11. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ
Bölümler 33Şu an: 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
" Kader ne çeşit bir oyun oynuyor."
" O kadarını bilmiyorum. Bildiğim tek şey var. Benim olmam gereken yer burası değil."
Gözleri gözlerime kilitlendi.
" Şimdi seninle bir anlaşma yapacağız. Ben o kağıtta ne var öğrenmene yardım edeceğim. Sende beni ülkeme geri götüreceksin."
" Ne demek öğrenmene yardım... Zaten hatırladığını söyledin."
" Bütün harfleri hatırlamıyorum kiii. Bir kısmını. Kalanları da bir şekilde çözerim. Yani öyle umuyorum. Altı üstü bir kaç cümle var kağıtta."
Hâlâ gözlerime baksada aklı başka yerde düşünüyordu. Aniden ayağa fırladı. Hızlı adımlarla masasına yürüyüp küçük bir defter ve kalem getirip kucağıma bıraktı. Sonrada arka cebinden bana ait olan siyah deri kaplı defteri çıkarıp içini açtı. Babasının bıraktığı kağıtla birlikte önüme koydu.
" Ne kadar hızlı çözersen o kadar erken dönersin ülkene."
Arkasına dönüp kapıya doğru yürürken,
" Dur! " Dedim. Durdu ve omuzu üzerinden bana baktı.
" Önce bir anlaşma imzalayacağız."
Bana döndü.
" Ne anlaşması?"
" Kağıttakini öğrendiğinde beni getirdiğin gibi kendi ellerinle ülkeme götüreceksin. Diyen bir anlaşma."
Ağır adımlarla geri gelip yatağın yanında durdu. Ellerini ceplerine sokup üzerime doğru eğildi.
" Hiç öyle bakma, kendimi garantiye alıyorum."
" Birincisi Drago'nun sözü senettir. İkincisi sözümü tutmak istemediğimde hiç bir kağıt beni bağlamaz küçük."
Doğrulup yeniden kapıya doğru yürürken yine bağırdım.
" Dur!"
Durdu. Elini burun kemerine dayayıp sıkarken sinirle soludu.
" Sana fazla yüz verdim."
Dedi. Sonra yine bana doğru döndü. Yanıma gelip durdu.
" Yine ne var?"
" Birincisi bana küçük deyip durma. 19 yaşındayım ben."
Gözlerini devirdi.
" Yaşından değil boyundan bahsediyordum."
" Ve! Benimde merak ettiklerim var."
Bu kez gözlerini kısarak baktı gözlerime. Bıkkın şekilde sordu.
" Neymiş merak ettiğin."
" Otur."
Kaşları çatıldı aniden.
" Şansını zorlama."
" Tamam oturma."
Dedim u dönüşü yaparak. Bu adam başkalarının söylediklerini yapan biri değildi.
" Öncelikle İstanbul'da beni senden başka birileri daha kovalıyordu. Onlar kimdi?"
Derin bir nefes alıp verdi.
" Bilmiyorum. Ama Matteo'nun adamları olduğunu düşünüyorum."
" Hmm. Aranızdaki hırlaşmayı görünce ben de öyle tahmin etmiştim.
Peki beni neden vurdun. Canım nasıl yandı haberin var mı?"
" İyiliğin için."
Tek kaşım havada bakakaldım.
İyilik..?
" Çünkü tavşanlar kadar hızlıydın.
Ben seni ayağından vurup almasaydım. Dışarda bekleyen adamlar kafandan vuracaktı."
" İyilik mi oluyor bu şimdi?"
Gözlerini devirdi.
" Hâlâ yaşıyorsun öyle değil mi?"
Bu kez ben gözlerimi devirdim.
" Ya uçakta yaptığın?"
Bacağım kopacak sandım.
" Çok gevezesin.
Kafamı siktin."
Şaşkınlığım daha da artarken devam etti.
" Gürültücü insanları hiç sevmem."
" Acımasız birisin."
Bu cümle koltuklarını kabartmıştı sanki.
" Benim dünyamda ilk kural budur. Düşmanına acırsan acınacak hâle gelirsin."
" Neyse duymadım sayıyorum."
Dedim atarlı.
