🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ

Selâm canlar 🤗
Ve başlıyoruz.

Öncelikle bu işareti ( 🌀 ) aklınızda tutun. Bu işaretin olduğu yerdeki konuşmaların İtalyanca olduğunu bilin ve hayâl edin.

Oyları ve yorumları unutmayın lütfen. 🤗

Hatalarım varsa affola. Keyifli okumalar diliyorum 🤗 🌹

**************
İSTANBUL

Soğuğun insanın iliklerine kadar işlediği bir akşamdı. Eski kitap kokusuna karışan ahşap kokusu ve tozlu rafların olduğu eski dükkanın raflarında gezdi, yaktığı eski elektrikli sobada ellerini ısıtmaya çalışan yaşlı adamın gözleri. Sonra eski duvarlarında ve paslı demir kapısında.

Uzun yıllardır her sabah aynı duygularla kapısını açtığı bu dükkan zamana yenilmiş gibi görünüyordu. Artık yaşlanan kendi gibi, herkes gibi. Bütün hayatı eski evi ve bu eski dükkanı arasında ve sayılı bir kaç arkadaşı ile geçmişti. Onu hayata bağlayan iki şeyden biriydi bu eski kitaplar ve dükkan.

Önce kolundaki saate baktı. Yine gece olmuştu. Ellerini ağrıyan dizlerine dayayarak yavaşça ayağa kalktı.

Bu gece eve gitmeliyim.

Dedi. Günlerdir bu dükkanın arkasındaki küçücük odada kalıyordu. İçinde kimsenin olmadığı rutubet kokan bir ev yerine bu tarih kokan dükkanda kalmak daha iyi geliyordu ona. Sobayı kapatıp fişi çekti. Kazara bir yangın çıksa eski dükkan gaz lambası gibi yanardı.

Kapının arkasındaki ayaklı askıda asılı olan kalın kabanını alıp giydikten sonra ışığı kapattı. Ardından kapıyı açıp çıktı. Başını gökyüzüne doğru kaldırdı önce. Soğuk rüzgar eşliğinde karanlığın içinden süzülerek inen kar tanelerini izledi. Sonra havaya kaldırdığı avuç içine düşüp erimelerini...

Gözlerini sımsıkı kapatırken eli yumruk oldu. Bir sonraki kışı görürmüyüm dedi içinden. Peki ya bir sonraki kışı onunla görürmüyüm... Derin bir nefes çekti ciğerlerine soğuk İstanbul gecesinden.

Demir kapıyı çekip cebinden çıkardığı anahtar ile kapıyı kilitledi. Sonra yukarıya doğru uzanarak kepengi çekip indirdi. Asma kilidi geçirip kilitledi. Anahtarı cebine sıkıştırıp diğer cebinden çıkardığı bereyi kıralmış ve dökülmüş saçlarına geçirip kabanın yakalarını dikleştirdi. Aah! dedi aklına gelen şeyle kepenge bakarak. Atkısı içerde kalmıştı. Şimdi yeniden girip almak istese zor olacaktı. Vazgeçti.

Ellerini ceplerine soktuktan sonra ağır adımlarla evine giden yolu yürüdü. Çok uzak değildi gideceği yer bu yüzden yürüyecekti. Seviyordu da aslında yürümeyi. İstanbul'un gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı güzeldi ona göre...

Kalabalık caddeye geldiğinde, insanların arasında sessizce ilerlerken yanından geçenleri izliyor ve dinliyordu. Yalnız yaşamak, yaşlandıkça daha zor geliyordu; yine de kızının iyiliği için böyle ayrıydı ondan. Ama yakında bir arada olacaklarını hatırlayınca teselli buluyordu. Asaf'ın evi küçüktü, bakımsız ve maddi sıkıntılar içindeydi. Kazandığı üç beş lirayı da kızı için biriktiriyordu. Yıllar önce kaybettiği karısı yoktu ve yalnız başına kızını yetiştirmeye çalışıyordu. Bu yüzden Leyla, eğitimine odaklanabilmesi ve kendi güvenliği için yurtta kalıyor, arkadaşları ve okuluna da yakın oluyordu. Elbette babasını özlüyordu. Bu yüzden çoğu hafta sonunu onunla geçiriyordu.

