4. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)🔥3. SIRLI GÜNLÜK
Bölümler 33Şu an: 🔥3. SIRLI GÜNLÜK
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ÜÇ GÜN SONRA.
Bugün babamsız üçüncü güne uyandım. Gözlerim eski tavanda asılı dalgalı düşünceler arasında küçük bir kayığa binmiş göremediğim karaya ulaşmaya çalışıyordum. Annem öldüğünde yokluğunu babam doldururken şimdi ikiside yoktu.
Geçtiğimiz üç günün ilk iki gününde bunları düşünüp yine sadece ağladım. Gündüz mezarlıkta gece burada... Yine özürler diledim babamdan bu son diyerek. Sonunda akmaz oldu gözlerim. Şişti, kızardı. Şimdi istesemde akmıyorlar. Yani sondu.
Tavanı izlerken kendimi toparlanmam gerektiğine ikna etmek için tam iki saat kendi kendimle konuştum. Bir ara bipolar bozukluğum olabileceğini bile düşündüm.
Çünkü bir yandan ağlama isteği duyarken, diğer yandan kendimi güçlü olduğuma ikna etmeye çalışıyordum. Babana söz verdin diyordum. Baban seni gördükçe üzülsün mü diye kendime kızıyordum.
Nihayet ikna oluşumun ardından kalkıp yatağın kenarına oturdum. Derin bir nefes alıp ne yapacağımı planladım kafamda. Verdiğim kararla ayağa kalkıp ayakkabılarımı giydim. Valizimi, kol çantamı ve telefonumu alıp odadan çıkarak deskin önüne geldim. Alt çekmecedeki paranın bir kısmını bırakıp kalanını çantama koydum. Ardından askıdaki montumuda giyerek dükkandan çıkıp kapıyı kilitledim. Bir süre kalmak için bir pansiyon bulacaktım. O sırada da dükkanın içini yeniden toparlayıp temizleyecek yeni bir düzen kuracaktım kendime. Eski Leyla geri gelmeli.
Buralarda hangi pansiyon daha uygun olur babamın arkadaşları bilir diyerek önce babamın arkadaşı Engin amcaya sordum. Tanıdığı olan bir yer önerdi sağolsun. Teşekkür edip doğruca pansiyona gittim. Benden önce arayan Engin amca sayesinde bayağı uygun fiyata anlaştık. Odama çıkıp yerleştikten sonra sıcak bir duş aldım önce. Temiz kıyafetler giydim. Saçlarımı kurutup at kuyruğu bağladım. Pansiyondaki kadın sabah kahvaltısı verdi birde. Kahvaltıda ki en güzel şey sıcak çay olabilirdi. Karnımı doyurduktan sonra çıkıp atıştıran karın altında banka şubesine kadar yürüdüm. Küçük bir miktarı bırakıp çantamdaki bütün parayı kullandığım karta yatırdım. Bu şekilde kullanmak daha rahat olacaktı. Sonra dükkana dönerken küçük bir alışveriş yaptım. Kuru şeyler tabi. Bisküvi kraker falan. Çayın yanında ne yenirse artık. Gün boyunca dükkan da olacağım için idare edecek şeyler yani. Yolda büyük bir de kahve aldım kendime. Dükkanın önüne gelip yukarıdan aşağı şöyle bir baktım.
Kahvemden kocaman bir yudum alıp işaret parmağımı kapıya uzattım.
Bundan sonra birlikteyiz.
Dedim. Ardından kapıyı açıp içeriye girdim. Kapıda asılı açık yazısını dışarıya çevirip içeri yürüdüm. Elimdeki kahveyi deske bırakarak poşetleri arkaya götürüp geldim. Kahvemi elime alıp bir yandan içerken bir yandan dükkanın içindeki dağınıklığı toplanmaya başladım. Dağılan rafları, dökülen kitapları toparlarken bir yandan da gelen müşterilerle meşgul oldum. Bu dükkan oldukça eskiydi. İkinci el ders kitaplarının, soru kitaplarının yanı sıra tarihî eser diyeceğim kadar eski kitaplarda vardı bu raflarda. Bazı kitaplar rafa yapışmıştı o kadar yani. Hatta değişik dillerde yazılmış ansiklopediler, romanlar tarihi kitaplar bile vardı. Müşterisi de ona göre insanlardı.
