5. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ
Bölümler 33Şu an: 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odadan çıktığım gibi koşar adım deske gelip hikâyemi yazdığım defterimi kaptığım gibi geri geldim. Hemen yerdeki defteri alıp masa üzerine bırakarak aynı sayfayı açtıktan sonra kendi defterimdeki sayfaları karıştırdım. Bir yandan arkadaşım Sevda'nın dalga geçerek söylediği cümleleri hatırlarken bahsettiği harfleri aradım satırlar arasında. Sonunda bulduğum karakterlerle kakakaldım.
Benim A, E ve K harflerinin yerine kullandığım karakterlerden bu defterin içinde bir sürü vardı. İki defteri de elime alıp bi birine, bi birine baktım. Donup kalan aklımla ellerim yanlarıma, defterler yere düştü. Kendimi arkamdaki sandalyeye bıraktım. Ardı ardına sıralandı zihnimdeki sorular.
Ne demek oluyordu bu?
Bu defter kimindi? Bu yazı şekli kime aitti? Ben hiç bilmediğim bu karakterleri farkında bile olmadan nasıl yazmıştım defterime? Bu karakterleri biliyorsam neden hatırlamıyordum? Neden sadece 3 harfi kullanmıştım? Neden diğer karakterleri bilmiyordum? Neden okuyamıyordum bu yazıları?
Allah'ım!
Dedim ellerimi saçlarıma geçirerek. Ne oluyor?
O an aklıma başka bir şey geldi. Korkuyla baktım yerdeki deftere. Acaba! Yoksa! Bu defterin babamın öldürülmesi ile bir alakası varmıydı. Babam bilmediğim kötü bir şeylere mi bulaşmıştı. Düşündüm...
Hayır hayır! Babamdan bahsediyorum. Benim babam öyle biri değildi. Bu defter babamın bile değildir eminim.
Bu kez yerdeki deliğe kaydı gözlerim.
Ya bu oda? Eminim bu eski oda da başka birinin işi.
Dedim kendimi rahatlatmaya çalışarak. Sonuçta burası 50 yıllık falan var! Yeniden aklıma gelen o ayrıntıyla bu kez kendi defterime döndü bakışlarım. Ama o karakterleri bende kullanmışım. Nasıl olur? Bilmediğim görmediğim bir karakteri nasıl kullanırım yazılarımda!
Giren ağrı ile ellerimin arasına aldım başımı. Düşünmeye sayısız senaryo üretmeye başladım. Ama hepsinin sonunda ya bir boşluk kalıyor yada benim defterimdeki karakterlere çıkıyordu ucu.
*****
Aradan ne kadar geçti bilmiyorum. Elimde iki defter hâlâ düşünüyordum. Bir şeyler vardı. Bilmediğim bir şeyler. Çözemediğim ve çözemeyeceğim bir şeyler.
Ama kimin çözeceğini biliyordum. Savcılık... Savcı bu durumu çözebilirlerdi. Evet evet! Yapılacak en doğru şey buydu. Bu defteri alıp hemen adliyeye gidebilir, soruşturma savcısına odanın altında bir oda ve bu defteri buldum. Babamın ölümüyle bir alakası olduğunu düşünüyorum diyebilir, yardım isteyebilirdim.
Hemen yerimden kalkıp saatime baktım. İnanamadım. Gece olmuştu. Nasıl bu kadar hızlı geçmişti zaman. Bu saatte adliyede kimse olmazdı. Hızlı şekilde ne yapabilirim diye düşündüm. Polis! Evet polisten yardım isteyebilirdim. Evet. Emniyete gider herşeyi anlatır yardım isterdim.
