♦️S. Özel 5 Taht savaşı

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ♦️S. Özel 5 Taht savaşı

5. Bölüme hoşgeldiniz canlar. Özel bölümler 8 bölümdü. Kalan bölümler de görüşmek üzere bölüme geçelim.

******
Sabaha karşı kaleye vardık. Araçlardan inip taş avluya girdik. Sonra Alex'e ve adamlarıma döndüm.

Abi Marco Morettin'in aklı varsa çoktan ortadan kaybolmuştur. Nasıl bulmayı düşünüyorsun. Ne yapmamızı emredersin.

Ellerimi ceplerime sokup gözlerimi gökyüzüne çevirdim.
Derin bir nefes alıp verdim.

" Emrimdir."

Dedikten sonra adamlarıma baktım.

" Duyun, duyurun!
Bu ülkedeki lağam fareleri bile duysun.

Moretti'nin başına ödül koyuyorum. Her kim Marco Moretti'yi bulup sağ olarak önüme getirirse ya da yerini söylerse benden açık çek alacaktır. Dilediği parayı çekin üzerine kendi yazacak.

Alex'in gözleri kocaman açılırken karşımdaki adamlar bile bir anda hareketlendiler.

" Abi ne diyorsun sen?
Açık çek ne demek."

" Av zamanı demek Alex. Morettinin kendi adamları bile Moretti'nin peşine düşecekler. O piçin kaçacak hiç bir yeri kalmayacak. Bütün İtalya peşinde olacak. Kediler köpekler, fareler bile. Ölüm korkusuyla yakalanma korkusuyla geçecek günleri.

Parmağımı kıpırdatmadan önüme getirilecek o piç. Ya da kendi kafasına sıkacak.

" Emredersin abi."

Dedi adamlar bir ağızdan.

" Hadi dağılın."

Arkamı dönüp büyük kapıya yürüdüm. İçerden açılan kapıdan girdiğimde merdivenlerin ortasında beni bekleyen Matteo ile göz göze geldik.

Gözlerini gözlerime dikmiş hesap sorarcasına bakıyordu.

Ağır adımlarla gelip merdivenleri çıkarken tam yanında gözlerim karşıda, durdum.

" Senin burada ne işin var."

Cevap vermek yerine sessiz kaldı.
Devamını getirmedim. Basamakları çıkarken,

" Neden?" Dedi.

Durup geriye döndüm. Yönü büyük kapıya dönüktü hâlâ.

" Neden yaptın bunu?
Beni şehir dışına yolladın ve arkamdan savaş başlattın."

" Senin orada olman gerekiyordu."

" Hayır...
Benim orada olmam gerekmiyordu!
Benim burada olmamam gerekiyordu! Bu yüzden gönderdin beni. Değil mi? Çünkü bana güvenmiyordun. Sadece öyle davrandın."

Cevap vermedim.
Çünkü doğru söylüyordu. Yürümeye devam ettim. Büyük koridorda ilerleyip odama girdim.
Üzerimdeki ceketi çıkarıp yatağın üzerine attım. Ardından banyoya geçtim. Üzerimdeki kıyafetlerden kurtulup sıcak bir duş aldıktan sonra bornozumu giyip saçlarımı kurulayarak çıktım.
Gardrobun önüne geçip kapakları açtım.

Rahat birşeyler giyip yatmak sadece uyumak istiyordum. Askıdaki kıyafetleri kaydırırken dolabın içine düşmüş olan hırkamı gördüm. O an da Leyla geldi gözlerimin önüne. Üzerinde bu hırka ile bu odada dolaştığı anlar... Uzanıp elime aldım hırkayı. Yüzüme yaklaştırıp burnuma dayadım. İnanamadım. O kokusu hâlâ kazağımdaydı. Bir anda oda da yankılanan sesini duyduğumu sandım. Sanki burada bu odadaydı. Hızla arkama döndüm görmek istercesine.

Hayır... Burada değildi. Şuan çok uzaklardaydı aslında. Başım önüme omuzlarım aşağıya düştü. Üzerimi giyip elimdeki kazakla birlikte yatağın üzerinden telefonumu alıp şömine başındaki koltuğa geçip oturdum. Kokusundan bir nefes daha çektim ciğerlerime. Şimdi yanımda olsaydı. Burnumu saçlarına gömseydim. Kokusunu ciğerlerimin en ücra köşelerine kadar çekseydim.