Gün içinde otur kalk, otur kalk dolanıp dururken arada bir babamın arkadaşları sırayla gelip ne hâldeyim kontrol ettiler. Güya çaktırmadan...
Son gelen Engin amca, sen babanın bize emanetisin. Bir şeye ihtiyacın olursa söyle. Dediğinde yine duygulandım. Engin amcayla uzun zamandır tanışıyorduk. Sağolsun kendi kızı gibi severdi beni. Bende onu gerçek amcam yerine koymuştum. Benimle sohbet ederken bir yandan da işlerin ucundan tuttu. Temizliğin bir kısmını da beraber yaptık. Bu güne ait işler bittikten sonra birlikte çıktık dükkandan. Beraber indirdik kepenkleri. O evine ben pansiyona doğru giderken gördüğüm ekip arabası ve polislerle anladım ki yine devriye atıyorlardı. Ne acı ki hâlâ bir şey bulunamamıştı. Babam pisi pisi ölüp gitmişti.
*****
Bu sabah daha iyi hissederek uyandım. Yerimden kalkıp yatağın kenarına oturdum önce. Bir süre kendime gelmeyi bekledim. Ardından kalkıp üzerimi değiştirdim. Banyoya geçip elimi yüzümü yıkadıktan sonra çantamı ve eski telefonumu alıp montumu giydikten sonra odadan çıktım. Kapıyı kilitleyip aşağı indim. Pansiyon ücretine dahil olan kahvaltımı yaptıktan sonra çıkıp soğuk havaya aldırmadan dükkana kadar yürüdüm. Yol üstü yine küçük bir alışveriş yaptım. Bir de elektrikli kettle ve sallama çay. Babamın esnaf arkadaşlarına selâm vere vere nihayet saat 10 da ulaşabildim dükkana. Önünde durduğum kepengin asma kitini açıp zorda olsa yukarıya kaldırdıktan sonra demir kapıyı da açıp içeriye girdim.
Gecenin soğuğu içerde bile hissediliyordu. Kapının üzerindeki açık yazılı küçük levhayı dış tarafa çevirip kapıyı kapattım.
Arkama dönüp gözlerimi raflarda gezdirdim önce. Bu dükkanın her köşesinde her rafında her kitabında babamın ellerinin izi vardı. Bu dükkan tamamen babamın anıları ile doluydu. Babam hep yanımdaydı aslında. Bu düşünce ile gülümserken, gözlerim biz biraz ağlasak mı diyecek oldular, sakın! Dedim. Oyarım sizi. Ağlamayacağım baba. Dedim sonra. Beni ağlarken görüp üzülmeyeceksin.
Derin bir nefes alıp hâlâ dağınık olan bir kaç rafa baktım. Bugün de onları düzeltecek kalan zamanda da burada kaldığım vakitler temiz şekilde kullabilmek için arkadaki odayı temizleyecektim. Tatilden sonra da hem burayı işletecek hem okula gidecektim. Evet...
Planda iyiydi ama gerçekte ne olacaktı emin değilim. Hadi başlayalım.
Önce montumu çıkarıp kapının arkasında ayaklı askıya taktım. Çantamı da deskin arkasındaki kilitli bölüme koydum. Sonra deskin yanındaki elektrikli sobayı yaktım. Önünde ki sandalyeye oturup hem ısındım hem de kafamdaki işleri sıraladım. Dükkanın içi biraz olsun ısınınca yerimden kalkıp kolları sıvadım ve kalan rafları da düzenlemek için harekete geçtim.
Düzenlerken toz almayı da ihmal etmiyordum. Tabi arada bir elime gelen kitaplara takıldığım, üzerine tırmandığım merdivenin tepesinde dakikalarca okuduğum da oluyordu. Yazdığım hikayeme ilham verecek satırlar beni kendi yazdığım ama taslakta kalan bölümlere götürünce merdiven tepesinde gelen ilham perileri sağolsunlar zihnimde bölümler yazmaya devam ediyordum.