Elimde defterler odadan çıktığım gibi dış kapıya yürüdüm. Montumu ve çantamı alıp çıkmayı düşünüyordum. Tâki demir kapının dışında gördüğüm gölgeler ve duyduğum tıkırtı ile durana kadar. Kapının dışındaki karanlığın içine sinmiş iki kişi kapının kilidini açmaya çalışıyordu. Korkuyla büyüyen gözlerime deli gibi atan kalbimin sesi eklendi. Ayaklarım geri geri giderken aklımdan geçenlerin sınırı yoktu. Daha az önce kafamın içinde kaos yaşarken olacak şeymiydi bu? Biri zorla dükkana girmeye çalışıyordu. Hırsız mıydı? Yoksa!? Aklıma elimdeki defter, babamın şüpheli ölümü ve bugün buraya gelen adam geldi. O an çark etti. Adamın bana gösterdiği kağıt bu günlüğün içindeki yazıyla aynıydı.
Olamaz! Olamaz!
Hapı yuttun Leyla.
Dedim kendi kendime. Bu adamların niyeti kötü. Hemen kaç. Yoksa baban gibi seni de öldürecekler!
Anında geriye dönüp odaya doğru koştum. Aklımda tek birşey vardı. Korktuğum farelerin yaptığını yapıp yer altından kaçmak. Korkudan nefes nefese kalırken odanın içine girer girmez kapıyı arkadan kilitledim. Elim kalbimde nefesimi düzenlemeye çalıştım.
Önce yorganı yere atıp deliğin üzerini örttüm. Ardından yerdeki kapağı kaldırıp alt kattaki odaya inerken kapağı arkamdan kapattım. Karanlığın içinde el yordamı ile pencereyi bulmaya çalışırken aklıma gelen farelerle korkum daha da artıyordu.
Sırası değil aptal.
Dedim kendi kendime.
Kendine gel. Fareden daha korkunç insanlar var peşinde. Kıçını kurtar..
Bulduğum pencereyi açmaya çalışırken üst odadan sesler gelmeye başladı. Evet kapıyı kırmaya çalışıyorlardı. Bu sefer yalvarma moduna geçtim.
Allah'ım bana yardım et!
Bir anda kırılan kapı sesi yüzünden korkuyla attığım çığlığımı ağzıma kapattığım elimle tuttum. Şuan tam üstümden gelen ayakkabı sesleriyle yukarıya bakıyordum. Odadaki lamba sayesinde tahtaların arasından odada yürüyen adamın gölgesini görebiliyordum. Evet gerçekten beni arıyorlardı.
Kalbimin patlayacak derecede hızlı atışı, burnumdan aldığım derin nefesler... Şuan korkudan ölmüyorsam vücudumun salgıladığı adrenalin yüzünden olmalıydı. Korkuyla yutkunup yavaşça arkamı döndüm. Elimdeki defterlere baktım. Bu defterleri burada bırakamazdım. Bu adamlardan kurtulup polise gidecek hem bu adamları şikayet edecek hem bu defterleri savcılığa verecektim.
Pencereyi açıp sandığın üzerine çıkıp oradan da boşluğa geçtim. Tam demir parmaklıkları kaldıracakken bir anda tavandaki kapağın açıldığını duydum. Kapağın büyük bir gürültü ile arkaya düştüğünü duyunca korkudan attığım ikinci çığlığıma engel olamadım.
Aynı anda birinin açılan kapaktan aşağı indiğini görünce oyalanmadan demiri kaldırıp yana kaydırdım. Boşluktan çıktığım gibi koşarak kaçmaya başladığımda arkamdan gelen silah sesini duydum. Kaçtığımı anlamışlardı. Kocaman bir çığlık attım ama durmadım. Çiseleyen kara ve soğuğa aldırmadan can havliyle nereye gittiğime bile bakmadan koşuyordum. Bir süre sonra soluk soluğa durup etrafıma bakarken elimi cebime attım. Ama bulacağımı sandığım telefonum yoktu. Oda da kalmıştı. Ne montumu almıştım ne telefonumu. Elimde iki defter kendimi zor atmıştım dışarıya.
Şansıma la*etler yağdırırken başka gölgeler görünce panik içinde geriledim. Sonunda yan tarafımdaki iki dükkanın duvarı arasında gördüğüm boşlukla kendimi o küçücük araya attım. Zayıf olduğum için kolayca sığabilmiştim.