Yürümeye devam ettikçe her gece olan oldu. Zihni geçmişe doğru bir yolculuk ayarladı yine Asaf Karaman'a.

Yıllar yıllar öncesine gitti yine. Sabahın erken saatleriydi. Dükkanı erkenden açtığı günlerden bir gündü. Kapının önünde küçük bir sepet gördüğünde nereden bilirdi o sepetin içinde hayatını değiştirecek bir şeyin olduğunu.

Hatırladığı sıcak anılar sayesinde soğuktan kasılan yüzüne sıcak bir gülümseme yerleşti. Mutlu oldu. Hayatının en zor ama güzel zamanlarını geçirmişti o günlerde.

Yeniden bir nefes çekti ciğerlerine caddeden evinin bulunduğu sokağa dönerken. Önce insanlar azaldı sonra lambalar ve ışık. Sonra gecenin karanlığı çöktü sokağa. Sessizlik çöktü sonra...

Yürüdükçe içine bir sıkıntı çöktü. Sanki takip eden karanlık gözlerin eşliğinde yürüyordu. Aniden durdu. Hızla arkasını döndüğünde saklanan bir gölge gördü sanki. Ama emin olamadı. Yıllardır burada oturuyor, aynı yolu yürüyordu. Bu güne kadar kimse peşinden gelip takip etmemişti.

Saçmalama Asaf.

Dedi kendi kendine.

Yaşlandıkça paronayak olmaya başladın.

Yürümeye devam etti evine giden yolu. Yürüdü yürüdü. Lâkin bir süre sonra ayak sesleri gelmeye başladı kulaklarına. Üstelik birden fazla ayak sesi. Gözleri etrafını saran karanlıkta, kulakları geriden gelen seslerdeydi. Kalbindeki çarpıntı eşliğinde üzerine yağan kara aldırmadan hızlandırdı adımlarını.
Sonra aniden arkasına çevirdi yine bakışlarını. Peşinden gelen üç gölgeyi gördüğünde haklı olduğunu anlayarak hiç düşünmeden elinden geldiğince hızlı koşmaya başladı

Gerisinden gelen adamlarda aynı şekilde koşmaya başladığında ara sokaklardan birine saptı. Eli yaşlı kalbinde koşmaya devam etti dakikalarca. Ne olduğunu anlayamadı. Bu adamlar neden peşindeydi. Kime ne yapmış olabilirdiki? Sonunda arkasına saklandığı duvarın dibine çöktü. Beresini çıkardığı gibi ağzına kapattı hızlı nefesleri duyulmasın diye.

Saklandığı karanlık köşede çatlayacak gibi atan kalbinin sesi kulaklarına tırmanıyordu. Dinlenmeye çalışırken yeniden kulağına gelen ayak sesleriyle hızlı hızlı aldığı nefesini tuttu, ölümüne. Duvarın diğer yanından gelen ayak sesleri ağır ağır yaklaşırken birden kesildi ses. Kelimeler duyuldu ardından. 15 yıl öncesinden tanıdık gelen yabancı dille konuşan iki adamın nefes nefese olan konuşmalarını duyduğunda, şaşkınlıktan gözleri büyüdü. İtalyanca konuşuyorlardı.

" Dov'é questo?"
" Nerede bu?"

" deve essere in giro!"
" Etrafta olmalı!"

Ne konuşulduğunu anlamasada sesin öfke dolu tonundan tahmin edebiliyordu. İki adam kendisi ile ilgili konuşuyordu. Bu adamların kendisini neden kovaladığını çözmeye çalışırken, tam karşısında karanlığın içinde belirdi üçüncü adam.

Asaf! Dedi İtalyan'ca aksanıyla dili kayarak.

