17. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)🔥FİNAL!
Bölümler 33Şu an: 🔥FİNAL!
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
" Babanın ölümü birşey değiştirmeyecek. Ya sizin sonunuz gelecek ya bizim. Bu düşmanlık ancak o zaman bitecek. "
Dedi. Kıs kıs gülüşünü duydum. Haklısın. dedim içimden.
Ya sizin sonunuz gelecek ya bizim.
En son,
Bekle beni.
Dedim yine içimden. Bekleyecekti. Her gün Drago bugün saldıracak diyerek bekleyecekti. Ama ben en ummadığı anda binecektim tepesine. O gün bu düşmanlıkta bitecekti. Çünkü bir düşmanım kalmayacaktı. Telefonu kapatıp masaya bıraktım.
" Artık okuyacak mısın, yoksa Alex'in yanına mı gideyim?"
Karşımda kollarını göğsünde birleştirmiş çatık kaşlarıyla bana bakan Leyla'ya döndüm.
" Kağıt diyorum, kağıt!
Allah aşkına oku artık!"
Elimdeki kağıdı açıp solan kelimeleri netleştirmeye çalışarak içimden okumaya başladım.
Benim adım Livia Moretti.
İlk cümleden sonra kafama bir kurşun yedim sanki. Bir Leyla'ya bir kağıda gidip geldi gözlerim. Ellerimin titrediğini yumruklarımı sıkarak gizlerken artık hiç bir şeyin aynı kalmayacağını o an anladım. Leyla'ya hiçbir şey belli etmeden okumaya sessizce devam etmek istedim ama olmuyordu. İlk cümleye takılmış tekrar tekrar okuyor bunun gerçek olmamasını umuyordum.
Leyla Marko Moretti'nin ailesinde biriyse bu ona karşı hissettiğim herşeyi yok edebilirdi.
Bir kaç kez daha aynı cümleyi okuduktan sonra nihayet kağıdı okumaya devam ettim.
İtalya'da yaşayan ve İtalyan olan köklü bir aileye mensubum.
Moretti ailesi..
Gözlerimi istemsiz şekilde Leyla'ya çevirdim yine. Gerçekti!
Bu kız düşmanımın kanından geliyordu.
" Ne?
Neden bakıyorsun öyle?"
Dedi Leyla merakla.
" Ne yazıyor?
Önemli bir şey değil mi?
Söyle. Ne yazıyor?"
Dediğinde konuşamadığım için elimi havaya kaldırarak sus işaret yaptım ve okumaya devam ettim.
Çok sevdiğim büyük annemin adını benden sonra da kızımın taşımasını istediğim için kızımın da adını Livia koydum.
Lütfen... Kızımın ne bu kağıttan ne de içinde yazanlardan haberi olmasın. Zalim bir ailenin kanını taşıdığını bilmesin. Annesinin istemediği bir evliliği yapmadığı, kaçıp sevdiği adamla gizlice evlendiği için annesi tarafından reddedildiğini ülkesinden bile kovulduğunu bilmesin. Bu yüzden dedesinin babasını öldürttüğünü bilmesin. Tek başına kalan bir kadın olarak zavallı meleğimi Türkiye'de dünyaya getirmek zorunda kaldım. Ondan ayrılmak benim için o kadar zor ki. Lâkin akıbetimin ne olacağını ben bile bilmiyorken bebeğimi kendimle birlikte o bilinmezliğe sürükleyemem. Özelliklede bir kız bebek doğurduğum öğrenilmiş ve infaz emrim verilmişken.
Marco ve Rose Moretti ailelerine ihanet eden kimseyi yaşatmaz. Kendi kızları olsa bile...
Canımdan çok sevdiğim bebeğimin de benimle birlikte ölmesini istemiyorum. Buna asla izin vermem. Onu korumak için başka çare bulamadım.
Türklerin ne kadar iyi insanlar olduklarını, ne kadar merhametli olduklarını Türk arkadaşlarımdan iyi biliyorum. Bu yüzden bebeğimi önce Tanrıya sonra size emanet ediyorum. Biliyorum ki iyi ellerde olacak. Bu yüzden gözüm arkada değil.
Lütfen bebeğime iyi bakın.
Livia Moretti..
Okuduklarım karşısında şok olmuş öylece kağıdı izlerken
" Aloooo! "
Diyen Leyla ile geldim kendime. Yada Livia mı demeliydim. Livia Moretti.
