🔥9. YENİLENEN HAFIZA

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 🔥9. YENİLENEN HAFIZA

Yeni bölüm ister okurumda gelmez mi?♥️

********""
Kapalı gözlerimi yeniden açtığımda zihnimde rüyamdan kalan görüntüler tekrar ediyordu. Babamı, küçüklüğümü, o defteri ve karakterleri görmüştüm rüyamda.

Nasıl olmuştu bu? Düşüp başımı çarptığım içindi galiba. Aldığım darbe bilinç altımı uyarmıştı.
Geçmişimin önündeki o duvar çatlamış gün yüzüne sızan ilk anlarım bunlar olmuştu. Bu tür olaylar duymuştum.

Gözlerimi tekrar kapattım. Geçmişten gelen anılarım boş zihnimin tabanına damla damla düşmeye devam etti. O anları daha net hatırlamaya başlamıştım şimdi..

O şifreli yazıyı geliştiren kişi gerçekten babamdı. O gün bana da göstermişti. O yaşlarda ne olduğunu anlamadan öğrenmiş, büyüdükçe üstünde durmadığım için unutmuştum.

Düşüncelerimi bölen bedenimin her yerinde hissettiğim ağrıya rağmen yerimde doğrulup oturdum. Ne zamandır bilinçsizce yatıyordum. Gece miydi yoksa sabah mı kesinlikle bilmezken elimi başımın arkasındaki acıyan yere bastırdım. Bir yandan da gördüğüm görüntüleri unutmamak için zihnimde tutmaya çalışıyodum.

Esen rüzgârla hissettiğim soğuk yüzünden kollarımı kendime doladım. Zindanın soğuğu kemiklerime kadar işlemiş, dişlerimin birbirine vurması bundandı.

Ellerimle yerden destek alıp ayağa kalkmak istedim lâkin sol avuç içime cam batıyordu sanki. Gözlerimi elime çevirdim. Net olmasada kesiyi görüyordum. Kanıyordu. Sağ elimi yere dayayıp yerden kalktım. Aklımda tek bir şey vardı. Bulduğum anıları da alıp buradan çıkmak. Islak duvardan destek alarak yürüyüp kapıdan çıkarken her adımda dengesizdim.

Beyin kanaması geçirmiyorumdur inşallah.

Diyerek gördüğüm merdivenlere yöneldim. Her basamağı zorlanarak çıkarken sağ elimle taş duvardan destek almaya devam ediyordum.

Bu sonunu göremediğim lâ*et olası merdivenlerden nefret ede ede çıkmaya devam ederken başımı kaldırıp basamaklara bir bakış attım. Sonu yok gibiydi. Derin bir nefes çekip çıkmaya devam ederken bulanık zihnim yine rüyamla meşguldü. Peki o adam... O adam kimdi?

Hiç bitmeyecek gibi gelen basamakların ortasında durmak zorunda kaldım. Dinlenmem gerekiyordu.

Başıma bu kadar şeyin geleceğini bilseydim odadan hiç çıkmazdım.

Dedim yorgun sesimle. Sonra fikir değiştirdim.

Hayır. Hatırladıklarım çektiklerime değerdi.

Elimi yeniden duvara yerleştirip bir basamak daha çıktım. Ama parmak ucumda hissettiğim şey yüzünden devam etmeyip duvara çevirdim gözlerimi. Elimi yana çektim. Değişik bir sembol vardı taş duvarda. Daire içinde bir kitap şekliydi. Çok küçük dikkatle bakılmazsa belli olmuyordu. Kesin bir kapı var burada diyen içimdeki sese uyup merakla sembolün olduğu taşı içeriye doğru ittim. Ve klik! Sesiyle birlikte taş bir kapı daha açıldı.

Burası nasıl bir yer böyle. Her yerde gizli geçitler kapılar... Bu kale sanki canlı ve kaderime hizmet ediyor.

Derken aşağı taraftan gelen ayak seslerini duyunca yakalanma korkusuyla kendimi kapıdan içeriye atıp kapattım. Daracık bir koridor da ilerlerken bu kez önümü dışarıya açılan küçük oyuntulardan sızan güneş ışığı aydınlatıyordu.

Yürümeye devam ederken sonunda kalın ahşap bir kapının önünde durdum.

