🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ

Selâm canlar.
15. Bölüm Final.

Keyifli okumalar diliyorum.
******

Bir karar vermem gerekiyordu.
Ama dürüst bir karar.
Bu yüzden zamana ihtiyacım vardı. Yalnız kalmaya.
Kim olduğumu, ne istediğimi düşünmeye.

Ama nasıl...

Dakikalarca yerimde kaldım. Şimdi zihnim tamamen boştu. Kısa devre yapmış gibi durmuştu. Bu yüzden boş boş tavanı izliyordum.

Sonunda sıkılıp doğruldum. Defteri yeniden elime aldım. Bu defter ve içindekiler hayatımı değiştirmişti. Deri kabında gezdirdim gözlerimi. Yırtık yerini yeniden görünce pişmanlık duydum.

Özür dilerim Asaf baba.

Dedim. O an şunu farkettim. Zihnim çoktan kabullenmişti Asaf Karaman'ın öz babam olmadığını. Bu iyi miydi kötü müydü bilmiyorum ama suçluluk hissetmiştim. Şimdi bir de bu takılmıştı aklıma.

Hiç iyiye gitmiyordum. Her şey üst üste gelmiş beynimin içinde yığılma olmuştu.

Gözlerim defterin sayfalarına döndü. Her bir karakteri aklımda tutarak kelimeleri çevirmeye devam ettim. Bu kez okuduğum sayfalarda liseye başladığım günü anlatıyordu Gülpare anneme. Nasıl heyecanlı olduğundan bahsediyordu. İster istemez yüzümde bir gülümseme ile okumaya devam ederken kapı tıkladı.

" Girin! "

Kapı açıldı. Gelen Alexti. Drago'nun sağ kolu ve en güvendiği adamı. Ve de bu kalede Türkçe konuşabilen ikinci kişi.

" Drago beni önden yolladı. Bir saat sonra evde olacak. Akşam yemeğini yemek salonunda birlikte yiyecekmişsiniz. Bir saat sonra gelip seni alacağım."

" Tamam." Dedim. İşte o an yaklaşıyordu.

Sorduğu sorunun cevabını isteyecekti. Ama cevabı veremeden önce benimde ona bir sorum olacaktı. Elimdeki deftere döndüm yeniden. Beni burada tutacak yada yollayacak bir soru v cevap.

&

Bir saat sonra yeniden geldi Alex. Drago büyük odada seni bekliyor dedi.

" Üzerimi kalın bir şey giyinip geliyorum."

Deyince beklemek için dışarı çıktı.

Evet bu kaledeki son saatlerin Leyla. Tadını çıkar deyip ayağa kalkarken kucağımdaki defter bir kez daha düştü. Zaten yırtık olan yeri biraz daha yırtılınca içim acıdı.

Olamaz ya! Diyerek yerden alıp göğsüme bastırdım. Ardından yatağın üzerine bıraktım. Sandalye üzerindeki kalın hırkayı alıp giyindim. Kapıya doğru yürürken yatağın yanından geçince üzerindeki defter yeniden çekti dikkatimi. Daha doğrusu yırtılan yeri. Geri dönüp elime aldım defteri. İnanamadım. Deri kapağın iç kısmında cep gibi bir yer vardı ve sarı bir kağıt görünüyordu.

Emin olmak için iyice yaklaştım deftere. Defterin dış kapağı arasında gizli bir yer hiç beklemiyordum. Dahası burada bir kağıt olmasını...

Kalbimin sıkıştığını hissettim. Bu kağıt Neden buraya gizlenmişti. Ellerim istemsizce titriyordu. Bir anlığına nefesimi tuttum ve gördüğüm kağıdı titremeye devam eden parmak uçlarımla tutup dışarıya çektim. Soluk sarı rengi uzun zamandır burada olduğunu söylüyordu.

Defteri yerine bırakıp derin bir nefes aldım. Kağıdı incelerken birden kapı açılınca yerimde sıçradım. Bu sefer gir dememi bile beklemeden girmişti Alex.

" Ne kadar daha oyalanacaksın?"

" Geliyorum yah!"

