32. bölüm / 33
SAHAFIN KIZI (Güncel)❤️🔥S. ALEX ÖZEL 4
Bölümler 33Şu an: ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 4
- 1 HİKAYEDEN ALINTI954 kelime
- 2 🔥1. BİR SAHAF CİNAYETİ2.382 kelime
- 3 🔥2. SONSUZ AYRILIK2.263 kelime
- 4 🔥3. SIRLI GÜNLÜK2.220 kelime
- 5 🔥4. GÖLGELERDEN KAÇIŞ2.451 kelime
- 6 🔥5. TAŞTAN KAFES2.293 kelime
- 7 🔥6. ÖLÜM TEHDİDİ2.354 kelime
- 8 🔥7. VASİYET MESELESİ.2.332 kelime
- 9 🔥8. KAÇIŞ2.315 kelime
- 10 🔥9. YENİLENEN HAFIZA2.192 kelime
- 11 🔥10. ANLAŞMA YAPACAĞIZ2.502 kelime
- 12 🔥11. GERÇEK VASİYET2.128 kelime
- 13 🔥12. GİTMESEN OLMAZ MI?2.428 kelime
- 14 🔥13. İÇİMDEKİ ÇATIŞMA2.251 kelime
- 15 🔥14. DÜŞMANIN HAMLESİ2.547 kelime
- 16 FİNAL ALINTI482 kelime
- 17 🔥FİNAL!2.593 kelime
- 18 ♦️S. Özel 1. İstanbul'a dönüş2.616 kelime
- 19 ♦️S. Özel 2. Kabuslar anılara bir kapı açar2.644 kelime
- 20 ♦️S. Özel 3 Unutulamayan2.707 kelime
- 21 ♦️S. Özel 4 İtalya2.708 kelime
- 22 ♦️S. Özel 5 Taht savaşı2.652 kelime
- 23 ♦️S. Özel 6 Dejavu2.752 kelime
- 24 ♦️S. Özel 7 Yem ve tuzak2.784 kelime
- 25 ♦️S. Özel 8 Ölümün kıyısında2.543 kelime
- 26 ♦️S. Özel 9 Drago'nun intikamı2.693 kelime
- 27 ♦️S. Özel 10 Gelen itiraf.2.626 kelime
- 28 ♦️S. Özel 11 Final2.599 kelime
- 29 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 13.265 kelime
- 30 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 23.322 kelime
- 31 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 33.169 kelime
- 32 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL 43.335 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 ❤️🔥S. ALEX ÖZEL FİNAL3.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
" Hayatımda senin gibi bir hırsız görmedim. Kaç yaşındasın?"
" Ne yapacaksın yaşımı? Hem şu hâline bakınca sen de sağlam papuç değilsin hani."
" Doğru." Dedi.
O an aklıma gelen şeyle kahretsin diyerek ayağa fırladım. Anında kolumdaki saate baktım. Fosforlu akrep ve yelkovan saatin üçe geldiğini söylüyordu. Cebimden telefonumu çıkarıp ekrana baktım hemen. Bir konum ve on arama vardı ekranda. Sesi kısılan telefonun çaldığını duymamıştım bile. Aykut ve Emre bu gece saat üçte atılan konumda beni bekliyorlardı. Ama gitmemiştim.
Aykut beni bir kez daha ararken sessiz çalan telefonun ekranına bakakaldım.
Açsam dert acmasam dert! Allah'ım! Dedim.
Çalma sesi kesilince panik içinde düşünmeye başladım. Ne yapacaktım. Polisler dışarda volta attığı için buradan çıkamıyordum. Çıkabilsem de yetişemezdim ya. Aykut'u arayıp gelmiyorum desem...
Yine tehdit edecekti. Belki yapacaktı. Aramasam peşime düşerdi. Arayınca da düşerdi!
"Allah'ım ne yapacağım şimdi. Hani herşey düzelecekti?"
Dedim sesli ve ağlamaklı.
"Allah'tan burayı bilmiyor."
" Ne oluyor?"
Sinirle arkamdaki Akrep'e döndüm.
" Ne mi oluyor? Hepsi senin yüzünden!"
Duygusuz şekilde bana bakarken durdum. Hayır! Hepsi Amor'un yüzündendi aslında! O dedi yaralı Akrep falan filan diye. Ya da yanlış Akrep'i kurtardım ben! Hayır. Hayır..