Tam da böyle bir ânın ortasında açılan kapının sesi ile geldim kendime. Merdivenden aceleyle inip müşterilerimi karşıladım. Bir kaç lise öğrencisi ikinci el kitap bakmak için gelmişlerdi. Hangi rafta bulacaklarını gösterip deskin arkasına geçerek elimdeki eski romanı okumaya devam ederek bekledim. Bu sırada başka müşterilerde geldi. Kitabı kenara bırakıp onlarla ilgilenmeye başladım. İçlerinden birisi kitap satmak için gelen bir gençti. Öğrenci olduğu yüzünden belliydi ve belli ki paraya da ihtiyacı vardı. Kalem sürülmemiş şekilde kullanılmış kitapları uygun fiyata satmaya gelmişti. Tabii ki geri çevirmedim. Bir kaç kuruş fazla verip aldım sattığı kitapları. Sonra onları da diğer kitapların olduğu raflara sıraladım.
İlginç şekilde çıkan müşterilerin ardından başka müşteriler giriyordu. Hiç görmediğim kadar yoğundu bugün dükkan. Okunmak için alınan hikayeler, romanlar, çalışılmak için alınan soru kitapları, ders kitapları.
En son gelen uzun boylu adam ki! onlardan biri olmadığı bariz belli biriydi. Belki de turistti. Zar zor konuştuğu türkçesi ile eski diller ve yazıtların olduğu bir kitap varmı diye sordu. Evet turist! Dedim kendi kendime.
İşaret parmağımla tarihi eser diyebileceğim kitapların olduğu rafı gösterdim. Gözleri etrafta gezinerek rafa ilerledi. İçerdeki müşteriler yüzünden temizliğe ara vermek zorunda kaldığım için deskin arkasına geçip biraz oturdum. Ama ödeme için gelen olmayınca sıkıldım. O sırada aklıma defterim geldi. Şimdiki gibi ara vermek zorunda kaldığım zamanlarda defterimi ve hikayemi düzenleyebilirdim. Yerimden kalkıp kilitli bölümden çantamı çıkardım. Çantadan da hikayemi yazdığım defterimi. Defterimi en başından başlayarak okumaya ve düzenlemeye başladım. Günlerdir yüzüne bakmadığım hikâyemi ve karakterlerimi okurken özlediğimi farkettim. Yazmak benim için değerliydi. Bunu bir kez daha anlamıştım. İlerde hikayelerimi kitap olarak görmek ve buradaki raflarda satmak ise hayâlimdi.
Sonunda eli boş gelen adam pardon! Deyince çıktım düşüncelerim arasından. Önümdeki defterden kaldırdığım gözlerimi karşımdaki adama çevirdim. Yine zar zor konuşarak isteğini kitabı bulamadığını söyledi. Ardından cebinden bir kağıt çıkardı. Küçük bir not kağıdıydı. Fotokopi olan kağıdın üzerinde bir şeyler yazıyor gibiydi ama bir çocuğun elinden çıkmışcasına.
" Bu nedir?"
" Simge, aaa yaaazı. Harferi araştırı. yor. ben.."
Türkçeni seveyim senin.
Dedim içimden. Sonra uzattığı kağıdı elime alıp iyice bir inceledikten sonra bir anda gülmeye başlayınca saf saf yüzüme baktı.
" Kusura bakmayın ama burada birşey yazmıyor. Bu kağıdı size kim verdiyse sizi kandırmış. Eskiden sahte define haritaları satarlardı. Bu tür kağıtlar çıkardı içinden. Aklınızda bir define bulmak falan varsa unutun. Bu kağıt işe yaramaz."
Tekrar gülmemek için kendimi zor tutarken adam bir bana bir önümdeki deftere bakıyordu.
" Hiç bakmayın öyle, ben Türkçe yazıyorum."
Diyerek surat asınca,
"Tanks..." Diyerek çıktı gitti.
" Seni ayakta uyutmuşlar haberin yok. Türkiye'deki dolandırıcılar adamı suya götürür susuz getirir."
Derken yeniden gülmeye başladım. Adamın arkasından öğrenciler ellerinde kitaplarla gelince defterimi alta alıp onların işlemlerini yaparak yolladım sonrada kendi işime döndüm.
&
Bir kaç saat sonra raflarla işim bitince dış kapıdaki kapalı yazısını dışa çevirdikten sonra kapıyı kilitleyip ışıkları kapattım. Arkadaki odayı temizlerken gelen müşterileri ne görebilir ne ilgilenebilirdim. Bu yüzden odanın temizliği bitene kadar kapatmıştım dükkanı.