Diyerek elimde kağıt dışarı çıktım. Alex'in ardından yürürken bir yandan kağıdı açıp içinde ne olduğunu anlamak istedim ama karanlık koridorda görebildiğim tek şey gölgeli bir kağıttı. Çünkü göremediğim için okuyamıyordum. Kağıdı katlayıp cebime soktum. Yürümeye devam ettim ama aklım kağıtta ne yazdığındaydı.

&

Büyük bir kapının önünde durduk. Bugün bu kapının da önünden geldiğimizi hatırladı. Demek yemek salonuymuş.

Kapıyı Alex açtı. Yanından geçip içeriye adımladığımda adının hakkını verecek büyüklükte bir yemek odası gördüm. Nereden baksan 4-5 metre uzunluğunda bir masa, baş köşelerde iki sandalye iki servis. Yine insan boyundan kocaman bir şömine ve hemen önünde bir eli cebinde bir elinde dumanı havaya doğru dağılan purosu ile beni izleyen Drago Luca Valeriani.

*****
DÜŞMANIN GÖLGESİ

" Gel Leyla."

Elindeki puroyu şöminenin içine attı.

" İyi akşamlar." Dedim.

" İyi akşamlar."

Dedi bana dönerken.

" Hayırdır.
Böyle akşam yemeği falan..."

" Başbaşa sakin bir yemek iyi olur diye düşündüm. "

Duvarlarının her bir taşında geçmişten bir sahne saklı duran odanın içinde gezdirdiğim gözlerim onda durdu.

" Böyle bir oda ile başlayan bir sahne görmüştüm. Biliyor musun film ya da roman olabilecek bir hayatın var, Drago Luca Valeriani. Bu kale ise soğuk duruşu, karanlık köşeleri, gizli geçitleri, ölüm kokan ve hayaletlerin olduğu mahzenleri ile vurucu bir sahne olurdu."

Soğuk bakışlarını izledim.

"İşte!" Dedim.

" Bu bakışlar, bu duruş, bu fizikte seni başrol ve Oscar'a aday yapar."

Eliyle sandalyeyi göstererek,

" Otur." Dedi sakin sesiyle.

" Bir de söylenen cümlelerden etkilemeyen başrol detayı var tabi."

Diyerek bulunduğum yerden on adım falan yürüyüp masanın diğer ucuna geldim ve bana ait sandalyeye oturdum. Sonra da o oturdu. Alex ağır kapıyı yavaşça kapatıp çıktı.

" Başla."

" Konuşacağımızı sanıyordum."

"Evet ama önce yemeğini ye."

Önümde ki tabakların üzerindeki kapakları bir bir kaldırıp kenara bıraktım.

Gördüğüm kızarmış tavukla mutlu oldum desem yeridir. Günlerdir ilk kez tavuk yemeği görüyordum.

" Farkettim ki et yemiyorsun. Bu yüzden tavuk yapmalarını söyledim."

Şaşırmıştım. Bunu fark edecek kadar zaman geçirmişmiydik emin değildim.

" Hadi başla."

Diyerek çatal kaşığını eline aldı. O başladığında bende başladım. Tabiki ilk lokmam tavuk oldu. Çorbadan bile önce.

Özlemişim ne yapayım.

Dedim kendi kendime görgüsüzlüğümü bastırmak için.
Ve yemeye devam ettim. Bir süre hem yemek yedim hemde salonu inceledim. Sonra karşımda ki Drago'ya çevirdim gözlerimi. Bu adam bu kalede yaşamanın insanı zamanla bu kaleye çevirdiğinin örneğiydi bence.

Dışardan bakıldığında fiziksel görünüşü ile bu kaleye çok benziyordu. Sert ve heybetli görünüyordu.

İç dünyası ise kalenin içi gibiydi. Soğuk, karışık, aynı zamanda kendince bir düzene sahip.

Zihninin duvarlarında kalenin koridorları gibi güç, savaşı, kurallar, kan dolu sahneler asılıydı. Bilinçaltı karanlık mahzenler gibiydi. Her an gün yüzüne çıkabilecek bir cellat bekliyordu.

Ya pencereden düşeceğimi sanıp endişe eden Drago? O, bu kalenin hangi yeriydi. Ben bu kalede öyle bir yer hiç görmemiştim. Belki de yoktu. Olmamış, olmayacaktı.
Birkaç lokma daha yedikten sonra durdum.