Dedim bu kez. Başım önüme, omuzlarım aşağıya, modum yerlere düştü. Aslında benim yüzümdendi herşey. İçi kadınlar matinesi kadar uğultulu olan kafamı ellerimin arasına aldım.
" Böyle şansı siksinler..."
Diye tısladım.
" Bu gece başka bir işim vardı. Beni bekliyorlardı.
Ama gidemedim."
Karanlığın içinde beni izleyen Akrep'in,
" Nereyi soyacaktınız?"
Cümlesiyle başımı kaldırıp yüzüne baktım. Cevap vermedim tabiki. Sürüklediğim ayaklarımla sessizce kalktığım koltuğa geçip oturdum. Hâlime bakıp başka bir şey demeden başını geriye yatırdı. Ne o konuştu ne ben. İkimizde sessizdik.
Aradan dakikalar geçti. Buna rağmen hiç kıpırdamadı. Uyudu herhâlde. Diye düşünürken,
" Adın Ece değil mi?"
Deyince bir anda korkuyla ayağa fırladım yeniden.
" Sen! Kimsin, nesin?
Ne-nereden biliyorsun adımı?"
Başını bana doğru çevirdi.
" İlk karşılaştığımızda kendi kendine küfür ederken sen söyledin adını."
Düşündüm. Doğruydu.
" Aah! Evet! Doğru ya.."
Diyerek yerime oturdum.
" Nasıl bir kızsın sen böyle? Hem hırsızım diyorsun, hem hiç tanımadığın birine sırf akrep dövmesi var ve yaralı diye yardım ediyorsun, hem de korkmak için bahane arıyorsun."
Kısa bir bakış atıp önüme döndüm.
" Bu aralar kafam karışık. Dengem kaydı. Ben de bilmiyorum ne halt yediğimi."
" Tuhaf bir kızsın."
Karanlıkta zor da olsa görünen yüzüne baktım. Tavanı izliyordu.
" Sen de çok normal sayılmazsın.
Senin adın ne?"
Yeniden bana çevirdi yüzünü. Sessizdi.
" Madem polisler yüzünden buraya tıkılı kaldık biraz sohbet edebiliriz diye düşündüm."
Dedim. Cevap vermedi. Tavana çevirdiği bakışlarla devam etti sessizliği. Konuşmak istemiyordu sanırım.
Senin salaklığın işte! Hiç tanımadığın biri ne konuşacak seninle.
Diyen içimdeki Ece'ye hak verirken guruldayan midemle açlığımı farkettim. Önüme döndüm.
Çantamı yanıma çekip içini açarak aldığım sandviçleri ve kutu gazozları çıkardım. Birer tanesini karşımda oturan Akreb'e uzattım.
" Al!"
Bana çevirdi başını yine. Sadece kafası hareket ediyor kalan kısmı felç gibi kıpırdamıyordu.. Neyi bekliyordu? Bir süre daha hareketsiz bekleyince,
" Aç değilsin anlaşılan."
Dedim. Elimdekileri geri çekecekken bir anda elimi tuttu. Nihayet hareket edip yerinde doğruldu sonra. Ardından sandviçi ve gazozu aldı.
" Teşekkür ederim. Türkler gerçekten misafir pervermiş."
Duyduğum cümle ile kendi kendime güldüm.
" Ortam da tam misafir ağırlamalık ya."
Koltuğun kolçağına belimi yaslayıp dizlerimi kendime çektim. İkimizde elimizdeki sandviçleri ve gazozları açıp yemeye başladık.
" Adım Alex." Dedi nihayet.
" Oo afili bir isim. Ama Akrep daha çok yakışıyor sanki.
Nerelisin?"
Sohbeti o başlatmıştı ben de devam ettiriyordum.
" İtalya."
" Vallaha mı?
Bu endam nereden geliyor belli oldu. Bir de mafya babasıyım de tam olsun. Hani silah falan."
Ağzındaki lokmayı yutup gazozunu içti.
" Hayır baba değilim."
" Hımm. Neyse.."
Dedim gülümseyerek.
" O kadar kusur kadı kızında da olur."
Tekrar gülümserken.
" Sadece en yakın adamıyım."
Deyince ağzımda lokma ile kalakaldım. Ben dalga geçiyordum oysa.
