♦️S. Özel 3 Unutulamayan

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ♦️S. Özel 3 Unutulamayan

DRAGO

Arka koltuğunda oturduğum aracın camından elimde puro karşımdaki binanın ikinci katındaki pencereyi izliyordum.



Aylardır her gün bu binanın önüne geliyor, her geldiğimde başka bir araç kullanıyordum farkedilmemek için.

Dakikalarca baktım yine bazen önünden geçtiğini gördüğüm o pencereye. Sonra sımsıkı kapattığım gözlerimle o güne geri döndüm. Kalenin içinde Leyla'nın gerçekte kim olduğunu öğrendiğim güne... Düşmanımın kanını taşıdığını öğrendiğim o la*etli güne...

Sonra benden nasıl kaçtığını hatırladım. Bayılacak kadar nasıl korktuğunu. Yaptığıma pişman kucağıma alıp odama getirişim, verdiğim o zihin silen ilaç, kollarımda baygın yatışı canlandı gözlerimin önünde.

Beni ve yaşadığı herşeyi unutsun istemiştim. Geri dönmeyi bir anlığına bile düşünmesin istemiştim. Ama bir şeyi hesap edememiştim. Kendimi... Evet o beni unutmuştu belki, ama ben onu unutamıyordum. O gün ilk kanı ondan akıtmak isterken, bugün bütün kanımı onun için akıtacak kadar ona aşık olduğum farkındalığıyla hem kalbimin hem ruhumun yandığını hissediyordum.

İşte bu yüzden Leyladan uzakta duramaz olmuş, günlerdir haftalardır İstanbul ile İtalya arasında gidip geliyordum.

La*et olsun sana Drago.

Dedim kendi kendime.

Nasıl bu hâle gelebilirsin?
O ilacı kendine de yapmalısın.

Elimi cebime sokup o gün şöminenin içine attığım günlüğü çıkarıp yarısı yanmış yarısı hâlen sağlam olan hâline baktım. Herşey bu defterle başlamıştı. İçini açıp o hayatımı alt üst eden mektubu çıkardım sonra sarı isli sayfaların arasından. Defter gibi kenarları yansa da satırları hâlen okunan Livia Moretti'ye ait o mektubu açıp içindekileri tekrar okudum.

Öfkeyle koltuğun üzerine attım sonra ikisini de. Yumruklarımı sıkarken gözlerimi yeniden kapattım.

Bu kez Leyla'yı İstanbul'a getirdiğim geceye döndü zihnim. Leyla'yı babasına ait dükkandaki o küçük odaya bıraktığım geceye.

Onu o eski yatağa yatırıp ilk ve son kez öpüp öfke ve darma duman duygular içinde oradan ayrılmak ölüm gibi gelmişti. En güvendiğim kişi olan Alex'i her ihtimale karşı çarşıda bırakmış hiç oyalanmadan İtalya'ya dönmek üzere yola çıkmıştım. Sabah Alex beni aradığında odamın içinde delirmiş gibi ileri geri dolaşıyordum.

Alex Leyla'nın komşu esnaflardan biri ve Asaf Karaman'ın yıllardır arkadaşı olan Salih adında biri tarafından bulunduğunu ve hastaneye götürüldüğü söylemişti. O an sol yanımda bir yangın hissettim. Ateşin tam ortasında ise kalbim vardı.

Peşinden ayrılmamasını iyi olduğundan emin olmasını söylemiştim. Son aradığında Leyla'nın hiç bir şey hatırlamadığını onu bulan adamın Leyla'yı kendi evine götürdüğüğünü anlatmıştı. Bir hafta kadar sürekli evi gözetlemişti Alex. Leyla'nın iyi ve güvende olduğundan emin olunca dönmesini söylemiştim.

Aradan günler geçsede kendime gelememiştim. Leyla'nın sesi, konuşmaları, yatağımdan kalan korkusu beni aklımı kaybedecek hâle getirince onu görmek arzusu öyle bir yer etmişti ki hem aklıma hem kalbime, daha fazla duramamış on günün sonunda İstanbul'a gelmiştim.

Onu yeniden gördüğüm o ilk ânı hiç unutamıyorum. Yanında Aysun teyze dediği bir kadınla AVM de alış veriş yapıyordu. Onu uzaktan takip eden beni fark etmemişti. Oysa yanına gitmeyi kollarımın arasına alıp sıkıca sarılmayı teninin kokusunu ciğerlerimin en ücra köşelerine kadar çekmeyi öyle istiyordum ki.
Ama yapamıyordum. O günden beri sadece uzaktan izliyordum.

