♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.

🌀

" Söyle! LEYLA!
Leyla nerede? Söyle lan!"

Ağzı burnu kan içinde kalsada söylemedi. Nefes nefese kalktım üzerinden. Silahı kafasına dayadım.

" Söyle!" Diye bağırdım tekrar.

" Yoksa şuracıkta gebertirim seni!"

Deli bir kahkaha atarken başını iki yana salladı.

" Seni böyle görmek varya. Herşeye değer."

" Abi!" Diyen adamımın sesiyle anında arkama döndüm. Nefes nefese kalmıştı.

" Arka taraf! "

Önüme dönüp Marco'yu diğer bacağından vurdum kaçamasın diye.

" Seninle işim bitmedi."

Deyip adamımın yanına döndüm.
Birlikte arka tarafa açılan kapıya koştuk. Dışarı çıkar çıkmazda ilerdeki mezarlığı ve Alex'i gördüm. Yanında Nico ile önündeki mezarı yazıyorlardı. Koşarak yanlarına gelerek elimdeki silahı fırlatıp Nico'nun elindeki küreği aldığım gibi toprağı kazmaya başladım. İçimden,

Leyla dayan!
Biraz daha dayan.

Diyordum sürekli.

Geldim. Buradayım.

Tahtaya dokununca elimdeki küreği yana savurup çukurun içine girdim. Toprağı ellerimle kazmaya başladım.

"Leyla...
Leyla..."

Tabutun kapağını yan tarafında tutup üzerindeki toprakla birlikte hızla kaldırdım. Leyla öylece hareketsiz yatıyordu.

" LEYLA!
LEYLA!"

O an da derin bir nefes çekti içine.
Yaşıyordu. Yaşıyordu! Yanına çöktüm hemen. Yüzünü avuçlarımın arasına aldım.

" Leyla!
Aç gözlerini. Leyla!

Yavaşça araladığı gözleriyle üzerimden bir koca bir dağ kalktı.

" Se-ennn..." Diye mırıldandı.

"Korkma buradayım!
Kurtuldun! İyi olacaksın...

Bundan sonra herşey daha kolaydı. Yaşıyordu çünkü. Alex'e döndüm.

" Alex! Arabaya!"

Leyla'yı kaldırıp kucağıma alarak göğsüme bastırdım. Kollarımın arasında oluşunu o kadar özlemiştimki.

" Gerçek...
Gerçeksin."

Dediğini duyunca gözlerimi yüzüne çevirirken kapanıverdi mavileri. Korktum. Hem de öyle korktum ki.

" Leyla!"

Dedim panikle sarsarak. İnleyerek konuştu. Acıyor...
Dediğinde kanlı koluna çevirdim gözlerimi. Kolunun tamamı kan lekesiydi. Kucağımda Leyla ile çukurdan çıktım.

" Alex! Hemen gidiyoruz.
Nico! Buradaki herkesi toplayıp kaleye getirin! Ellerimle geberteceğim hepsini.

Alex gidelim!"

Hızlı adımlarla binanın yanından geçip araca doğru ilerlerken gözlerim Leyla da konuştum.

" Doktoru ara. Biz gelene kadar kalede olsun. Oksijen tüpü de getirsin."

Alex'in açtığı kapıdan arka koltuğa geçip oturdum. Alex hızla ön tarafa geçip motoru çalıştırdı. Sonra gazı kökledi. Bir yandan özel doktorumu arayıp durumu anlatırken ben Leyla'yı dizlerimin üzerine bırakıp ceketimi çıkardım. Leyla'nın üzerine örttükten sonra sarılıp kendime çektim. Titremeye başlamıştı çünkü.

" İyi olacaksın. Söz veriyorum."

Derken yüzündeki morlukları yeniden görünce damarlarımda kan değil kızgın lav aktı.

" Yemin ederim. Sana dokunan herkes ölecek. Onlarla işim bittiğinde ne ölüleri ne dirileri bulunacak yeryüzünde."

&

Yarım saat sonra kalenin kapısından taş avluya girdi araç. Kapının önünde Lorenzo'nun aracı duruyordu. Gelmişti. Alex önden inip kapımı açtığında Leyla ile birlikte inip hızlı adımlarla içeriye girdim. Merdivenleri hızlı adımlarla çıkarken gözlerim hâlâ leyla'daydı.

" İyi olacaksın."

Dedim. Beni duysun korkmasın istiyordum. Odamın kapısı önünde Lorenzo karşıladı beni. Yanında oksijen tüpü ve çantası vardı.

