❤️‍🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ❤️‍🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL

Depolardan birinin önüne kadar saklana saklana Akrep'i takip ederken etraftaki insanlardan da saklanıyordum bir yandan.

Biri farketse, sen kimsin ne yapıyorsun burada? Sorularına maruz kalacaktım. Sonra ayıkla pirinç taşını.

Hızlı adımlarla gölgelerden, köşelerden dolaşırken bir anda Akrep'i kaybettim.

La*et olsun böyle işe. Nereye gitti bu.

Derken, karşımdaki depo en yakın ihtimal olduğu için ayaklarım o yöne doğru koşturdu. Kapı önündeki yük taşıyan adamlara ve başlarında duran adama görünmeden büyük kapıdan içeriye sızdım.

Nereye gitti bu Akrep?

Diyerek etrafı kontrol ederken bir anda ağzıma kapanan el ve belime dolanan kolla ayaklarım yerden kesildi. Korkuyla bir çığlık attım ama dudaklarıma bastıran büyük elin altında duyulmadı bile sesim.

Hızla geriye doğru götürülürken kurtulmak için çırpınıyordum ama nafile. Olmuyordu. Büyük kasaların arkasında karanlık kuytu bir köşeye girdiğimi görünce.

Tamam. Dedim.
Öldün sen Ece!

Aynı anda ayaklarım yerle temas edip hızla arkamdaki duvara dayandı bedenim. Karşımda gördüğüm Akrep eli ağzımda sinirle bakıyordu yüzüme. Kısık sesiyle konuştu.

" Ne işin var senin burada?"

Bir anlık düşündüm ama bir şey bulamadım bahane etmeye. Çünkü yoktu. Tekrar daha fazla bir sinirle,

" Ne işin var dedim burada? "

Deyince,

" Ne yapacağını merak ettim."

Dedim onun gibi kısık sesle.

" Merak mı ettin?
Neyi merak ediyorsun?"

" Bir baktım taksiyle peşine düşmüşüm."

" Aklını mı kaçırdın sen?"

Tam ağzımı açmıştım ki yeniden kapattı eliyle. Sus işareti yaptı işaret parmağı dudaklarında. Kaşları çatılırken mavileri siyahın sınırlarını zorluyordu.

" Hemen! Kimseye görünmeden geldiğin yoldan geri dönüyorsun! Hemen!"

Yüzüm ekşidi. Elinin altında başımı salladım mecbur. Zaten neden gelmiştim ki. Aptalım ben ya! Valla!

Kediyi merak öldürürmüş.

Diyen iç sesim yine haklıydı. Elini çekti dudaklarımdan. Kolumdan tuttu. Gözleriyle çıkışı işaret edip,

" Git! Kaybol buradan hemen!"

" Bir de dövseydin!"

Dedim hırsla kolumu çekerek.
Sonra dediğini yapıp kaybolmak için kapıya doğru yürüdüm. Çıkıp geriye bir bakış attım. Hemen diğer çıkışa dönmüştü yönünü. Amacı Bella Queen'ine ulaşmaktı belli ki. Ne cesaretle tek başına bu işin içine girmişti ki.

Bana ne ya! Ne hali varsa görsün.

Diyerek geri geri yürümeye devam ettim. O âna kadar her şey yolundaydı. Ama! Önüme dönüp de burnumun ucundaki namlu ile bakışınca talihim tersine döndü. Bir silaha bir tutan adama baktım.

" Şansımı siksinler."

Karşımdaki suratsız bir anda beni tutup arkamı kendine çevirerek kolunu boynuma doladı. Silahını kafama dayayınca istemsizce bir çığlık attım. Aynı anda bana doğru dönen Akrep ile göz göze geldik uzaktan. O bana ben ona bakarken İtalyanca birşeyler söyledi. Küfür ettiğine adım kadar emindim.

Arkamdaki adam kolundan kurtulmaya çalışırken bir anda Boris diye bağırdı yüksek sesle. Diğer kapıdan iki kişi girdi ellerinde silahlarla. İkisinin de silahı Akrep'e çevriliydi anında. Saçma şekilde Boris ne tür bir isim diye düşünürken, arkamdaki adam.

" Sakın kıpırrdama.
Yoksa bu kizı oldürur. Rurumm."

Bu kadar R'yi bir arada duymamıştım.

" Kaldı-ır ellarrın."

Akrep gözlerinde öfkeli bir bakış, dediğini yaparken arkasında ki adam yaklaştı. Tam elini ceketinin altına sokarken Akrep'in attığı yumruk suratında patladı. Aynı anda diğerinin silahı kafasına dayanınca mecburen durdu. Ama dişlerini sıkmış burnundan soluyordu. Yerdeki adam kaşları çatık eli çenesinde kalkarak belinin arkasındaki silahı çekip aldı. Geri çekilip kendi beline takarken namluyu yeniden Akrep'e çevirdi. Diğeri ise cebindeki telefonları alıp kenara attı. Maalesef benim yüzümden yakalanmıştık. Şuan geldiğime bin pişman olsam da artık çok geçti.