Bir oda daha.. Kapının halkasına parmağımı takıp kendime doğru çektim. Paslı menteşeleri gıcırdayan sesiyle açılan kapıdan içeriye baktığımda gördüğüm oda şuana kadar gördüklerinden en farklı olandı. Burası bir çalışma odasıydı. Duvarındaki iki pencereden giren güneş odayı aydınlatıyordu. Masa, sandalye duvar boyunda bir kitaplık vardı ve kağıtlar, parşomenler her yerdeydi. İçeriye girip kapıyı kapattım. Bir süre burada kalıp dinlenebilirdim. Yoksa açlık ve susuzluğun üzerine bu yorgunlukla ölecek gibi hissediyordum.

Masanın yanındaki sandalyeye oturup elimdeki yaraya baktım. Kanama durmuştu ama kesilen yer acıyor ve kızarmıştı.

Kesin mikrop kaptı.

Dedim ağlamaklı.

Şimdi ne yapacağım. Elimde yara kafamda bir şiş. Acıktım, susadım.
Korktuğum fareler gibi duvarların arkasında kaçacak sağlanacak bir yer arıyorum.

İstemsiz dolan gözlerime engel olamıyordum. Sonunda serbest bıraktım gözyaşlarımı. Bir çocuk gibi ağlamaya başladım. Yorulana kadar ağladım. Sonra masaya yatırdığım kollarıma bıraktım başımı. Uyumak istiyordum ama tekrar uyanamazsam korkusu yaşıyordum. Evet saçmaydı ama aklımdan çıkmıyordu.

Gözlerimi etrafta gezdirirken masa üzerindeki sayfaları gördüm. Yine aynı karakterler vardı üzerinde. Hızla doğruldum. Nasıl? Sonra masadaki kağıtları bir bir toplayıp üzerlerindeki yazıları inceledim. Bu yazılar... İşte o an dank etti. Tabi ya. Carlino Valeriani! Rüyamda gördüğüm ve babamın yazıyı öğrettiği adam o. Drago'nun babası. Bunu şuan farkeden ben... Başımı kötü vurmuşum. Bu odada onun odası olmalı. Yerimden kalkıp gözlerimle odanın duvarlarını incelemeye başladım. O halde bir kapı daha olmalıydı. Ama nerede?

Ellerimle duvarları yoklamaya başladım. Dakikalarca gizli bir kapı daha aradım ama bulamadım. Sonra aklıma odadaki kitaplıklar geldi. Kesin bunlardan birisi kapı görevi görüyordu.

Hemen kitaplığın yanına gelip en sondakini tutup kendime çektim. Hareket ettiğinde inanamadım. Doğru bilmiştim. İyice kendime doğru çektiğimde karşımda başka bir dolabın arkasını gördüm. Bu içeriye doğru hareket ettiyse karşımdaki de dışarıya doğru eder. Diyerek omuzumu dayayıp itekleyince dışarıya doğru kaydı dolap. Ne yalan söyleyeyim mutlu olmuştum.

Açılan küçücük aralıktan yanlamasına geçmeden önce kafamı uzatıp nereye geldiğime baktım. Gördüğüm büyük yatak ve üzerinde yatan yaşlı adamı görünce Drago'nun babasının odası olduğunu hemen anladım.

Odada başka kimse yoktu. Yavaşça çıkıp iki adım attığımda dolap kendiliğinden kapandı. Geldiğim gizli oda da bu adamın odasıydı. Ayaklarım kendiliğinden yatağa doğru yürüdü. Gözlerim adamda ilerleyip yanı başında durdum. İnanamadım. Bu adam yıllar önce babamın yanına gelen, babamdan o yazıyı öğrenen, bilinçsizce yatarken rüyamda gördüğüm adamdı. Daha yaşlı, yüzündeki maskeyle nefes alabilen, göğsündeki kablolarla yanında ki cihaza bağlı olan bu adam oydu. Gözlerim boşlukta takılı kalırken zihnimdeki her şey yerinden oynadı. Düşünceler, olaylar, yaşadıklarım hepsi bir girdabın içine çekilip dönmeye başlarken üzerine devamını hatırladığım karakterler yağmaya başladı. Ardından bir ağrı saplandı. Ellerimin arasına aldığım başım dönmeye, midem bulanmaya başladı. Sendeledim. Düşmemek için bir destek ararken kapının dışında onu duydum. Drago buradaydı. Ardından kapı açıldı. İçeriye girdiğinde göz göze geldik. Kaşları havada şaşkın bakışları üzerimde Leyla! Dedi.
Hızlı bir kaç adımda yanıma gelirken,

" Sen.. Nasıl..." Derken kısılan sesimle,

" Hatırladım..."