" Peki gelirken ki o gizlilik. Yüzüm örtük nefessiz gelişim. Görülmesini istemediğin şey neydi?"
" Görülmesini istemediğim şey sendin. Yüzünün görülmesini istemedim. Uzun yaşa diye. Alex hariç etrafımdaki hiç kimseye körü körüne güvenmem ben. İçlerinden birinin başkasına çalışıyor olma ihtimali her zaman vardır.
Bu yüzden bir gün buradan gittiğinde düşmanlarımın adamları seni tanımasın diye."
" Yani beni korumak içindi. Öyle mi?"
Az önceki sinirim geçmişti.
Gözlerim gözlerinde cevabı beklerken,
" Bitti mi?" Dedi soğuk sesiyle.
Yüzüm asıldı. Ne bekliyordum acaba.
" Bitti." Dedim sert şekilde.
" Gidebilirsiniz bay ejderha!"
Arkasını dönüp kapıya yürüdü.
" Uslu uslu dersini çalış.
Dışarda bizzat Alex bekleyecek.
Yani güvende olacaksın."
Çıkışının ardından kapıya takıldı gözlerim. Onun hakkında ne düşünmeliydim. İlk gördüğüm gibi değildi artık gözümde.
Neyse işime bakayım ben.
Diyerek önüme döndüm.
*****
Aradan saatler geçmiş hâlâ elimdeki kağıdın ve defterin üzerinde çalışıyordum. Verilen harflerle metin çözdüğüm bulmacaları hatırlayınca bu yöntemi demeye karar vermiştim. Drago'nun verdiği kağıdı çözebilmek için önce babamın defterinde ki harfleri çözmem gerekiyordu. O yüzden babamın defterinden başladım işe. İlk sayfayı açtım. Önce hatırladığım harfleri daire içine alıp işaretleyerek harf olan karşılığını altına yazdım. Sonrada yanındaki kelimeleri ve harfleri tahmin ederek yolu açmaya çalışıyordum. İşe yarıyordu da. Hatta 5 harf daha keşfetmiştim. Ama bir yerden sonra takıldım. Kafam durdu. Uykum geldi. Kendimi geriye bıraktım.
Birazcık kestireyim. Sonra devam ederim.
Dedim esneyerek. Sabaha kadar çözmek istiyordum. Elimdekileri yatağın üzerine bırakıp yorganın altına girerek gözlerimi kapattım.
Birazcık kestirsem yeter diyordum içinden.
&
Ne kadar uyudum bilmiyorum. Odanın kapısının açıldığını duyunca yeniden uyandım. Kıpırdamadan gözlerimi kapıya çevirdim. Sessizce içeriye giren kişi Drago'ydu. Gözlerimi geri kapattım ama ayak seslerini duyuyordum. Yatağın yanında durduğunu anladım. Açılan yorganı omuzlarıma kadar çekti. Uzaklaşan ayak sesini duyunca gözlerimi azıcık araladım. Şöminenin önünde bir dizi üzerinde gördüm. Önce şömineyi harladı. Sonrada içine iki tane kütük yerleştirdi. Ayağa kalktığını görünce yeniden kapattım gözlerimi. Ayak sesleri yatağın yanına döndü. Sonra defterlerin sesini duydum, sonra yine ayak seslerini. Ardından koltuğun sesini. Gözlerimi yeniden araladım tabi. Koltuğu şömineye çevirmiş oturduğu yerde elindeki defteri inceliyordu. Yüzünde bir gülümseme görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı. İlk kez görüyordum bu hâlini. Yetmedi bir de aferin. Dedi kısık sesiyle.
Allah'ım bu da insanmış diye bağırmaktan döndüm resmen.
Sonra yerinden kalktı. Tabi yine kapattım gözlerimi onu izliyorken yakalanmamak için. Yatağın yanına gelip defteri aldığı yere bıraktı. Bu kez duyduğum ayak sesleri kapıya doğru gitti. Ardından kapı sesini duydum ve çıkışını. Hemen yerimde doğrulup oturdum. Defteri elime alıp kaldığım yerden devam ettim.
*****
Gün doğmaya başladığında elimdeki defterin ilk sayfasını çözmüştüm. Ama...