Arkadaki adamın eli boynumun arkasında silahı şakağımda Akrep'in sinir yüklü bakışları eşliğinde öne doğru ittildim. Adım adım yürüyerek yanına kadar geldik. Adamlara değil öfkeyle bana bakıyordu şimdi. Arkamdaki adam silahı Akrep'e çevirdi. Eli hâlâ boynumun arkasını sıkıyordu. Namluyu yukarı doğru sallayarak,

" Başın. Arrrkası." Dedi.

Böyle devam ederse R harfine tikim oluşacaktı.

Akrep kıpırdamadı. Her an birini öldürecek gibi bakmaya devam ederken bir adım öne çıktığında arkamdaki piç silahı yeniden benim kafama dayayınca durdu.

Ellerini yukarı kaldırıp başını arkasında birleştirirken çenesinin kasıldığını görüyordum. Bir kez daha konuştu arkamdaki adam.

" Yanlış bir hareketinde önce kız olur. Yuru."

" Bu aptalı yollayın. Onun bu işle alakası yok!"

Sinirli baktım yüzüne. Aptal mı dedi o? Ama haklıydı. Hem aptaltım hem de bu işlerle alakam yoktu.

Arkamdaki adam hırlayarak konuştu.

" Patron gelince karrar verir ona!"

Bir anda öne doğru son güç itilince Akrep'in geniş göğsüne çarparak durdum.

Başımı kaldırıp masumca bakarken elleri hâlâ başının üzerinde kızgın şekilde bana bakıyordu.

" Aptal."

Dedi dişleri arasından gözleri gözlerimde.

" Yürüyün!" Emriyle dışarıya doğru dönüp yanyana çıktık depodan. Kısık sesimle,

" Özür dilerim." Dedim.

" Sen gerçekten aptalsın."

Dedi hâlâ sinirli.

" Tamam anladık. Aptalım işte."

" Sen bu kafayla bu zamana kadar nasıl yakalanmadın?

Neden geldin?
Neden hemen uzaklaşmadın?
Şimdi sen de benimle öleceksin."

Son söylediği şeyle şaşırdım. Ben onun yakalanmasına sebep oldum diye düşünürken o benim ölmemden kokuyordu.

Bir dakika! Ölmek? Allah'ım!

&

Dakikalar sonra limanın iç kısmında karşımızdaki büyük beyaz yata bakıyorduk. Üzerindeki yazı çekti dikkatimi hemen.

Bella Queen...

Gerçekten bir gemi adıymış Bella Queen. Arkamızda ki adamın silahın ucuyla Akrep'i ittirmesiyle ölümcül bir bakışın ardından arkamızda silahlı adamlar, yürümeye devam ederek büyük yata çıktık.

Hayatımda ilk kez yakından bir yat görüyordum o da içinde ölmek içindi galiba. Etrafıma bakınırken gözlerim ister istemez kocaman oldu. Böyle lüksü hayatımda görmemiştim. Üç eli silahlı adam etrafımızda, biz güverte de güneşin altında beklerken bir tanesi telefonla bir arama yapıp konuşmaya başladı. Ben Rusça dersi dinler gibi dinlerken yanımdaki Akrep başı ve gözleri önünde derin derin düşünüyordu.

Az sonra telefon kapandı. Yurruyün. Dedi arkamızdaki.

Nereye yürüyecektik. Denize mi?

" Aşağı inın." Dedi.

Sen Türkçe konuşmaya uğraşma be adam dedim içimden.
Akrep kolumdan tutup beni önüne çekti. Önde ben arkada o ve adamlar içeriye girdik. Dar bir koridordan geçtik.

İçerı! Dedi o piç yine. Kapısı açık kamaraya girdiğimizde kapı aniden kapanıp kitlendi. Arkaya dönen Akrep bütün gücüyle kapıya bir yumruk indirince korkuyla sıçradım yerimde. Ardından bana döndü. Deli bakışlar, ve hırsla üzerime yürürken istemsizce geriledim. Korkmuştum. Aniden durdu. Arkasını dönüp ellerini saçlarına geçirdi. Şuan sinir krizi geçirdiği bariz belliydi ve sebebi bendim.

Ne desem boştu. Bu yüzden konuşamadım. Kabahatimle oturdum yani.

O hâlde saniyeler geçti. Sonra odadaki yatağın üzerine oturdu. Dirseklerini dizlerine dayadı. Bakışları yerde gözleri boşluğa bakıyordu. Yavaş adımlarla yürüyüp yanına oturdum.