" Geçmiş olsun efendim."

Kapıyı açıp içeriye girerken,

"Benimle gel! " Dedim.

Koşar adım yürüyüp Leyla'yı yavaşça yatağın üzerine bıraktım.
Geri çekilip Lorenzo'nun işini yapmasına izin verdim. Önce alnındaki yaraya baktı. Dikişlik değil. Diye mırıldandı. Her hareketini dikkatle izliyordum. Sonra kalp atışlarını ve nabzını kontrol etti. Sonra tansiyonunu. Dengesiz ama kötü değil dedi. Oksijen maskesini takıp tüpü ayarladı. Ardından bana döndü.

" Efendim. Yaraya bakabilmem ve genel muayene yapabilmem için kıyafetlerini çıkarmam gerekiyor." Dedi başı önünde.

" Ben yaparım. " Dedim.

O bir adım gerileyerek başı önünde beklemeye başlarken ben Leyla'nın kıyafetlerini onu incitmeden çıkarmaya başladım.

Önce koluna dikkat ederek üst kısımdaki kıyafetleri çıkardım. O sırada göğüs arasındaki o yakut benine takıldı gözlerim yine. Bir gün doya doya öpmenin hayalini kurmuştum hep.

Kendine gel Drago!

Diyerek toparlanıp ayakkabılarını ve dizleri yırtık pantaolunu çıkardım yavaşça. Gördüğüm görüntüyle resmen kanım dondu. Zayıf narin vücudu morlukları içindeydi. Sol bacağının yan tarafı tamamen morarmış eti çürümüştü yer yer. Kolları dizleri sıyrıklarla doluydu. Yüzündeki morluklar en hafif olanlardı. Elimdeki kıyafetleri yanan şöminenin içine atıp yanına geldim. Üzerine Doğru eğildim. Yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Alnımı alnına dayadım. Dilim sustu kalbim konuştu.

" Leyla.
Ne yapmışlar sana.
Özür dilerim.
Özür dilerim beni affet...
Seni korumak için senden vazgeçmiştim ama yine de yapamadım, koruyamadım seni "

Derken canım öyle yanıyorduki.

" Efendim."

Diyen Lorenzo ile kendime gelip geri çekildim. Lorenzo önce kolundaki yaraya baktı. Kurşun yarası.
Sıyırmış dedi.
Enfeksiyon kapmış dedi.
Hemen damar yolu açıp serum ve ilaç verdi önce.
Sonra yaraya dikkatli şekilde dikiş attı. Etine giren her iğne sanki benim etime giriyordu. Sonra pansumanını yapıp ilaç sürdü ve sardı. Başındaki yere geçti. Yine temizleyip kremledi. Küçük bir bandaj yaptı. Genel muayenesini de tamamlandıktan sonra üzerini örtüp yanıma geldi.

" Kırık çıkık yok. Yumuşak doku ezilmesi ve darbe izleri var. Bacağının yanındaki morluğu ve başındaki yarayı göz önünde bulundurarak bir aracın çarptığını düşünüyorum. Kaçarken olmuş olabilir. Yüzündeki morluklar biri tarafından şiddet gördüğünü söylüyor. Kolundaki kurşun yarası, dikiş atıp sardım. Dizleri ve kollarındaki sıyrıklar önemsiz ama pansuman yapılmalı. Seruma antibiyotik ve ateş düşürücü ekledim. Ateşi vardı. Bir süre kapalı kalmış. Bu yüzden oksijen maskesini çıkarmayın lütfen. Vücudu zayıf düşmüş. Bir süre uyur. Önümüzdeki günlerde iyi bakılırsa çabuk toparlanır. Ama bir tabutta kapalı kalması... Psikolojik olarak yardım alması gerekebilir."

Söyleyecekleri bitince,

" Tamam. Çıkabilirsin."

Dedim.

" Ama aşağıda bekle ayrılma. Tekrar ihtiyaç olabilir."

" Emredersiniz."

Lorenzo çantasını toparlayıp kenara bıraktıktan sonra odadan çıkarken ben yatağın yanına gelip yanındaki boşluğa oturdum. Gözlerimi hasretinden öldüğüm kıza çevirdim. Günlerce aylarca uzak kaldığım, özlemiyle yandığım, aşık olduğum ama söyleyemediğim kıza..

Elini yavaşça elimin arasına alıp dudaklarıma götürüp öptüm. Yüzüme dayadım. Nasıl da özlemiştim ona dokunmayı.