Ama bu beni mutlu etmek yerine göz yaşlarına boğmuştu. Şuan okuduğum kelimelerle babam hayata dönmüş yani başımda benimle konuşuyordu sanki.
Merhaba Gülpare'm...
Beni bırakıp gittiğinden beri anılarımda ve kalbinde oldun hep. Ama yetmedi. Ben seninle konuşmayı çok özlüyorum. Yokluğunda ki sessizlik ölümden beter. Leyla olmasa yanına gelmek için herşeyi yapardım.
Bana verdiğin bu defteri hatırlıyor musun? Ya bu karakterleri. Okuldayken birbirimizle şifreli konuşmak için uydurmuştuk bu karakterleri... Bu defter artık sen oldu benim için. Bu deftere yazarken seninle konuşuyor gibi hissediyorum.
Seni çok özlüyorum.
Okuduğum satırlarla sol yanıma bir kor düştü. Hem anneme hem babama olan özlemim depreşti. Defteri kapatıp göğsüme bastırdım. Hıçrarak ağlamaya başladım.
&
Dakikalarca ağladıktan sonra yatağın içinde gözlerim sönmüş olan şömine de öylecep bakıyordum. Aslında durmak değildi benimki. Geçmişe gitmiş babamla birlikte geçen günlerde dolaşıyordum. Birlikte oyun parkına, yemeğe, sahilde dolaşmaya gidişlerimiz. Dükkanda oturup sohbet edişlerimiz. Her bir anıyı yeniden ve yeniden hatırlayarak özlemimi gidermeye çalışıyordum. Ama yetmiyordu. Toprağına bile olsa sarılmam gerekti. O yüzden bir an önce bu ülkeden gitmem gerekiyordu.
Hızla doğrulup yatağa oturdum. Ellerimin tersiyle sildim gözyaşlarımı. Defteri önüme alıp çözdüğüm sayfaya uyarak Drago'nun verdiği kağıdın üzerindeki karakterleri harflere çevirmeye başladım. Ama tamamını çeviremedim. Hâlâ hatırlayamadığım harfler vardı. Babamın defterine geri dönüp diğer harfleri bulmaya çalışmak zamanımı alacaktı. Ben ise bir an önce bu kağıdın çözülmesini istiyordum. Çünkü bir an önce ülkeme dönmek istiyordum. Ama şöyle bir sorun vardı. Harflerden kelimelere gidemiyordum çünkü bu kağıttakileri Carlino kendi dilinde yazmıştı.
Kahretsin! Ben İtalyanca bilmiyorum ki!
Dedim ellerim saçlarımda kendimi geriye atarak. Gözlerim tavanda düşünürken bir aydınlanma geldi.
Ama o biliyor!
Hızla doğrulup kapıya baktım. Yataktan kalkacakken kapı açıldı.
Drago'ydu gelen.
Hah! İyi canavar düşünürken gelirmiş. Yüzünde soğuk bir ifade oluştu yine. Anında geri adım atıp,
"Ben de tam!"
Demiştim ki bir anda Alex gelip koluna yapıştı. İtalyanca bir şeyler söylediğinde Drago'nun rengi attı adeta. Kapı hızla geri kapandı. Ne oluyordu anlamadım. Ama aklıma babası geldi. Adam öldü mü ne ? Düşüncesiyle yataktan inip kapıya yürüdüm. Açıp baktığımda kapı önünde kimse yoktu.. Herkes Carlino'nun yanına koşmuştu sanırım.
İçeri girip yeniden örttüm kapıyı. Yatağa oturdum. Defteri ve kağıdı yeniden elime alırken kapı yeniden açıldı.
" Hah! Geldin mi?"
Diyerek kapıya döndüm.
" Beni beklediğini bilmiyordum."
Matteo'yla göz göze geldik. Ben Drago'nun geldiğini sanarken Drago değil kardeşi Matteo'ydu gelen. Ayağa kalktım.
" Seni beklemiyordum zâten."
" Kimi bekliyordun, Drago'yu mu?"
Adım adım üzerime gelirken istemsizce geriye gitti ayaklarım.