Arka tarafa geçip önce Kettle'ın içini yıkadım. Sonra su ile doldurup çalıştırdım. Şu an sıcak bir çay çok iyi gelirdi. Su kaynayana kadar odanın içindeki dağınıklığı toparladım. Bir bardak çayı hazırlayıp demlemeye bıraktıktan sonra eski yatağın üzerindeki yorganı katladım. Yarın yıkamaya verecektim. Kucağıma aldığım yorganla kapıya döndüm. Ön tarafa götürmek için iki adım atmıştım ki odanın tabanındaki tahtanın kırılma sesiyle birlikte bacağım açılan deliğin içine girdi. Dengemi kaybedip tiz bir çığlık atarken kucağımdaki yorganla birlikte kendimi yerde buldum. Acıyan bacağım yüzünden dişlerimi sıkarak inledim. Yorganı kenara atıp kendime baktım. Sağ bacağım dizime kadar deliğin içindeydi.
Böyle şansın gelmişini geçmişini!
Dedim öfkeyle. O kadar yıl dayanıp delinmek için de beni bulmazsın!
Ellerimle yerden destek alıp bacağımı delikten çıkardım. Allah'tan dar kotumu giymiştim de tahtalar bacağımı keserek zarar vermemişti. O an da aklıma gelen şeyi sesli hatta bağırarak söyledim.
Lan! İstermisin fareler bassın odayı.
Kendi kendimi korkutmayı da becerdikten sonra Kahretsin! Diyerek hızla toparlanıp ayağa kalktım. Ellerim ve sırtım duvarda gözlerim yorganın yanındaki delikte öylece kalmıştım. Kalbim küt küt kulaklarımda atıyordu. Çünkü farelerden ölesiye korkardım. Evet saçmaydı ama küçükken neysem oyum işte.
Orada kaç dakika durdum bilmiyorum. Ama fare falan çıkmayınca, dahası aklıma takılan, neden bu odanın altında bir boşluk var sorusu yüzünden korkumu bastırarak öne doğru geldim. Bulunduğum yerden temkinli şekilde deliğin içine baktım ama hiç birşey görünmüyordu. Aklıma telefonum geldim. Arka cebimden çıkardığım telefonumun ışığını açıp derin bir nefes aldıktan sonra deliğin içine doğru tuttum. Ardından dizlerimin üzerine oturup yüzümü yere yaklaştırdım.
Allah'ım yüzüme fare falan atlamaz inşallah.
Dedikten sonra telefonun ışığı altında tek gözümle deliğin içine bakarak bir şeyler görmeye çalışırken yine fareler geldi aklıma.
Fare kaynayan bir çukur değildir inşallah. Lütfen fare görmeyim, lütfen fare görmeyim!
Diye diye ışığın üzerinden geçtiği yerlere bakarken şok oldum. Gördüklerim inanılası değildi. Bu eski odanın altında bir oda daha vardı. Olduğum yerde doğrulup bir etrafıma bir deliğe bakıp durdum. Nasıl yah! Gerçekten bir oda vardı bu odanın altında. Ama benim bildiğim bu eski dükkanın alt katı yoktu ki. Dışarıdan bakıldığında da zeminle birdi zaten. Eee? O hâlde bu oda neydi? Hızla ayağa kalkıp odanın içinde gezdirdim gözlerimi. Kapı yada benzeri bir şeyde yoktu. Hemen odadan çıkıp odaya ait kapının etrafını yokladım. Kontrol ettim. Yok. Kapı benzeri hiç bir şey yoktu. Peki alt kata nasıl iniliyordu?
Tekrar odaya girip dizlerimin üzerine çöktüm. Telefonumun ışığını deliğin içine ama yan taraflara tutarak bir merdiven varmı diye baktım. Lâkin yetersiz ışık yüzünden birşey görünmüyordu.
Yeniden ayağa kalkıp deliğin kenarına ayağımla arka arkaya vurarak bir parçanın daha kırılıp içine düşmesini sağladım. Sonrada yeniden diz çöküp ışık eşliğinde içeri baktım. Bu kez bir merdiven gördüm. Ama basamak değil iskele şeklinde, dahası yatağın olduğu taraftaydı.
