❤️‍🔥S. ALEX ÖZEL 1

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ❤️‍🔥S. ALEX ÖZEL 1

Alex özel bölümlere hoşgeldiniz canlarım. Ben hikayelerim de başka hikâyelerden konuk karakter getirmeyi seviyorum.
Bu hikâyede de başka hikayelerimde de yer verdiğim Falcı Amor var.

Hatalarım varsa affola. Keyifli okumalar diliyorum herkese.

Oyları ve yorumları unutmayın lütfen🤗♥️

🔥🔥🔥🔥

İTALYA 1 YIL SONRA

Büyük odanın ortasındaki uzun dikdörtgen masadan çıkan uğultulu sesler hâlâ devam ediyordu. On adam bir saattir odada Drago'nun gelmesini bekliyor, her birinin yüzünde, korku ve endişe dolu bir ifade vardı.

Bu hayra alamet olmayan bekleyişin sebebinin ne olduğunu neden gecenin yarısı bir toplantı ile buraya çağırıldıklarını kimse net bilmiyordu. Ama tahminler vardı. Son üç ay içinde olanlar...

İçlerinde bir kişi vardı ki onun endişesi çok daha farklıydı. Enrico...
O, bu gece olacaklardan en fazla endişe eden kişiydi belkide. Diğer herkes yanındaki ile konuşup Drago'nun ne söyleyeceğini tahmin etmeye çalışıyordu o kadar.

Sonunda duyulan ayak sesleri ile bir anda sustu herkes. Odayı kaplayan sessizliğin içinde devam eden ayak sesleri yaklaştı, yaklaştı ve durdu. Ardından yavaşca açıldı odanın kalın, bir o kadar da ağır olan kapısı. Drago bütün heybeti ile kapının önünde göründü. Yüzündeki öfke gözle görülür türdendi.

Masadakiler anında ayağa kalkarken içeriye girdi. Ardından da Alex ve Nico girdiler. Diğer adamı kapının dışında kaldı. Drago üzerindeki bakışlar eşliğinde ağır adımlarla masanın başındaki deri koltuğa doğru yürüdü, yürüdü ve oturdu. Alex ve Niko hâlâ kapanan kapının önünde duruyordu.

Ayakta ki herkes yerine oturduğunda arkasına yaslanan Drago'nun bakışları masadaki adamların her birinin üzerinden ağır ağır geçti .

" Eminim hepiniz merak ediyorsunuz Drago neden aniden bir toplantı ile bizi buraya çağırdı diye."

Hiç kimseden ses çıkmadı ama başlarıyla onayladılar. Drago devam ederek,

" Çünkü konu önemli. Ve benim sabrım tükendi."

Dedikten sonra bir anda yerinde doğrulup yumruğunu masaya geçirdi.

" Üç ay!"

Dedi sonra yüksek sesle bağırarak.

" Üç aydır! Biri yada birileri işlerime çomak sokmaya başladı.
Ya adamlarımızı ya mallarımızı kaybediyoruz. Gemi dolusu mal deniz'in dibini boyladı!
En güvenilir adamlarım ölü bulundu!
Biri boyundan büyük oynuyor!
Son olarak iki gün önce limandaki depoyu bastı polisler.. Gizli bölmedeki kasaları bile buldular. Neden? Çünkü biri onlara yardım etti. Böylece elleriyle koymuş gibi buldular herşeyi!"

Bir anda susan Drago geriye yaslandı yeniden. Kısa bir sessizlikten sonra konuşmasına devam etti.

" Depodaki gizli kamera görüntülerini inceledim. Yüzü görünmeyen biri bizzat polislere yol gösteriyordu.
Kim olduğunu bilmek mümkün değildi. Tâki!"

Dedi işaret parmağı havada. Odadaki herkes Drago'nun yüzüne bakarken onun gözleri bir kez daha dolaştı adamların yüzünü.

" Tâki, Enrico depoya gidene ve inceleme yapana kadar."