Bir süre öylece bekledikten sonra yavaşça elini yatağın üzerine bırakıp ayağa kalktım. Üzerindeki örtüyü kaldırdım. Vücudundaki morlukları yeniden görmek istedim çünkü. Bu sayede ona bunu yapan herkesi hiç acımadan cezalandıracaktım. Örtüyü yeniden üzerine örttükten sonra eğilip alnına bir öpücük bıraktım.

Hemen döneceğim küçük tavşan. Sakın korkma. Bu kalede sana zarar verecek kimse yok artık.

Dedikten sonra doğrulup hırslı adımlarla çıktım odadan. Kapının önünde beni bekleyen Alex baktım.

" Konuş."

" Abi Matteo ölmemiş. Hastanede. Annen İsabella ve Bianca diğer eve götürüldü. Başlarında adamlar var. İkinci emrine kadar orada kalacaklar. Kaledeki şüpheli herkesi yolladım. En sadık olanlar işlerine devam edecek.

" Diğerleri?"

" Hepsi burada. Marco bayağı kan kaybetmiş. Çocuklar müdahale etmişler sırf sen görmeden ölmesin diye. Ve diğerleri ile birlikte aşağıdaki zindanda."

" Gidelim."

Leyla'ya yaptıkları aklıma geldikçe deliriyordum. Arka taraftaki merdivenleri hızlı adımlarla indim. Her basamakta biraz daha karardı etrafım. Sonunda zifiri karanlığı meşalelerin aydınlattığı zindanlara geldik.

Islak zeminde yatan iskeletin yanından geçip parmaklıkların olduğu kapıların önünde durdum. Birinde Marco ve papaz görünümlü biri diğerinde bir erkek daha vardı. Adamı tanımıştım. Leyla'yı elleri ayakları bağlı o çukurun içine iten adamdı. Yüzü gözü şiş ağzı burnu kan içinde yerde oturuyordu. Bizimkiler benden önce hırslarını almıştı. Adamlarım elleri önlerinde geriye çekilirken,

" Bir de kadın vardı."

Diyen Alex'e döndüm. Gözleri ile yerde oturan adamı işaret ederken devam etti.

" Bu piçle birlikte Marco'nun emriyle Leyla'yı zorla kaçırıp buraya getirmişler. Ama kaçtı. İsimleri Levent ve Belma olarak bilinse de ikisi de İtalyan casuslar. Şu şerefsizin Türkiye'deki adamlarıymış ikisi de."

Derken papaz olanı gösterdi. Sinirle baktım karşımdaki ihtiyara.

" Bu arada bu kim biliyor musun abi?" Dedi Alex.

" Papaz Pedro. Ama gerçekte Pedro Moretti. Marco'nun dedesinin en küçük kardeşi."

Anında Alex'e döndüm. Doğru muydu?

" Marco'yu saklayan da o. Kilisede olması tesadüf değilmiş yani. Önceleri gerçeten din adamıymış. Sonra şeytana uymuş tabi."

Herşey yerine oturuyordu. Sakince Marco'ya döndüm. Aklıma takılan o soruyu sordum.

" Leyla'nın varlığından nasıl haberin oldu?"

Önündeki başını kaldırıp bana baktı önce. Sonra geriye yaslandı.
Bir süre suskun kaldıktan sonra konuştu mecburen. O da bıkmıştı.

" Her aile de bir hain her zaman olur derdi babam. Bizim aile de Livia... Sizin ailede Matteo. Yerimi biliyordu. Gelip beni o buldu. Nasılını ona sorarsın.
Tek isteği ölmendi Drago. Benden fazla nefret ediyor senden. Ve yerine geçmek istiyordu.. Ama bunu temizce yapmak istedi. Suya sabuna dokunmadan. Benim sana olan nefretimi kullanarak.

Livia'nın bir kızının olduğunu ve İstanbul da yaşadığını da o söyledi bana... Daha önce bilseydim çok önceden ölmüş olurdu inan. Annesiyle birlikte boğazın sularında olurdu."

Gözlerini bana çevirdi.

" Hain anasının hain kızı Leyla'nın kadının olduğunu söyledi. Tıpkı anası gibi kansız biri olduğunu anlattı. Düşmanımın koynuna girecek kadar hemde.
Sana karşı onu yem yapmak gerçekten iyi fikirdi aslında. Ama sen bizden akıllı çıktın Drago. Beni kandırdın. Kızı öldür derken beni öldürmek için yoldaydın. Sonrada..."