Olmaz... Dedim. Ardından telefonu açıp aylardır çektiğim resimlerine baktım. Özlemim daha da artarken başımı geriye yasladım. Kapattığım gözlerim mavi denizlerinin kıyısında açtım. Şuan hayali ile bakışıyordum karanlığın içinde. Şimdi burada olmanı istesem de olmaz. Dedim içimden. Sonra gece olanları hatırladım. Leyla ile kan bağı olan birini öldürdüğümü... Burada olsaydı şimdi, hem korkardı hem nefret ederdi benden.

Onun için iyi olan benden uzakta bir hayat. Dedim. Sonra gözlerimi yeniden kapattım. Hayaliyle de olsa mutlu olmak istedim.

*****
GÜNLER SONRA

Gecenin sessizliği Sicilya'nın dar taş sokaklarını kaplamıştı. Denizden gelen tuzlu rüzgâr eski kilisenin duvarlarına çarpıp uğultuya dönüşüyordu.

Yerin üstü uyuyordu...
Ama altında av başlamıştı. Herkesten kaçan Marco Moretti günlerce kaçmış sığınabileceği tek yer olan bu küçük eski kiliseye sığınmıştı sonunda.

Dedesinin kardeşi ve geçmişte ona sahip çıkan rahip Pedrodan kendisini saklamasını istemişti. Silah girmeyen tek yerdi kilise. Kimse ona burada zarar vermezdi. Kaldı ki kimseler bilmiyordu burada olduğunu. Karısı bile. Moretti ailesi yok oluyordu...

&

Günlerdir uyuyamayan Marco kilise banklarının en arkasında oturmuştu. Başındaki kapüşonlu şapkayı gözlerine kadar indirmiş, ellerini birbirine kenetlemişti. İçten içe tanrıya dua ediyordu. Arada neden? Diyordu. Neden bana yardım etmiyorsun Tanrım.

Kendini izledi bir süre. Günlerdir aynı kıyafetleri giyiyordu. Sakalı uzamış, gözlerinin altı çökmüştü.
Drago'nun koyduğu ödül her şeyi değiştirmişti. Artık sokaktaki dilenciler bile onu arıyordu.

Duyduğu ayak sesleri yüzünden Marco korkuyla sıçradı yerinde.

" Sakin ol..."

Yaşlı papazın sesi yankılandı taş duvarların arasında. Elinde küçük bir kağıt vardı. Marco kıstığı gözleriyle kağıda baktı.

" Bu nedir."

Papaz birkaç adım yaklaşarak etrafına bakındı önce. Sonra kağıdı Marco'ya uzattı.

" Bunu senin için bıraktılar."

Marco'nun kaşları çatıldı.

"Kim?"

" İsmini söylemedi. Ama seni burada bulabileceğini biliyordu."

Marco'nun içinde bir huzursuzluk perdah oldu. Uzanıp kağıdı aldı. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.

" İtalya artık seni saklamaz. Ya benimle konuşursun...
Ya da mezarın bile olmaz."

Marco'nun çenesi kasıldı. Kimdi? Dost mu? Artık bir dostu yoktu ki.
Yazıyı tekrar tekrar okudu.
Bu bir tehdit değil bir anlaşma çağrısı gibiydi.. peki anlaşmak isteyen kimdi?

Başını kaldırdı. Etrafına bakındı.
Kilise neredeyse boştu. Sabahın ilk ışıkları vitraylardan süzülüyor, taş zemine solgun renkler bırakıyordu. İçerideki sessizlik insanı sağır edecek kadar ağırdı.

Marco kağıdı avucunda buruştururken papaz ağır adımlarla biraz daha yaklaştı.

" Şuan...
Günah çıkarma kabininde."

Dedi yaşlı papaz alçak sesle.

" Seni orada bekliyor."

Marco kısa bir an durdu. Şüpheyle etrafına baktı tekrar. Kilisede birkaç yaşlı kadından başka kimse yoktu. Hepsi kendi hallerinde dua ediyorlardı..

Bu tehlikeli olabilirdi.
Ama kilisenin dışındaki dünya daha tehlikeliydi onun için. Ayağa kalktı. Yavaşça günah çıkarma kabinine doğru yürüdü. Bir yandan hâlâ etrafını kolaçan ediyordu. Dua eden kadınlardan bile çekiyordu zira.