" Ne istiyorsun neden geldin buraya? Drago seni burada görürse hiç iyi olmaz!"
Neden böyle bir şey söylemiştim bilmiyorum. Ama aralarındaki rekabet yüzünden dediğim şeyi yapma ihtimali yüksekti.
Abisi gibi ellerini ceplerine sokarak bir adım daha attı. Ardından başı önünde kıs kıs gülmeye başladı.
" Demek o kadar çok güveniyorsun Drago'ya. Ama yanlış yapıyorsun ufaklık."
" Ne demek istiyorsun anlamadım."
Gözlerini tavana dikip yeniden gülümserken derin bir nefes verdi.
" Drago'nun nasıl biri olduğunu bilmiyorsun. Dur ben sana anlatayım. Drago psikopat manyağın tekidir. Sanma ki kadın olduğun için sana dokunmaz. Drago kadınlara bağlanmaz. Onları önce kullanır sonra adamlarına verir. Sonra da içinde kaybolduğun mahzenlerde parçalarına ayırır."
Duyduğum iğrenç şeylerle gözlerim büyürken içime bir korku düştü.
" İşkence ederek öldürdüğü son kişi de bir kadındı. Nasıl ya.p.."
" Sus!" Diye bağırdım.
" Devam etme! Seni duymak dinlemek istemiyorum!"
" Tamam.
Devam etmeyeceğim. Drago nasıl biri anladın sanırım. Neyse. Sana bir şans vermiştim ama bunu değerlendiremedin."
Kaçmama yardım eden kapıyı açan ve beni gördüğü hâlde görmezden gelen kişi Matteo'ydu demek?
" Kaçtın fakat kendi ayaklarınla eceline döndün.
Elindeki o kağıtta yazanlar varya. Eğer onları çözüp Drago'ya söylersen Drago'nun yapacağı ilk şey kağıdı alıp seni öldürmek olacak."
Elimdeki kağıtla Matteo arasında gidip geldi gözlerim.
" Neden buradayım diye merak ediyorsun değil mi? Kaçıp kurtulmayı başaramadığın için sana ikinci bir şans vereceğim."
Bir anda duruşu, bakışı ve sesi ciddileşti.
" O kağıtta babamın yerine geçecek kişinin ben olduğum, yazdığını söyleyeceksin. Ya da sana bir şiir yazmış da diyebilirsin. "
Kahkaha attı bu lafın üstüne. Sonra devam etti.
" Bende seni hayatta tutacağım. İstersen evine, ülkene dönersin. İstersen bu kalenin kraliçesi olursun. Güzel kızsın. Gözlerin denizlere benziyor. Bu ailenin başına geçtiğimde seninle evlenmekten hiç gocunmam."
Gözlerim şaşkınlıktan daha da büyürken arkasını dönüp kapıya yürüdü.
" Sana verdiğim ilk şansı değerlendiremedin. 2 şansı değerlendir."
Kapıdan çıkıp giderken boşta kalan dizlerimle arkamdaki koltuğa bıraktım kendimi. Olabilir miydi? Drago gerçekten bu kadar psikopat manyak ve acımasız biri miydi.. Gözlerimi kapatıp düşündüm. Ya söylediği şeyler. Beni korumak için yaptığını söylediği şeyler. Hepsi yalan mıydı? Kollarımı kendime sarıp dizlerimi kendime çektim.
Hayır hayır. İnanıyorum. Drago dediği gibi biri olsun olmasın. Ben bana verdiği sözü tutacağına inanıyorum. Bu ailede güvenilmez biri varsa o da Drago değil Matteo'ydu bence. İğrenç pislik. Benimle evlenmekten gocunmayacağını söylüyor birde. Seni kim kabul ediyor da gocunmuyorsun la*et herif..
Hemen yerimden kalkıp kapıya koştum. Alex'i bulup patronunu çağır lazım demeliydim.
Yerimden kalkıp çıplak ayak kapıya koştum. Tam kapıya uzanmıştım ki aniden açılan kapı kafamda patladı. Ahh! Diyerek elim alnımda yerde buldum kendimi. Karşımdaki Drago'ydu. Acıyla kıvranırken,
" Senin elini ayağını!"
Diye inlerken yanıma çöktü.