Drago'nun ardından herkesin gözü Enrico'ya çevrildi.

" Buraya gelmeden önce beni aradın. Bir ipucu, bir delil bulduğunu söyledin Enrico."

" Evet." Dedi adam durumdan rahatsız olduğu çok belli...

" Ne bulduğunu herkesin içinde göster. Göster ki kimi geberteceğimi bileyim."

" Abi bana gidip depoda araştırma yap dedin. Neler alınmış bak dedin. Ben de emrin üzerine gidip polislerin deponun içinden neleri aldığına baktım. Çöpler hariç ne varsa götürmüşler."

" Lafı uzatma Enrico!"

" T-tamam abi.
Deponun içinde dolaşırken bir bıçak buldum. El yapımı gümüş bir bıçak. Üzerinde sahibinin baş harflerini ve işaretini taşıyan bir bıçak. "

" Göster!" Dedi Drago kaşları çatık.

Enrico yavaşça ayağa kalkıp cebinden çıkardığı bıçağı önce avucunun içinde sıktı. Ardından masaya koyup Drago'nun önüne doğru yolladı. Drago elini hızla önüne kayarak gelen bıçağın üzerine kapatarak durdurdu. O an Enrico'nun sıkıntılı bakışları Alex'i buldu.
Aynı anda kaşları çatılan Alex Drago'ya çevirdi gözlerini. Sonra eline.

Drago önce masadakilere ardından bıçağın üzerine kapattığı eline baktı. Elinin altındaki bıçak kiminse polislere yardım eden yol gösteren de o idi.

Elini yavaşça kaldırırken bıçağı da aldı masadan. Yavaşça kendine çevirdi. Kaşları sonuna kadar çatıldı. Katlanabilir gümüş bıçağı açıp masaya koyduğunda herkesin gözü bıçağı buldu. Başı önünde gözleri Alex'e kayan Drago,

" Alex Lombardi."

Dediğinde sesi Drago'ya ait değildi artık. Azrail'in sesine dönüşmüştü. Alex kaşları çatık, gözleri bıçakta sadece bakıyordu. Üzerindeki harfler ve Akrep kabartmasıyla bıçak sahibinini kim olduğunu haykırıyordu çünkü.



Drago'nun en sadık adamı Alex... Öfke dolu bakışları Alex'in üzerinde ellerini masaya dayayarak ölümcül bir yavaşlıkta ayağa kalktı Drago. Belinin arkasındaki silahı hızla çekip yıllardır yanında olan adama çevirdiğinde masadaki herkes şaşkın ve korku dolu bakışlarla ayağa kalktı. O bakışlar bir Drago'ya bir Alex'e gidip geliyordu.

Gerçektende en yakın adamını mı vuracaktı Drago? Gerçekten bu kadar acımasızmıydı? Herkes nefesini tutmuş Drago ve Alex'e bakarken konuştu adam.

" Söyleyeceğin bir şey var mı?"

Kaşları çatık çakmak çakmak mavilerle Drago'ya baktı Alex.
Tek kelime etmedi. Ne diyecekti ki. Yalan değildi bıçak onundu. Drago'nun bakışları değişirken, karalarından bir dalga geçti. Bir an bile düşünmeden tetiğe bastığında çıkan kurşun sesi kulaklarda yankılanırken yerinde sıçradı izleyenler. Alex'in bedeni göğsüne yediği kurşun yüzünden arkasındaki duvara çarptı. Sağ eli göğsüne gitti adamın. Acıyla birbirine bastırdı dişlerini. Bakışları eline ve akan kırmızı sıvıya kaydı. O sıvı parmakları arasından taştı, yere aktı. Ardından önce dizleri üzerine sonra yüz üstü yere düştü koca bedeni. Odadaki herkes korkuyla izlemişti olanları. Drago hiç acımadan kendi adamını vurmuştu. Hem de en yakın adamını. Gözleri Alex de bir süre bekledikten sonra silahını beline taktı Drago.