" Hassssiktiiiir! Ciddi misin sen?!
Adın Alex. İtalyansın. Ve bir Mafya babasının sağ kolu musun?"
" Evet."
" Yok yok!" Dedim.
" Kesin yanlış akrebi kurtardım ben. Benim akrep şuan bir taşın falan altında can çekişiyor olmalı."
" Sana borçlandım." Deyince,
" IBAN yollarım bir ara."
Dedim sırıtarak. Duygusuz bakışları karanlıkta bile fark ediliyordu.
" Şaka şaka.
Türkler olarak aynı zamanda iyilik sever bir milletiz. Gerçi benim iyilik biraz garip oldu. Neyse. Sorması ayıp seni İstanbul'a getiren şey ne?"
Şuan ki hâlime inanamıyordum. Kim olduğunu bile bilmediğin eli silahlı tehlikeli görünen bir adama yardım etmiş, şimdi de hiçbir şey yokmuş gibi sohbet ediyordum.
Sandviçinden bir ısırırık daha aldı.
"Birini bulmak için geldim buraya."
" Heee...
Bulunca ne yapacaksın diye sorsam söyler misin?
Gerçi bir tahminim var."
Derken yanındaki silaha indi bakışlarım.
" Ona o zaman karar vereceğim."
" Hımm, anladım.
Pekiiii...
Bir soru daha!
Bu hâle nasıl geldin."
" Peşimde birilerinin olduğunu farketmedim. Arkamdan ateş edilince arabamın lastiği patladı. Kaza yaptım."
" Kaç yaşındasın."
Bana döndü aniden.
"Bunun konuyla alakası ne?"
" Hiiiiç. Merak.."
" Yirmi sekiz.
Boyumu kilo mu da soracak mısın?"
" Onlara gerek yok, görünüyor zaten. Maşallah fizik yerinde! De ben seni 33 falan sanmıştım."
Yine bir bakış atınca çevir kazı yanmasın deyip,
" Ailen var mı? Annen, baban kardeşin, karın..."
Bir kaç saniye durup önüne döndü.
" Yok! " Dedi sert. Sonra gazozu tepesine dikti.
" Kızlar olmuştur ama! "
" Oldu."
Hadi ben rahat konuşuyordum. Da. Bu da benden rahattı.
" İtalyan kızlar güzel mi?"
Bir kez daha baktı. Ardından,
" Güzellik göreceli bir kavramdır. Bedensel mi ruhsal mı olduğu önemli. " Dedi bilmiş..
" Senin tercihin ne?"
Oha Ece. Koynuna kaç kız almış onu da sor eksik kalmasın.
Diyen içimdeki Ece ile farkettim abarttığımı.
" Madem bu kadar geveze ve konuşkan birisin birazda sen anlat."
" Ben mi? Neden!"
" Merak!"
" Tereciye tere satma!"
" O ne demek?"
" Boş ver...
Imm! Ben...
Adım Ece.
Yakında yirmi yaşıma gireceğim.
Anne babam rahmetli oldu. Bu sabah oturduğum evden sapık ev sahibim tarafından kovulup babama ait bu eski dükkana geldim. "
" Sapık?"
" Yani altmış yaşlarında bir adam gel benim ikinci karım ol deyince bana göre sapıktır.
Abim hırsızlıktan, artı eski cezalardan toplu hâlde kodeste. Mafya babalarıyla alakam yok ama abimin yüzünden ben de hırsız oldum. Ki bırakacağım inşallah. Yani parayı vurunca.
Bak yine aklıma geceki iş geldi. O parayla İstanbuldan gidebilirdim.
Şansımı sikeyim."
Omuzlarım düştü.
" Yarın bir şeyler bulurum artık ne yapayım."
Derin bir nefes bırakıp gazozumu tepeme diktim. Boş kutuyu koltuğun yanına yere bırakıp
tekrar Akreb'e döndüm.
" Sen ne yapacaksın.
İstersen burada kalabilirsin. Ben başka bir yerde kalırım.
Lan ne ara bu kadar samimi oldukta yer teklif ediyorsun adama.
Diyen iç sesim yine haklıydı! Kırk yıllık tanıdık gibiydi şu hâlimiz.