" Yoksa İtalyanca değil mi?
Sende mi okuyamadın?"
" İtalyanca." Dedim aklım hâlâ satırlarda.
" Ee söylesene be adam ne yazıyor."
Kolay değildi bunu o na söylemek.
Nasıl diyecektim. Sen kanını içmek isteyecek kadar nefret ettiğim adamın torunuymuşsun diye.
Nasıl diyecektim düşmanımın kanını taşıyorsun diye. Beynime kan taşıyan bütün damarlarım çatlama derecesine gelmişti.
Öfkem bin kat artarken aklımdan binlerce intikam planı geçiyordu. Bir anda içimdeki canavar dile geldi. Ensemde belirip kulağıma doğru fısıldamaya başladı.
Her şeyi olduğu gibi anlat. Sonra bütün öfkeni önce bu kızdan çıkart. Bu kız o adamın kanından. Her şeyi hak ediyor...
Kağıtta yazanlar yeniden ve yeniden geçti zihnimden. Livia Moretti... Kocası, babası tarafından öldürülen bir kadın. Ailesi tarafından reddedilen bir kadın. Ölüm emri verilen bir kadın. Karşımdaki onun kızıydı evet... Ama o aile ile tek bağı kanıydı o kadar. Kim olduklarını bile bilmiyordu. Yapmaya muktedir olduğum hiç bir şeyi hak ediyor olması mümkün değildi. Beynimdeki her hücre gerilirken, içimdeki bana rahat vermeyecek olan canavar yeniden dile geldi.
Saçmalama. Bu fırsatı kullan. Hem bu kıza sahip olabilir, hem de Moretti ailesine karşı bir silah olarak kullanabilirsin. Böylece intikamını da alırsın. Bu kızı arzulamıyormuydun. İşte fırsat! Vicdan azabı bile duymayacağın bir intikam... Sonrada Moretti'ye karşı kullanırsın. Bütün aileyi yok edecek bir silah bu kız.
Artık aklımda dolaşan karanlık bir canavar değildi. Şeytanın ta kendisiydi. İçimdeki şeytan ile savaşıyordum şu an. Hem hak veriyor, hem karşı koymaya çalışıyordum.
İçimde kendimle olan savaşım sürerken elimdeki kağıt bir anda çekilip alındı. Leyla'ydı alıp gerileyen kişi ve tam yanımdaydı. Sinirle,
" Senden hayır yok! "
Deyip bir anda kapıya yürüyünce ayağa kalkıp kolundan yakaladım.
" Yazılar silik zor okunuyor."
Yüzüme baktı.
" Yani okudun mu?"
Başımı salladım evet anlamında. Keşke bulmasaydın o kağıdı. Keşke okumasaydım. Dedim içimden tekrar tekrar. Elindeki kağıdı alıp sandalyesinin yanına getirdim.
" Bu bir mektup."
Dedim sonunda. Gözbebekleri titreyerek baktı gözlerime. Sesi titreyerek sordu.
" K-kimden?"
" Öz annen yazmış. Seni bırakmadan önce."
" Ö-öz ann..."
Kelimeyi bile tamamlayamadı. O kadar çok heyecanlanmıştı. Öyle ki eli ayağı boşaldı. Bir anda arkasındaki sandalyeye bıraktı bedenini. Eli kalbine giderken nefesi hızlandı.
" Ne diyor, ne yazmış?"
" Sakin ol önce. O kadar önemli bir şey değil yazdıkları."
" Ne yazmış dedim sana!"
Annen babanla ailesinin rızasını almadan evlenmiş. Ailesi de kızlarını reddetmişler. Sonra baban ölmüş."
" Nasıl ölmüş?"
" O yazmıyor.
Annen yalnız kalınca Türkiye'ye gitmiş. Türkiye de doğurmuş seni. İsmin hem annenin, hem büyük annesinin adıymış. Livia...
Sonra kızım benimle birlikte sürünmesin diye düşünüp Asaf Karaman'ın kapısına bırakmış seni."
" Soyadım...
Soyadım neymiş?"
" Soyadını bilerek yazmamış. Bu kağıttan kızımın haberi olmasın demiş. Geçmişini unutsun geleceğini kursun demiş."
" Hepsi bu kadar mı?
Başka birşey yazmamış mı?"
" Hepsi bu kadar."