Şuan korktuğum o farelerden birine dönüşmek istememin sebebi iliklerime kadar işleyen soğuk ve yakalanma korkumdu. Hızlı hızlı aldığım nefeslerimi ve tir tir titreyen bedenimi kontrol edemeyişim de bu yüzdendi. Bu adamların sayesinde fare korkum falan kalmamıştı. Bir tek onlardan korkuyordum artık.
Olmasam da bulunduğum yere çöküp bir fare gibi saklanmaya devam ettim. Sessiz geçen sürenin ardından duyduğum ayakkabı sesleri yüzünden dudaklarımı bir birine bastırırken burnumdan aldığım sesli nefeslerime engel olamıyordum.
Soğuktan yaşaran gözlerimi sildikçe yeniden doluyor, her an yakalanma korkum hat safhadaydı. Şuan tek istediğim bir an önce buradan çıkıp uzaklaşmak ve polisten yardım istemekti.
Hâlâ titreyen bedenimi kenara yaklaştırıp başımı dışarı uzattım. Gördüğüm 2 kişi ile anında geri çekildim tabi.
Allah'ın belaları hâlâ peşimdeler.
Derken umutsuzluk çöktü içime. Peşimi bırakmaya niyetleri yoktu. Yaklaşan ayak seslerine karışan yabancı kelimeler duydum. Bu adamlar kendi aralarında bilmediğim bir dille konuşuyorlardı. İngilizce değildi. Hangi dildi bilmiyordum ama kalıp soracakta değildim.
Hissettiğim soğuk yüzünden dişlerim birbirine vurmaya başlarken başımı diğer yana çevirip iki duvar arasında yan yan yürümeye başladım.
Allah'ım bir kurtulayım buradan Eyüp Sultan da sadaka dağıtacağım.
Diye diye diğer taraftan. Çıktığımda önce etrafıma bakındım. Kimsenin olmadığından emin olduktan sonra önümdeki çöp kutularının üstünden geçip çarşı çıkışına doğru yeniden koşmaya başladım ara sokakta. Ama bir anda yolumu kestiğini gördüğüm iri cüsseli adamla karşı karşıya kalınca durmak zorunda kaldım.
Böyle şansın gelmişini geçmişini sikeyim ben.
Derken nefes nefeseydim. Ağzımda çıkan dumanın arasından gördüğüm, oldukça uzun boylu üzerinde uzun bir palto, olan bir adamdı. Elinde yüzüme doğrulttuğu silah ve karanlık sureti ile Azrail'i hatırlatıyordu. Bütün vücudum soğuktan ve korkudan elektrik verilmiş gibi titrerken ayaklarım kendiliğinden geri geri gitti. Aynı anda duyduğum diğer ayak sesleri ile arkama döndüğümde elindeki silahı bana doğru tutan başka bir adam daha gördüm. Bir önüme bir arkama bakıyordum.
Kahretsin! Buraya kadar!
Galiba bende babam gibi öldürüleceğim!
Diye düşündüm. Ama o an hiç beklemediğim bir şey oldu. Önümdeki adamın başıyla bana işaret verdiğini gördüm. Kafam karıştı. Algılarım uyuşmanın da ötesinde soğuktan donmuş, ne düşüneceğimi ne yapacağımı bilemez hâldeydim. O yüzden şüpheyle bakmaya devam ettim. Ne yani bu iki adam... İkisi de aynı tarafta değil miydi? Önümdeki yarma başıyla ikinci kere yana çekil işaretini tekrar edince anladım. Biri bana yardım ediyordu. Yani sanırım. İtiraz etmeden bir anda yan tarafa doğru koştum. Aynı anda iki el silah sesi duyuldu çarşıda. Ne durdum ne geriye baktım. Kimin kimi vurduğu umrumda bile değildi. Canımı kurtarmak için soluksuz şekilde koşmaya devam ettim sadece.