"Nico..."

Nicodan ses çıkmıyordu. Şok olmuş şekilde yanında yerde yatan adama bakıyordu hâlâ. Drago tekrar,

" Nico!"

Diye bağırdığında kendine geldi adam. Elindeki bıçağı yerde hareketsiz yatan Alex'in yanına atıp,

" Götürün kaybedin." Dedi.

Nico çaresiz yerdeki bıçağı alıp cebine koyduktan sonra kapıyı açıp dışardaki adama bakarak içeri aldı. Adam yerde yatan Alex'e şaşkınlık içinde bakarken,

" Tut! Bakma öyle!"

Deyince kendine gelip içeri girdi. Alex'in bir koluna Nico diğerine öteki adamı girdiler. Başı önüne düşen hareketsiz bedeni bacaklarının üzerinde sürükleyerek çıkardılar odadadan. Bir süre sadece bekledi adam sessiz. Ardından dikleştirdiği bedeniyle boynunu kütletti.

" Bu konu artık kapandı.
Umarım herkese ders olmuştur. Toplantı bitmiştir."

Diyen Drago kapıdan çıkıp kapıyı çekti. Odadaki herkes hâlâ yaşanan şeyin şok edici etkisinde taş kesilmiş düşünüyorlardı.

" Buna inanamıyorum."

Dedi Enrico.

" Yıllardır yanında olan adamını hiç acımadan vurdu."

"Drago Valeriani gerçekten de acımasız biri."

Dedi Carlo, yüzünde hain bir gülümseme vardı. Kafasının içinde neler vardı bilinmez. Yanındaki adam olabildiğince sessiz konuştu.

" Lâ*et olsun.."

🔥🔥🔥

İSTANBUL / ECE

Eski yatağımın üzerinde elimde boş koli karşımdaki kapakları kırık dolaba bakarak dinleniyordum. Askıda kalan bir kaç kıyafetimin dışında herşeyimi toplamıştım sonunda.

Ayağa kalkıp karton koliyi yatağın üzerine bıraktım. Dolaba yürüyüp önünde durdum. Askıları bir araya getirerek tek seferde alıp geri geldim. Olabildiğince düzgün şekilde kolinin içine bıraktım. Son dakikalarımdı bu evde.

Gerçi ev demek için kırk şahit bir de tutanak isterdi. Mezardakiler bile benden üstte oturuyorlardı. Bu bir oda bir salon duvarları rutubet kokan gecekondu kılıklı daire yerin iki kat altında kot ikideydi çünkü.

Elimdeki koliyi dışkapının önünde yer de duranların üzerine bıraktım. Evdeki bütün iyi eşyaları satmıştım. Kötülerde çöpe gitmişti. Beyaz eşyaları, ki hepsi tarihi eser! Ev sahibime bırakıyorum mecburen. Ödeyemediğim birikmiş kira borcum olarak yani.

Geri dönüp kalan iki parça kıyafetide getirip kutunun içine ekleyip kapatırken duyduğum zil sesi ile yerimde doğrulup kapıya baktım. Kimdi bu saatte. Kapının önüne gelip, Kim o!? Dedim.

" Benim."

Diyen kişi ev sahibim Engindi. Kapıyı açıp altmış yaşlarındaki adama baktım.

" Ne oldu Engin Bey? Gidene kadar sabredemediniz mi?
Evi boşalt dedin boşaltıyorum işte daha ne istiyorsun?"

Dedim sinirle. Aylardır gördüğü her yerde boşalt evi deyip duruyordu gıcık herif. Çünkü abim olacak aşağılık herif çalışıp biriktirip verdiğim kira paralarını barlarda yediği için bir yıldır kira ödemiyormuşuz meğer. Bu adama da her seferinde bir yalan söylüyormuş. Tabi o zaman abimden korktuğu için bir şey diyemezken şimdi bana kolayca söylüyordu evi boşalt diye. Çünkü abim aylardır cezaevinde.