Sustu birden. Devam etmedi.

" Sen kazandın Drago. Öldür ve bitsin."

Dedi kısılan sesiyle. Leyla'ya olanlardan sonra kimseye acımayacaktım zaten. Alex'in belindeki silahı çekip aldım. İlk olarak sevdiğim kıza dokunan ve zarar veren onu zorla kaçıran adama çevirdim namluyu. Hiç acımadan bastım tetiğe. Sonra Pedro'ya çevirdim silahı.

" Beni öldüremezsin!"

Diye bağırdı.

" Ben bir din adamıyım!"

" Gerçekten din adamıysan gittiğin yerde tanrıya şikayet et beni."

Dedim. Sonra da tetiğe bastım. Cansız bedeni Marco'nun yanına düştü. Namluyu Marco'ya çevirdim. Ama bekledim bir süre.

" Devam et..."

Dedi bana bakarak.

" Bitir işimi."

Gözlerime bakıyordu.

" Hayır!"

Dedim silahımı indirerek.

" Sen yavaş yavaş hem kızına hem Leyla'ya yaptıklarını düşünerek öleceksin."

Kapıya döndüm. Gidelim! Derken arkamdan bağırdı.

" Drago Valeriani!
Seni lanet olası! Geri dön ve erkekçe bitir işimi!"

" Hayır!"

Dedim bağırarak.

" Sürünerek, çeke çeke öleceksin Marco. Ölene kadar o hücrede kızının hayaletiyle kalacaksın. Cesetleriniz çürüyene kadar orada kalacaklar."

Kapıdan çıkıp merdivenlere yönelirken silahı belimin arkasına taktım.

Arkamda Alex basamakları hızlı hızlı çıkarken aklımdaki tek şey Leyla'ydı. Bir an önce yanına gitmek istiyordum. Merdivenler bitince koşar adım odaya döndüm. Aceleyle içeriye girdim hemen. Ama gördüğüm şeyle kalakaldım. Yatak boş, Leyla yoktu. Ama nasıl?

" Leyla! "

Arkamdan giren Alex'e baktım.

" Leyla yok!"

Dedikten sonra da hızla banyoya koştum. Kapıyı açıp içeriye girdim ama boştu. Panik içinde yine koşarak çıktım odadan. Büyük koridorda Alex bir tarafa ben bir tarafa koşarken yukarıya çıkan merdivenlerde anlık bir karartı gördüm. Geri dönüp odaya baktım. Dolabımın kapağı açıktı. Hızla merdivenlere koştum. Evet Leyla'ydı. Odadan kaçmış üzerinde benim siyah gömleğim kalenin burcuna çıkan merdivenlerdeydi.

" Leyla! Dur!"

*****
LEYLA

Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey beyaz yüksek tavandı. Kafamın içi kazan gibi kulaklarım çınlıyordu. Neler olduğunu nerede olduğumu hatırlamaya çalışırken hayal meyal olanlar geldi gitti gözlerimin önüne.

Panik içinde yerimde doğrulup önce kendime baktım. Yüzümde maske kolumun biri sarılı diğerinde serum girişi ve serum vardı. Üzerimdeki örtüyü kaldırdığımda sadece iç çamaşırlarımla olduğumu görunce şok oldum.

Ne oluyor lan?! Kıyafetlerim!

Diyerek gırtlağıma kadar çektim örtüyü.

Kıyafetlerim. Kıyafetlerim nerede?

Diyerek etrafıma bakınırken gelen aydınlanma ile odanın içinde gezdirdim gözlerimi. Bu oda... Bu odayı hatırlamıştım. Drago'nun odasındaydım. Günlerce kaldığım odada. Gözlerimi boşlukta neler olduğunu düşündüm tekrar.

Marco denen adam beni canlı canlı gömmüş dakikalarca bir tabutun içinde ve toprağın altında kalmıştım. O an yaşadığım duygular, ölüm korkusu ve bekleyiş yeniden canlandı zihnimde. Ölümü beklemek ölmekten beter bir duyguydu. Sonra... Drago gelmişti. Gelip beni oradan çıkarmıştı. Yani öyle hatırlıyordum. Sonra da buraya getirmişti. Ama neden?
Neden yapmıştı?
Gelmeyeceğini söylememiş miydi? Neden gelmişti?
Neden kurtarmıştı beni?
Kendisi öldürmek istiyordu belki de. Ama korkma demişti!
İyi olacaksın demişti.