Düşüncelerimin arasından kapıda gördüğüm Leyla ile çıktım. İşte oradaydı. Çok yakınım da. Hayır hayır... Aslında çok uzağımdaydı.

Cebimden çıkardığım telefonumu kaldırıp resmini çektim yine. Galerim Leyla'nın resimleri ile doluydu. İstanbul'a her gelişim de onu her görüşümde uzaktan izliyor, resimlerini çekiyor döndüğüm de özlemi mi resimlerine bakarak gideriyordum. Telefonu indirip gözlerimi yeniden Leyla'ya çevirdim.

Bina kapısından çıkıp hızlı adımlarla yürümeye başladı. Yine otobüs durağına gidiyor, bir yandan da elindeki sandviç yada tost olduğunu düşündüğüm ekmeği yiyordu. Bu sabah okula geç kalmıştı sanırım. Direksiyon daki Alex'e seslendim.

" Takip et."

Otobüs durağına kadar yavaş şekilde sürererek takip ettik. Her hareketini özlemle izledim. Biz durağa geldiğimizde otobüste geldi. Diğer yolcularla birlikte binip hareket ettiklerinde bu kez otobüsün arkasından takip et dedim Alex'e. Otobüs önde biz arkada kısa süre sonra okul durağına geldik. Leyla diğerleri ile birlikte inip hızlı adımlarla okul bahçesine oradan da binaya girdi.
Ben ise sadece uzaktan izledim.

Saatlerce bekledim orada. O saatlerin her dakikasında onunla geçen günleri bir bir yeniden yaşadım. Sonunda çıkış saati gelince bahçeden çıktı. Yeniden durağa doğru yürürken ben yine takip et! emri verdim Alex'e. Gözlerim Leyla da, adımlarına uygun yavaşlıkta arkasından ilerlerken yanımızdan hızla geçen bir motorsiklet kaldırıma çıkıp Leyla'ya doğru sürünce yerimde doğrulup dikkat kesildim.

" Leyla!"

Dediğinde anladım ki tanıyordu. Kimdi? Yoksa...

Leyla'nın erkek arkadaşı olma ihtimali ile kaşlarım çatıldı. Leyla geriye doğru adımlarken motor yanında durdu. Camı hafiften aralayıp kulak kesildim.

"Acelen var sanırım güzelim.
Atla gideceğin yere bırakayım seni."

Dediğinde daha da dikkat kesildim.

" İtalyanca mı konuşuyorum lan ben! Dediklerimin neresini anlamadın?"

Gözlerindeki sinirli bakış ve o cümleler rahatsız edildiğini gösteriyordu.

" Hadi amaa.
İyilik yapmaya çalışıyorum."

Diyen motorluya,

" Defol Çetin."

Dediğinde tanıdığı ama tanımaktan memnun olmadığı belliydi. Leyla arkasını dönüp yoluna devam etmek istedi ama Çetin denen piç motordan inip kolundan tuttuğunda bütün damarlarım alev alev yandı.

"Amma da naz yaptın ha?"

Derken Leyla'nın yüzü değişti. Canının yandığını anladığım da kapının koluna yapıştım. Tam açacakken Alex,

" Abi dur!"

Diyerek engel oldu.

" Burada olduğun bilinmemeli. Ben hallederim."

" Ne yaptığını sanıyorsun bırak!
Yoksa bağırırım."

Konuşmaları duyuyordum.

" İstediğin kadar bağır.
Cüzdanımı çaldı derim herkese."

" Ne?
Ne cüzdanı,ne çalması!?
Kafayı mı yedin sen be manyak bırak!"

Duyduklarım yüzünden yeniden ikilemde kalmıştım. İtalya'da ki planlarım yüzünden İstanbul'da olduğum bilinmemeliydi. İstemeye istemeye geri adım attım ama Alex'e emrimi verdim.

" Kır şu piçin kolunu. Sonrada gidip köpek gibi yalvararak özür dilemesini söyle. Yoksa gebertirim onu."