" Seni aptal. Ne işin var kapının arkasında."
Gözümde yaş saçma sorusu yüzünden suratına bakarken geriye bakıp,
" Alex buz getirin."
Dediğinde Alex İtalyanca konuşarak yanındaki adamdan buz istedi. Yani gördüğüm buydu kelimeleri tabii ki anlamadım.
Beni kucaklayıp kaldırdı. Sonrada yatağa getirip üzerine bıraktı.
" Çek elini de bakayım."
Elimi çektim. Üzerime doğru eğilip baş parmağı ile ovarak bakarken, acıdan yaş dolan gözlerimin gözlerine çevirdim.
Matteo'nun söylediklerini hatırladım. Bu adam bahsettiği Drago'ya hem benziyordu hem benzemiyordu.
" Delinmiş değil mi?"
" Abartma. Küçük bir şiş o kadar.
Söyle ne işin vardı kapının arkasında.
Yoksa yine mi kaçıyordun?"
" Hayır."
" O hâlde? "
Derken kapıdan elinde buz torbası ile Alex girdi. Drago'ya verip gerilerken,
" Alex'le konuşmak için çıkacaktım."
Dedim. Elindeki buzu alnıma koyarken suratı asılıp kaşları çatıldı.
" Alex'le mi?"
Bir Alex'e bir bana baktı. Alex'in gözleri ise ikimiz arasında korkarak gezdi.
" Ne konuşacaktın Alex'le."
" Öldürecek gibi bakma adama. Seni çağırmasını, konuşacaklarım var. Demesini isteyecektim."
Alex rahatlamış bir ifadeyle odadan çıktı.
" Ne konuşacaksın benimle."
" Önce şunu sorayım az önce ne oldu da apar topar gittiniz?"
" Babamın durumu bir anda kötüleşince beni çağırmışlar."
" Yoksa..."
" Hayır şimdilik iyi ama daha iyi olmayacak. Sen ne söyleyecektin."
" Babanın bıraktığı kağıttaki yazanların bir kısmını çözdüm.
Bir de ne öğrendim biliyor musun? Annemle babam okul yıllarında bu dille haberleşiyorlarmış. İkisi bulmuş bu dili. Babam annemin yerine koymuş bu defteri. Onunla konuştuğunu hayâl ederek yazmış sayfalara. Tabi hepsini okuyamadım henüz. Sonra artık.
Neyse sadede geleyim. Çözdümde devamı için benim İtalyancam yok. Bu yüzden yardımına ihtiyacım var. Bana yardım edersen daha hızlı çözebiliriz diye düşünüyorum.
Böylelikle kısa sürede ülkeme dönebilirim."
Dedikten sonra başımı kaldırıp gözlerine baktım.
" Drago."
" Hmm..."
" Bana verdiğin sözü tutarsın değil mi? İstediğini alınca sözünden dönmezsin... Değil mi?"
" Drago'nun sözü şerefidir küçük tavşan. Ne dediysem o."
O sırada yine kapı çaldı. Matteo gelirken aklıma kapıdan giren Sofia idi. Elinde de kahvaltı tepsisi vardı. Hızlı adımlarla getirip yatağın üzerine bıraktı. Sonrada Drago'yu selamlayıp geri geri çıktı.
" Önce kahvaltını yap. "
" Önce yapman gerekeni söyleyeceğim. Elindeki buz torbasını alıp tepesinin üzerine koydum.
Bak şimdi. Ben bu karakterleri harflere çevirdim. Sen bu harfleri kendi dilindeki kelimelere yuvarlayacaksın. Türkçe olsa bulurum ama İtalyancam yok. Babamın defterinde ben uğraşacağıma sen uğraş dedim."
Kağıdı eline alıp koltuğa oturdu.
Gözleri ciddi şekilde kağıtta dolaşıyordu. O kağıdı incelerken ben kahvaltımı yaptım. Bu süre boyunca ne konuştu ne de gözlerini kağıttan ayırdı.
Yemem bitince tepsiyi alıp kapının yanındaki ayaklı çekmece üzerine bıraktım. Ardından koltuğun yanına gelip Drago'nun elindeki kağıda baktım. Ne yazıyormuş. Dedim ama cevap vermek yerine elini yatağa doğru uzattı. Bir şey istiyordu.