Ahşap kapıyı açıp kabinin içine girdi. Kapı arkasından sessizce kapandı. Dar bölmede loş bir karanlık vardı. Aradaki ahşap panelin arkasından bir nefes sesi gelince Marco gözlerini kıstı. Kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.

" Konuş...
Kim-s? "

" Günahlarını anlatmaya gelmedin, Marco."

Karşı taraftan gelen cümle sözlerini yarıda kesti ve Marco bir anda gerildi.

Soğuk, kendinden emin, küçümseyici sesin sahibi dakikalardır sessizce bekleyen Matteo'ya aitti. Matteo en büyük hamlesi için buradaydı artık.

******

GÜNLER ÖNCE 🌀

" Sen de vazgeç artık.
Abim seni ne odasında ne yatağında istemiyor.
Başka birini bul."

Dedi. Ellerini ceplerine sokan Matteo. Kulağı arkadan gelen seslerde yürümeye devam ederken karşıdan gelen Sofia ile göz göze geldi. Durmadan devam ederken kız adama adam kıza bakıyordu. O an da gözleriyle işaretini verdi Matteo. Ardından odasına girip kapıyı kapattı. Kapının ardında durdu önce. Derin bir nefes alıp verdi. Üzerindeki ceketi çıkarırken günlerdir kullanılmayan yatağının yanına gelip üzerine attı. Odanın diğer köşesine kaydı gözleri. Barın olduğu tarafa yürüdü. Önünde durduğu raflarda gezdirdi parmağını. Sonunda en hoşuna gideni iki parmağı ile tutup aldı. Diğer eliyle bir kadeh alıp doldurdu. Tepesine dikip tek nefeste içtikten sonra bir kadeh daha doldurup şişeyi yerine bıraktı. Elinde kadeh arkasını dönüp şömineye yürüdü. Kadehi taşın üzerine koyup cebinden çıkardığı paketinde aldığı bir dal sigarayı dudağına bıraktı. Şömine üzerindeki kibrit kutusunu aldı sonra. İçinden çıkardığı çöpü tek hareketle yakıp önce alevi izledi, sonra sigarasını yakıp derin bir nefes çekti ciğerlerine. Havaya doğru üfledikten sonra şöminenin içine attı. Bir anda alev aldı odun yakıtı. Ardından kırmızı alevlerin arasından çıtırtılar gelmeye başladı. Taşın üzerindeki bardağı alıp bir yudum daha içti. Odanın ısısı yavaş yavaş artmaya başlarken karanlık düşünceler sardı zihnini. Az önce Drago'nun karşısında kestiği rolü hatırladı. Başı önüne inerken kıs kıs güldü.

Oscarlık bir performanstı Matteo.

Dedi kendini taktir ederek. Annesinin sayesinde geri dönmüş kalabilmek için de abisini kendine inandırmış onayını almıştı.

" Yoksa el öpmek mi! Asla yapmazdı. Ama planları vardı. Sürgünde kaldığı her gün biraz daha nefret etmişti Dragodan. Ve planlar yapmıştı. Büyük planlar.

&

Bardağı dudağına götürüp yeniden bir yudum alırken kapı tıklandı.. Ağzındaki sıvıyı yutup gir dedi. Kapı yavaşça açılıp Sofia göründü. Kız arkasındaki koridoru aceleci bakışlarla kontrol edip içeriye girdiği gibi kapıyı kapatıp arkasına geçti. Elleri ve başı önünde,

"Geldim efendim." Dedi.

Ardından kaçamak bir bakış attı adama. Matteo ağır adımlarla gelip kızın önünde durdu. Yukardan aşağı ağırca süzdü. Elindeki kadehin ucunu kızın çenesine dayayıp yukarı kaldırarak kızı kendine bakmaya zorladı. Gözlerinde gezdi sırayla.

"Anlat!"

Dedikten sonra arkasını dönüp kadehin içindekini son yuduma kadar içti.

" Ben sürgündeyken neler oldu anlat."

Kız hem çekingen hem kısık sesle konuşmaya başladı.

" Efendim siz gittikten sonra Drago Bey bir kaç gün hiç gelmedi. Yanındaki kız o bir kaç günde korumalardan kavga etti. Odadan çıkmak istedi ama izin vermedi adamlar. Kimse dilinden anlamadığı için anlaşamadılar. Ben de kendimi ifşa etmemek için sessiz kaldım.

Büyük hanımda Drago Bey'e haber verilmesini yasakladı."

" Geç oraları başka."