Alex hızla araçtan indi. Çocuğun arkasından yaklaştı ve omuzundan tuttu. Piç herif sinirle arkasını döndüğünde Alex'in yumruğu yüzünde patladı. Saçlarından tutup asvalta bastırırken dizini sırtına koyup sağ kolunu tuttuğu gibi geriye çevirdiğinde duyduğum sesi sadece keyif verirken gözlerim olanları korkuyla izleyen Leyla'ya çevrildi.. Alex konuşmadan çenesiyle git buradan işareti yapınca koşarak uzaklaşırken bir an geriye bakıp devam etti.

Durağa ulaştığında otobüste gelmişti. Hızla bindi ve hareket eden otobüsle uzaklaştı. Ardından Alex arbaya döndü. Motoru çalıştırıp otobüsün peşinden sürdü. Yeniden takip ederek dükkanın olduğu çarşıya kadar gittik. Kalan günü çarşının dışında bekleyerek geçirdim. Bir ara polis aracı gördük. İki polis çarşıya girip çıktılar.

Saatler sonra o piçin geldiğini gördüm. Alex'in tehdidi yüzünden gelmişti. Arabayla yaklaşıp camı aralayarak seslendim.

" Çetin."

Anında bize dönüp ön koltukta Alex'i görünce korkuyla geriledi önce.

" Aferin söz dinliyormuşsun. Seni izliyorum Çetin. Gidip o kızdan özür dileyeceksin. Sonra da o okuldan defolup gideceksin. Artık başka okul mu olur yoksa başka şehir mi orası sana kalmış. Ama seni bu kızın etrafında bir daha görürsem..."

Bu cümlenin ardından belimdeki silahı çıkarıp yüzüne doğru çevirdim.

" Seni hiç acımadan öldürürüm."

Korkuyla başını salladı.

" Ta-tamam."

" Defol git şimdi özrünü dile."

Tam arkasını dönmüş giderken tekrar bağırdım.

" Çetin!"

Korkuyla baktı yeniden.

" Bizden bahsedersen..."

"Ha-hayır. Bahsetmem.
Yeter ki bırakın yaka mı?"

Koşarak girdi çarşıdan içeriye ve gözden kayboldu. Yarım saat kadar sonra Leyla göründü çıkışta. Otobüs durağına doğru yürürken yine peşinden sürdü Alex. Dakikalarca izledim ardından. Bir ara sanki bizi görmüş gibi şüpheyle etrafını inceledi. Sonra önüne dönüp adımlarını hızlandırdı. Bizde peşinden yine... Otobüsün gelene kadar tedirgin şekilde bekledi. Oysa korkmasına gerek yoktu. Ben buradaydım. Otobüs geldiğinde diğer insanlarla birlikte otobüse bindi. Otobüs önde biz arkada devam ettik yine.

*****

Yarım saat sonra durakta inip yağan yağmurun altında koşarak kaldığı evin olduğu binaya ulaştığında benimde zamanım bitmişti. Bugün son kez adım adım izlemiş uzaktan bile olsa hasretimi gidermeye çalışmıştım.

" Alex."

" Emret abi."

"Önce otele sonra da İtalya'ya dönüyoruz."

" Tamam abi."

Alex gaza basarken ben son kez baktım Leyla'ya.

"Hoşçakal küçük tavşanım."

Dedim yüreğimin içinden.

*****

Yarım saat sonra otele giriş yaptık. Sabahtan beri hiç bir şey yiyip içmemiştim. Önce akşam yemeği yedik. Ardından lobiye geçip birer kahve içtikten sonra odaya çıkıp valizimi topladım. Lobiye inip çıkış işlemleri hallettikten sonra hava alanına doğru yola çıktık. Yolda pilotu arayıp uçağı hazırlamasını emrettim. Havaalanına gelip uçağa binerken içimde bir huzursuzluk vardı. Basamakları çıkıp uçağa girdikten sonra koltuklara oturup kemerleri bağladık. Nihayet havalandığımızda son kez baktım aylardır gelip gittiğim İstanbul'a.

*****
SAATLER SONRA
İTALYA🌀

Uçaktan inip beni bekleyen araca doğru yürürken aklım yine İstanbul'da kalmıştı. Ama daha fazla devam ettiremezdim bunu. Leyla beni unutmuştu ve benimde onu unutmam gerekiyordu artık. Hem kendim için hem onun için. Küçük bir tavşanın acımasız bir dünyada olması doğru değildi.

Alex'in açtığı kapıdan arka koltuğa geçip oturdum. Şoförüm Nico direksiyona geçerken Alex de yanındaki koltuğa oturdu. Dışardaki adamlarım diğer araca geçince iki araç kaleye doğru yola çıktık.