" Anlaştığımız gibi bugün boşaltıyorum evi. Beyaz eşyaları da zatıâlinize bırakıyorum. Ne diye geldin?"

" Aslında ben sana başka bir şey söylemek için geldim Ece."

" Başka birşey mi?
Kirayı arttır oturmaya devam et diyeceksen istemez. Bu fare deliğinde çok bile oturmuşum. Babamın eski dükkanı buradan daha konforlu."

" İstersen sana başka bir daire vereyim diyecektim. Ben..."

Dedi. Yüzüne bakakaldım.

" Ne? Ne diyorsun beh?"

" İstersen diyorum sana başka bir daire vereyim. On tane dairem var. Birini senin üzerine yapayım."

Hâlâ salak salak yüzüne bakıyordum.

" Sebep?" Dedim sonunda. Ama aklıma gelen şey hiç hayır değildi.

" Bak Ece. Gençsin güzelsin. Ben... Yalnız bir adamım."

" Eeee..."

" Karım yedi yıl önce öldü."

" Vallaha mı?"

Dedim kapıya yaslanıp alaycı şekilde.

" Gel he de bana!
Seni hiç bir şeye muhtaç etmem. Çalışmana da gerek olmaz.
Param var, evlerim var, arabam var. Sıcak sudan soğuk suya sokmam elini. Basarım resmi nikâhı da. Abin de yok. Yalnız kalma bu hayatta."

Yerimde doğruldum.

" Çüş be çüş!
Sana buradan bir çakarım. Karının yanına gönderirim seni,
ihtiyar pezefenk! Erkek diye bir sen kalsan dönüp bakmam lan yüzüne. Mumya!"

" Sanada iyilik olmuyor."

Dediğinde iyice dellendim.

" Sanada iyiliğine de başlarım şimdi. Defol git elimde kalırsın.
Bir şey değil adam yerine koyup hesap sorarlar."

İçeri girip kapıyı suratına çarptım.
Kendi kendime sinir harbi yaşarken tekrar çaldı kapı.

" Ulan ben seni var ya!".

Diyerek hışımla açtığım kapının önünde bu kez Aykut vardı. Abimin arkadaşı Aykut. Görmek istemediklerimden diğeri. Bir yukarı çıkan merdivenlere bir bana baktı.

Kapıyı hızla görmek istemediğim yüzüne örterken ayağını kapı aralığına sıkıştırınca, üstüne de kapıyı omuzlayarak itince geriye savruldum.

" Ne o kız?
Beni içeri almayacan mı?"

" Almayacam!
Ne işin var senin burada?
Defol git Aykut."

Gözleri etrafı turlarken,

" Çok ayıp." Dedi.

" İnsan buyur eder bi.
Çay kahve ikram eder."

"Dalga mı geçiyorsun benimle.
Görmüyor musun hâlimi? "

" Dellenme kız hemen takılıyorum sadece."

Kollarımı göğsümde birleştirdim.
Sinirle,

" Ne istiyorsun Aykut.
Neden geldin?
Söyle ve git! İşim var!" Dedim.

Kolilere baktı.

" Nereye gideceksin."

" Bir ev bulana kadar eşyalarımı bi arkadaşa bırakacağım. Sonra da kalacak bir yer bakacağım kendime. Pansiyon, apart falan."

"İstersen bırakayım seni. Arkadaşının evi nerede?"

" Saaaaneee? Bırakmanı isteyen kim?"

" İyi, beh! İyilik de yaramıyor. Neyse." Dedi bıkkın.

" Ben de bu yüzden geldim."

Desede ne için geldiğini hâlâ anlamıyordum.

"Şimdi sen işten ayrıldınya. Kalacak yere, paraya falan da ihtiyacın var ya!"

" Eee!
Para mı verecen!?
İstemez! Bir süre idare edecek param var."