" Drago Luca Valeriani"

Dediğimde anında beni buldu gözleri.

" Artık konuşalım. Bana söylediklerini hatırlıyorsun değil mi?"

Gözleri ve sessiz bakışları evet diyordu.

" Düşündüm."Dedim.

" Gerçekten düşündüm."

" Ve? "

Dedi cevabı beklediğini göstermek için. Şu âna kadar ki sessiz duruşu acele etmeyişi ilk konuşanın ben olmamı istemesindendi sanırım.

" Cevap vermeden önce bana bir cevap vermeni istiyorum."

Çatal bıçak tutan elleri tabağının iki yanında geriye yaslandı. Sor diyordu o derin bakan gözler.

" Kalmamı neden istiyorsun? Benim için mi? Kalbim için mi? Kendin için mi? Kalbin için mi? Bir gece için mi? Bir ömür için mi?"

Bir süre suskun bekledikten sonra derin bir nefes alıp verdi.

" Bu soruyu iki gündür bende kendime de soruyorum. Neden?

Bir vasiyetle başladı herşey. Matteo babam ölmeden yerine geçmeye çalışırken ortaya çıkan bir kağıt parçası bizi sana ve babana getirdi. Üzgünüm. Babanın ölmesine benim kanımdan biri sebep oldu. Sonra senin varlığını öğrendim. Kendi problemlerimiz yüzünden acımasızca davrandım sana. Yaraladım. Zorla buraya getirdim. Ama o kağıttaki yazıyı okuyabilecek tek kişi sendin.

Ben... Küçükken öğrenmiş olabileceğini büyüdükçe unutmuş olabileceğini hiç düşünmedim. Bu yüzden bilmiyorum sözlerine inanmadım. Yalan söylediğini düşündüm. Sana bir mahkûm gibi davrandım. Benden kaçmak istemene bunu yaparken yaralanmana, korkmana sebep oldum. Sonra herşeyi hatırladın. O defterde yazılı..."

Dur! Dedim aniden.

Şaşırdı. Birden hatırladığım şeyle,

" Aah! Unuttum!" Dedim.

Ortam değişince ben de defterin içinde bulduğum kağıdı unutmuştum.

" Ben sana bir şey söyleyecektim."

Diyerek elimi cebime attım. Kağıdı çıkarıp havaya kaldırdım.

" Bu kağıdı gelmeden önce defterin içinde buldum. Hem de nerede biliyor musun? Defterin kabının iç kısmında gizli bir cep varmış orada buldum bu kağıdı. Babamın el yazısı değil."

Kaşları havaya kalktı. Benim gibi o da şaşırmıştı. Gözleri üzerimde açtım kağıdı. Tavandaki ışığın altında gördüğüm soluk kelimeler tanıdık değildi.

" Ne yazıyor?"

" Hiçbir fikrim yok. Ama sizin konuşmalarınızla kıyasladığımda kelimeler benziyor. Sanırım İtalyanca. Bu yüzden bu kağıdı bana sen okuyacaksın. Parayla değil sırayla."

Yerimden kalkıp birkaç adımda Drago'nun yanına geldim ve kağıdı uzattım. Elindeki çatal bıçağı bırakıp sakin bir tavırla geriye yaslandı yine. Kağıdı alıp gözlerime baktığında garip hissederken hemen yerime geçtim.

" Hadi oku! Ne yazıyor merak ediyorum."

Kağıda indi gözleri. Tam ne olduğuna bakacakken bir anda kapı açıldı. Anında kapıya döndü gözlerimiz.

" Yavaş ya aklım çıktı!"

Drago'nun gözleri bana dönerken Alex hızlı adımlarla gelip Drago'nun yanında durdu. Kulağına eğilip fısıldayarak bir şeyler söylemeye başladı. Drago'nun gözleri hâlâ üzerimdeydi ama bakışları... O bakışlar burada değildi artık. Şu an başka bir yerde başka bir şeye bakıyordu. Ya da birine.