Sonraki günlerden birinde Drago Bey akşam yemeği hazırlamamızı istedi, iki kişilik. Yemek salonunda o kız ve kendi için."

" Başbaşa romantik bir yemek mi?"

Dedi Matteo gülerek.

" Sonra bir şey oldu?"

Sustu kız. Matteo merakla kıza doğru döndü.

" Ne oldu? "

"Kız bir kağıttan bahsediyordu.
İçinde birşeyler yazıyormuş ama okuyamamış.
Drago Bey'in okumasını istedi."

" Eee ne var bunda?"

" Kağıt kızın öz annesine ait bir mektupmuş. Kız İtalyan bir aileden geliyormuş meğer. Annesi kızı İstanbul da doğurmuş."

Matteo'nun kaşları çatıldı.

" Devam et."

Konuşmadan sonra Drago Bey birden salondan çıktı. Adamı Alex dışarda bekliyordu. Sinir krizi geçirdi koridorda."

Matteo kıza doğru yaklaştı.

" Devam et."

" Yanındaki kız aslında Moretti ailesinin kanındanmış."

Matteo'nun gözleri fal taşı gibi açıldı. Sofia'yı yakasından tuttuğu gibi kendine çekti. Kız ister istemez parmak uçlarına kalkarken dengede durabilmek için adamın kolundan tutundu. Matteo yüzünü kızın yüzüne yaklaştırarak konuştu.

" Ne diyorsun sen?
Ne dediğinin farkında mısın?"

" Doğru söylüyorum efendim."

Dedi kız zorlukla.

" Hatta şey dedi.
Tanrı kendi kanımdan olan düşmana karşı düşmanımın kanından birini yollamış bana.

Bahsettiği kişi kendiydi biliyordu.

" Bu da yetmez gibi gönlüme düşürdü. Sonra gitme kal diyecek hâle getirdi. Şimdi ise o senin düşmanının kanından diyor.
Yani böyle bir şeydi dediği."

" Emin misin Sofia?
Yalan söylüyorsan...
Gırtlağını keserim senin!"

" Yemin ederim. Tanrı şahidim ki doğru efendim."

" Konuşmalar olurken sen neredeydin?"

" Yemek saatinde duvarın arkasındaki gizli odadaydım.
Drago Bey koridorda konuşurken de koridordaki şövalye zırhının arkasında saklanarak dinledim. Alex ile türkçe konuşuyorlardı. Türkçe bildiğim için kolayca anladım ne konuştuklarını."

Kızı yavaşça bıraktı Matteo. Sofia kapıya doğru geriledi hemen. Korkmuştu. Elleri göğsünde derin nefesler almaya çalışıyordu.

" Ya annem.
Annem olanları biliyor mu?"

Başını salladı kız.

" Bilmiyorum. Sanmam. Mutfağa inmişti büyük hanım. Şekeri düştüğü için aşçılardan birşeyler istiyordu."

Bir anda kolundan tuttu kızı.

" Kız nerede hâlâ burada mı?"

" Ha-hayır.
Drago Bey sinir krizi geçirip Alex ile konuşurken kız salondan çıktı. Bütün konuşmaları duymuştu. Canavar dedi. Hepinizden nefret ediyorum falan dedi. Sonra kaçmaya başladı. Ama yakaladılar. O gece Drago Bey'in kucağında çıktı buradan. Hareket etmiyordu. Ölümüydü yaşıyormuydu bilmiyorum. Hatta büyük hanımla karşılaşınca nihayet dedi büyük hanım. Oda bıkmıştı kızdan. Bir an önce gitsin istiyordu.

Fakat Drago Bey o günden sonra sık sık ortadan kaybolur oldu. Büyük hanım Bianca hanımla konuşurken duydum. Kesin kızın yanına İstanbul'a gidiyor. Diyordu. Romina Hanımı da o çağırdı bugün. Amacı aile evliliği yapmak, aileyi büyütmekmiş. Romina hanıma ne yap et kalbini kazan. Hamile kal. Mecbur kalır seninle evlenir o zaman diyordu."

Romina Drago her zaman benden uzak duruyor diyince, Bianca hanım başka yollar dene falan dedi hatta.

Matteo'nun tek kaşı havaya kalktı. Başını yana devirip kıza çevirdi gözlerini. Sen yine duvarın arkasındaki gizli bölümde onları dinliyordun yani.

Kız gözleri yerde elleri önünde sessizlik içinde başını salladı.
Matteo'nun emirlerini yerine getirmek zorundaydı.