" Nico."

" Emredin efendim."

" Yokluğumda bir şey oldu mu?"

" Şey efendim."

" Mırın kırın etme de konuş."

Dedi Alex.

" Görünürde birşey yok ama hanımefendi sanki gizli bir şeyler yapıyor."

" Ne demek istiyorsun açık konuş."

" Yakın adamları ile kuytu köşelerde bir şeyler konuşuyor sürekli."

" Anladım.
Hızlan."

Bir an önce evde olmam gerektiğini hissediyordum.

&

Bir saat sonra kalenin önünde ana girişte durduk. Büyük kapıdan avluya oradan da içeriye girdim. Merdivenleri hızlı adımlarla çıkıp meşalelerle aydınlatılmış büyük koridordan geçip büyük salona geldim. Kapının önünde bekleyen Sofia içerde olduklarını gösteriyordu.

" Hoşgeldiniz efendim."

Dedi elleri ve başı önünde.

" Kim var içerde?"

" Büyük hanım, Bayan Bianca ve Bayan Romina."

Duyduğum isimle şaşırdım.

" Romina Rossi.
Yeraltı dünyasının üçüncü büyük ailenin kızı Romina Rossi.
Onun ne işi vardı burada.

" Neden gelmiş."

" Büyük hanımın davetiyle gelmiş efendim."

Kapıya döndüğümde Sofia kapıyı benim için açtı. İçeriye girip yanan şömine önünde oturmuş kahvelerini içen üç kadına baktım.

Bianca ve Romina beni gördükleri anda ayağa kalkarken annem hiç kıpırdamadı. Aksine geriye yaslanıp bacak bacak üstüne attı.

" Hoşgeldin abi."

" Hoşbuldum."

" Hoşgeldin Drago Luca Valeriani."

Cümlenin sahibi Romina'ya bakarken şöminenin önüne gelip kolumu üst kısmına dayadım.



" Üç kadın bir arada konuşuyorsa birinin başına gelecek bir bela var demektir."

Romina ayağa kalkıp ağır adımlarla yanıma kadar gelerek durdu. Gözlerini gözlerime dikti.

" Çok esprilisin bu gece."

"Espiri yapacak biri değilim. Hayatım boyunca espiri yapmadım. Bunu sen de bilirsin.
Söyle neden buradasın?"

" Ben davet ettim."

Dedi annem araya girerek.

"Uzun zamandır görüşemiyoruz akşam yemeğini birlikte yiyelim dedim. Sohbet eder özlgideririz dedim. Sağolsun o da beni kırmadı."

" Siz üçünüz bir aradaysanız bu sohbet etmek değildir."

" Saçmalama Drago.
Hem sen önce günlerdir neredesin ne işle meşguldün onu söyle."

" Bu ailenin lideri benim. Nerede olduğum, ne iş yaptığım sadece beni ilgilendirir. Sen bana hesap soramazsın? Babama sorabiliyor muydun?"

Sözlerimle kaşları çatılırken yüzü asıldı.

"Ne hâliniz varsa görün."

Dedikten sonra açtığım kapıyı arkamdan çarparak çıktım. Sonra koridorda beni bekleyen Alex'in yanına gelip durdum.

" Moretti'den ne haber var?"

" Aylardır her yerde senden ve yaptığı şeyden bahsediyormuş. Fabrikasını yaktım gıkı çıkmadı. Tanrı Valeriani'leri terketti. Güç Carlino Valeriani ile toprağın altına girdi. Diyormuş. Bizim itibarımızı düşürmeye çalışıyor. Etrafında yeni adamlar türemiş. Bazıları Carlinoya biat edenlerden ama şuan taraf değiştirmiş görünüyorlar. "

" Şimdi nerede o köpek."

" Karısını Maldivler'e yollamış, kendisi de yanında metresi mekan mekan dolaşıyormuş."

" Güzel...
Livia moretti'den haber var mı?"

" Araştıran adamlarla az önce konuştum. O isimde hiç kimseye ulaşamamışlar. Eğer yaşıyorsa ki sanmıyorum. Yüzünü ve ismini değiştirmiştir."

" Aradan 19 yıl geçmiş. Yaşasaydı bulunurdu. Yıllar önce infazı verildi ve uygulandı bence."

" Muhtemelen öyle."

" Tamam sen de git dinlen. Yarın akşam bir toplantı yapalım. Moretti'ye verdiğim süre doldu."

" Emredersin.
İyi geceler abi."