Alex yerinde doğruldu. Cevap bekliyordu. Ama tek kelime duymadık. Drago başıyla çık işareti yaptı o kadar. Olan şey her neyse Alex'i panikletip kapıyı bile çalmadan bu odaya sokarken Drago hiç bir tepki vermemiş yüzünde mimik oynamamıştı.

İşte bundan bahsediyordum, bu adam bu kaleye benziyor derken.
Sert, soğuk, tepkisiz...

Alex geriye dönüp kapıya yürürken bir süre boşluğa takılan gözleri ile düşünüp elindeki kağıda döndü. Kağıdı açarken telefonu çaldı bu kez.

" İnanamıyorum yah! Şaka gibi."

*****

DRAGO.

İki gündür hem kendi işlerim ile uğraşıyor hem Leyla ile olan konuşmamızı düşünüyordum.

Aklımdan çıkmayışının tek sebebi vardı. Leyla ile odamda yaşananlar. Odadan çıkarken aniden dönüşüm. Leyla'ya

" Bir süre burada kalmak istemez misin?"

Diye soruştum...

" Ne defter, ne yazanlar, ne de okuduklarını düşünmeden. Yaşadığın son bir haftayı hafizandan silip, sadece kendin için. Tatile gelmiş gibi, burada kalmak istemez misin?"

Demiştim. Günlerdir yaşadığım iç çatışmayı kaybedişimdi bu cümlelerime sebep...

Keşke yapabilsem.

Demişti dolu gözlerle. Sonra yaralarını göstererek devam etmişti.

Bedenimde kalan izler izin vermeyecek. Yeniden hatırlatacak.

Demişti. O an öyle büyük bir pişmanlık çökmüştü ki içime, ayak bileğine açtığım yarayı öpmüştüm. İyice yaklaşıp elim çenesinde alnımı alnına dayayıp kapalı gözlerle, özür dilemiştim. Benim yüzümden canın çok yandı. Çok pişmanım. Demiştim. Hayatımda ilk kez kurduğum cümlelerdi bunlar. Belimdeki silahı alıp kucağına bırakmıştım.

Beni affettirecekse...
Al bunu, sen de beni vur. Demiştim. Yemin ederim kılım kıpırdamaz."

Sa-saçmalama.
Ne vurması? Al şunu üzerimden.

Demişti. Başkası olsa yapardı belki ama Leyla yapmazdı. Öyle biri değildi.

Affettin mi yani. Demiştim umutla. Alay etmişti hâlime bakıp.

Sen Drago olduğuna emin misin yah!?

O anki hâlim inandırıcı gelmemişti. Ben bile kendime inanamamıştım ki o bana inansa. Gerçek Drago gibi değildim o an.

Değilim.
Emin değilim. Leyla.
Senin yüzünden kendimi bulamıyorum. Demiştim.

Anlamaz şekilde gözlerime bakarken engel olamamıştım kendime. Bütün damarlarım arzu ile yanarken kulağına doğru eğilip

Bir haftada alt üst ettin aklımı küçük tavşan.

Demiştim. Ama öyle zor bir ânımdı ki. Önce burnumu bastırdım boynuna. Zarif tenini hissederek derin bir nefes çektim içime. Sonra dudaklarımla dokundum. Bir anda elleri ile ittirdi.

N-napıyorsun. Delirdin mi?

Demişti. Korkmuştu. O an benden önce kimse olmadığını anladım.
Ama kendime engel de olamadım. Tenini yavaş nazik bir şekilde öpmeye devam ettim. Ardından burnumu yanağına dayadım. Usulca dolaştım sıcak yüzünde. Hızlı nefes alışları geldi kulağıma. Hem korkuyordu hem heyecan duymuştu. Daha fazla zorlamamak için devam etmemiş,

Leyla... Gitmesen olmaz mı?

Demiştim sadece.

Burada benimle kalsan olmaz mı?

Diye sormuştum. Sonra da,

" Ben dönene kadar düşün."

Diyerek odadan ayrılmıştım. Yoksa devamı nasıl olurdu bilmiyorum. Kendimi tutamaz Leyla'ya zarar verecek bir şey yapabilirdim.

İki günün sonunda akşam üzeri önden yolladığım Alex'le haber göndermiştim. Çünkü benim dışımda onunla iletişim kurabilen tek kişiydi Alex.