Yavaşça ayağa kalktı. Bana döndü. Ben aşağıdan o yukarıdan birbirimiz bakıyorduk. Elini uzattı birden. Bir eline bir yüzüne baktım.
" Ne? "
" Telefonunu ver."
" Neden?
" Benimki kazada kırıldı."
Cebimden çıkarıp şifreyi girdikten sonra uzattım.
" Faturalı değil haberin olsun."
Arama kısmına girip arka arkaya numaralar dokundu. Biraz sonra karşı taraf çalmaya başladı. Çaldı çaldı ve açıldı.
" Pronto."
" Alo.."
Duyduğum ses yabancı dilde konuştu. İtalyanca mıydı?
" Pronto, capo?"
" Alo, abi."
Dedi Akrep. Evet aynı dili konuşuyorlardı.
Bu dili daha öncede duyduğumu anımsadım o an. Ama nerede, onu hatırlayamadım.
Akrep telefonumla on dakika kadar konuştu. Sonra kapattı. Telefonu bana uzattı. Elinden alırken zihnimde beliren anı ile,
" Hatırladım! "
Dedim yüksek sesle. Hâlâ bu dili nerede duyduğumu düşünüyordum çünkü.
" Neyi!"
" Konuştuğunuz dili.
Bu gece kulüpteki başka birinden duymuştum. Demek o da İtalyanmış."
Bir anda yanıma oturup kolumu tuttu.
" Hangi kulüp.
Kimden duydun?
Ne dedi?"
" Hoop ya yavaş!"
Kolumu elinden kurtardım.
" Gece kuşu kulüp.
Hem ne bileyim ne dedi. İtalyanca bilen birine benziyor muyum?"
" Gece kuşu mu?
Sen bu gece orada mıydın?"
" Evet. Yoksa sen de mi oradaydın?"
" Evet.
Ama tanınmamak için dışarda bekliyordum. O adam... Nasıl biriydi? Tarif et bana!"
" Şey... Yandan gördüm. Yüzünü net söyleyemem ama kulağında haç şeklinde bir küpe vardı."
" Küpe mi?
Kulağında haç şeklinde küpe mi vardı?"
" Evet.
Öküz!"
Dedim üstüne sinirle.
" Çarpıp yere yıktığı hâlde özür bile dilemedi. Kulağında telefon bla bla bla konuşup duruyordu."
" Carlo! " Dedi kendinden emin.
" Hah!"
Dedim gelen aydınlanma ile.
" O da Carlo dedi!
Ama kime dedi bilmem. Kendi mi başkası mı?"
" Kesin Carlo!
Kahretsin!
Keşke ne konuştuğunu anlayabilseydin!"
Dedi bu kez sinirle ayağa kalkarken.
" Valla kusura bakma!
Ben ingilizceyi bile zor konuşuyorum. O da liseden kalma yani. Ama bir şey daha var duyduğum."
Merakla bana döndü.
" Ne? "
" Bella Queen...
Bunu anlayabildim."
" Bella Queen mi?"
Biraz düşündü.
" Gemi ya da yat adına benziyor."
" Olabilir."
Elimdeki telefonu çekip aldı.
Ne yapıyorsun demeye kalmadan şifreyi açtı. Hayretle baktım.
" Şifreyi nasıl bildin?"
" Gördüm."
Diyerek bir arama daha yaptı.
" Dakikalarım biterse sen yükleme yaparsın ona göre."
Dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. Ama duymadı bile.
Dükkanın içinde ileri geri yürüyerek, arada durup bir şeyler bekleyerek konuşmaya devam etti. O konuştu ben izledim. Sonunda gözlerime çöken uyku ile kendimi geriye bıraktım. Uykusuz ve yorgun hissediyordum. Az sonra uzaktan gelen yabancı kelimelerin arasında sızıp kaldım.
*****
ALEX
Ece ile konuştuktan sonra tekrar aldım telefonunu. Tekrar aradım abiyi. Olanları anlattım. Tabi bir önceki konuşmamızda telefonun başka birine ait olduğunu söylemiştim ama Ece den yeni bahsetmek zorunda kalınca her şeyi ve en baştan tekrar anlattım.
Kazadan sonra geldiğim dükkanın Ece'nin babasının olduğunu bana yardım ettiğini dahası Ece'nin de tesadüfen mekanda olduğunu Carlo'yu duyduğunu ve Bella Queen isminin zikredildiğini söyledim.