Diyebildim. Ardından biten gücümle olduğum yere bıraktım kendimi. Yere çarpmayı beklerken kollarının arasında kaldı zayıf bedenim.

" Leyla. Leyla!"

Adımı duysamda gözlerimi açamıyordum. Son duyduğum ses

"Alex!" Diye haykırışı oldu.

*****

DRAGO

Leyla kollarımın arasına düştüğünde tuhaf bir his duydum içimde.

Bu istediğini elde etmiş bir adamın tatmin edici duygusu değildi. Bu kontrolümün dışında daha farklı bir duyguydu.

Leyla!

Derken ince bir sızı duydum sol yanımda. Ona silahımı doğrulttuğumda bile, zorla getirirken bile böyle olmamıştı.

Sanki onu yeniden ve sağ olarak bulduğum için huzur duymuştum. Yeniden yanımda gözlerimin önünde olduğu için. Çünkü sahip olduğunu düşündüğüm bilgi Leyla'nın hayatını tehlikeye sokuyordu. Ve Matteo bu tehlikenin ta kendisiydi.

Alex! Diye bağırdım. Leyla'yı kaldırıp kucağıma alırken kapıdan girdi.

" Doktoru getir. Hemen!"

Kucağımda Leyla, babamın odasından çıkıp kendi odama dönerken Matteo'yla karşılaştım.
Bir Leyla ya bir bana baktı. Bir şey sormak yada söylemek istedi ama tereddüt etti. Yada çekindi. Ne diyeceği umrumda değildi. Beklemeden yürüdüm.

Odaya dönüp yatağa geldim. Yavaşça bıraktım Leyla'yı.
Üzerinde gezdirdim gözlerimi. Islak, kirlenmiş üşümüştü. Elinde bir yara vardı. Nasıl becermişti? Yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Sıcaktı. Ateşi vardı. Hemde çok. Derin ve hızlı nefesleri hasta olduğunun delili gibiydi. Kendini bir gece de bu hâle getirmeyi nasıl başarmıştı.

Önce üzerindeki hırkasını sonra sırayla kalan kıyafetlerini çıkardım. Zayıf bedeni yüksek ateşi yüzünden titriyordu. Gözlerimi yarı çıplak bedeninde gezdiriken buldum kendimi. Bir de iki göğsü arasındaki kırmızı beninde. Sanki özellikle oraya konmuş gibiydi. Sanki altın bir zincirin yakut ucu gibi.

Duyduğum kapı sesiyle kendime gelip başımı iki yana salladım. Kendine gel Drago. Dedim dişlerimin arasından. Kapı yeniden tıkladığında yorganı üzerine çektim.

Gelenler Alex ve doktordu. Alex kapının önünde beklerken doktor hızlı adımlarla yanımıza geldi. Çantasını yatağın üzerine bırakıp içinden aletlerinin çıkarırken ben sadece izledim. Önce ateşine ve tansiyonuna ardından elindeki yaraya baktı. Seri şekilde bir serum hazırladı. Koluna damar yolu açıp serumu bağladı. Ardında elindeki yarayı pansuman edip sardı.

Üşütmüş dedi.
Eli enfeksiyon kapmış dedi.
İlaç verdim dedi.
Sabaha toparlar dedi.

" Tamam. Çıkabilirsin."

Diyerek yolladım.

*****
LEYLA

Bütün bedenime ve ruhuma binmiş bir ağırlığın hissiyle döndü şuurum. Lâkin gözlerimi açamıyordum. Kolumda bir sızı, başımda bir ağrı bedenimde bir yangın vardı sanki. Neredeyim diye düşünürken burnuma temiz nevresim ve yorganın kokusu geldi. İlk gün geldiğim odada olduğumu anladım. Kalkmak için bir kez daha hamle yapsamda olmadı. Öyle yorgun, öyle halsizdim... Vazgeçip biraz daha kıpırdamadan yatmaya devam ettim. Az sonra alnımda bir el hissettim. Sonra yine İtalyanca kelimeler duydum. Diğeri kimdi bilmiyorum ama biri Drago'ydu.

Kendi aralarında konuşmaya devam ederlerken kapı sesi duyuldu.

