. Yakalanma korkumla sıçrayarak arkamı döndüğümde Alex ile göz göze geldim. Drago'nun sözlerini hatırladım sonra. Beni öldürmesi için Alex'i mi yollamıştı. Duyduğum korku eşliğinde Alex'in Drago kadar sert duran yüzünü izlerken,
" Benimle geliyorsun."
Deyince başımı iki yana sallayarak geri geri gittim.
" Yemek için bekliyorlar seni."
" Yalancı.
Beni öldürmek için geldin değil mi?"
Gözlerini devirdi.
" Drago yarına kadar süre verdiyse yarından önce kimseden korkmana gerek yok!"
" Yarın kork diyorsun yani."
Omuzlarım çaresizlikle düşerken,
" Ya yemin ederim yazanlar hakkında en ufak bir bilgim yok."
Dedim yalvaran ve ikna etmeye çalışan ses tonumla.
" Buna rağmen dakikalardır uğraşıyorum. Ama yok yani. Hiç bir şey anlamıyorum yazanlardan. Neden inanmıyor patronun?"
" O kadarını bilmem. Şimdi benimle geliyorsun hadi."
" Yemek yiyecek hâl mi kaldı bende. Önce öldürmekle tehdit ediyor sonra akşam yemeğine çağırıyor. Yemek falan istemiyorum! Git öyle söyle patronuna!"
Dedim sinirle. Derin bir nefes alıp verdi.
" Drago söylediği şeyin yapılmamasından hoşlanmaz. Yanımda sen olmadan gidersem o gelir. "
Son kurduğu cümleyi beğenmesemde kıpırdamadım.
" Aile üyeleriyle tanışacaksın. Evin hanımı özellikle istedi seninle tanışmayı. "
" Evin hanımı mı?
Karısı mı?
Karısı neden benimle tanışmak istiyormuş anlamadım.
Yok arkadaş, istemiyorum!
Git şey de! Şeyy! Acıkmamış!
Ya da uyuyordu de. Ya da ölmüş falan de! Ya da direk karınla tanışmak istemiyormuş de! "
Kollarını göğsünde birleştirip başını yana yatırdı.
" İnat ederse diğer bacağından vur dedi Drago."
Duyduğum cümle bir anda kendime getirdi beni.
" Demek evin hanımı beni görmek istiyor.'
Dedim parmaklarımı birbirine geçirip yalandan sırıtırken.
" Neden öyle söylemiyorsun. Bayan Valeriani'yi daha fazla bekletmeyelim değil mi, hemen gidelim."
U dönüşü nasıl yapılır. Şekil A örnek 1.
Diyen içimdeki gıcığa görünmez bir terlik fırlatıp kapıya yürüdüm. Boyu Dragodan aşağı kalmayan Alex'in yanından yan yan geçip odadan çıktım. İkinci kere gördüğüm büyük koridorda ve tavanda gezdirdim gözlerimi. Burası ne kadarda da büyük bir yerdi böyle. Ve de soğuk.
" Beni takip et!"
Diyerek önden yürüdü.
Kollarım kendime dolayıp arkasından yürüdüm.
" Soğukmuş." Dedim hırkanın kapşonunu başıma çekerek.
" Soğuk olması normal, burası eski bir kale."
"Ama oda sıcaktı."
" Odalarda söminelerin yanı sıra yerden ısıtma sistemi var."
Doğru bilmiştim. Kale günümüze uygun şekilde restore edilmişti.
" Bir şey sorabilir miyim.?
" Sor." Dedi soğuk sesiyle.
" Sen, Türk müsün?"
" Hayır.
Türkçe konuşmayı Dragodan öğrendim."
" Peki o? "
" Babası Carlino Valeriani den."
" Peki...
Gerçekten adı Drago mu, yoksa lakabı falan mı?"
" Adı gerçekten Drago. İtalya'da nadir kullanılan bir isimdir."
" Beni gerçekten öldürür mü?"
" Ölmek istemiyorsan söylediği şeyi yap."
Yüzüme bile bakmadan yürümeye devam ederken söylemişti bunu.
Bana inanmıyorlardı. İnanmayacaklardı da. O anda aklıma gelen şeyle aniden durdum. Şuan odanın dışındaydım ve etrafımızda başka kimse yoktu. Ben neden bu fırsatı değerlendirmiyordum ki. Önümde arkasına bakmadan yürümeye devam eden Alex'e el sallayıp sırıtarak geri döndüm.
İşte fırsat, topukla Leyla.
Hızla geldiğim yöne doğru koşmaya başladım. Köşeye yaklaşırken beni farkedip farketmediğini anlamak için arkama baktığımda elleri ceplerinde beni izlediğini gördüm.
Evet farketmişti ama kovalamıyordu. Neden?
Demiştim ki köşeyi dönmemle çarptığım şey yüzünden geriye doğru sendeledim önce, sonra da sırt üstü yerde yatarken buldum kendimi. Ellerim başımın arkasında acıyla kıvranırken dişlerimi sıkarak inledim. Önüme bakmadığım için bir şeye çarpmıştım sanırım. Yerimden doğrulup oturdum. Ellerim hâlâ başımın arkasında kapalı gözlerle inliyordum. Acı hafiflemeye başlayınca gözlerimi açtım. İlk gördüğüm şey deri ayakkabılar oldu. Ardından uzun bacaklar ve iri beden ve onun yüzü. Ellerini ceplerine sokmuş başını hafif yana eğmişti. Bakışları sabahki gibi soğuktu. Alex'in neden peşimden gelmediğini o an anladım. Kaçacağımı da yakalanacağımı da biliyordu. Üzerime doğru eğildi.