Benim gibi o da bir gemi yada yat olabileceğini söyledi. Ve kiminle buluşacaksa gemide ve açıkta olacağını düşündüğünü ekledi.
Biraz beklemememi söyledi. Ben beklerken başka bir telefondan bizim adamlardan biriyle konuştu. Bella Queen adını araştırıyordu.
Bir süre sonra Carlo'nun bu isimde bir yat aldığını ve şuan İstanbul'a getirildiğini söyledi. Nereden geldiğini sorduğumda Rusya'dan dedi. O kadar parası ve imkanı varken Rusya'dan yat gelmesi normal değildi. Kesin bir iş dönüyordu. Bariz belliydi. Biraz daha bekle. Dedi. Ben de beklemeye devam ettim. Kısa süre sonra yatın bir önceki sahibinin kim olduğunu söyledi.
Victor Volcov. Hem bir baba hem de silah tüccarı.
" Büyük bir ihanetin içinde Carlo. Buluşacağı ve arkasındaki kişi Victor. O silahları yat ile birlikte buraya getirecek. Ve Victor ile birlikte bir hamle yapacak."
İşte buydu. Carlo'nun derdi buydu. Kim bilir başka kimler vardı bu ihanetin içinde.
" Alex." Dedi.
" Carlo'yu da Victor'u ortadan kaldır. O yatı da denizin dibine yolla."
Saniyelik düşünüp.
" Emredersin abi." Dedim.
" Bu telefonu yanından ayırma."
Dedi sonra.
" Nico ve bir kaç adamı bugün oraya yollayacağım. Seni bu sinyal üzerinden takip edecekler. Yat İstanbul sularına girince haber verecekler ve açıkta bekleyecekler."
" Tamam abi."
Dedim. Tam kapatacakken,
" ALEX! " Dediğinde durdum.
" Buyur abi."
" Ölme." Dedi tek kelime.
" Ben kolay ölmem abi."
Dedim. Bunu söylerken nedense gözlerim Ece'ye kaydı. Uyuya kalmıştı.
" Dönünce görüşürüz."
Deyip telefonu kapattım. Elimde telefon koltuğa dönüp oturdum. Dışarda gün doğmaya, içeri aydınlanmaya başlamıştı. Gördüğüm yüzü şu an daha netti. Bir an kendimi Ece'yi incelerken bulmam garip hissettirdi. Kestane rengi saçlarının üzerinde başlayan üç ayrı örgü bağın içinde birleşmiş uzun tek bir saç örgüsü olmuştu. Bu kadar uzun saçları olan bir kızı ilk kez görmüştüm. İşin doğrusu böyle bir kızı ilk kez görmüştüm. Kaşı gözü yerinde güzel bir kızdı. Küçük burnu yüzüne yakışıyordu. Bana... Hiç tanımadığı birine hiç düşünmeden yardım etmişti.
Hem de bir falcının sözleri yüzünden. Elim boynuma, akrep dövmemin üzerine gitti.
Yaralı Akrep ha!
Dedim. Olabilir miydi? Belki de kader denen şeydi bizi bir araya getiren. Histerik bir şekilde gülerek,
" Hırsız güzeli."
Dedim, hırsız bir kız olduğunu hatırlayınca. Sırtımı koltuğa yaslayıp başımı Ece'ye doğru çevirdim. O uyudu ben izledim...
*****
ECE
Gözlerimi açar açmaz hızla doğruldum. Çoktan sabah olmuştu. Etrafıma bakındım. Koltuğun diğer tarafında beni izleyen Akrebi görünce kolumu bacağımı bir araya topladım hemen. Eski kepengin deliklerinden içeri güneş ışığı sızıyordu. Son anılarımın üzerinden geçtim hızlıca. Neler olduğunu hatırladım yeniden. Sabaha karşı uyuya kalmış, bu saate kadar uyumuştum.
" Saat kaç."
Dedim şaşalamış.
" Öğle olmak üzere."
" Nööeey! Öğlen mi olmak üzere?"
Kolumdaki saate baktım.
" Saat 11:20 Lan! Ne çok uyumuşum. Resmen ölü gibi."
" Evet horul horul hem de. Sayende ben uyuyamadım."
Anında yüzüne çevirdim gözlerimi.