Diyerek yalan söyledim. Oturduğu yerde boşluğa takılan gözleri ile düşünürken kollarını kendine doladı.
" İyi misin?" dedim soğuk sesimle.
Çünkü karşımda düşmanım olan adamın kanından biri vardı ve bunun beni etkilemesine engel olamıyordum. Özellikle bu akşam olanlardan sonra. An itibariyle Leyla'nın benim yanımda kalması onun için ölümcül bir hata olacaktı. İçimdeki şeytan beni ele geçirdiğinde bu küçük tavşana yapamayacağım şey yoktu.
" Soğuk, üşüyorum."
Sandalyemi şöminenin önüne çekip Leyla'nın yanına geldim. Kucağıma aldığım gibi getirip kendi sandalyemin üzerine bıraktım. Sonra daha da yaklaştırdım ateşe. Şuan ki hâli duyduklarına verdiği bedensel tepkilerdi. Tıpkı benim gibi.
Onu öylece kendi hâline bırakıp salondan dışarı attım kendimi. Kapının önünde hâlâ beni bekleyen Alex önüme geçti.
" Abi emrin nedir."
Derdimin havaya uçan fabrika olduğunu sanıyordu. Oysa daha büyük, daha ölümcül bir derdim vardı.
Cevap vermeden uzaklaşırken Alex de arkamda geliyordu. Aniden durup sırtımdaki ceketi çıkararak yere savurdum. Sonra da bütün gücümle karşımdaki zırha bir yumruk geçirdim. Alex öylece izledikten sonra,
" Gidip mekanını basalım abi."
Dediğinde gözlerine baktım. Dişlerimin arasından konuştum.
" Onu öyle bir hâle getireceğim ki tek bir parçasını bulamayacaklar. Onu da adamlarınıda. Ama şimdi değil. Her gün gelişimi bekledikten sonra hiç ummadığı bir anda yapacağım. Şimdi daha büyük bir sorun var."
" Daha büyük bir sorun mu? Şu an daha büyük ve seni bu kadar dedirtecek ne sorun olabilir abi?"
" İçerde ki kız Alex!
İçerdeki kız! "
Bir odaya doğru baktı bir bana.
"Leyla mı? Anlamadım abi."
Ellerimi saçlarıma geçirerek öfkeyle hırladım.
" Bende anlamıyorum Alex!
Bende anlamıyorum!
Kader denen şey bana nasıl bir oyun oynuyor anlamıyorum!"
" Abi sakin ol.
Anlat ne oluyor?"
" Tanrı kendi kanımdan olan düşmana karşı düşmanımın kanından birini yollamış bana.
Bu da yetmez gibi gönlüme düşürdü. Sonra gitme kal diyecek hâle getirdi. Şimdi ise o senin düşmanının kanından diyor."
" Abi kusura bakma ben hiç bir şey anlayamıyorum."
O kadar öfkeliydim ki Alex'i yakasından tutup kendime çektim.
" SAHAFIN KIZI Türk değil bir İtalyan! İtalyan kanından geliyor! Annesi kim biliyor musun?"
Deli bir bakış atarak konuştum.
" Livia Moretti."
" Moretti! mi? Yani?"
" Evet!
Marco Moretti'nin torunu bu kız! Babası dedesi tarafından öldürülüp annesi reddedilmiş. Kadın İstanbul'da doğurmuş Leyla'yı ve sahafın kapısına bırakmış."
" Bu nasıl bir kader, nasıl tesadüf?"
" Moretti geçmişten geleceğe düşmanım. O şerefsiz piç çok büyük bir hata yaptı. Bu gece içimdeki şeytanı uyandırdı Alex. Bugünden sonra onu ve ailesini hatta yedi sulalesin de kim varsa hepsini yok etmek istiyorum."
Sinirle geriye savurdum Alex'i. parmağımla odayı işaret ederek devam ettim bağırmaya.
" Bu kızda onlardan.
Bu kızdan başlamak istiyorum. Düşmanlığımı, kînimi nefretimi bu kızdan çıkarmak istiyorum önce. İlk kanı bu kızdan akıtmak istiyorum Alex!"
Demiştim ki Alex'in gözlerinin kaydığını gördüm.
" Abi..." Dediğinde baktığı yere zorlukla çevirdim gözlerimi. Leyla orada öylece bizi izliyordu. Korktuğum gibi...