Hızla ayaklanıp elimdeki telefonun ışığını kapatıp masanın üzerine koydum. Yerdeki yorganı kaldırıp yatağın üzerine attım. Yatağıda diğer duvarın dibine çektim. Tekrar diz çöküp ellerimi yerde gezdirmeye başladım. Bir kapı kapak yada öyle bir şey vardı mutlaka. O an duvar dibinde farkettiğim bir parmak genişliğinde ki delikle kapağı bulmuştum. Hiç beklemeden işaret parmağımı deliğe geçirip kaldırdığımda bir metre karelik bir kapağı kaldırdım. Aynı anda alttaki odada bir lamba yandı. Sensör vardı. İnanamadım gizli bir oda vardı burada. Kapağı arkaya bırakıp dizlerimin üzerine oturdum. Ellerimle yanlardan destek alıp kafamı aşağı doğru sarkıtarak içeriye baktım. Küçük bir masa küçük bir kitaplık bir sandalye birde sandık vardı. Bir süre yukardan aşağı bakarak odayı inceledim. Bu oda ne zamandır vardı. Babamın bundan haberi varmıydı. Yoksa bu odayı yapan kişi babam mıydı? Kapağın yanına düz bir şekilde oturup bacaklarımı aşağı sarkıttım önce. Ardından merdivene basarak aşağıya dikkatli bir şekilde inip etrafıma bakındım. Küçük kitaplıkta bir kaç tane tozlu kitap, masada porselen bir kupa ki, toz kaplıydı.. Yanında deri kaplı bir defter vardı. Diğer tarafta duran sandığa döndüm. Yaklaşıp kapağını açtım. İçinde çok eski oldukları her hâlinden belli kalın kitaplar vardı. Duvarda ki perdeye bakarken daha da şaşırdım. Zemin katın alt katındaki bir oda da pencere varsa tabi şaşar kaldırdım.
Yeşil tozlu perdeyi yavaşça yana doğru çektiğimde ahşap çerçeveli bir pencere görmek şaşırtıcıydı gerçekten. Hiç anlamıyordum. Bu dükkanın altında başka bir boyut olamazdı sonuçta. Kirden dışı görünmeyen pencerenin kolunu sıkıca tutup yana çevirdim. Açılma sesini duyunca yavaşça kendime doğru çekip açarak dışarı baktım. Pencere önünde bir boşluk başka boyuta falan değil dükkanın arka sokağında duvar dibinde ki demir parmaklı kapağa açılıyordu. Sanki gizli bir kaçış yeri gibiydi. Sandığa basıp boşluğa tırmandım. Bir kişi ancak sığıyordu bu boşluğa. Başımı yukarıya çevirip ellerimle parmaklıkları yukarıya ittim. Yerinden çıktı. Kendimi dikleştirip dışarıya baktım. Haklıydım. Arka sokağa bakıyordu. Çok ilginçti gerçekten.
Soğuktan üşüyünce herşeyi eski hâline getirip içeriye girdim. Tahta pencereyi kapatıp kilitledikten sonra perdeyi kapatıp tekrar içerde gezdirdim gözlerimi. Dikkatimi çeken deri kaplı deftere uzanıp elime aldım. Kapağı inceledikten sonra içinde ne yazdığını merak edip açtım tabiki. İlk sayfadan itibaren her sayfasında karma karışık birşeyler vardı. Resim mi, harf mi, karakter mi kesinlikle anlaşılmıyordu. Daha iyi inceleyebilmek için defteri yanıma alıp yukarıya tırmandım. Yerdeki kapağı kapatıp yatağın üzerine oturdum. Elimdeki defterin her sayfasına tek tek bakıp defterin ne olduğunu anlamaya çalıştım. Sayfaların üst kısımlarındaki tarihleri görünce bir günlük olduğunu düşündüm. İlk sayfadaki tarih 14 yıl öncesi Haziran ayını gösteriyordu. Ben 5 yaşımdaymışım, dedim. Gözlerimi yeniden sayfalara çevirdim. Bu yazım şekli sanki uzaylılara aitti.
Dakikalarca inceledim birer birer açtığım sayfaları. Öyle ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Kararan hava yüzünden görmekte zorlanınca perdeyi kapatıp ışığı açarak devam ettim incelenmeye. O sırada karakterlerden biri tanıdık gelince işaret parmağım karakterin üzerinde,
Ben bu karakteri bir yerde gördüm.
Dedim. O an nerede gördüğümü de hatırlayınca şaşkınlıktan elimdeki defter kayarak yerle buluştu.
*********************
3. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