" Özür dilerim." Dedim.

"Benim suçum. Dikkatsiz davrandım."

" Senin değil benim suçum. Dün gece senden uzaklaşmalıydım."

" Şimdi ne olacak?"

Başını kaldırdı. Gözleri yatın içinde dolaşırken birden ayaklarımızın altı titredi. Motor çalışmış yat hareket etmişti. Ayağa kalkıp odanın penceresine yapıştım.

" Limandan uzaklaşıyoruz."

Dedim panikle.

" Ne yapacağız şimdi?"

Kılı bile kıpırdamadı. Gözleri kısık ve düşünceli,

" Yapacak birşey yok. Bekleyeceğiz." Dediğinde,

" Neyi? " Dedim.

" Aklındaki ne?"

" Sen ortaya çıkana kadar herşey kolaydı. Carlo'yu ve Victor'u gebertip bu yatla birlikte denizin dibine yollayacaktım. Ama şimdi!
Şimdi..."

Devam etmedi, durdu.

" Ne?" Dedim.

" Sana birşey olmasına izin veremem."

Başını önünden kaldırıp bana çevirdi. Gözleri dükkanda gördüğüm şekilde bakıyordu.

" Kahretsin..."

Dedi bir anda ayağa kalkarken. Hızla yanıma geldi. Yüzümü avuçları arasına aldığı gibi üzerime eğilip dudaklarıma kapandı. Hayatımda ilk kez öpülmenin verdiği şok ile gözlerim kocaman olmuş donup kalmıştım. Dudaklarının sıcaklığı dilinin hareketleri... Bütün vücudumu bir ateş basmış yanaklarımın alev alev yandığını hissediyordum. O an aklıma Amor'un sözleri geldi.

Karanlıkta atan bir kalp görüyorum.

Demişti. Akrep'in kalbinden mi bahsediyordu. Az sonra geri çekildiğinde ben hâlâ şok, aynı şekilde bakıyordum.

" Ece..."

Dediğini duydum ama tepki veremedim. Aklım Amor'un sözleri ile Akrep'in hareketi arasında gidip geliyordu.

Sonunda büyük eli gözlerimin önünden geçti bir kaç kez. Ardından parmağını şıklattı.

" Ece iyi misin?"

Gözlerimi gözlerine kaldırdım.

" Beni öptün..."

Dedim. Dudağının kenarında küçük bir gülümseme kırıntısı belirdi.

" Evet."

" Neden?
Neden öptün?! "

" İlk görüşte aşık olduğum için."

Ben hâlâ salaklamış şekilde bakarken,

" Hayatında biri mi vardı yoksa?"

Dedi endişeli.

" Hayatımda biri yok!
Ama kıçımızda eli silahlı adamlar var! Denizin ortasında bir yatın içinde, bir kamarada hapis ölümü bekliyoruz! Ve sen gelmiş bana ilk görüşte aşık oldum diyerek beni öpüyorsun!

Kesin rüya falan görüyorum... Yoksa bu kadar saçmalık bir arada mümkün değil olmaz!"

" Yüzme biliyorsundur herhâlde?"

" Ne? Yüzme mi?
Şaka mısın sen yah?!"

" Biliyor musun?"

" Biliyorum ama balıklar kadar da değil."

" Bulduğun ilk fırsatta yattan alayıp limana doğru yüz tamam mı?"

" Limana mı?
Liman anasının gözünde kaldı.
Yarı yolda taş gibi dibe inerim."

" Bu adamlar mafya. Bu yat silah dolu. Bu yatı batırma emri aldım Ece! Buradan sağ çıkmalısın...
Ben de sağ çıkarsam yanına geleceğim."

" Ne?" Dedim yeniden. Duygularım alt üst olmuştu.

"Sen ciddi olamazsın!"

" Çok ciddiyim Ece."

Demişti ki aniden duran yat yüzünden geriye sendeleyince Akrep tuttu kolumdan. Kaşları çatık kapıya döndü bakışları. Geçen bir sürenin ardından ayak sesleri duyulmaya başladı. Bana döndü.

" Dediklerimi unutma."

Dedikten sonra ceketini çıkarıp kenara attı. Ardından eğilip ayakkabısının içinden gümüş renkte katlanabilir bir bıçak çıkardı. Açıp uç kısmını gömleğinin manşetinin içine doğru itip kalan kısmı büyük eliyle kamufle etti.

" O bıçak ne zamandan beri orada."

Dedim fısıldayarak. Kapının kilit sesini duyduk. O an kalbimin atışları kaburgalarımı zorladı resmen. Ben hiç bir işimde böyle olmamıştım.

Benim işlerin dibi kökü hırsızlıktı. Ama bu... Mafya babaları, silahlar, batması gereken bir yat...