Mavileri irice açılmış koridoru aydınlatan meşalelerin alevi ıslak gözlerine yansımış, alev alev söylediğim her bir kelimeyi duymuştu.
İnanamadım kendime. Onun dilinde mi konuşmuştuk.
La*et olsun! Dedim içimden.
Bu kadar erken öğrenmemeliydi.
Leyla'ya doğru dönüp bir adım attığımda korkuyla geriledi. Evet gerçekten de herşeyi duymuştu ve anlamıştı. Bir adım daha attığımda iki adım geriledi.
" Canavar."
Dedi belli belirsiz sesiyle ama o kelime kulaklarımda ve zihnimde yankılanmaya yetti.
" Demek herşeyi duydun."
" Duydum. Türkçe konuştunuz.
Ne kadar acımasız bir canavar olduğunu ağzınla söyledin."
Dedi hiç çekinmeden. Kısa bir an durdum ve düşündüm.
" Evet!
Ben bir canavarım."
Dedim dişlerimin arasından.
" Ve sen, tavşan...
Artık benim avımsın."
Daha da büyüyen gözleri korkusunun katlanarak artmaya devam ettiğini söylüyordu. Elleri çekti dikkatimi. Titreyen elleri kıyafetini sıkıyordu. Korkusuna rağmen geri adım atmadı.
" Sen de, onlarda bir canavarsınız. Kabul etmiyorum bu kanı. Benim gerçek ailem Asaf ve Gülpare."
Dedi. Üzerine doğru yürüdükçe korkuyla gerilemeye devam etti.
" Nefret ediyorum.!
Senden nefret ediyorum!Hepinizden nefret ediyorum!
Sana meyleden aklımdan da kalbimden de nefret ediyorum!"
Diye bağırdığında gözyaşları yanaklarına inmişti.
Söylediği son cümle ile öfkeme bir de nefret eklendi. Dudaklarından dökülen kelimelerden en az onun kadar nefret etmiştim. Burada bu anda söylenmemeliydi o cümle.
Hiç aldırış etmeden yüzünü izledikten sonra üzerine doğru yürümeye devam ettim. Geri geri adımlarken benden korkması hoşuma gitti. Böyle olmalıydı çünkü. Benden korkmalıydı. Öyle korkmalıydı ki ona yapacaklarımı her ayrıntısıyla gözünün önünde canlandırmalı, düşündükçe aklı çıkmalıydı.
Arkasına döndüğü gibi koşmaya başladı. Kaçıyordu. Benden kaçıyordu.
" Alex kes yolunu."
Dedikten sonra hızlı adımlarla peşinden yürümeye başladım. Bu sefer hiç bir şekilde kaybolamazdı. Kalenin her katına her merdivenine adam dikmiştim artık. Gidebileceği tek yer çıkışa inen merdivenlerdi. Bir kaç dakika sonra merdivenlerin başında kesişti yolumuz. Nefes nefese kalmış bana bakıyordu. Ağır adımlarla üzerine doğru yürümeye devam ettim. Belimdeki silahı çekip yüzüne doğrulttum.
" Kaçacak yer kalmadı küçük tavşan."
Bir bana bir merdivenlerin sonunda bekleyen Alex'e baktı. Gözyaşları akmaya devam ediyordu. Sen gerçekten acımasız bir canavarsın dedikten sonra merdiven boşluğuna döndü gözleri. Yutkundu. Ne düşündüğünü hemen anladım.
" Aklından bile geçirme küçük tavşan. Oradan atladığında sürünür, ama ölmezsin."
Geri geri giderken gözü bir bana bir merdivenlerden çıkmaya başlayan Alex'e, bir boşluğa gidip geliyordu.
Biliyordu, kurtuluşu yoktu. Yakalanacaktı. O korkuyla nefesi daha da hızlanmaya başladı. Göğüs kafesi hızlı hızlı inip kalkarken kalbi kimbilir nasıl atıyordu. Şuan ki hâli İstanbul'da yerde yaralı yatan hâliyle aynıydı. Sadece yarası yoktu. Çünkü bu kez yaralı olan bendim. Hem aklı, hem kalbi dışardan görünmeyen kesiklerle yaralı...