Nihayet çarşının çıkışına yaklaşmıştım. Önümdeki bir kaç basamak merdivenide inip aştıktan sonra özgürdüm. Biraz olsun rahatlamıştım ki çok gördüler. Arkamdan gelen ayak seslerini duydum yeniden. Peşimden yetişip gelen hangisiydi bilmiyorum ama birinin yüksek sesle,
" Dur! "
Dediğini duydum. Beni şaşırtan türkçe kelimenin ardından bir el silah sesi daha geldi kulaklarıma. Aynı anda ayak bileğim de hissettiğim acıyla o basamakları yuvarlanarak indiğimde hem ayak bileğim hem başımın arkası acıyor, kalbim göğüs kâfesimi yarıp çıkacak gibi atıyordu. An itibariyle sersemlemiş, tükenmiş ne konuşacak ne kaçacak hâldeydim. Yaralanmış ve yakalanmıştım...
Arka arkaya aldığım hızlı ve derin nefeslerle yerde yatarken bütün vücudum durdurulamaz şekilde titriyordu. Peşimdeki iki adam yanıma geldi. Devasa görünen yanı başıma dikildi. Bulanık şuurumla yağan ince karın arasında yüzlerini seçemediğim adamlara çevirdim gözlerimi. Benim gibi nefes nefese olduklarını gördüm. Sol tarafımda duran üzerime doğru eğilip hâlâ elimde olan defterleri çekip aldı. Engel olmak istesemde yapamadım. Defterleri yanındaki adama verip bilmediğim dilde bir şeyler söyledi yine. Az önce dur diyen kimdi peki. Neler oluyordu. Adam uzaklaşırken yanımdaki adam paltosunu çıkarıp yeniden üzerime eğildi. Karşı koyacak gücüm kalmamıştı. Tek yapabildiğim gözlerimi kapatmak oldu. Ne olacağını beklerken yüzüm dâhil bütün vücuduma sarılan palto ile yerden yükseldiğimi hissettim. Şuan yaralı bir köpek yavrusundan farkım yoktu. Karanlık bir el bilincimi uykuya çekerken kulaklarıma gelen polis sirenlerini duydum. Silah sesleri için geliyorlardı ama çok geçti.
*****
İçinde bulunduğum karanlıkta ne kadar kaldım bilmiyorum. Bacağımda hissettiğim acıyla kendime gelmeye başladığımda şuurum yerine gelsede gözlerimi açmakta zorlanıyordum.
Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda bacağımda hissettiğim el yüzünden korkuyla geriye kaçmak istedim ama olmadı. O zaman farkettim bağlı olduğumu. Ne ellerimi, ne kollarımı, ne de üst bedenimi hareket ettirebiliyordum. Zihnimi toparlamaya, nerede ve neden bu hâlde olduğumu anlamaya çalıştım. Düşünürken birden hatırladım olanları. Babamın dükkanında ki gizli odayı, bulduğum günlüğü, polise gidecekken dükkana giren adamları, o adamlardan kaçışımı ve vurularak yakalanışımı. Yeniden idrak ettiğim gerçeğe inanamadım. Adamlar beni yakalamak için gerçektende hiç acımadan vurmuşlardı!
Az önce nazlanan göz kapaklarım hatırladıklarımla bir anda sonuna kadar açıldı. İlk gördüğüm kişi ayaklarımın dibinde dizi üzerine aldığı bacağıma dokunan adam oldu. Tabi adamı görmemle,
"Uzak dur benden dokunma bana!" Diyerek diğer ayağımı suratına geçirmem bir oldu.
Adam neye uğradığını anlayamadan eli burnunda geriye düştüğünde bacağımdaki bandajı görsemde arka arkaya iki ayağımla tekmeler savunurken daha yüksek sesle bağırdım.
" Adi pislik.
Uzak dur!
Dokunma dedim sana.
İmdaaat! Yardım edin!"
Bir yandan vucudumu oturduğum koltuğa sabitleyen bağlardan kurtarmaya çalışıyor bir yandan ayağa kalkmış kanayan burnunu silerek beni izleyen adama tekmeler savurmaya devam ediyordum.
" Adam öldürüyorlaaarr imdaaattt!"
Oturduğum yerde tepinmekten yorulup nefes nefese kalınca durmak zorunda kaldım. Nefesimi düzenlemeye çalışırken öfkeli gözlerimi karşımda beni izleyen adamın gözlerine diktim.
" Kimsin?