" Seni küçük fare."

Dedi hınzır bir gülümseme ile. Sonra kıza doğru yaklaştı. Elini kızın çenesine koyarak kaldırdı. Kızın koyu kahve gözlerine bakarken gülümsedi. Çenesindeki elini kızın yanağının üzerinden geçirip saçlarını nazikçe arkaya aldı eliyle. Ardından kulağına doğru eğildi. Diğer eli kızın göğsü üzerinde üzerinde gezerken,

" Aferin.
Bir ödülü hak ettin."

Dedi kısık buğulu bir sesle. Ardından kızın boynuna bir buğse bıraktı. Aynı anda bütün bedeni titredi kızın. Nefesi hızlanmaya başladı. Doğrulup beline doladığı koluyla kızı bir anda kendine çekti adam.

"Hep böyle sadık olacaksın Sofia."

Başını salladı kız gözleri adamın gözlerinde.

" Sadık ve benim."

Bir anda kızın dudaklarına kapandı. Hunharca öpmeye başladı... Ardından kızın gömlek düğmelerine gitti elleri. Açılan gerdanına baktı. Yaşadığı an ile inip kalkan göğüs kafesini izlerken beyaz teninde gezdi gözleri.

Kızı kucakladığı gibi yatağın üzerine bıraktı.

*****

GÜNÜMÜZ, KİLİSE

Matteo son yaşananların ardından harekete geçmeye karar vermişti. Drago'ya dediği gibi eskiden yaptığı hatalarını tekrarlamayacaktı. Buraya gelirken günlerce düşünmüştü. Kısa bir sessizlik oldu kabinde. Ardından.

" Kağıdı sen mi gönderdin?"
Diye sordu Marco.

" Evet."

" Neden?"

Karşı taraftaki Matteo hafifçe güldü. Ahşap panele yaklaştı sonra.

" Şu anda hayatta olmanı bana borçlusun. Konuşsaydım...
Burada bir fare gibi saklandığını söyleseydim kiliseyi başına yıkardı Drago."

Marco'nun çenesi gerildi.

" Başına ödül konmuş bütün İtalyanın peşine düştüğü bir adamsın Marco.

Limanlar kapalı. Adamların seni satmaya hazır. Dostların seni unuttu bile. Bugün değilse yarın biri seni bulacak ve yakaladığı gibi Drago'ya götürüp ayaklarının dibine atacak."

Yeniden bir sessizlik oldu. Beğensin yada beğenmesin haklıydı Matteo.

" Lâ*et olası Drago. Seni ellerimle öldürmek istiyorum!"

Diye hırladı Marco yumruklarını ve dişlerini sıkarken.

" Öldüremeyeceksin. Çünkü ona gücün yetmez."

" Matteo.
Neden benimle konuşmak istedin. Sen de onun kanından değil misin?"

" Evet. Ama en az senin kadar nefret ediyorum ondan.
Drago beni hiçbir zaman kardeşi olarak görmedi. Her zaman dışladı. Planlarını benden gizledi.
Güvenmedi. Beni şehirden uzaklaştırıp yokluğumda bir savaş başlattı."

Marco'nun dudaklarında histerik bir gülümseme belirdi.

" Demek aile sorunlarınız var."

" Hayır." Dedi Matteo.

" Taht meselesi var aramızda."

Kabinde ki sessizlik ağırlaştı.
Marco daha ciddi dinlemeye başladı. İçinde bir his karanlığın içinde bir kuruluş olabilir diyordu.

" Açık konuş. Aklındaki ne?
Ne istiyorsun?"

Matteo hiç tereddütsüz konuştu.

" Drago'nun ölmesini."

Marco'nun gözleri parladı.

"Ama nasıl?"

" Sana yardım edeceğim."

" Neyin karşılığında."

Matteo hafifçe eğildi, sesi fısıltıya dönüştü.

" Sen onu öldürecek, itibarını geri kazanacaksın. Ve ben ailemin başına geçeceğim.
Karşılık olarak da yaşayacak ve beni destekleyeceksin."

" Drago'yu öldürmek kolay değil. Öyle olsa burada saklanıyor olmazdık."

Matteo'nun cevabı hazırdı.

" Doğru. Bu yüzden tam kalbine vuracağız."

Marco kaşlarını çattı.

" Ne demek istiyorsun?"

" Leyla Karaman."