Ben yaklaştıkça nefesi daha da hızlanmaya, korkusu daha da artmaya başladı. Sonunda dayanamadı. Önce gözleri kaydı, sonra olduğu yere düştü kaldı. Hissettiği korkudan bayılmıştı. Yanına kadar gelip yüzünü izledim. Bu hâle gelmesi üzücüydü.
Eğilip kollarımın arasına alarak kucağıma kaldırdım. Yüzü ve kirpikleri hâla ıslaktı. Arkamı dönüp odama doğru yürürken başını yükseltip alnımı alnına dayadım.
" Özür dilerim."
Dedim kalbimin en derin yerinden ama sessiz... Odama gelip kapı önünde durdum. Arkamdan takip eden Alex'e bakmadan konuştum.
" Uçağı iki saat sonra ki uçuşa hazır et."
" Emredersin abi."
Alex uzaklaşırken kapıyı açıp içeriye girdim. Leyla'yı yatağın üzerine bıraktım. Üzerine doğru eğilip alnımı alnına dayadım yeniden.
" Böyle olsun istemezdim."
Dedim. Sonra kulağına doğru eğildim.
" Ama böyle olması gerekiyordu. Benden korkman, nefret etmen, kaçman gerekiyordu."
Doğrulup üzerindeki hırkayı çıkardım önce. Sonra cebindeki defteri ve o la*et olası kağıdı alıp,
Bundan sonra bunlarla işin yok.
Diyerek sönmeye yüz tutmuş şöminenin içine fırlattım. Bu defter ve bu kağıt olmasaydı şuan daha farklı bir yolun başında olacaktık.
Yeniden Leyla'ya döndüm. Üzerindeki kazağı çıkardım. Zayıf narin vücudunu izledim bir süre. Gözlerim yine göğüsleri arasındaki yakuta benzeyen benine gitti. Şu an o yakuta dudaklarımı bastırmamak için ne kadar zorlandığımı bir ben biliyordum.
Dolaba yürüdüm. Önce sağlık çantasını çıkardım. İçini açıp aldığım ilacı enjektöre çektim. Leyla'nın yanına gelip koluna enjekte ettim. Baygın hâli bir süre daha devam edecekti bu sayede.
Sonra kendi kalın kazaklarımdan birini üzerine giydirdim. Kucağıma alıp şöminenin önündeki koltuğa geçip oturdum. Kucağımda uyumaya devam ederken kapalı gözlerini yüzünü izledim dakikalarca. Saçlarını kokladım. Zihnime kazıdım kokusunu ilerde hatırlamak için.
Kulağına doğru eğilip fısıldayarak konuştum yine. Zihnine ulaşsın istiyordum sözlerim.
Yaşadığın korkuyu hiç unutma Leyla. Benden korkmaya devam etmelisin. Benden uzak durmalısın. Ben ve içimdeki canavardan...
İçinde bulunduğum bu dünya canavarlarla dolu. Burada yaşamak isteyen diğerini parçalamak zorunda. Senin gibi küçük bir tavşana yer yok bu dünyada.
Sözüm söz demiştim... Seni ellerimle geri götüreceğim demiştim. Bu sözüm engel oluyor içimdeki canavara. Bu sözüm koruyor beni de, seni de benden!
Ayağa kalktım, yatağın üzerine bıraktım Leyla'yı. Ardından askıdan aldığım uzun paltoyu getirip üzerine örttüm. Geldiği günkü gibi yüzünü dışardaki hiç kimse görmeyecekti.
Tekrar kucağıma alıp kapıdan çıktım. Merdivenlere yürürken annemle karşılaştım. Hâlime baktı.
" Nihayet."
Dedi buz gibi sesiyle. Ardından odasına doğru yürüdü.
" Yangınıma benzin dök anne. Dök!"
Dedim merdivenleri inerken. Büyük kapıdan çıktığımda buz gibi ayaz karşıladı bizi. Paltomun altındaki saçları dalgalandı rüzgârda. Hızlı şekilde araçlara geçtik. Koltuğa oturduğumda hâlâ kucağımdaydı.
Havaalanına kadar da öyle kaldı.
Son âna kadar kollarımda kalacaktı. Son âna kadar varlığını duyacaktım. O sessiz uyurken ben onunla geçen günleri ve onsuz geçecek günleri düşündüm.