" Bence burada öleceğiz."

Derken kısa bir bakış attı Akrep.
Aynı anda kapı açıldı. İki adam kapının önünde bize bakıyordu. Birinin elindeki silah bu kez daha büyüktü.

Kesin öleceğiz. Dedim içimden dolan gözlerimle. Gözleri üzerimde Akrep çıktı önden. Sonra beni bekledi. Kapıdan çıkınca beni önüne aldı. Bir kaç tane olan basamağı çıkıp güverteye geldiğimizde yatın arka tarafına doğru yönlendirildik.

Tam karşımızda iki adam gördüm. Biri siyah güneş gözlüğü gözlerinde, elleri beyaz takımının ceplerinde olan altmış yaşlarında bir adamdı. Diğerinde gri bir pantolon beyaz bir gömlek vardı. Yanyana durmuş bizi izliyorlardı.

" Alex Lombardi."

Dedi biri. Kulağında o gece gördüğüm küpe vardı. Bu o adamdı. Ve yüzünde acayip derecede bir şaşkınlık vardı. Sanki hayalet görmüş gibiydi.

" Carlo...
Victor Volcov..."

Dedi yanımdaki Akrep alaycı. Daha genç olan öne çıktı. Konuşmaya başladığında İtalyanca olduğunu hemen anladım. O Akrep'e,
Akrep ona öyle bir bakıyordu ki.

Denizin ortasında akıntıyla ilerleyen yatın üzerinde düelloya hazırlanan kovboylar gibi birbirlerini izlediler.

Sonra ikisi arasında anlamadığım o dilde bir şeyler konuşuldu yine. Kelimeleri anlamıyordum ama Akrep'in dişlerini sıkarak söylediği cümleler güzel şeyler olamazdı.

Bir anda Rus olan girdi araya. Oda birşeyler ekledi. Bu kez Rusça konuştu Akrep. Kafamın içi iyice karıştı. Şuan burada fazlalık olduğum o kadar belliydi ki.
Şuradan denize atlasam belki de fark edilmezdim bile.

Arkamızda iki silahlı adam, önümüzde iki mafya, ortada biz, tepemizde yakan güneş.

Allah'ım hani herşey düzelecekti?

Dedim içimden.

Ne olur yardım et.

O an Akrep'in bana olan bakışını gördüm. Hazır mısın? Dedi sessiz konuşan dudakları. Hazır mı? Değildim tabii ki!

Bir anda karşımdaki Carlo denen adam silahını çekip bize doğrulttu. Öne doğru gelip durdu. Yüzümüze dönük silahla aramızda yarım metre ölmemize saniyeler vardı. O an aklıma gelen şeyle,

" Dur!"

Diye bağırdım ellerim havada.

" Kimsiniz necisiniz bilmiyorum!"

Dedim yüksek sesle ve panikle.

" Ama ben bir şey yapmadım!
Hiç birinizi tanımıyorum!
Onu da tanımıyorum! "

Derken yana doğru çekilip işaret parmağımı Akrep'e uzattım. Carlo bir bana bir ona bakarken konuşmaya ağlayarak devam ettim. Herkes şaşkın bana bakıyordu Akrep bile. Çünkü hızlı hızlı ve Türkçe konuşurken dediğimi anlamıyorlardı. Daha telaşlı devam ettim.

" Bu adam telefonumu çaldı. Ben de peşinden takip ettim! O yüzden buradayım!
Onunla bir alâkam yok!"

Karşımdaki adamların gözlerine bakarken ellerimi birbirine geçirdim.

" Lütfen...
Yalvarıyorum.
Ölmek istemiyorum!
Beni öldürmeyin!
Birini öldürecekseniz onu öldürün! Ben masumum! Benim bir suçum yok!"

Dedim Akreb'i göstererek.
Şaşkın bana bakıyordu.

" Delirdin mi?" Dedi öfkeyle.

" Senin yüzünden ölemem."

Dedim aynı şekilde. Biz birbirimize bağırırken diğerleri bizi izliyordu yine.

" Az önce konuştuklarımız.?"

Hâlâ sırtımda olan çantayı çıkarıp elime alırken sinirle ayağımı yere vurarak bağırdım.

" Az önce olanlar umrumda bile değil!
Ölmek istiyorsan tek başına öl haşere!
Ben hemen! Şimdi!
Buradan gitmek istiyorum!"

Doğaçlama bir oyun sahnelemiştik.

" Git o zaman!"

Diye bağırması işaret oldu. Elimdeki çantayı hızla Carlo'nun tuttuğu silaha doğru savurduğumda adamın kolu yana doğru savruldu. Yatın arka tarafına doğru hızlı bir hamle yaparken sanki zaman yavaşladı o hızlandı. Bir iki saniyede şunu gördüm. Akrep elindeki bıçağı Carlo'nun boğazına saplayıp Volcov'u kalkan olarak önüne çekti. Arka arkaya silah sesleriyle bir çığlık attım.