" Kaçabileceğini sandığın her yerde ben varım Leyla."
İstemsiz yutkundum. Büyük eli kolumu kavradı. Tek hamlede ayaklarımın üzerine kaldırdı.
Çenesiyle arkamdaki koridoru göstererek yürü işareti yaptı. Oysa benim gözüm onun arkasında gördüğüm merdivenlerdeydi.
Yavaşça arkama dönüp temkinli şekilde iki adım attım. Sonra hızla dönüp aksi yöne doğru koşmaya başlamıştım, ki! Bir anda belime dolanan kolla ayaklarım yerden kesildi. İnanamıyorum ya anında yakalanmıştım. Kocaman cüssesiyle nasıl bu kadar hızlı hareket edebiliyordu.
" Bırak!
Bırak beni.
İmdaaat!
Yardım edin!
Manyak mafya!"
Avazım çıktığı kadar bağırıyor bir yandan debelenerek belime dolanmış kolunu ellerimle sökmeye çalışıyordum adeta.
Bir anda boştaki elini dudaklarıma bastırınca ellerimle koluna yapıştım. Burnumdan hızlı nefesler almaya çalışırken belime dolanmış kolu ve uzun boyu sayesinde ayaklarım boşlukta sallanıyordu.
Beni kendine bastırırken nefesini boynumda hissettim. Bütün bedenime bir elektrik dalgası yayıldı. Alçak ve soğuk sesiyle,
" Sana..."
Dediğinde, dudağı kulağıma temas etti.
" Ne demiştim ben...
Sakın... Sabrımı deneme Leyla.
Yarından önce keserim dilini."
Bütün enerjim sıfıra inerken korkularım yine tavan yaptı. Beni yere bıraktığında zorlukla duruyordum ayakta. Sanki içimde bir şeyler çökmüş, ağırlığı üzerime binmişti. Kaçma fikrim, bağırma cesaretim... Hepsi birkaç saniyede yok olmuştu.
Elimi dudaklarıma götürdüm. Az önce elini bastırdığı yer yanıyordu.
Başımı öne eğdim. Ağlamamak için dişlerimi sıkıyodum.
Ağlamıcam. Ağlamıcam. Babama söz verdim.
Sırtımda hissettim yönlendiren elini. Yavaşça adımlarken önüme geçti. Bu kez peşinden gitmekten başka bir şey yapmadım. Alex ise birkaç adım gerimdeydi. Kaçmama değil, düşmeme bile izin yoktu.
Attığımız her adımda yankı yapan taş duvarlı büyük koridor bitince büyük kanatlı kapının önünde durduk.
Kapı açıldığında sıcak hava ve ışık yüzüme vurdu. İçerisi beklediğim kadar karanlık ve soğuk değildi. Yüksek tavandan uzun yemek masanın üzerine salmış devasa bir avize vardı çünkü. Masada oturanların yüzlerinde gezdirdim gözlerimi. Gerçekten soğuk ve sorgulayıcı bakıyordu hepside.
Masaya doğru yürüyüp durduk. İlk konuşan masanın baş köşesinde oturan yaşlı kadın oldu.
"Quindi tu sei Leyla."
"Demek sen Leyla'sın"
İtalyanca konuşmuş tek anladığım kelime Leyla olmuştu.
Zarif ama duruşu ve bakışları Drago'nun ki kadar sert biriydi. Yüzündeki ince gülümseme nedense insanı rahatlatmıyordu.
Drago bana bakarak konuştu.
"Annem. İsabella Valeriani."
Evin hanımı... Derken annesini kastetmişti Alex. Kadın eliyle karşısındaki sandalyeyi işaret etti.
Tam Drago'nun yanındaki sandalyeyi. Sandalyeye oturduğumda soğuk bakışlar yüzünden bütün bedenimin sertleştiğini hissettim.
Az sonra hizmetli kadın servisi yapıp geri çekilerek bir kaç metre arkamızda beklemeye geçti.
Drago eline kaşığı alıp yüzüme bakmadan başla derken İsabella'nın yanındaki genç kızın gözleri hâlâ üzerimdeydi. Sonra İtalyanca bir şeyler söyledi. Anlamayınca Drago'ya çevirdim gözlerimi. Tercüme bekledim ama yapmadı. Sonra bir şeyler daha söyledi. Yine gözlerimi Drago'ya çevirdim. Yine sustu. Kızın ne söylediğini anlamıyordum ama merak ediyordum. Drago'nun ise söylemeye niyeti yoktu.
" Kardeşim Bianca gerçekten bir şey bilip bilmediğini soruyor."
Cümleyi kuran karşımda oturan adamdı.
" Adım Matteo. Ailenin 2. Oğluyum."
Drago'nun soğuk bakışları adamı buldu. O da Türkçe biliyordu. Nasıl bir aileydi bu.
" Biliyor musun?"
Tam ağzımı açacakken Drago'nun sert sesini duydum.
"Yarın sabaha kadar bize lazım olan şeyi söylemezse..."
Dediğinde gözlerim anında onu bulurken durup bana baktı.
" Akşamı görmez."
*************************
7. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