En doğru şeyi yapıyordum. Bir gün içimdeki Drago şekil değiştirip gerçek bir ejdere dönüştüğünde yakmadık, yıkmadık yer, almadık can bırakmadığımda Leyla da zarar görecekti. Buna izin veremezdim. Kendi canıma kıyar ona kıyamazdım. Bu yüzden kendimden uzaklaştırmak için yapmıştım herşeyi. Bu yüzden bayılacak kadar korkmasını sağlamıştım.
Ne burada kalmayı, ne de dönmeyi düşünmesin diye.
*****
Bir saatin sonunda havaalanına geldiğimizde yine kucağımda indim araçtan. Üşümesin diye hızlı adımlarla yürüdüm uçağa. Binip koltuklardan birinin üzerine bıraktım. Paltoyu alıp emniyet kemerini taktıktan sonra yeniden üzerine örttüm paltoyu.
Başı yana devrik saçları yüzüne düşmüştü. Yanındaki koltuğa geçip oturdum. Önüne gelen saçlarını kulağının arkasına aldım.
" Alex."
Dedim durgun. Başını salladı ve pilotun yanına gitti. Kısa süre sonra da havalandık.
Aradan dakikalar geçti. Sonra saatler. Uçuş boyunca yüzünü izledim. Her ayrıntıyı zihnime kazıdım.
Gözlerinin rengini ve değişen duygularıyla o rengin nasıl değiştiğini asla unutmayacaktım. Farkında değildi ama keyifliyken göz rengi açık mavi, sinirliyken koyu mavi oluyordu.
Hiç bitmesin istediğim saatlerin sonunda İstanbul'a iniş yaptık. Uçaktan inerken Leyla'yı yine kucağıma aldım. Ayarlanan araçlara geçtik hızlı şekilde. Alex nereye? Diye sorduğunda.
Sahafın dükkanına.
Dedim. Bir saat sonra onu ilk kez gördüğüm çarşıdaydık. Araçla dükkanın önüne kadar gelip durduk. Kucağımda Leyla ile indiğimde mühürlü kapıyla karşılaştım. Anlaşılan polis mühürlemişti. Leyla birden bire ortadan kaybolmuş olay polise gitmişti çünkü. Adli vaka olduğu için dükkanda araştırma yapmış sonrada mühürlemişti polisler.
Alex'e bir bakış attığımda hiç zorlanmadan açtı kapıyı. İçeriye girip kitap raflarının arasından geçerek arka tarafa yürüdük. Gördüğüm küçük odaya girdik. Alex hemen dağınık odadaki yatağı ve yorganı düzeltip dışarı çıktı.
Ben dışardayım.
Diyerek uzaklaştı. Leyla'yı yavaşça yatağın üzerine bıraktım. Paltomu üzerinden alıp giydikten sonra yorganı üzerine örtüp yatağın kenarına oturdum. Elimin tersini üşüyen yanaklarında gezdirdim. Ardından yüzünü avuçlarımın arasına alıp üzerine doğru eğildim. Dudaklarına bastırdım dudaklarımı.. Hiç unutamayacağım bu an da bir ömür kalmak istesemde mecbur kalıp ayrıldım dudaklarından.
Özür dilerim. Dedim.
Seni kendimden korumak içindi yaptıklarım.
Çünkü ben seni bir gecelik değil bir ömürlük sevdim Leyla.
Kendin için. Mutlu olmak için.
Benden kork ve yaşadığın bir haftayı unut. Sil aklından.
Asla geriye bakma. Sadece önüne ve geleceğine bak.
Ayağa kalktım. Arkamı dönüp bir kaç adım atmıştım ki adımı inleyerek söylediğini duyunca durdum. Drago...
Anında arkama döndüm. Uykusunda ağlayarak sayıklıyordu.
Yanına dönmek elini tutmak, hiç bırakmamak istedim. Ama sıktığım dişlerim, yumruklarım ve yere çakılı ayaklarım bana engel oldu.
En çokta içimdeki canavar Drago... Leyla'yı o canavara yem edemezdim.
Arkamı döndüm ve tereddüt etmeden kapıya yürüdüm.
Alex. Dönüyoruz!
Ben bu gece kalbimin yarısını ve ömrümün kalanını İstanbul'da bıraktım.
Bundan sonra korkun benden...
Eveeet canlar.
Hikayemizin sonu. İdi normalde. Ama özel bölümleri de var. 😁 Bu akşam özel bölümlere geçiyoruz. Benimle kalmaya devam edin ♥️♥️♥️
Bölüm etkileşimi