Yatın arkasındaki demirlerin üzerinden aşağıya atlarken bacağımdaki kesik hissiyle düştüm denize.

Silah sesleri kulaklarımın içinde patlıyordu hâlâ. Dalgalar yüzüme çarptıkca nefesim kesildi. Su beklediğimden daha sertti. Ve soğuk. Vücudum birkaç saniye tamamen kontrolümden çıktı. Nerenin yukarı nerenin aşağı olduğunu anlayamadım.

Sonra refleksle yüzeye çıktım.
Hava... Derin bir nefes çektim ciğerlerime.

Yat mı üzerime geliyordu yoksa akıntı mı beni ona çekiyordu anlayamıyordum. Bacağımdaki yanma hissi her hareketimde daha kötü oluyordu. Kurşun sıyırmıştı sanırım. Bildiğim tek şey yüzmekte zorlandığımdı. Bir batıp bir çıkıyor, yuttuğum su da cabasıydı.

Gözlerim yukarı kaldırdım. Onu düşündüm. Akrep'i. Hâlâ yaşıyor muydu? O an onu duydum.

" Ece!"

Akrep...
Başımı kaldırmaya çalıştım ama aynı anda yüzüme çarpan dalgalarla yeniden su yuttum. Kollarımı kullanarak yüzeyde kalmaya çalışırken bir yandan kıç tarafa doğru sürükleniyordum.

Bir anda bir şey oldu. Sertçe saçımın çekildiğini hissettim. Acıyla nefesim kesilirken yeniden suyun altına girdim. Panikle yukarı çıkmaya çalıştım ama başım geriye çekildi. Sanki biri saçımdan tutmuş aşağı çekiyordu beni. Ne olduğunu anlamam birkaç saniyemi aldı. Örgüm... Takılmıştı.
Kalbim korkudan o kadar hızlı atıyordu ki. Ellerim suyun içinde hızla arkama uzandı. Parmaklarım dokunduğu metal yüzey... Pervane... Hayır hayır hayır.

Yeni bir dalga ile yüzeyde derin bir nefes çekerken suya atlayan Akrep'i gördüm. Aynı anda yediğim dalgayla yeniden suyun altında kaldım.

Motor tam çalışmıyordu ama metal kanatlar suyun hareketiyle hâlâ ağır ağır dönüyor, ve benim saçım her dönüşte biraz daha geriliyordu. Panikle saç örgümü çekmeye çalıştım. Olmuyordu. Nefesim iyice tükeniyordu.
Yeniden yukarı çıkmaya çalıştım ama boynum geri çekildi. Nefesimi daha fazla tutamazdım.
Ölüyorum..
Aklımdan geçen tek şey buydu.
Gerçekten ölüyordum.

O an da yetişti Akrep. Sonra kolları. Beni tuttuğunu hissettim.
Arkama geçti suyun altında. Eli saçlarımı yokladı. Bir an durduğunu hissettim. Gözlerimi açtım. Korkmuştu. İlk kez gerçekten korkmuş görünüyordu. Sonra elindeki bıçağı gördüm.. Ne yapacağını anladığım an içim acıdı.

Örgümü tuttu.
Bir saniye bile düşünmeden kesti.
Saçımın ağırlığı bir anda kayboldu. Açılan örgüyle saçım suyun içine dağıldı. Akrep beni yukarı çektiğinde ikimiz de nefes nefese yüzeye çıktık. Hava ciğerlerime dolarken öksürmeye başladım.

" Ece."

Diyen Akrep'in elleri yüzümü buldu.

" Ece!"

Gücüm tükenmiş şekilde kollarına bıraktım kendimi. Ardından herşey bir görünüp bir kaybolmaya başladı. Şuurum gidip geliyordu. Gözlerimi yeniden araladığımda Akrep'in kolunda yattan uzaklaştığımızı gördüm. Sonra yatın içinde boğuk bir patlama yükseldi. Oluşan dalgayla yeniden suyun altında kaldığımızda vücuduma sıkıca sarılan kolları hissettim sadece.

Suyun altında ne kadar kaldık ne kadar uzaklaştık bilmiyorum. Suyun yüzeyinde gözlerimi tekrar açıp derin bir nefes çektiğim de yanan tekneden oldukça uzaklaşmıştık.

Gücüm tamamen kesilmiş kapanmak için can atan göz kapaklarımla savaşıyordum.
Akrep'in kollarında sürüklenirken duyduğum motor sesiyle yana çevirdim başımı. Bize doğru gelen tekneyi gördüm. Ardından Alex diye bağıran birini duydum. Bu adamlar bizdendi. Saniyeler sonra kollarımdan tutulup yaklaşan tekneye çekildim. Sırt üstü yatmış kapalı gözlerimle derin nefesler alıp veriyor, titriyordum. Öyle ki dişlerim birbirine vuruyordu.