Evdeki ufak tefek eşyaları satmıştım ya. O para vardı aklımda. Ben,

" Sonra da başka bir iş bulup çalışırım." Derken o,

" Yapma Ece. Üç kuruşla kaç gün yaşanır İstanbulda." Dedi.

Meymenet olmayan yüzüne baktım bir süre. Haklıydı maalesef. De başka bir şey daha vardı eminim.

" Ağzındaki baklayı çıkar Aykut. Derdin ne?"

" Bir iş var."

Dedi ciddiyete bürünüp.

" Biliyordum." Dedim.

" Hiç boşuna anlatma ilgilenmiyorum."

Bir anda kolumu tutup kendine çekti.

" Buraya abinin yanından geliyorum Ece. Abin Ece ilgilensin dedi. Dışarda senin, içerde onun paraya ihtiyacınız var. Hem kendine hem abine sen bakacaksın."

" Abimin ne istediği umrumda bile değil. Ben o işlerden uzak kalmak istiyorum artık. Yakalanırsam direk kodese atarlar. Sonraki yaşıma kodeste girmek istemiyorum."

" Ece! "

Derken bedenimi sarstı.

" Kızım iş büyük ve kolay diyorum anlasana. Parası da çok. Ama bize anahtar lazım o da sensin. Senin açamayacağın kasa, kilit yok. Bu konuda çok iyisin."

Sesi hem yalvarıyor hem kızıyor gibiydi.

" Hayır dedim Aykut.
Bak! Ben bu işlerde yokum artık. Bu yaşa kadar abimin zoruyla yaptım o işleri. Yakalanmadığım için çok şanslıydım. Bütün şansımı da o zamanlar kullanmışım zaten. Şimdi gökten altın yağsa benim tepeme kuş sıçıyor. O yüzden bundan sonra işimi şansa bırakamam. Artık hayatımda yeni bir sayfa açmak istiyorum."

" Aç! Ama sonra aç!
Tek bir iş Ece!
Valla son bir iş.
Sonra ne istersen yap.
Bir daha gelip senden birşey istemeyeceğim."

" Hayır dedim Aykut."

Bir anda kollarımdan tutup arkamdaki duvara çarptı bedenimi. Yüzüde karakteri de değişti aniden. Elleri kollarımı sıkarken tepemden bakıyordu.

" Ne yapıyorsun yah bırak!
Bırak!"

Dedim can havliyle.
Kendimi ellerinden kurtarmaya çalıştım ama olmadı.

" Bıraksana beh!
Bırak beni dedim sana adi pislik!"

" Abin gelecek dedi Ece."

Dedi sakince.

" Sende geleceksin. Yoksa polisi arar Ece de abisi Rıfat'la birlikteydi. Ece'yi almayı unutmuşsunuz derim."

Diyerek bıraktı beni.

" Ne? " Dedim kocaman açılan gözlerimle.

" Kafayı mı yedin sen? Yalancı pislik!"

" Sana güzellikle söylüyorum Ece. Bugün arayıp söyleyeceğim yere geldin, geldin. Gelmedin..."

Yüzünde hain bir ifade ile baktı.

" Bizimle gel işini yap git.
Seni bir daha hiç bir şey için çağırmayacam.
Gelmezsen... Sen düşün!
Abin ne kadar kalır içerde bilmem. Ama seni de kadınlar koğuşuna yollarım."

Kapıya dönüp yürüdü. Açarken bir kez daha baktı. Pis pis sırıtırken,

" Sen akıllı kızsın Ece.
Ne yapacağını iyi biliyorsun.
Üzme bizi de kendini de."

Dedi ve kapıyı çekip çıktı.

" Seni la*et olasıca, bir de sırıtıyor. Yavşak piç!"

Diye bağırdım arkasından.

Allah'ım! Ben hayatım normale dönsün diye uğraşıyorum, sen bunları yolluyorsun bana.
Ne yaptım ben sana?