" Ne? Ne istiyorsun?"
Kalem işareti yapınca yatağın arasındaki kalemi zorlukla bulup eline verdim. Bacak bacak üzerine atıp kağıdı dizinin üzerine yerleştirdi sonra da kelimelerin altına uygun harfleri yan yana yazmaya başladı. Tahminim doğru çıkmıştı. Şimdi kendisi çözüyordu şifreyi. Cümlelerin sonuna noktayı koyup kağıdı havaya kaldırdı.
" Oldu mu?
Bitti mi? Ne yazıyormuş?"
" Şiir." Demez mi?
" Nööeeyy? " Demişim..
" Ne şiiri ya?
İsim vasiyet yada başka bir şey olabilir ama şiir olamaz!
Olmamalı!"
" Burada bir şiir var sadece. Şöyle diyor.
Zamanın bittiği yerde
geleceğe bir kapı açılır.
Gökyüzünde güneş ve ay...
Ne kandan, ne güçten geçilir.
Güç bilekle değil akılla gelir.
" Çok manidar bir şey gibi görünüyor ama ben hiç bir şey anlamadım. Baban bir şiir için mi kullanmış babamın öğrettiği dili?"
" Burada başka bir şey yok."
Omuzlarım düşerken kapı yeniden tıkladı. İkimizde kapıya döndük. Açılan kapıdan Alex girdi yine. İtalyanca konuştu yine.
" Türkçe konuşsanda ben de anlasam olmaz mı? "
Soğuk bir bakış attıktan sonra. Drago'ya baktı. Başıyla gidebilirsin işareti yapan Drago'ya çevirdim gözlerimi.
" İletişiminize hayranım."
" Annem büyük salonda toplanmamızı istemiş."
" Hmm.
Tamam. Benim işim bitti.
Gelince görüşür ne zaman gideceğimi konuşuruz! "
" Sende geliyorsun?"
" Nereye?
Yok ben almayım. Hele de bu kılıklı hiç almayayım."
Bir kaç adımda giysi dolabına geldi.
" Şimdi kıyafetlerle uğraşamayız."
Diyerek uzun bir palto çıkardı dolaptan.
" Bunu ve ayakkabılarını giy şimdilik."
Çaresiz bir bakıştan sonra dediğini yaptım. Sonra da babamın defterini yatağın içinden alıp cebime yerleştirdim. Ardından üzerimde battaniye gibi görünen palto ile Drago'nun peşinden çıkıp yürüdüm.
" Şu hâlime bak. Tam bir soytarı gibi görünüyorum."
" Söylenme de yürü."
Kalenin içinde bir süre yürüyerek büyük bir kapı önünde durduk. Adamlarından ikisi kapı önünde bizi bekliyordu. Onlar kapıyı açtı biz de girdik. Kocaman bir salondu. Bütün eşyalar hem eskiye aitti hemde lüks. Kocaman bir şömine vardı burada da. Ve yanıyordu. Ailenin kalan üyeleri ve bir de yaşlıca bir adam koltuklarda oturmuş bizi bekliyordu.
" Avukat Bellini." Dedi Drago Türkçe.
Herkesin gözü önce beni buldu tabi. İsabella ve Bianca şaşırarak bakarken Matteo'nun gülümseyen gözlerini bile gördüm. İsabella eliyle koltuğu işaret etti. Ancak bu şekilde iletişim kurabiliyorduk ne de olsa.
Sol yanındaki büyük koltuğa geçip oturdum. Drago da diğerine.
Büyük bir şömine yanıyor olsada bana bir üşüme geldi. Tabi sebep bu soğuk suratlarda olabilirdi.
Oturduğum yerde dizlerimi yukarı çekip paltoyu her yerime sardım.
Eee? Ne buldunuz?
Dedi Matteo. Yine Türkçe konuşuyordu, çünkü benim de duymamı istiyordu.
" Kağıtta ne yazıyormuş?
Gözlerim Drago'yu buldu.
" Bir şiir."
********************
10. Bölüm bitti.
Bölüm etkileşimi