Kafamın içi iyice allak bullak olmuştu. Bir de şuan yoktu. Madem buraya getirmişti beni kendi neden yoktu? Kesin bir şeyler çeviriyordu. Buradaki insanlar göründükleri gibi değillerdi. İyi anlamıştım bunu.

Hemen kaçalım buradan.

Diyen içimdeki sese uyup önce yüzümdeki maskeyi çıkarttım. Sonra kolumdaki damar yolunu kapatıp serumdan ayırdım.
Hızla yataktan kalkıp bir adım atmıştım ki dönen başım yüzünden aniden dizlerimin üzerine düştüm. Dünden beri yıpranan vücudumda ne güç ne derman kalmamıştıki. Açlık yorgunluk bir de ölümden dönmüştüm. Dizlerimdeki yaralar daha da acırken yataktan tutunarak zor da olsa ayağa kalktım. Bir elim gözlerimin üzerinde bir süre bekledim.

Baş dönmem biraz olsun geçince etrafa bakıp kıyafetlerimi aradım ilk. Ama göremedim. Nasıl çıkacaktım buradan?

Evet burada kalmak falan istemiyor, bir an önce gitmek istiyordum. Gerçi nasıl yapacaktım onu da bilmiyordum. Çünkü daha öncede denemiş başaramamıştım. Ama bu bir daha denemeyeceğim anlamına gelmiyordu.

Yarı çıplak hâlimle odadan çıkamayacağım için yerdeki ayakkabılarımı giyip giysi dolabına yürüdüm. Kapağı açıp Dragoya ait siyah gömleklerden birini alıp giyindim. Büyük bedeni yüzünden kolları uzun gelse de boyu dizlerimin üzerine inmiş çoğu yerimi kapatmıştı. Burnuma gelen aynı parfüm kokusu aklımı karıştırdı. Bir an... Sadece kısa bir an, kalmak istedim. Ama anında kendime geldim. Kimseye inanamaz güvenemezdim artık.

Halsizliğim yüzünden zorlansam da olabildiğince hızlı adımlarla kapıya yürüdüm. Önce uzanıp dışarıya baktım. Yaşadığım şey dejavu gibiydi. Aynı kale, aynı oda, aynı koridor. Sadece nöbet tutan adamlar yoktu. Neden yoktu?

Nedense neden. Banane. Olmamaları şu an benim işime yarıyordu.

Kimselerin olmadığı koridora çıkıp merdivenlerin olduğu tarafa doğru taş duvardan destek alıp hızlı olmaya çalışarak yürüdüm. Nihayet koridorun sonundaki merdivenlere gelmeyi başardım ama aşağıda gördüğüm adamlar yüzünden kaçarcasına geri dönmek zorunda kaldım. Kapının önünde olmayan adamların nerede olduğu belliydi. Aşağıda!
Beni görseler anında peşime düşerledi.

Aksi yöne doğru yürürken bu kez boş koridorda yankılanana ayak seslerini duydum. Birileri geliyordu. Ve o birileri bendeki bu şansla Drago olurdu.

Kendimi yukarıya çıkan merdivenlerin olduğu boşluğa atıp duvar dibine sindim hemen. Sessiz beklerken koridordan hızla geçen Drago ve Alex'i görünce ne yapacağımı bilemedim. Gerçekten onlardı işte. Beni fark etmemişlerdi sadece. Ne yapacaktım şimdi? Buradan çıksam anında yakalayacaktım. Kısa süre bekleyip sonra kafamı uzatarak odanın olduğu tarafa baktım.

Kaçmanın bir yolunu bulmalıyım.

Diyordum ki bir anda odadan çıkınca korkuyla yukarıya doğru kaçtım. Arkamdan gelen ayak seslerinin ardından,

" Leyla dur!"

Deyişi çınladı kulaklarımda. Merdivenleri arkama bakarak tırmansam da durmadım. Kapıyı açtığım gibi dışarıya attım kendimi. Ama geldiğim yer olmak istediğim yer değildi. Hızla üzerimden geçen rüzgar yanlış yerdesin aptal diyordu resmen.
O telaşla kenara gelip ellerim duvarda aşağıya bakarken Leyla! Diyen Drago ile korkuyla arkama döndüm. Drago dışarda Alex kapının içinde bana bakıyorlardı.