" Neh?! Yok artık!
Ben horlamam bir kere!"
" Bas bayağı horluyorsun."
" Ben horlamam dedim sana!"
" Ben de horlu..."
Demişti ki bir anda dışarda,
" Ece! "
Diye bağıran Aykut'un sesi yankılandı kulaklarımda. Akrep elinde silah hızla ayağa kalkarken ben kapıya çevirdim kocaman açılan gözlerimi. Aykut buradaydı. Nasıl bulmuştu burayı?
" Ece burada olduğunu biliyorum!"
Dedi bu kez daha yüksek sesle. Biraz daha bağırırsa yan dükkanlarda kim varsa buraya gelirdi. Aniden kepengin havaya doğru kalktığını görünce hızla Akrep'in yanına geldim. Kolundan tutup dükkanın arka tarafına doğru sürüklerken,
" Saklan! Saklan hemen!"
Dedim panik ama kısık sesimle. Kaşlarını çattı.
" Hayır."
Dediğinde yüzüne bakakaldım. Onu burada görürse daha kötü olacaktı herşey.
" Laf anlasana be adam. Saklan dedim. Yoksa başım belaya girer."
" Hayır."
" Lütfeeen! Yalvarıyorum saklan...
Bak bu piç buraya polisi yığarsa ikimizde deliğe gireriz. Sen alışık olabilirsin ama ben değilim!"
Derken bir, ellerim göğsünde ittiğim Akrep'e, bir kapıya bakıyordum. Sonunda ikna olup gerilerken ben koşarak kapıya geldim.
Kapıya suratını dayamış camdan içeriyi görmeye çalışan Aykut ilea
kilidi çevirip kapıyı açtım. Sonra da arkamdan çekip dışarıya çıktım. Gözleri kızarmış sendeliyordu. Sarhoştu.
" Aykut!
Ne işin var senin burada?
Nasıl buldun burayı. Defol!"
Dedim sinirle. Elini bir anda arka cebine atıp çıkardığı sustalıyı hızla savurduğunda kolumda hissettiğim acıyla geriye doğru sendeledim. Gözlerim anında kolumu bulurken, gördüğüm kanla sağ elimi üzerine bastırdım.
" Lânet olasıca!"
Dedim acı dolu.
" Seni adi orospu.
Sen gabbazladın demi lan!
Hem gelmedin hem polisi yolladın değil mi?!"
Dedi tıslayarak. Elim kolumda gözlerim acıdan yaş dolu,
" Ne? Ne gabbazlaması?
Ne polisi?"
Dedim. Neden bahsediyordu. O an söylediğim sözler yankılandı zihnimde. Polis gelmişti hana. Ama ben değildim yollayan..
" Bağırıp durma.
Herkesi başımıza toplayacaksın."
Demiştim ki bir anda yakamdan tutup bıçağı boğazıma dayadı.
" Dün gece neredeydin lan! "
Daha ağzımı açamadan devam etti.
" Biz seni beklerken polis geldi. Emre'yi, bekçiyi aldılar. Zor kaçtım lan ellerinden! Ama yemin ettim. Seni bulup hesap sormak için yemin ettim. Abini aradım. Bil bakalım ne dedi."
" Pislik herif o söyledi değil mi burada olduğumu?"
" Sana ne demiştim. Seni de yollarım abinin yanına demiştim.
Polisi arayıp burada bir hırsızın saklandığını söylediğimde bakalım ne diyecekler."
" Sen polisleri ara! Ben de senin abimle ne boklar yediğinizi bir bir anlatırım o polislere. Ben hırsızlıkdan sen haptan! Hodri meydan lan! "
Dedim sinirle. Gözlerinin içi kızardı öfkeden. Birden arkamdaki duvara çarptı bedenimi. Elindeki bıçağı daha da bastırırken, bir anda görüşüme kafasına dayalı silah girdi. Sonra onu duydum.
" Hemen o bıçağı indirmezsen beynini patlatırım piç."
Diyen Akrep'i. Aykut'un bana bakan gözleri yana doğru kaydı. Sonra irice açıldı. Aynı anda silahın namlusu Aykut'u ittiğinde boğazımdaki bıçak Aykut ile birlikte uzaklaştı.
" Vay, vay, vaaay...