O an anladı adam. Gerçekten de kendisi için buradaydı bu adamlar. Çöktüğü yerden kalktığı gibi can havliyle gözleri arkasındaki adamda koşmaya başladı. Lakin çok sürmedi kaçışı. Bir kaç adım sonra diğerlerinden birinin kollarında kaldı yaşlı ve zayıf bedeni. İri yarı adam Asaf'ı kolları arasında mengene gibi sıktı.

" İmdaat!" Diye bağırdı bu kez yaşlı adam. Bir umut birileri duyar kurtulurum diye düşündü. Aynı anda ağzına kapanan el olmasa, belki ikinci kere yardım isteyebilirdi. Ama izin vermedi arkasındaki güçlü beden. O adamlar tarafından gölgelere çekildi zayıf bedeni. Çaresizce çırpınmaya başladı kurtulmak için. Ama çoktan verilmişti infaz kararı. Bu gece kızını bir kere daha göremeden öldürülecekti, anlamıştı. Ölmek koymazdı da bir kere daha görmek isterdi kızının Akdeniz'i hatırlatan güzel gözlerini. Kendine iyi bak. Demek isterdi. Sakın üzülme ağlama, demek...

Olmadı! Arka arkaya hissettiği keskin acı ve darbelerle yaş dolu gözleri acı ile büyüdü. Mengeneyi hatırlatan kollar gevşedi, olduğu yere yüz üstü düştü. Bedeninden boşalan kan yerdeki kar birikintisini kızıla boyarken çekilen canı ile gördüğü son görüntüsü yanı başına kadar gelen adamın dudakları arasına aldığı purodan bir nefes çekip karanlığa doğru üfleyişi oldu.

Nedenini bile bilmeden öldü Asaf bu gece.

*****

LEYLA KARAMAN / KIZ YURDU

Yurttaki odamda yatağımın üzerine yüz üstü uzanmış önümde defterim aklımda biriktirdiğim sahneleri geçirmeye çalışıyordum. Ama odanın içindeki dedikoducu kızların yüzünden odaklanmak neredeyse imkansızdı. Sonunda dayanamayıp bağırdım.

" Kızlar şurada iki satır yazı yazmaya çalışıyorum ya!
Dedikodunuzu yarın ben yokken yapsanız olmaz mı?"

Karşımdaki yatağın üzerinde oturan iki kız yerlerinden kalkıp yanıma geldiler ve yatağıma oturdular.

" Ooo yine bölüm yazıyoruz sanırım."

Dedi Ecrin kafasını uzatmış defterde yazanları okumaya çalışarak. Diğer yanımdaki Sevda önümdeki defteri çekip aldı.

" Dur bakayım bu bölümde neler oluyor?" Dedi.

Doğan güneşe birlikte izlemek iki aşık için vazgeçilmez olmuştu.

Karakterlerimin sabah doğan güneşi izledikleri sahneyi yazıyordum. Sevda okudukça gözlerini bana çevirdi.

" Ay bu ne?
Madem yazıyorsun daha gerçekçi yaz Leyla. Bu cümleler adamı bayıyor.
Şahsen ben böyle kusursuz aşkların olduğuna inanmıyorum."

Defterin bütün sayfalarını dolaşarak hikayeye göz atarken birden gülümsedi.

" Kız sende dijital hata mı var?"

" O ne demek ya?"

Defterimi çekip aldım elinden.

" Sayfalara bir göz atsana. Çoğu sayfada harflerin yerine abuk subuk karakter eklemişsin. Bilgisayarda yazsan yanlış tuşa mı bastın diyeceğim."

Elimdeki defterin sayfalarına bir bir göz attım. Gerçekten bir kaç sayfada bazı harflerin yerinde değişik bir karakter vardı. Ve ben bunları hiç fark etmemiştim. Uyuklarken yazmış olabilirdim, çünkü hep geceleri yazıyordum.

" Hiyeroglif mi yazıyorsun kız yoksa."