" Drago... "

Bu kez duyduğum ses, İsabella, Drago'nun annesinin sesiydi. Yine kendi aralarında bir şeyler konuştular. Hatta bir ara kardeşi Bianca'nın sesi geldi. Ardından yeniden kapı sesi ile birlikte bir sessizlik çöktü odaya.

Dakikalar sonra gözlerimi rahatça açabildiğimde odada sadece elleri ceplerinde pencereden gökyüzünü izleyen Drago vardı. Yerimde doğrulnadan önce kendime baktım. Üzerimdeki kirli ve kokuk kıyafetlerin yerinde kalın pijamalar vardı. Gözlerimi Drago'ya çevirdim.

"Kim giydirdi bunu?"

" Sofia." Dedi bütün bedeniyle dönerek.

İçim rahatlamıştı. Hareket edip kapıya yürüdü. Açıp dışarı çıktı. Bir dakika olmadan geri döndü.

" Yemek getirmelerini istedim."

" İçine zehir katın da dedin mi?"

Kaşları çatıldı.

" Ah! Pardon. Sen zehirle oyalamıyordun değil mi?
Direk kafaya sıkıyordun.

" Bitti mi?"

" Bitmedi.
Senden nefret ettiği mi söylemiş miydim?"

" Evet. Hatırlarsan umursamamıştım."

Sinir ve öfkeden gözlerim doldu.
Hırsla doğrulurken elini alnıma dayayıp geriye doğru bastırınca gerisin geri yatarken buldum kendimi. Çek şu koca elini gözlerimden! diye bağırırken debeleniyordum. Büyük eli alnımda olsada gözlerimde elinin altında kalmıştı.
Kıpırdandıkça dahada baskıladı.

" Sana çek dedim yah! Çek!"

" Tepinip durma kolundaki serum çıkacak. Ateşin var. Yaran enfeksiyon kapmış."

Kollarım iki yana düşerken göz yaşlarım boşaldı.

" Hepsi senin yüzünden. Sen bir canavarsın. Senden nefret ediyorum."

" Ben mi dedim sana kaç kalenin içinde kaybol, mahzenlerde dolaş, düş yaralan enfeksiyon kap diye."

Bir anda koluna yapışıp gözlerimden çektim. Sonrada akan burnumu ceketinin koluna silip savurdum.

Şaşıran gözleri bir bana bir ceketinde gidip geldi. Yüzü buruştu resmen.

" Ne yaptığını sanıyorsun sen?"

Pis pis gülümsedim.

" Hakettin."

" Seni küçük..."

" Bundan sonra hiç birşey yapamazsın bay ejderha."

Dedim işaret parmağımı yüzüne kaldırarak.

" O kağıtta ne yazıyor bilmek istiyorsan bundan sonra benimle iyi geçineceksin."

Kaşları havada inanamaz şekilde baktıktan sonra üzerindeki ceketin ceplerini boşalttığı gibi şöminenin içine attı. Bana dönüp işaret parmağını kaldırmıştı ki kapı tıkladı. Ağzını açamadığı için sessizce sallamakla yetindi.

Kapı açıldı sonra. Önden elinde siyah çantasıyla bir adam, arkadan genç bir kız girdi elinde yemek tepsisi ile. Kız yatağın diğer tarafına geçerken adam yatağın yanına gelip bana bakarak İtalyanca bir şeyler söyleyince gözlerim Drago'ya döndü.

" Bu kim?"

" Doktor.
Geçmiş olsun. Diyor."

Sonra bir şeyler daha söyledi.
Yine Drago'ya baktım.

" Başını çarpmışsın. Ağrı sızı, baş dönmesi yada mide bulantın var mı diye soruyor."

Elim başımın arkasında doktora dönüp başımı iki yana salladım. Çantasından ateş ölçer ve tansiyon aleti çıkardı. Önce ateşime sonra tansiyonuma baktı. Sonra yine Drago'ya dönüp İtalyanca bir şeyler söyledi. Sonra yine bana dönüp kolumda ki serumu ve damar yolunu çıkardı.
Ardından elindeki saygıyı kontrol etti. Bir cümle daha kurduktan sonra herşeyini topladı ve çantasına koydu. Sonrada Drago'yu selamlayıp çıktı.

" Ee? " Dedim.

" Hiç bir şeyi yok, ama bulantı kusma olursa haber verin dedi. Elindeki yara için de pansuman."