Kalenin yüksek burcunda gidecek yerim olmadan kalakalmış şuan Drago ile göz gözeydim. Dahası yanına gitmek ve ondan kaçmak arasında kalmış hissediyordum.

Güvensizlik, korku, geçmeyen acı hissi hem zihnimle hem duygularımla oynuyordu. Aklımı kaçırmış olmalıyım.

" Leyla."

Dedi yeniden. Yumuşaktı sesi. İçimde bir şeyler coştu birden. Gözyaşlarım benden izinsiz doldu taştı. Yine de kendiliğinden tepki veren bedenim geriye doğru gitti.

" Uzak dur. Gelme!"

Dedim sırtım arkamdaki taşa dayalı. Anılarımda kalanlar yönetiyordu bedenimi.

" Yaklaşma..."

" Leyla, önce bi sakin ol."

Derken ellerini yarım şekilde havaya kaldırdı. Gözleri üzerimde gezdi.

" Burası soğuk. Kötü olacaksın.
Gel, içeri girelim. Konuşmamız gereken şeyler var."

Başımı iki yana salladım.

" Leyla lütfen."

" Beni öldüreceksin değil mi?"

Deyiverdim. Duygularım aksini umut etsede bunu bana söyleten şey mantığımdı. Herkes beni öldürmek isteyince aksi gelmiyordu akla.

" Öldürmek mi? Asla! "

Dedi kaşları çatık kızgın bakışlarıyla. Ama bu hâli bile aksini söylüyordu.

" Biliyorum...
Sana kötü davrandım."

Derken yüzü yumuşadı bu kez.

" Bu yüzden korkuyorsun benden. Ama sebeplerim vardı. Hepsi senin içindi. Seni korumak için. Yemin ederim."

" Sana bir kez inandım. Onda da pişman oldum. Bir daha inanmam."

Dedim ağlayarak ve ikilemde.

" Leyla..."

Bir adım daha öne geldi. Arkamdaki taşa dayanarak yana doğru kayarken,

" Yaklaşma."

Dedim bir kez daha.

" Lütfen...
Bırak gideyim"

Sesim aciz esen rüzgar yaş dolu gözlerimi yakıyordu.

" Leyla.
Beni dinle.
Biliyorum. Buradan giderken çok kötü anlar yaşattım sana. Seni öldürmek istediğimi söyledim. Ama hepsini benden kork diye yaptım. Geri dönmeyi düşünme diye. Burayı, beni, aramızda olanları. Herşeyi unut ve güvende ol diye.

Ama. Ama bir şeyi hesap edemedim. Ben... Ben seni unutamadım Leyla. Aylardır İstanbul'a gelip seni uzaktan izliyordum."

Söylediği şeyle şaşırmış yüzüne bakıyordum. İnanılası değildi sözleri. Havadaki elini yavaşça indirim cebine sokarken silah korkusuyla arkamdaki duvara yapıştım resmen.

"Sakin ol. Sadece telefonumu çıkaracağım."

Cebinden çıkardığı telefonun ekranında bir kaç yere dokundu. Ardından bana doğru gelip olabildiğince uzağımda kalarak bana uzattı.

" Al kendin bak."

Bir telefona bir Drago'ya baktım. Doğru muydu dedikleri.

" Al. Bak! Kendin gör..
Seni her gördüğümde resimlerini çektim. Kendimi avutmak için. Başka türlü dayanamıyordum yokluğuna. Sana zarar vermek istesem böyle yapar mıyım?"

Temkinli şekilde uzanıp telefonu elinden aldım. Ekranı kendime çevirip baktım. Okul önünde dükkan önünde, yollarda çekilmiş resimlerimi gördüm. Kaydırdıkça diğer resimleri de...

Doğruydu dedikleri. Ama yine de güvenemiyordum. Bana kal dedikten sonra öldürmek isteyen de o değilmiydi? Seni korumak içindi dese de nasıl inanacaktım sözlerine?

Elimde telefon bakarken bu kez elini beline atıp silahı çıkardı. Korkuyla bakarken namluyu kendine kabzayı bana çevirdi. Uzattı.

" Al." Dedi. Hâlâ bana inanmıyorsan benden korkuyorsan vur beni."

Arkasında ki Alex uyarıcı şekilde abi! Derken,

"Sen karışma!" Diye bağırdı.

Bir silaha bir Drago'ya bir Alex'e gidip geldi gözlerim. Drago'nun gözlerinde kararlı Alex'in gözlerin de korkulu bakışlar vardı.

********************
10. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.