" Yok be ne alaka?
Hiyeroglif böyle bir şey mi? Yanlış yazmış olabilirim ne var bunda? Uyuklarken olmuştur."

Diyerek geçiştirdim.

" Hem! Siz ne anlarsınız ya aşktan."

"Ay sen çok anlıyorsun sanki."

Konuya dönmüştük.

" Hayat toz pembe değil akıllım. İnsanlar aşkından ölüyorum dedigi birinden ayrılabileceği gibi nefret ettiği birine de aşık olabiliyor mesela."

" Kusura bakma ama erkek arkadaşına hem nefret, hem aşk duyuyorsan o senin kabahatin."

Sevda'nın dudakları büzüldü.

"Aşk olsun ya öyle miyim ben?"

Yerimde toparlandım ve yatağa oturarak bağdaş kurdum.

" Öyle değil misin?"

Dedim direterek.

" Emre'ye hem nefret, hem aşk duyuyorsun.
Daha sabahleyin aşkını anlatırken, bir saat önce arkasından atıp tutup ağlamıyor muydun? Çocuğa bir kurşun sıkmadığın kaldı kız."

Sevda suspus oldu. Diğer tarafımda oturan Ecrin yalandan etrafına bakıyordu.

" Kapak sesi mi geldin ne?"

Ben gülmeye başlarken Sevda kalkıp yatağına giderek kucakladığı yastığıyla yattı yatağına. Küstüm. dedi somurtarak. Söylediklerimizin doğru olduğunu bildiği hâlde üzülüyordu. Ecrin bana döndü.

"Ee daha çok var mı bu hikayenin bitmesine?"

" Vallahi şimdilik sonu görünmüyor. Aklıma yeni şeyler geldikçe ekliyorum bölümlere."

" İlk romantik hikayen değil mi?"

" Evet."

" Leyla!
Nefretten doğan bir aşk yazmak istemez misin?"

" Nefretten doğan bir aşk mı?
Öyle aşk mı olur yah? Sevsen zaten nefret edemezsin. Nefret ediyorsan sevemezsin. Bu ne biçim bir konu. Öyle saçma bir şey yazmayı istemem."

" Ay ben bayılarak okuyorum öyle aşkları."

Tek kaşım havada izledim yüzünü. Sonra,

" Sana kitaplarınla mutluluklar o zaman. Şimdi müsaadenle ben romantik sahnelerimi yazmaya devam edeceğim. Zaten zorlanıyorum bir de sen kafamı karıştırma." Dedim.

Ecrin de yatağına geçince sırtımı başlığa yaslayıp dizlerimin üzerine koyduğum defterime geçirmeye devam ettim aklımdaki sahneleri.

&

Zihnim de arka arkaya canlanan sahneleri yazmaya devam ederken zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştım bile. Başımı kaldırıp baktığımda kızlar çoktan uykuya, saat ise gece yarısını geçmişti.

Elindeki defteri ve kalemi yastığımın altına koyduktan sonra ışığı kapatıp yatağıma uzanarak özlerimi kapattım.

Yarın çarşıya ve babamın yanına gidiyordum. Yaşam şartları uygun olmadığı için ben yurtta kalırken, babam da bazen dükkanda bazen o köhne bir gece konduya benzeyen o evde kalıyordu.

Arada bir hafta sonları babamla buluşuyor birlikte iki gün geçiriyor yurda geri dönüyordum. Aslında geçen yıl çıkmalıydım yurttan ama kimliğimde bir yaş küçüktüm. Normalde sömestirde dolan 18 yaşımla yurttan ayrılacaktım. Oysa ben 19 oluyordum. Tabi bu babamla benim aramda bir sır. Bazı sebeplerden dolayı kimliğim geç çıkartılmıştı. Hem avantaj hem dezavantajdı bu benim için. Neyse işte babanla geçen zamanlarım en güzel zamanlarımdı benim. Birlikte arkadaşının küçük lokantasında yemek yiyor yanı başındaki çaycıda çay içiyor tatlı yiyorduk. Sonrada dükkana dönüp keyif kahvesi içiyorduk. Babamla birlikte vakit geçirmenin keyfi bir yana dükkandaki kitapların kokusunu duyarak o atmosferi solumak, kitapları gördükçe yazma arzusuyla dolmak çok hoşuma gidiyordu. Babamın yanına gidecek olmanın verdiği heyecan ve yapacaklarımızı düşünerek daldım uykuya.