Marco'nun yüzünde anlamayan bir ifade oluştu.

" Kim o?
Konumuzla ne alakası var?"

Matteo keyifli bir ses tonuyla devam etti.

" Drago'nun zayıf yanı."

Matteo cebinden bir zarf çıkardı. Panelin altında Marco'ya verdi.

" Bu ne?"

"Kızın kim olduğu, nerede yaşadığı, boyu posu, hepsi burada."

Marco kağıdı aldı.

" Doğru kişi olduğunu nasıl anlayacağız."

" Anlayacaksınız Marco. Çünkü yüzü tanıdık gelecek. Kızın gerçek adı Livia Moretti."

Kaşları çatıldı adamın. Anlamaya çalıştı. Bu adam dalga mı geçiyordu.

"Ailene ihanet eden kızın varya. İşte o kız bu kızın annesi Marco. Evet bu kız senin kanındn geliyor."

Duydukları ile şok oldu adam. Bir anda ortadaki panele yapıştı elleri.

" Ne diyorsun sen? Ne dediğinin farkında mısın?"

"Evet farkındayım. Annesi seni asağılarken kızı yani torunun kan düşmanının koynuna girdi.
O kızı kale de bizzat kendi gözlerimle gördüm Marco."

" Yalan söylüyorsun. Livia öldü. Bizzat ben infaz ettim cezasını."

" Ölmeden önce torunun dünyaya gelmişti bile Marco. Kızın piçini bir Türk'e verip saklanmaya devam etmiş. Tâ ki sen onu bulup öldürene kadar."

Histerik bir gülüş duyuldu kabinde.

" Annesinin hain kanı kızına da geçmiş belli ki."

Aldığı yumruk darbesiyle sarsıldı kabin. Marco'nun öfkesi katlanarak artıyordu. Gözlerinde deli bir bakış belirdi adamın.

"İkisini de ellerimle öldüreceğim."

" O kızı kullanırsan Drago sana kendi ayağıyla gelir."

Zarfı sıkıca kavrayan Marco'nun gözleri boşluğa daldı. Planlar yapmaya başlamıştır bile.

" İstanbul.."

Diye mırıldandı.
Matteo son kez konuştu.

" Bugünden sonra av değil avcı olmalısın. Ne yaptığın, nasıl yaptığınla ilgilenmiyorum Marco.

Benim tek istediğim Drago'nun ölümünden sonra ailenin başına geçmek. Sen de benim desteğim olacaksın."

Kabinin kapısı yavaşça açıldı.
Matteo dışarı çıktı. Başını eğmiş, gerçekten günah çıkarmış bir adam gibi yürüyerek kiliseden ayrıldı.
Arkasında yeni bir savaş başlatacak bir zarf bırakmıştı.

İçerdeki Merco düşünmeye devam ediyordu. Tek başınaydı elinden hiç bir şey gelmezdi. Dışarı çıktığı anda insanlar bir domuzu avlarcasına peşine düşerdi.

Ama Pedro... Dedi içinden.
Papazın adamları hâlâ sadık.

Dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Hemen kabinde çıkıp Pedro'nun odasına koştu. Kapıyı tıklamadan direk daldı. Adam masasında oturmuş günlük okumalarını yapıyordu. Tam karşısına geçip durdu.

" Tanrı bana yardım etti. Şimdi tanrının yardımcısı olarak sen bana yardım etmelisin. Ve bağlı olduğun kan için..."

Geriye yaslandı yaşlı adam. Gözlüğünü çıkarıp eline alarak ayağa kalktı.

"Senin için ne yapmamı istiyorsun."

Elindeki zarfı masaya bırakıp adamın önüne sürdü. Sadık ve güçlü bir kaç adam ve bu kızı bana getirmelerini istiyorum.

Yaşlı adamın gözleri Marco'nun gözlerinden ayrılıp zarfı buldu.

" Kimmiş o kız?"

" Düşmanımın zayıf, benim güçlü yanım.

Bunu bil yeter."

Yaşlı adam zarfı alıp içini açtı. Yazanları okudu. Ardından yeniden Marco'ya baktı.

Buradan İstanbul'a adam yollayamam. Ama İstanbul'da ki adamlarıma ulaşır bu bilgileri verebilirim. En kısa zamanda burada olacaklar emin olabilirsin.

Yerinde doğruldu Marco.
Şimdi yeni bir av başlamıştı.

*******************
5. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 3beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.