Derken durdum düşündüm. Hayırlı olan tek işim olmadığını hatırlayınca sustum tabi.

Kabahatinle otur Ece!

Dedim kendi kendime.

&

Evet Ben Ece... Ece Aksoy.

Uzun zamandır bu evde abim ben babam, birlikte yaşıyorduk. Ama bir kaç aydır yalnızdım. Babam üç yıl önce kâlp krizi geçirip ölünce bir abim bir ben kalmıştık. Bir süre önce abim de hırsızlıktan yakalanıp aldığı cezaya önceki suçları ve cezaları da eklenince içeri girdi.

Evet... Doğru!

Maalesef abi elinde yetişmiş bir hırsızım ben de. Çok iyi anahtar olurdum her kilite, kasaya.
Ama yaşım 18 i geçince dur demiştim kendime. Bir yıldan fazladır temiz kalmaya çalışıyordum. Ama bela gelip yine buluyor işte. Şerefsiz Aykut tehditle işe götürmek istiyordu beni. Kimbilir nereye girecek.

*****

Yeniden odaya döndüm. Herşeyimi içine koyduğum sırt çantamı alıp sırtına taktım. Telefonumu cebime tepip kolileri evden çıkardım. Kapıyı çekip anahtarı da üzerinde bıraktım.

O sapık herifin evine gidip al anahtarını diyecek değildim. Şerefsize bak. Resmi nikah kıyarmış bir de. Aramızda kırk yaş var sapık piç!

Diye diye üç koliyi üç seferde çıkardım iki kat merdivenlerden. Apartman girişine son kez geldiğimde toprağın altından çıkmış köstebek gibiydim. Ve nefes nefese. Binanın dışına koyduğum kolilerin yanında durup ellerim belimde biraz nefeslendim. Ardından telefonumu elime alıp bir taksi çağırdım. Taksiyi beklerken beş yılımı geçirdiğim mahalleye izliyordum. Kenar mahallelerde büyümek, yaşamak kaderimdi sanki. Buradan önce de daha eski bir evde oturuyorduk.
Başımı gökyüzüne kaldırdım.

Allah'ım ben ne zaman şatolarda villalarda yaşayacağım. Bana bir işaret yollasan. Ben de ona göre beklesem.

Gökyüzüne bulutlarla tarih yazılmadığı için önüme dönüp beklemeye devam ettim. Bekledim bekledim... Sonunda duyduğum korna sesiyle şükür! Dedim.

" Taksiyi siz mi istemiştiniz?"

Diye soran şoföre,

" Evet."

Dedikten sonra baktım inmeye niyeti yok.

" Bagajı açarsanız su kolileri koyayım."

Dedim aracın arkasına geçerken. Lutfetti açtı. İki koliyi bagaja bir koliyi arka koltuğa yanıma alıp bindikten sonra adresi söyledim.

Hareket ederken son kez baktım arkamda bıraktığım geçmişime. Bir daha dönmemek üzere ayrılırken kalan hayatımın daha iyi olmasını umuyordum. Lakin aklıma gelen Aykut yüzünden kalan hayatımın hapishanede geçme ihtimalini de hatırlayınca bir huzursuzluk çöktü içime.

" Piç!" Dedim sinirle. Anında aynadan gördüğüm şoförle göz göze geldim.

" Size demedim valla. İçimden başka birine sövüyordum."

*****

İstanbul trafiğinde dur kalk, dur kalk nihayet Zeytinburnu'ndaki küçük sanayiye geldik. Babamın yıllardır kapısı açılmayan dükkanın önünde duran taksiden inmeden önce beni beklemesini söyledim. Dönmek için de taksi gerekiyordu. Bagajı açmasını isteyip araçtan inerek kolilerimi de indirdim. Sağolsun şoförün hiç yardım etme çabası yoktu.

İnsanlık ölmüş helvası bile yenmiş arkadaş.