" Ece." Diyen Akrep'i duydum.

" Ece aç gözlerini."

Ne cevap verebiliyordum ne de gözlerimi açabiliyordum. Şok geçiriyor sadece titriyor ve uyumak istiyordum.

Gözlerim yeniden kapanırken birden yükseldim. Akrep'in kucağındaydım. Az sonra daha sıcak bir yere geldiğimi hissettim. Yumuşak bir yere bırakıldım. Bedenimde dolaşan elleri hissedince anında açıldı gözlerim. Bı-bırak. Dedim titreyen çenemle ama dinlemedi bile. İki dakika sonra üzerimdeki kıyafetler çıkmış çamaşırlarımla kalmıştım. Ellerimi kendime kapatmaya çalışırken, hızla üzerime bir battaniye örtüp sardı beni. O an saçlarıma gitti ellerim. Artık uzun değildi. İçim bir kez daha acırken Akrep bacağımın üzerini açıp acıyan yaraya baktı. Kaşları çatık,

" Kurşun sıyırmış."

Dedi Türkçe. Sonra,

" Korkma." Dedi.

" Çok kötü değil."

Hemen arkadaki dolaba yürüdü. Sağlık çantasıyla yanıma geldi.
Yatağın yanına dizleri üzerine bıraktı kendini.

Şuan tepeden tırnağa su içindeydi ama kendini bırakmış beni düşünüyordu. Yattığım yerde sıkıca tuttuğum battaniyenin altında ısınmaya çalışarak onu izliyordum. Bacağımdaki acıyan yeri yavaşça pansuman etti önce. Sonra sıkıca sardı.

" Bir süre idare eder bu seni."

Dedikten sonra ayağa kalkıp malzemeleri yerine bıraktı. Ardından üzerindeki gömleğin düğmelerini açmaya başladı. Vücuduna yapışan gömleği çıkarıp kenara attı. Sonra benim beline sardığım sargıyı çözüp çıkardı. Onu da kenara atıp dolaba döndüğünde sırtını kaplayan dövmesini gördüm. Sırtının ortasında kocaman bir akrep dövmesi vardı. Öyle ki boynundaki dövme bunun yanında sönük kalıyordu.

Eli pantolonunun kemerine gidince gözlerimi kapattım hemen. Kapanan gözlerim anında uykuya çekmeye başladı şuurumu. Yavaş yavaş karanlığa doğru kayarken,

" Ece!"

Diyen Akrep'i duydum yeniden.

Uyumak istiyorum demeye çalıştım dolanan dilimle. Ama olmadı yapamadım. Sonra...
Sonrası yok. Kayıp gittim karanlığa.

*****

Aradan ne kadar geçti bilmiyorum. Dakikalar, saat. Belki de saatler. Bilmiyorum.

Ağırlığını zorlukla kaldırdığım göz kapaklarımı açtığımda karşımda gördüğüm Akrep ile kocaman oldu gözlerim. Anında kendime baktım. Aynı battaniyenin altında ama Akrep'in kolları arasındaydım. Kundak gibi sarıldığım battaniyeye kolları ve üzerime attığı bacağıyla sarılmış beni ısıtmaya çalışıyordu hâlâ. Son hâlini hatırladım o an. Allah'tan şuan giyinikti.

Yavaşça kıpırdanıp yine yavaşça yerimde doğrulmaya çalışırken birden gözlerini açtı.

O bana ben ona donuk şekilde bakakaldık. Bir süre sonra başımın altındaki kolunu çekip dirseği üzerine kalktı. Elini alnıma koydu.

" Nasılsın?"

" İ-iyi. Yani. Sanırım."

" Korkuttun beni. Ateşlendin.
Yirmi dört saattir kendinde değildin."

" Ciddi olamazsın."

" Biraz daha uyanmasaydın karaya dönmek zorunda kalacaktık.
Hadi kalk. Biraz hava al. Kendine gel."

Diyerek yerinden kalkıp odadaki dolaba yürüdü. Kendi üzerinde saks mavisi bir gömlek ve siyah bir pantolon vardı. Dolaptan gri bir eşofman takımı çıkardı. Getirip yatağın üzerine bıraktı.

" Bunları giy.
İstersen giyinmene yardım da edebilirim."

" Ge-rek yok ben giyerim. De!
Kimin bunlar?
Bu tekne?"

" Kıyafetler benim. Tekne Valeriani ailesine ait. Geçen yıl eşiyle kalmak için almıştı.

Ben dışardayım. Bacağını zorlama. İşin bitince çağır."