Ben dönüp odama girerken Alex de koridorun diğer tarafına doğru uzaklaştı. İçeriye girip kapıyı kapattım. Çeketimi çıkararak yatağın üzerine attıktan sonra yanan şöminnin yanına gelip yanındaki büyük kütüklerden ikisini içine attım.. Ardından gömleğimin düğmelerini birer birer açıp pantolonumun içinden çıkardım. Dikkatimi çeken şişeyle çalışma masamın önüne gelip şişenin tepesinde takılı bardağı alarak kapağı açıp doldurdum. Sol elimi cebime sokup bardaktan bir yudum alıp boğazımdan aşağı yavaşça yuvarladım. Keskin tat damağımda iz bırakırken pencereden dışardaki karanlığa bakarak yağmurun cama vuran sesini dinliyordum. Tam ikinci yudumu alırken kapının açıldığını duydum.

" Sana git dinlen demiştim Alex."

Gelen kişinin Alex olduğunu düşünmüştüm. Sadece o rahat bir şekilde girebilirdi odama.

" Benim.." Diyen sesle arkamı döndüğümde kapının yanında Romina duruyordu. Keskin bakışları ve dik duruşu kollarını göğsünde birleştirmiş hâliyle daha da netti. Bir kaç saniye göz göze kaldık. Uzattığı eliyle kapıyı yavaşça kapatırken gözleri üzerimde gezindi.

" Burada ne işin var?
Neden geldin? "

Dedim olabildiğince soğuk. Derdini biliyordum aslında hemde uzun zamandır ama görmezden geliyordum.

" Vaktin varsa biraz konuşmak istiyorum."

" Ne hakkında?"

Dedim arkamı dönüp bardağımdan bir yudum daha alırken. Sivri topuklu ayakkabılarının odada yankılandı. Sonra bir anda göğüslerini ve başını sırtıma dayarken arkamdan belime dolanan kollarını hissettim. Yumuşak ses tonuyla,

" İkimiz hakkında."

Derken ellerini arsızca sert tenimde gezdiriyordu.

" Vaktim yok. Duşa girip yatacağım yorgunum."

" Drago...
Neden benden uzak duruyorsun?"

Nazlı ses tonuyla.

" Neden bu kaslı güç kokan bedene yaklaşmama izin vermiyorsun?"

Elleri hâlâ üzerimde yanımdan önüme geçti. Gözleri gözlerimde ellerini göğsümün üzerine koyarak derin bir nefes bıraktı.

"Benimle birlikte duş almak istemez misin?"

Parmakları hafiften kıpırdanırken nefesi titriyordu.

" Hayır."

" Drago seninle olmak, senin olmak için herşeyi yapamaya hazırım ama sen... Sen beni görmüyorsun bile!"

Başımı umursamaz şekilde yana çevirip bir yudum daha aldım bardaktan.

" Doğru söyle Romina. Seni odama senin baban mı yolladı, benim annem mi? Hangisinin fikri iki aileyi birleştirmek için seni koynuma sokmak."

Yüzü aniden değişti. Doğru tahmin etmiştim. Kısa bir süre gözleri gözlerim de dolaştı ve itiraf etti.

" Kimin fikri olduğu önemli değil. Senden hoşlanmasam, seni arzulamasam, senin olmak istemesem buraya asla gelmezdim. Senin gibi bir adamın kadını olmak benim için herşeye değer."

Sözlerini umursamadan gözlerimi gözlerinde gezdirirken,

" Anladım annemin fikri. Ama bilmediği bir şey var kraliçe olduğunu sanan annemin. Senin gibi kızlarla ilgilenen biri değilim."

Sol elimi cebinde çıkarıp kolunu tutarak aşağıya indirirken bir adım geriledim.

" Şimdi çık odamdan. Bir daha da ne buraya ne de odama gelme."

Öfkeyle baktı yüzüme. Ardından elimdeki bardağı aldığı gibi kalan viskiyi tepesine dikip bardağı ayaklarımın dibine fırlattı. Yere çarpan bardağa indirdim gözlerimi. Tuzla buz olmuştu.

" Ne biçim erkeksin sen beh!
Şu kalıbından utan."

Diye bağırdı. Duyduğum cümle ile bir anda delirdim. Hiç kimse bana bu şekilde hakaret edemezdi. Tek elimle boğazına yapıştığım gibi arkasındaki duvara yasladım bedenini. Nefret dolu gözlerle yüzüne bakarken, iki eliyle bileğime yapıştı. Zor nefes alıyor olmasına rağmen dişlerinin arasından konuştu.