Hizmetli kıza çevirdi gözlerini. Kız anında gelip tepsiyi yatağın üzerine bıraktı. Ardından oturmam için bana yardım etti. Arkama yastık dizip yaslanmamı sağladıktan sonra tepsiyi kucağıma bıraktı. Sonra öne doğru eğilerek ikimizi de selamladı ve odadan çıktı.

İlk işim önümdeki suyu alıp tepeme dikmek oldu. Çok susamıştım. Sonra bir bir tabakların üzerindeki kapakları kaldırdım. Etli yemeklerde gezdi gözlerim önce. Sonra çorba ve salata da. Hakkımı çorba ve salatadan yana kullandım. Ekmek ve çorbayı yemeye başladığım da Drago karşımdaki berjere oturup bir puro yaktı. Gözleri üzerimde derin bir nefes çekip havaya üfledi. Ben yemek yerken oda purosunu yedi diyebilirim.

&

Aradan dakikalar geçmiş Drago tek kelime etmeden sessizce beni izlemişti.

" Doydum.
Allah'ım dünya varmış."

Deyip suyun kalanını da içerken gözlerim hâlâ beni izleyen adama kaydı. Bir bana bir tepsiye bakıyordu. Bardağı tepsiye bıraktığımda oturduğu yerden kalkıp tepsiyi önümden alarak kapının yanında ki ayaklı çekmece üzerine bıraktı. Ardından gelip berjeri yatağa çevirdi ve oturdu.

" İyisin. Karnın da doydu. Şimdi konuş. Odadan nasıl kaçtığından başla. Merdivenlerden inerken birden bire nasıl kayboldun? Kendini nasıl bu hâle getirdin? Babamın odasına nasıl girdin? Ve neyi hatırladın?"

Derin bir nefes çekip dizlerimi yorgan ile birlikte kendime çekip kollarımı altına soktum.

Oda kapısı kendiliğinden açıldı. Dışarı çıktığımda kimse yoktu. Bende kaçtım.

Kaşları çatıldı.

" Adamlar..."

" Kimse yoktu dedim ya! Bayağı bir dolaştım. Sonra seni gördüm. O adamı öldürme diye kendimi ifşa ettim. Çünkü salağım.

Merdivenlere gelince. Bu kalenin her yeri gizli kapılarla ve geçitlerle dolu. Gizli bir kapı vardı merdivenlerin ortasında. Oradan içeriye düştüm kazara. İçerde de merdivenler vardı. O merdivenlerden asağı indim. Bir kapıdan daha geçtim. Bu kez mahzene gelmiştim. İğrenç ve korkunç bir yer. Hâlâ kan ve iskelet var. Zaten o iskelet ve fare yüzünden korkup kaçarken ayağım zincirlere takılınca düştüm. Bayılmışım. Ama bir rüya gördüm. Babamı ve küçüklüğümü. O karakterleri babam geliştirmiş. Küçükken bana da o öğretmiş. Bilinç altımda kalsa da ben unutmuşum.

Uyandığımda yarım yamalak şeyler hazırlıyordum. Mahzenden çıkıp başka bir yol bulmak için merdivenlerden çıkarken dinlenmek istedim. Ama elimi duvara koyduğum yerde bir işaret buldum. Nedir ne değildir diye bakarken mahzenden sesler gelince burada da bir kapı var diyerek şansımı denedim.

Doğru bilmiştim. Bu kez gizli bir oda da buldum kendimi. Bir çalışma odası. Masa, sandalye, kitaplık daha bir çok şey vardı. Daha ilginci masada ki kağıtlarda aynı karakterlerin yazılı olduğunu gördüm. O zaman daha da netleşti her şey. Oda babanın çalışma odasıymış. Nereden anladın dersen oda yatak odasındaki dolabın arkasında. Dolabın bir parçası aynı zamanda kapı. Oradan çıkıp babanın olduğu odaya geçtim. İşte tam orada patladı bütün hafızam. Babanı hatırladım. Tabi daha genç ve sağlıklı hâlini. Yıllar önce bizim dükkanda görmüştüm onu. Sık sık gelirdi. Sebebi ise o dili babana benim babam öğretmiş. Nedenini bilmiyorum ama karşılığında para bile vermişti baban.

Donuk gözleri gözlerim de beni izliyordu.

" Kader ne çeşit bir oyun oynuyor."

************************
9. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

23okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.