Neden kaçırdınız beni?
Ne istiyorsunuz benden?
Hemen çöz beni. Yoksa seni pişman ederim."
Pişman ederim mi?
Kimi pişman ediyorsun salak!
Dedim kendi kendime. Bu hâlimle sadece bağırabilirdim o kadar.
Karşımdaki adam üzerimdeki gözlerini devirdikten sonra yan tarafa doğru bir bakış attı. Anında diğer tarafa çevirdim gözlerimi. Koltukta oturan iri yarı adamı farkettim. Bacak bacak üstüne atmış dirseği kolçakta eli yüzünde dayalı diğer elinde bana ait olan o sır dolu günlük vardı. Ben burada kıçımı yırtarken o hiç umursamadan defterin içindekileri inceliyordu. Bir an aklıma zorla kaçırılma sebebim bu defter olabilir mi diye geldi. Belki de içinde yazanları okuyabiliyordu. Belki de bu defter bu adamlara aitti.
Babamın bu defterden haberi varmıydı gerçekten. Varsa nasıl bir işe bulaşmıştı. Ya cenazedeki siyah camlı araç. Belki de bu adam oradaydı. Bizi izliyordu. Dükkana gelip o yazıları soran adam bu adamın adamıydı belki de!
Kafamın içinde deli sorular dönüp dururken bir şeyi daha farkettim. Ardından gelen aydınlanma ve telaşla bulunduğum yerde gezdirdim gözlerimi. Bu basınç, uğultu?
Ne oluyor lan?!
Ben.. Ben şuan bir uçaktaydım. Hemde özel jet denen o lüks uçaklardan birinde. İnanamaz şekilde başımı kendi etrafımda çevirerek gözümün eriştiği her noktayı inceledikten sonra diğer yanımdaki küçük pencerede takılı kaldı gözlerim. Yavaş yavaş aydınlanmaya başlayan bir gökyüzü gördüğümde artık İstanbul'da olmadığımdan emindim. Bir uçakta ve gökyüzündeydik. Peki nereye gidiyorduk. Nereye götürülüyordum.
Bir iri yarı adama bir de karşımda diğerinin yarı ölçülerindeki adama baktım. Sonra yine iri yarı olana döndüm. Patronun bu adam olduğu belliydi. Yüksek sesle konuştum.
" Kimsiniz? Ne istiyorsunuz benden?"
Beni ne duydu ne cevap verdi. Umursamadı bile. Gözleri hâlâ elindeki defterdeydi. Diğer sayfaya geçtiğini görünce sonunda patladım.
" Sana söylüyorum! Yüzüme bak cevap ver!
Sağır mısın? Duymuyor musun?!
Nereye götürüyorsunuz beniiii!? "
Son kelimeyi bir çığlık şeklinde haykırırken bir yandan da kendimi kurtarmaya çalıştım ama yine olmadı. Az sonra önündeki defterden kaldırdığı gözleri ile koyukahve irislerini gördüm. Çok tehlikeli bir bakışı vardı. Sakin, ruhsuz, acımasız ve ölümcül... Tıpkı bir canavarı hatırlatıyordu insana.
Elindeki defteri yanındaki koltuğa atıp ayağa kalktığında başının kabinin tavanına değeceğini sandım. Bu adam mı çok uzundu ben mi kısaydım. Belki de burada bağlı oturduğum için bana öyle geliyordu.
Gözlerim hâlâ gözlerinde sadece iki adım attı. Sadece iki adımda önümde durdu. Tam karşımda zebellah gibi tepemden bakıyordu şuan. Arkasındaki tavan ışığı nedeniyle yüzüne bir gölge düştüğünde bir anda geceye döndü zihnim.
" Karanlığın içinde ki o adam... Sendin.." Dedim.
" Peşimdeki katil sendin.
Beni vuran zorla kaçıran sendin."
Yüzünde tek bir mimik oynamadı.
" Ne istiyorsun benden?
Ne yaptım ben size?
Neden kaçırdın beni?"
Tek kelime etmeden sessiz izleyişini görünce zıvanadan çıktım.
" Konuşsana be adam!"