" Tamam."

Dedim mecburen. Akrep kapıdan çıkınca yavaşça doğrulup battaniyenin içinden çıktım. Anlık hissettiğim soğuk yüzünden eşofman takımının üstünü hemen üzerime geçirdim. Ardından önce bacağımdaki sargıyı inceledim. İyi görünüyordu. Sonra dikkatli şekilde aşağıya sarkıttım bacaklarımı. Ve alt parçayı bacaklarıma geçirdim. Hem paçalar hem kollar uzun içinde kaybolmuştum.

Ellerim istemsizce saçlarıma gitti. Arkamdan önüme aldığım saçımın uzunluğu göğsüme kadardı sadece. Oysa örülü hâli bile kalçalarıma kadardı eskiden.

O an yine Amor'un yüzü ve söyledikleri geldi aklıma. Saçlarım için,

Kesilince üzülme. Yeniden uzar.

Demişti. İnanamadım. Amor herşeyi bilmişti. Yatın pervanesine sıkışan saçlarımı Akrep kesmişti beni kurtarmak için.

Sonra Amor'un diğer sözleri geldi aklıma.

Karanlığın içinde atan bir kalp görüyorum demişti.
Seninki ile birlikte atan bir kalp.
Demişti.
Bu kalp yüzünden kendi aklın ve kalbin arasında bir çatışma yaşayacaksın. Demişti.
Ya aklını takip edeceksin ya kalbini. Bence kalbini. Demişti.

Önüne iki yol çıkacak.
Bir ayrımda kalacaksın.
O yollardan birini seçmen gerekecek. Önce ki seçimin bunu da etkileyecek.
Demişti.

Kafamın içi Allak bullak olmuş, çıkış yolunu ararken kapı tıklayınca yerimde sıçradım.

" Ece! iyi misin?"

" Hazırım." Dedim panikle.

Kapıyı açıp içeriye girdi. Direk yanıma gelip hiç bir şey söylemeden kucağına aldı. Kapıdan dikkatlice geçti. Koridordan geçerken yüzünü izliyordum. Basamakları çıktığında güvertede güneş ışığı ve sıcak hava karşıladı bizi.

Yavaş adımlarla getirip arka taraftaki özel yapım koltuklardan birine bıraktı yavaşça. Anında etrafıma bakındım. Koca denizin ortasında bir tek bu tekne ve biz vardık.

" Neredeyiz?"

" Açıkta."

" Neden burada bekliyoruz? Neden dön."

" Alex! " Diyen adama bakınca yarım kaldı cümlem.

" Nico.! " Dedi. Tanıştırma bâbında.

" Drago Valeriani..."

Dedi Nico elindeki telefonu uzatırken. Ayağa kalktı Akrep. Nicodan telefonu alıp yanıma geldi. İtalyanca konuşmaya başladı. Bir süre devam etti konuşmaları. Bu arada ben etrafa bakıyordum hâlâ. Açık derken ne kadar açılmıştı bu tekne. Dünyanın sonunamı?

Akrep'in ağzından Ece kelimesini duyunca anında döndüm. Benden mi bahsediyordu? Neden?
O konuşmaya devam ederken Nico elinde yemeklerin olduğu bir tepsi ile geldi. Koltuğun önündeki yuvarlak bölüme bıraktı tepsiyi. Eliyle buyur işareti yaptı. Yemeklere bakarken Akrep telefonu Nico'ya verip yanıma oturdu.

" Uzun zamandır açsın. Başla. Karnını doyur."

Yemek biraz daha bekleyebilirdi.

" Adımı söyledin." Dedim.

" Benden mi bahsediyordunuz. Neden? "

Oturduğu yerde yönünü bana döndü. Bir süre gözlerime baktı. Sonra

" Ece." Dedi.

" Evet. Hem patronum hem abim olan adama senden bahsettim.
Kabul edersen seni de yanımda getireceğimi söyledim. Eğer bu onun için sorun olursa yanından ayrılmak istediğimi söyledim."

" Ne? "

" Ayrılmak."

" Hayır onu sormadım.
Yanımda derken, ne?"

" Yatta konuştuklarımızı hatırlıyor musun Ece?"

Başımı salladım belli belirsiz. Hatırlıyordum. Her konuşmayı ve ânı.

" Ben sana ilk görüşte aşık olmuşum Ece. Sana karşı içimde görmezden gelemeyeceğim duygular oluşmuş. Seni burada bırakıp gitme fikri kurşundan daha çok acı veriyor. "

Yüzüne bakakaldım.