*****

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Açılan kapı sesiyle uyandım. Yurdun içinde dolaşarak katları ve odaları kontrol eden ablalardan Filiz abla yavaş adımlarla içeriye girdi.

Ne oluyor anlamaya çalışırken Leyla... Dedi işaret parmağı dudaklarında. Hemen kalkıp yatağın kenarına oturdum. Kısık sesimle,

" Ne oluyor abla." Dedim.

Yüzü ve bakışları değişti.

" Korkma. Müdüre Hanım seni çağırıyor."

Saate çevirdim gözlerimi.

" Neden görmek istiyor beni hem de sabahın beşinde?"

" Bilmiyorum.
Bana Leyla Karaman'ı getir dedi. O yüzden geldim. Kendisiyle konuşunca öğrenirsin. Hadi gel."

Hiç bir şey anlamamıştım ama ayakkabılarımı giyinip kalktıktan sonra önde Filiz abla arkada ben odadan çıkarak merdivenlerin yolunu tuttuk.

" Filiz abla doğru söyle bir şey mi oldu?"

" Dedimya ben bir şey bilmiyorum Müdüre Hanım ile konuşursun."

Daha sabahın beşiydi. Kalbim sıkıştı, bir şeylerin ters gittiğini biliyordum ama aklımda hiç bir şey yoktu.

" Ne yaptım ki?"

Diye sordum kendi kendime merdivenlerden inerken. Her adımda içimdeki sıkıntı biraz daha büyüyordu.

Alt katta bulunan Müdüre Hanım'ın kapısına geldiğimizde kalbim duracak gibiydi. Kapıyı tıklayıp içeriye girdiğimde ise karşımdaki manzara şok ediciydi. Pencerenin dışında kırmızı mavi ışıkların yansıması, içerde polis üniformalı insanlar, ciddi ifadeler, ellerinde dosyalar. Müdür sessizce polislerden birinin yanına doğru yürüdü ve sonra bana bakarak başını salladı.

" Leyla, gel kızım."

Biliyordum kötü birşey vardı. Yavaş adımlarla yürüyerek ilerleyip durdum. Kadın polis memuru, yüzünde zoraki bir gülümseme ile bana baktı.

" Neler oluyor, neden buradayım? Siz neden buradasınız?

Polis memuru nazik bir şekilde koluma dokundu. Müdüre Hanım elimi tuttu, gözleri dolu dolu..

" Lütfen sakin ol Leyla.."

Sakin olmak mı? Neden sakin olmam gerektiğini anlamaya çalıştım. Ama aklıma gelen bir şey yoktu. Beynim bir boşlukta yüzüyordu sanki.

" Leyla." Dedi kadın polis.

" Bizimle gelmen gerekiyor."

Ellerinden kurtulup geriye adımladım.

" Neden?
Ben birşey yapmadım?"

" Senin bir şey yapmadığını biliyoruz kızım."

Dedi Müdüre Hanım. Ama gözlerindeki o bakış... Bana acıyarak bakıyordu.

" Baban.." Dedi polis memuru kadın.

" Bir kaza geçirmiş. Seni yanına götürmemiz gerekiyor."

" Babam mı?
Ne oldu babama?"

Dedim panikle az önce elinden kurtulduğum kadının kolundan tutarak.

" Durumu ne bilmiyoruz, gidip göreceğiz. Sakin ol ve bizimle gel tamam mı?"

" Tamam." Dedim korku üzüntü ve panik dolu sesimle.

" Hemen...
Hemen gidelim.
Lütfen hadi!"