Meğer biz seni beklerken sen burada elin adamıyla... "
Yüzündeki ifade öyle iğrençti ki.
" Hemen siktir olup gitmezsen tetiğe basarım!"
Diyen Akrep'e baktı bir kez daha.
Sonra geri geri yürüdü.
" Yine görüşeceğiz."
Dedi işaret parmağını havada sallayarak. Sonra da arkasını dönüp sarsak adımlarla koşarak uzaklaştı. Elim kolumda gözlerim dolu kalmıştım. Derdimin hangi birine yansam bilemedim. Hırsızlığıma mı, şanssızlığıma mı, yanan canıma mı, yoksa durduk yere hayat kadını muamelesi görmeme mi? Kolumdaki el ile geldim kendime.
Ece... Diyen Akrep'e bakarken bir an da yerden yükseldi bedenim. Kucağında geri girdim içeriye. Kapıyı ayağıyla kapatıp koltuğun üzerine bıraktı beni.
" Bakayım."
Dedi eli titreyen elimin üzerinde. Sonra yavaşça çekerek,
" Derin değil." Dedi.
" Çok acıyor."
Dedim alt dudağım dişlerimin arasında çocuk gibi. Koltuğun üzerindeki pamuk ve baticaonu aldığında anladım yapacağı şeyi.
" Yap ma acır."
Bir bakış attı.
" Ne?!"
Hızlıca baticonlu bir pamuk hazırladı. Tam yaraya bastıracakken elini tuttum acıyacak korkusuyla. Geriye doğru gitmeye başlamıştım bile.
" Ece abartma."
" Abartmıyorum."
" Abartıyorsun."
" Hayır."
Demiştim ki bastırıverdi pamuğu.
Acımamıştı. Abartmıştım yani. Ne bileyim ben. İlk kez böyle yaralanıyordum. Kanı güzelce silip hızlıca sardı kolumu. Burnumun ucuna girdi.
" Hayatımda senin kadar garip birini görmedim. Hem o şerefsize kafa tutuyorsun, hem acıyacak diye sızlanıyorsun. Cesur musun mızmız mı karar veremedim."
O konuşurken ben gözlerinde takılı kalmıştım. Bu maviler neden bu kadar değişik görünüyordu. O bana ben ona baktık kısa bir süre. Sonra istemsizce dudaklarına indi gözlerim. Yavaşca yüzüne doğru esnedim. O da aynı şekilde. Dudaklarımız iki mıknatıs gibi birbirine doğru ilerlerken aniden kendime gelip geri çekildim.
Ne yapıyorsun?
Dedim kendi kendime. O,
"Tam bir dengesizlik örneğisin."
Dedi. Ben...
" Be-ben... Şey!" Dedim.
Kahretsin, kekeliyordum. Burnumu çekip gözlerimi elimin tersiyle sildim. Hemen ayağa fırlayıp geri geri yürürken,
"Hemen gitmeliyiz. O it buraya polisleri yollayacak."
Dedim. Yerden çantamı aldığım gibi kapıya doğru bir adım atarken o da ayağa kalkıp ceketini ve telefonumu aldı... Sonra birlikte dükkandan çıktık. Dışarda derin bir nefes çektim ciğerlerime. Az onceyo an yüzünden ciğerlerim sıkışmış hissediyordum.
Kepengi indirirken ve kilitlerken bana yardım etti. Hızlı adımlarla uzaklaşırken o an tekrar ediyordu zihnimde. Neredeyse dudaklarına kapanacaktım adamın. Aklımı kaçırmış olmalıyım. Onu gördüğün ilk andan beri çok acayip ilerliyordu herşey...
Sonunda Caddeye çıktığımızda gördüğümüz ilk taksiyi durdurup bindik. Şoför bir bana bir Akreb'e bir de koluma baktı.
" Bir sorun mu var kardeşim." Dedi.
Var desem gücü yetecekti sanki yanımdaki adama.
" Yok şoför bey.
Az önce bir gaspçı saldırdı. Sağ olsun nişanlım kurtardı beni."
Derken Akrep ile göz göze geldim. Tek kaşı havada bana bakıyordu zira.
Hah! Dükkandaki o ânın üzerine bir de bu! Aferin Ece aferin!
" Şimdi de kaldığımız otele dönüyoruz." Dedim üstüne de.