Diyerek arkamdaki küçük, yıllardır kepengi açılmayan dükkana baktım. Çantamın dış cebinden çıkardığım anahtarla asma kilidi açıp kepengi paslı bir gıcırtı eşliğinde yukarıya kadar kaldırdım. İç kapıyı da açıp arkaya dayadıktan sonra şöyle bir göz gezdirdim içerdeki, eski masada, babamın kullandığı malzemelerde.

Bir zamanlar babam oto elektrik ustası olarak bütün zamanını burada geçiriyorken şimdi her yer toz içindeydi.

Yine bir zamanlar burada babamla sadece sohbet ederken şimdi bir süre burada kalmak zorunda bile kalabilirdim. Çünkü kalacak başka bir yerim yoktu artık. Aykut'a dediğim arkadaşım da yoktu. O yüzden buraya gelmiştim. Ve Aykut'a da başıma bela olmasın diye söylememiştim.

Kolileri tek tek alıp içeriye koyduktan sonra bir kez daha baktım tozlu eşyalara. Tam anılara doğru kayacakken duyduğum korna sesiyle kendime gelip dışarıya çıktım.

Kapıyı tekrar kilitleyip kepengi indirdim. Asma kilidi geçirip kilitledikten sonra koşar adım taksiye dönüp bindim. Yeniden hareket ederken gözüm taksimetredeydi valla.

*****

Dakikalar sonra taksiden indiğimde şoföre verdiğim para 3 günlük yemek ve yaşama paramdı.

Aykut geldi ister istemez aklıma. Gerçekten İstanbul'da üç kuruşla kaç gün ve nasıl yaşanırdı.

Ama kodeste hiç yaşanmaz!

Diyen iç sesim koştu yardımıma.

Haklısın da ne yapacağız böyle.

Dedim karşılık olarak. Düşündüm ama bulamadım. Zira aç karnına iyi düşünemiyordum. O yüzden,

Önce karnımı doyurmam gerekiyor.

Diyerek etrafımda dolaşırdım gözlerimi. En basit yemek ekmek arası döner. Gördüğüm dönerciye doğru yürüdüm. İçeriye girip ödemeyi yapıp dışarda sıramı bekledim. Bu sıcakta içeriler hiç çekilmiyordu.

On dakika sonra aldığım ekmek arası dönerim ve buz gibi ayranımla dışardaki masalardan birine geçip oturdum.

Bir yandan karnımı doyururken bir yandan hindi gibi düşünüyordum hâlâ. Da! Bi arpa boyu yol gittik mi! Hayır!

Rıfat delikte, Aykut iş var diyor, ev sahibiyle papaz olduk evden kovulduk. Ki sebebi yine Rıfat!

Hayvan herif! Parayı kızlarla mekânlar da yedin olan bana oldu. Hakediyorsun o deliği varya! Çıkama inşallah!

Deyip kendime döndüm.
Kalacak en ucuz yer bile bana pahalıydı. Ulan anasını satayım herkesin bir günlüğüne bile olsa yanında kalacak arkadaşı var. Benim neden yoook!

Hırsızın tek arkadaşı kodes arkadaşı olur.

Diyen içimdeki Ece'ye bir tekme savurup kocaman bir ısırırık aldım ekmeğimden. Sinirle çiğnerken üstüne de ayranı diktim tepeme. Ağzındaki lokmayı çiğnemeye devam ederken arkama yaslanıp boşluğa diktim gözlerimi. Şaka maka, birşeyler yapmazsam sokaktaydım lan!

Böyle işin...

Derken karşımda duran kız ile göz göze geldik.

Elindeki reklam broşürlerinden birini önüme bırakıp afiyet olsun dedikten sonra yürüyerek gitti. Gözlerim kağıtta ekmeğimden bir ısırırık daha aldım. Çiğnerken broşürü elime alıp incelemeye başladım.