Yanımda Müdüre Hanım ve kadın polis diğer memurlar ile birlikte binanın merdivenlerinden aşağı inerken kalbim kuş gibi çırpınıyordu. Bir yandan müdürün sessiz bakışları, bir yandan yurdun kapısından dışarı çıktığımda hissettiğim soğuk sabah havası... İçimde korku ve belirsizlik dalga dalga yayılıyordu.

Arabaya bindiğimde, gözlerimi camdan dışarı çevirdim. Yağan kar taneleri altında gördüklerim hiç bir şey ifade etmiyordu. Aklımda sadece zavallı babam vardı. Ne olmuştu? Nasıl bir kaza geçirmişti? Durumu iyi miydi yoksa yoğun bakımda falan mıydı? Arka arkaya soru yağmuru yağarken zihnimin içinde, ellerimin titrediğini hissedebiliyordum.

Müdüre Hanım ellerimi elleri arasına alırken kadın polis montunu çıkarıp omuzuma örttü. Müdüre Hanım kollarımı ovarak beni ısıtmaya çalışıyordu. İkisi de farketmişti hâlimi. Müdüre Hanım bu yüzden gelmişti benimle. Üzülür kötüleşir diye...

&

Hastanenin kapısından içeri girdiğimizde ellerim hâlâ titriyordu. Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki nefesimi kontrol etmekte zorlanıyordum. Acil servisin ışıkları, monitörlerin bip sesleri... her şey boğucu ve gerçeküstüydü ve sakinleşmenin zorlaştırıyordu.

Bir hemşire geldi, sakin bir sesle.

"Leyla Hanım mı?"

" Evet."

" İsterseniz biraz oturun."

Dedi hâlime bakıp.

" Gerek yok babamı görmek istiyorum beni babamın yanına götürün lütfen."

" Önce biraz otur sakinleş."

Yanımıza gelen doktordu benimle konuşan.

" Gerek yok doktor bey, beni babamın yanına götürün lütfen!"

Dedim inatla. İstemeden dolan gözlerim taşmaya başlamıştı. Yanımdaki herkesin birbirine olan bakışlarını görünce içime bir ateş düştü. O an anladım hiç bir şey göründüğü gibi değildi aslında. Derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım. O an sadece babamın yüzü belirdi gözlerimin önünde.

" Öldü değil mi?"

Dedim, bu cümleyi nasıl kurduğumu bilmeden. Benden gizlemeye çalışsalar da gözlerinde gördüğüm gerçeği yeniden sorguladım.

" Babam öldü değil mi?"

" Çok üzgünüm kızım.
Keşke sana iyi bir şeyler söyleyebilseydim. Ama bunu yapamıyorum. Üzgünüm, başın sağolsun."

Duyduğum cümle ile aynı anda dizlerimin bağı çözüldü. Zaten zor dayanan bedenim ve kararan gözlerimle olduğum yere düştüğümü hatırlıyorum. Bulanıklaşan görüntüler uzaklaşan uğultulu sesler ve sonrasında düştüğüm karanlık çukur...

*****

Gözlerimi yeniden açtığımda çoktan sabah olmuştu. Yanımda bir hemşire, elinde tansiyon aleti ile tansiyonumu ölçerken, diğer yanımda ise Müdüre Hanım elimi avuçlarını almış gözleri üzerindeydi. Neler olduğunu anlamaya çalışırken yaşadıklarımı ve duyduklarıma yeniden hatırlayınca bir anda yeniden doldu gözlerim. Ağlamaya başladım. Yavaş yavaş artan ağlamalarıma hıçkırıklarım karıştı. Bu dünyadaki sevdiğim ve yanımda olan tek kişiyi babamı canımı kaybetmiştim. Ölmüştü. Bundan sonra yanımda olmayacaktı. Son bir kez olsun görememiş, konuşamamış sarılamamıştım babama. Sonsuz pişmanlıklar içinde kahroldum.

" Keşke her gün yanına gelseydim."

**********************
1. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

57okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.