" Benimle bir gece geçirmek için kapımda köpek olmaya razı erkekler var. Benim gibi bir kadına karşı sen nasıl bu kadar ilgisiz ve soğuksun?"

O hâliyle bile yüzüne alaycı bir gülümseme ekledi.

" Yoksa..."

Dedi hain bir bakışla.

"Erkek değil misin?"

Duyduğum öfkeyle kendime çekip bedenini şiddetle çarptım arkasındaki duvara. Aah! Dedi inleyerek. Kulağına doğru eğilip hırlayarak konuştum.

" Lafına dikkat et Romina!
Seni öyle bir hâle getiririm ki bu odadan yürüyerek değil sürünerek çıkarsın. Haftalarca kıçının üzerine oturtmam seni."

Yüzünde bir gülümseme daha belirdi. Niyeti beni daha da öfkelendirmek ve amacına ulaşmaktı.

" Razıyım ben."

Dedi arsız ve korkusuz.

" Yeterki bir gece bile olsa benimle ol. Sana hayatın boyunca unutamayacağın bir gece yaşatırım."

Sinirim katlanarak artıyordu. Böyle giderse gerçekten elimde ölecekti. Sonunda elimi boğazından çekip gerilerken,

" Dünyadaki son kadın bile olsan seni koynuma almam Romina. Midemi bulandırıyorsun."

Dedim ardından kolundan tuttuğum gibi kapıya sürükledim. Ayağındaki saçma ayakkabılar yüzünden tökezleyerek yürüyordu. Kapıyı açıp dışarıya savurdum.

" Seni bir daha görürsem son gördüğüm şey olurum Romina. Defol!"

O anda annemin sesini duydum.

" Drago! Romina!
Tanrı aşkına ne oluyor burada?"

Annem ve arkasında Bianca koşar adım yanımıza geldiler. Romina üzerindeki elbisesinin kısa eteğini aşağıya çekerken annemin gözlerindeki sinir yüklü bakışları izliyordum.

" Sen daha iyi bilirsin anne!"

Dedim.

"Romina'yı odama sen yollamadın mı?"

Arkasında kız kardeşim olacak kıza döndüm.

" Anne kız boş bırakmaya gelmiyorsunuz."

İki adımda annemin yanına gelip kolundan tuttum.

" İsabella Valeriani!
Seni son kez uyarıyorum. Bir daha kafanda saçma sapan planlar yapıp benim işlerime burnunu sokma. Bianca!
Sözüm sanada."

Tam devam edecekken hiç ummadığım o sesi duyunca koridorda kalakaldım..

" İyi geceler ailem."

Hızla arkama döndüğümde onu gördüm. Matteo'yu... Anında anneme çevirdim gözlerimi.

"Cezasını çekti, dersini aldı.
Ben de dönmesine izin verdim."

" Sen mi? İzin mi?"

Bu kadın gerçekten haddini aşıyordu.

" Anne! " Dedim dişlerimin arasından.

" Anneme kızma Drago Valeriani.
Başıma diktiğin yarmalardan birine anneme, dönüp abime biat edeceğimi, emirlerine itaat edeceğimi, geçmişte yaptığım hataya düşmeyeceğimi, kendimi de affettireceğimi söylemesini istedi. Sağolsun annem de dönüşüme sana güvenip izin verdi."

Yanıma kadar gelip önümde bir dizi üzerine çöktü. Tuttuğu elimi öptü.

"Tüm içtenliğimle özür diliyorum senden. Aynı kandan olmamızın hatrına affet beni. Bundan sonra emrindeyim Dragon Luca Valeriyeni."

Bir anneme, bir hâlâ dizi üzerinde bekleyen Matteo'ya baktım. Bu adama hiç güvenmiyordum. Ama babamın dediği gibi kendi kanımdan vazgeçemezdim. Gözlerimi öfkeyle sıkarak kapattım.

" Affedildin Matteo." Dedim mecburen.

Rahatlamış şekilde syağa kalktı.

" Ama seni uyarıyorum. Aynı şeyler tekrar edilirse verilen son şansını boşa harcamış olursun. Bu kez cezan ölüm olur.

Aynı kandan olduğumuzu unutur seni kendi ellerimle öldürürüm."

***********************
3. Bölüm bitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 3beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.