İşlerimi bitirip döndüğüm de ilk olarak odama çıkmış, bir anlığına oda da olduğunu düşünsemde, misafir odasına geçtiğini hatırlatmıştım. O an yeniden farkettim. Ben Leyla'nın varlığına alışmış, yokluğunda özlem duyuyordum.

Hızlı adımlarla dolabın önüne geçip üzerimdekileri değiştirdim. Odadan çıkarken Alex ile karşılaştım.

" Leyla'ya haber ver yemek salonuna gelsin."

Dedikten sonra yemek salonunun yolunu tuttum.

Bunu kendim de yapabilirdim ama verdiğim süreyi devam ettiriyordum.

Yemek salonuna girdiğimde hazır masayı gördüm. Akşam yemeği için her şey ayarlanmıştı. Leyla'yı beklerken cebimden bir puro çıkarıp yaktım.

Bu şekilde stres atmaya ihtiyaç duydum. Söylediğimi yapmış mıydı? Teklifimi düşünmüş müydü?

Merak etmekten alıkoyamıyordum kendimi.

Derin bir nefes çektim ciğerlerime, havaya üflerken kapı açıldı Alex ve Leyla'yı gördüm.

Odanın içini inceleyerek girdi içeriye.

" Gel Leyla."

Elimdeki puroyu şöminenin içine attım.

" İyi akşamlar." Dedi.

" İyi akşamlar." Dedim.

" Hayırdır.
Böyle akşam yemeği falan..."

" Başbaşa sakin bir yemek iyi olur diye düşündüm. "

Kale ilgili birşeyler söyledi durdu. Ama benim aklım söylediklerimi düşünüp düşünmediğindeydi.
Sandalyeyi göstererek,

" Otur." Dedim.

" Bir de söylenen cümlelerden etkilenmeyen başrol detayı var tabi."

Diyerek yerine geçip oturdu. Ardından ben oturdum.

" Başla." Dedim.

" Konuşacağımızı sanıyordum."

"Evet ama önce yemeğini ye."

Önünde ki kapakları bir bir kaldırıp kenara bıraktı. Sonra yüzü güldü. Tahminim doğruydu. Tavuğu daha fazla seviyordu. Kırmızı eti sevmiyordu bunu yemek yerken fark etmiştim.

" Farkettim ki et yemiyorsun. Bu yüzden tavuk yapmalarını söyledim. Hadi başla."

Rahat hissetsin diye önce ben başladım yemeye. Ardından o başladı. Göz ucuyla çorbadan önce tavuğu yiyişini izledim. Sevmişti. İştahla yiyordu.
Bir süre sessizce yemeğini yedikten sonra durdu ve,

" Drago Luca Valeriani"

Dediğinde duyduğum tam adımla gözlerimi gözlerine diktim.

" Artık konuşalım. Bana söylediklerini hatırlıyorsun değil mi?"

Gözlerimle onayladım.

" Düşündüm."Dedi.

" Gerçekten düşündüm."

" Ve? " Dedim. Fazla kelime kullanmayacak ve ilk adımı ondan bekleyecek kadar gergin hissediyordum. Konuyu ben açsaydım baskı yapıyor sanardı.
Bu yüzden bu kadar beklemiştim.

" Cevap vermeden önce bana Bir cevap vermeni istiyorum."

Arkama yaslanıp sessizce bekledim.

" Kalmamı neden istiyorsun? Benim için mi? Kalbim için mi? Kendin için mi? Kalbin için mi. Bir gece için mi? Bir ömür için mi?"

Günlerdir zihnimi meşgul eden bu soruyu ondan duymayı kesinlikle beklemiyordum. Derin bir nefes alıp verdim.

" Bu soruyu iki gündür kendime soruyorum. Neden?