" Şimdi sen söyle Ece.
Ben gidersem sen arkamdan ne hissedersin. Üzülür müsün yoksa umursamaz mısın? Bana karşı içinde birşey var mı? Bana karşı en ufak bir sevgi kırıntısı varsa kalbinde benimle gel. Söz veriyorum o kırıntıyı dünyalar kadar büyütürüm. "

Kısa bir sessizlik oldu aramızda. Sonra devam etti.

" Bu yüzden bu saate kadar bekledim. Cevabını duymak için. Benimle gelirsen buradan hava alanına oradanda özel jet ile doğruca İtalya'ya gideriz.

Ama gelmek istemezsen. Sana karşı hiç bir duygu yok içimde dersen limana geri döneriz. İstediğin yere ellerimle bırakırım seni. Bir daha da karşına çıkmam."

Yüzünü ve mavilerini izledim bir süre. Akrep'in gittiğini İstanbul'da yalnız kaldığımı düşündüm bir an. Çok rahatsız etti, ve canımı yaktı bu düşünce.

Geldik mi yine Amor'a. Her şeyi nasıl bilmişti bu adam. Histerik bir gülümseme ile baktım yüzüne.

" Ece benimle gelmeyi kabul ediyor musun?"

Omuz silktim.

" Kabul ediyorum." Dedim.
" Sana olan duygularımı.
Bana olan duygularını.
Ve bana yaptığın bu teklifi.
Ama ben aynı evde nikahsız yaşayacak kadar geniş mezhepli değilim bu bir. "

" Kale."

" Ne? " Dedim şaşkın.

" Kale de yaşıyorum. Yani abim ve ailesi yani eşi ile aynı büyük bir kalede yaşıyorum. Ama sorun olur dersen..."

" İnanmıyorum.
Sen bir kalede mi yaşıyorsun?
Tabiki sorun olmaz. Yani. Yanılmıyorsam bir çok kat ve oda var kalelerde. Sonuçta iki artı bir daire, yan odada kaynana gibi sorunlar yoktur herhâlde.
Ama iler bir gün bu pişman olursak..."

" Olmayacaksın." Diye atıldı.

" Benimle evlendiğin için asla pişman olmayacaksın. Sana söz veriyorum."

Ayağa kalktı. Cebinden çıkardığı o saçlarımı keserken kullandığı bıçağı bana uzattı.

" Şuan üzerindeki en değerli şeyim bu. Benimle evlenir misin Ece? "

Bir bıçağa bir Akrep'e baktım. Bu kadar garip bir teklif duyulmamıştır herhâlde. Ama iki gündür normal olan ne vardı ki bu normal olsun.

" Evet. Evlenirim."

Dedim elindeki bıçağı alarak. Yaklaştı dudakları dudaklarımı buldu. Nazikçe öptü.

Parmağıma takılacak bir şey değildi. Bu yüzden eşofmanın cebine soktum bıçağı.
Hızla kaptan köşküne geçti Akrep. Pardon Alex. Artık değişmişti işler.

Bulunduğumuz tekne geri dönüp limana doğru yola çıktı. Saatler sonra marinada indik. Taksiyle bir otele gidip yerleştik önce. Ne kimliğim kalmıştı ne eşyalarım. Hepsi havaya uçan yatta yok olmuştu.

Emniyet peşimize düşmeden hızlı şekilde kimlik çıkarttım kendime. Tabi öncesinde Alex'in kesmesi yüzünden şekilsiz hâle gelen saçlarımı da düzelttim kuaförde.

Ardından Yıldırım nikahı için randevu ve yüzükleri aldık.
Nikâh için gelinlik almak istemedim. Bir de İtalyada tören olacak dedi tutturdu Alex. O yüzden sade bir nikah yaptık aramızda. Zaten kimim vardı gelecek. Abimi zaten saymıyorum.

Nikâhtan sonra hiç oyalanmadan hava alanına geldik. Özel siyah bir jet bizi bekliyordu. Önden biz arkadan Nico ve adamlar, bindik.

Yerlerimize oturup kemerlerimizi bağladık. Başımı yanımdaki adamın omuzuna yasladım. Gün batarken havalandı uçak.

Hayatım köklerinden değişti böylece. Yarın sabah bambaşka biri olarak, bambaşka bir ülkede bambaşka bir hayata uyanacaktım.

Evet! Herşey çok hızlı, alelacele, belki saçma ve düzensiz olmuştu. Ama düzenli başlayıp güzel olmayan o kadar çok hayat vardı ki. Benim yeni hayatım da böyle başlasındı.

Olay bu yola nasıl çıktığın değildi!
Bu yola kiminle çıktığındı!
Ben kaderime güvenip, yanımdaki bu adamla çıkmıştım yeni hayatıma doğru giden bu yola.
Başlangıcı karışık olsada emindim, sonu mutlu olacaktı.

MUTLU SON

Evet hikâyemiz burada bitiyor.
Eh buraya bari yorum bir bırakın canlar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.