Kafe reklamıydı. FALLAMOR kafe.
Hem fal hem kafe. Tanıdık gelen isimle hafızamı yokladım. Ben burayı biliyordum. Önünden çok geçmiştim. Oldukça bilinen ünlü bir yerdi. Hintli bir falcı olan Amor... Ünlü insanların bile bu Amor'a gelip fal baktırdıklarını duymuştum. Pek inanmamıştım o ayrı.

Ama kağıttaki adres farklıydı. Kafeyi başka bir yere taşımış ve büyütmüştü. Vaaayy! Para parayı çeker diyorlar ya çok doğru. İki kart bir fincan, at kafadan bir kaç cümle, salla salla para kazan.

Elimdeki kağıda indi gözlerim. En altındaki yazan yazı çekti dikkatimi sonra.

Seni bekliyorum.

Güzel taktik. Dedim. Okuyan herkes kendine anlasın cümleyi gelsin fal baktırsın.. Kağıdı masaya bırakıp ekmeğimi yemeye devam ettim. Bitirdiğimde ayranımın sonunu da içip,

Oh beh! Gözümün önü ışıdı.

Dedim. Doymuştum.

Sonraya Allah kerim.

Diyerek yerimden kalktım. Biraz dolaşıp iş bakacaktım. Bu sıcakta nasıl olacaktı onu da bilmiyordum ama iş bulmam lazımdı. Mecburdum. O an aklıma broşürdeki kafe geldi.

Yeri değişmiş ve büyümüş bir kafe belki yeni elaman da alırdı.
Almayadabildirdi tabi, ama şansımı denemekten ne çıkardı ki.

En kötü bir fal da ben baktırıp çıkarım.

Dedim ve elimde broşür üzerinde yazan adrese gitmek üzere yola çıktım. Yol boyunca bir yandan da işyerlerinin camlarında iş ilanı varmı diye dikizleyerek ve bir saatten fazla yol yürüyerek FALLAMOR kafeye kadar geldiğimde akşam üzeriydi. Ama hâlâ sıcaktı. Bu arada başka bir iş buldum mu? Tabi ki hayır. Temmuz sıcağını yediğimle kaldım.

Nihayet kafenin önüne gelip durduğumda yeni mekâna şöyle bir baktım. Eski hâlinden daha dikkat çekiciydi. Kapıdan içeriye girip dolu masalarda gezdirdim gözlerimi. Kahve barının önüne gelip durdum. Arkada çalışan gençlere bakıp,

" Pardon." Dedim.

" Eleman ihtiyacı var mı iş arıyorumda."

Kızlardan biri uzaktan şöyle bir bakış atıp,

" Şuan için yeni eleman almıyoruz." Dedi.

" Tahmin etmiştim zâten."

Dedim.

" Bende şans olsa zengin doğardım. Neyse. Bâri bir Türk kahvesi alayım da fal baktırayım. Belki ne zaman iyi bir iş bulacağımı söyler Amor."

Derken mekanın en arkasında sol da kendine has köşesinde önünde kahve fincanı karşısındaki kadınla konuşan meşhur Amor'u izliyordum. Az sonra kahve önüme gelirken,

" Öyle fal baktırayım diyerek fal baktıramazsın ama. Randevu alman gerekiyor."

Anında kıza çevirdim gözlerimi.

" Randevu mu?
Yok artık, daha neler!"

" Randevuyla olmasa bu kadar insan masalarında oturur mu? Hepsi Amor'un önünde birbiriyle kavga ediyor olurdu. Amor her gün sadece on kişiye fal bakar."

Gözlerim bir kıza bir Amor'a bir de masada kahve içerken gözleri Amor'u izleyen insanlara gidip geldi. Haklıydı sanırım..

Kahvemi alıp Amor'un olduğu köşeye yakın boş masalardan birine geçip oturdum. Kulağıma ilk gelen cümle,

" Ay! Şimdi ortadan ikiye çatlayacağım ayol!" Oldu.

*********************

1. Bölüm bitti.
2. Bölümle devam.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.