Bir vasiyetle başladı herşey. Matteo babam ölmeden yerine geçmeye çalışırken ortaya çıkan bir kağıt parçası bizi sana ve babana getirdi. Üzgünüm. Babanın ölmesine benim kanımdan biri sebep oldu. Sonra senin varlığını öğrendim. Kendi problemlerimiz yüzünden acımasızca davrandım sana. Yaraladım. Zorla buraya getirdim. Ama o kağıttaki yazıyı okuyabilecek tek kişi sendin. Ben küçükken öğrenmiş olabileceğini büyüdükçe unutmuş olabileceğini hiç düşünmedim. Bu yüzden bilmiyorum sözlerine inanmadım. Yalan söylediğini düşündüm. Sana bir mahkûm gibi davrandım. Benden kaçmak istemene bunu yaparken yaralanmana korkmana sebep oldum. Sonra herşeyi hatırladın. O defterde yazılı..."

" Dur!" Dedi birden.

Bir soru sormuştu ama cevabını verirken durdurmuştu. Ne oluyordu?

" Aah! Unuttum!
Ben sana bir şey söyleyecektim."

Dedi heyecanla. Sonra da cebinden bir kağıt çıkarıp gösterdi.

" Bu kağıdı gelmeden önce defterin içinde buldu. Hem de nerede biliyor musun? Defterin kabının iç kısmında gizli bir cep varmış orada bulun bu kağıdı. Babamın el yazısı değil."

Şaşırmıştım. Bir kağıt ve defter içinde gizlenerek korunmuş. Ne olabilirdi?

" Ne yazıyor?"

" Hiçbir fikrim yok."

Derken bir yandan inceliyordu.

" Ama sizin konuşmalarınızla kıyasladığımda kelimeler benziyor. Sanırım İtalyanca. Bu yüzden bu kağıdı bana sen okuyacaksın."

Dedi ve yerinden kalkıp birkaç adımda yanıma geldi. Elimdeki çatal bıçağı bırakıp arkama yaslandım. Kağıdı alıp gözlerine baktığında heyecanını net bir şekilde görebiliyordum. Ama benim içimde garip bir his perdah olmuştu. Hızlı adımlarla yerine geçip oturdu.

" Hadi oku! Ne yazıyor merak ediyorum."

Kağıda baktım. Sanki bir ateşi tutuyor gibi hissetmem normal değildi. Tam ne olduğuna bakacakken bir anda duyduğum sesle kapıya döndü gözlerim.

" Yavaş ya aklım çıktı!"

Diye çıkışan Leyla'ya bakarken Alex hızlı adımlarla yanıma geldi. Kötü bir şey vardı anlamıştım.

Kulağıma doğru eğilip fısıldayarak konuştu.

" Abi şarap fabrikası havaya uçmuş. Marco Moretti yapmış. Saatli bomba diyor çocuklar. Yaralılar ve ölenler var."

Gözlerim hâlâ Leyla da olsada gördüğüm görüntü Marco Moretti ye aitti. Karşımda kahkaha atarak bana bakıyordu.

Hiç birşey belli etmeden başımla çık işareti yaptım.

Alex kapıya yürürken kısa bir süre daha o kahkahalar yankılandı zihnimde. Ama bu gece birşey yapmama kararıyla elimdeki kağıda döndüm. Önce bu kağıtta ne yazıyor onu öğrenecek, ardından Leyla ile bir konuşma yaparak geleceğime dair bir karar alacaktım.

Kağıdı açarken bu kez de telefonum çalınca isyan etti karşımdaki kız.

" İnanamıyorum yah! Şaka gibi."

Cebimden telefonumu çıkarıp ekranına baktım. Moretti arıyordu. Yaptığı şeyin üzerine hiç çekinmeden araması... Bu bir meydan okumaydı. Yapan kişi benim demekti.

Dişlerimi ve yumruklarımı sıkarken sinirden ellerimin titremesine engel olamadım. Şuan burada Leyla ile konuşacak olmasam çoktan mekanını basar nefesini keserdim. Telefonu açıp kulağıma dayadım.

" İyi akşamlar Drago Luca Valeriani."

Sessizce dinlerken dişlerimi öyle sıkıyordum ki dişlerimin gıcırtısını Moretti bile duyuyordu eminim.

"Sana söylemiştim."

Dedi rahatca.

" Babanın ölümü birşey değiştirmeyecek. Ya sizin sonunuz gelecek ya bizim. Bu düşmanlık ancak o zaman bitecek. "

*******************
14. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.