İçimdeki Ece'nin,
Yılın yalancısı ödülü Ece'ye! Alkış!
Diyerek beni ayakta alkışladığını duyuyor ve görüyordum sanki.
&
Dakikalar sonra uygun bir yerde durup indik. Taksi parasını Akrep verdi hem de döviz olarak.
Şoförün gözleri kocaman hâlinden memnun sürüp devam ederken biz yol kenarında birbirimize bakıyorduk.
" Daha iyi bir yalan söyleyebilirdin."
Yüzünde garip bir gülümseme oluştu. Eminim şuan aklında dükkandaki an vardı.
" Ne yapayım o an aklıma sadece bu geldi. Hep okuduğum kitapların yüzünden."
Dedim hiç bir şey olmamış gibi. Sonra elimi uzattım.
" Telefonumu alabilir miyim?"
" Telefonunu veremem Ece."
" Ne?"
" Telefonun artık bana lazım. Bana bu telefon üzerinden ulaşacaklar."
" Ne ? Ama!"
" Sat bana. Ücreti ne ise veririm."
" Arkadaş gidip kendine başka bir tane alsana. Benimkini niye istiyorsun? "
" Ece uzatma!
Senin telefonun lazım bana dedim ya."
Deyip cüzdanını çıkardı.
İçinden çıkardığı dövizleri görünce bakakaldım.
" Bu kadar yeter mi?"
Eski bir telefon için fazlaydı bile.
" Köpeğin olsun."
Dedim sırıtarak.
" Sattım gitti."
Elindeki yeşillikleri alıverdim.
" Zaten yeni bir telefon ve numara istiyordum. Malûm yeni bir hayat arefesindeyim."
Aldığım dövizleri cebime koyarken telefonuma bir mesaj geldi. Akrep cüzdanı cebine koyup telefonu çıkarırken bir kaç mesaj daha geldi. Hemen açıp ekrana baktı.
" Gitmem lazım!"
Dedi. Sonra elini uzattı.
" Seni tanıdığım için gerçekten memnun oldum."
Bir eline bir mavi gözlerine baktım. O an aynı renge sahip olduğumuzu farkettim. Sonra elimi uzattım.
" Ben-de."
Dedim. Eli elimi sıkarken o ân bir şey oldu. Önceki ân gibiydi. Ama daha fazlası. Avucunun sıcaklığı koluma yayıldı, sonra sol tarafımdan içeriye sızdı sanki kalbime kadar geldi. Derken, anlık bir üzüntü hissi peydah oldu içimde sebebini anlayamadığım. Elini elimden çekerken bir şey koptu sol yanımda onunla gitti sanki. Arkasını dönüp yolun kenarına doğru yürürken,
Ne oluyor lan?
Diyordum kendi kendime. Gelen ilk taksiye elini kaldırdı. Önünde duran taksinin kapısını açıp bana doğru bir bakış attı. Sonra da bindi ve taksi uzaklaştı..
Arkasından bakarken ilerideki trafik ışıklarında durdu. O an da aklıma gelen şey yüzünden arkadan gelen taksinin önüne atladım resmen. Duran araca binip aceleci şekilde,
" Öndeki taksiyi takip et!"
Dediğimde şoför aynadan bana baktı.
" Ne bakıyorsun kardeşim dediğimi yap."
Hareket eden taksi yeşil yanan ışıkla birlikte akan trafiğe karıştı ve ilerledik. Akrep önde ki takside ben arkadaki takside dakikalarca ilerledik. Geçtiğimiz levhalar limana gittiğimiz söylüyordu.
O an Bella Queen ismi geldi aklıma. Demek bir gemiymiş. Diye düşündüm.
&
Bir süre daha yol aldıktan sonra, geçtiğimiz yol ayrımı ile limana geldiğimizi anladım. Arka taraflara doğru devam etti araçlar. Sonra öndeki taksi durdu. Bizde uzağında durduk. Akrep'in indiğini görünce cebinden çıkardığım dövizlerden bir kaçını adama verdim hemen. Yüzünde güller açtı desem yeridir. Sanırım farketmeden bahşiş de vermiştim.
Taksiden inip hızlı adımlarla karabatak gibi bir görünüp bir kaybolan Akrep'in peşine düştüm.
************************
4. Bölüm bitti.
5. Bölümle devam.
Bölüm etkileşimi