Kaldırdığım ayağımı hızla kasığına indirecekken bir anda o koca elini hissettim ayak bileğimin biraz üstündeki bandajda.
Duygusuz bakan gözlerine şaşırarak bakarken elinin baskısını hissettim yarada. Ben onun canını yakmak isterken şuan o benim canımı yakıyordu. Hem de acımadan. Hissettiğim acı hızla artarken dişlerimi sıktım. Ayağımı çekerek kurtarmak istedim ama eli izin vermiyordu. Can havliyle diğer ayağımı kaldırıp vurmak istedim ama ona da diğer eli engel oldu. Ben ellerinden kurtulmaya çalıştıkça yaramdaki eli baskısını dahada arttırdı. Kıpırdandıkça canımı daha fazla yakıyordu. Sonunda dayanamadığım acı yüzünden bırak! diye bağırdım.
" Bırak!
Canım yanıyor!
Bırak!"
Bırakmadı. Acımadan daha da sıktı bacağımda ki yarayı. Aaahh! Diye bağırırken diğer elindeki bacağımı indirip koltuk ile bacağı arasında sabitledikten sonra elini dudaklarıma kapattı birden. Kurtulma çabalarım gözyaşları ile yavaşlarken bağırmalarım elinin altında devam etti, ama duyulmadı. Canım o kadar yanıyordu ki gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. Ama onun yüzünde tek bir kas oynamadı. Sonunda pes edip kurtulma çabama son verirken kara irislerinin gölgesi altında devam etti ağlamam. O zaman ellerini çekip arkasındaki koltuğa bıraktı kendini. Dudaklarımdan çektiği sağ eli yavaşça yukarıya kalkarken ifadesiz bakışları gözlerimde, işaret parmağı dudaklarında durdu. Sessiz ol diyordu adeta. O an sesimin benden alındığını hissettim. Ağzını bile açmadan durdurmuştu hareketlerimi. Ben kısılan sesimle ağlamaya devam ederken ellerine baktı. Sol eline kanattığı yaramdan kan, sağ eline göz yaşlarım bulaşmıştı.
Canavar, dedim dişlerimin arasından. Duydu ama tepki vermedi. Sonra neredeyse mırıldanarak konuştum.
" Beni öldürecek misiniz?"
Gözlerim karalarında baksamda cevap alamadım. Ama gözleri hayır diyordu sanki. Sessiz nasıl konuşulurun örneğiydi bu adam.
O hâlde ne istiyorlardı benden?
Gözleri gözlerimden uzaklaşarak yukarıya kaydığında aniden bir acı hissettim boynumda. Arkamdaki kişi az önce bacağımı saran kişiydi. Acı ile kasılırken bir yanma duydum damarlarımda. O şeyin bir ilaç olduğunu anladığımda gözlerine hani öldürmeyecektin derecesine bakarken az önceki terbiye edilişim yüzünden ağzımı bile açamadım.
Boynumdaki yanma kısa sürede yerini vücuduma dağılan sıcaklığa bıraktı. Geriye yığıldı bedenim. Zihnimin içi yavaş yavaş boşalmaya başladı. Kalbimin sesi dahil bütün sesler uzaklaşıyordu.
Karşımdaki adama diktiğim gözlerimi açık tutmaya çalıştım ama ağırlaşan kirpiklerimle zor oluyordu. Görüntüler git gide bulanıklaşmaya karşımda ki adamın yüzü yavaşça silinmeye başlarken ellerine kaydı gözlerim. Kan ve gözyaşı. Bu görüntü zihnime kazındı.
Hissettiğim panik yerini garip bir kabullenişe bırakırken korkuyor ama direnemiyordum. Son düşündüğüm şey şuydu.
Bu adam beni öldürmeyecek.
Ama özgür de bırakmayacak.
Gözlerim kapanırken şundan emindim. Çok kötü bir şeye bulaşmış olabilirdim. Bu hikâye burada bitmiyordu. Asıl şimdi başlıyordu. Ve karanlık, sessizce üzerime çöktü.
*************************
4. Bölüm bitti
Bölüm etkileşimi
