❤️‍🔥S. ALEX ÖZEL 3

Vaveyla Yazarı: Azime Azime

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: ❤️‍🔥S. ALEX ÖZEL 3

Beni izleyen şaşkın gözlere aldırmadan telefonun ışığını kapatıp cebime sıkıştırdım. Sonra diğer cebime attım elimi.

Çıkardığım anahtarla önce asma kilidi açtım. Karanlıktaki bakışlar eşliğinde bir yandan etrafı kontrol ederek kepengi yukarıya kaldırdım. Sonra iç kapıyı açıp hızla adamın yanına döndüm. Silahı havada hâlâ beni izliyordu.
Anlık bir tereddütten sonra,

" Polisler gelmeden kalk hemen! Çabuk!"

*****
ALEX

Günlerdir abimin emriyle İstanbuldaydım. Beş gün önce abim beni mekanındaki odasına çağırmıştı. Bütün işlerimi bırakıp emrine uyarak odasına gelmiştim. Kapıyı tıklayıp içeri girdiğimde masasında elinde purosu beni bekliyordu.

" Beni emretmişsin abi." Demiş,

" Gel otur."

Dediğinde yürüyüp masasının önündeki deri koltuklardan birine geçip oturmuş, söyleyeceği şeyi beklemiştim. Düşünceli bakışları masada beklerken yüzünü izlemiştim bir süre.

Drago Valeriani bir yıl önce aşık olduğu kızla evlenmişti. Ve o günden beri ilk defa bu kadar düşünceli görüyordum onu. Durgun sesiyle,

" Alex." Demiş,

" Emret abi."

Demiştim. Ne isterse yapardım onun için. Sokaklardan çekip almıştı beni. Sağ kolu yapmış her zaman güvenmişti. Ben de bu güveni hiç bir zaman boşa çıkarmamıştım. Bu dünyada sadakat duyduğum tek kişiydi.

" Üç aydır olanları biliyorsun."

" Biliyorum...
Canını sıkma abi buluruz sebep olan şerefsizleri."

" Bir kaç gün önce aldığım bilgilere göre işin içinde Carlo var."

" Carlo mu?
Eminmiyiz abi. Carlo kendi işinde iyidir ama sana kazık atacak yürek yoktur onda."

" Tek başına değil. Arkasında biri var ama kim olduğu sır. Hiç bir yerde adı geçmiyor."

" Ne emredersin abi. Çekip işkence ile öttürelim mi? "

" Konuşmaz. Dahası arkasındaki her kim ise gölgeye çekilir."

" O hâlde takip edeceğiz. Yakında tatil için Türkiye'ye geçecekmiş diye duymuştum."

" Elbet bir yerde boş boğazlık eder açık verir."

" Etmez Alex. Sen varken etmez."

Anlamamıştım. Önündeki başını kaldırıp gözlerini bana dikmişti.

" Seni istiyorlar Alex.
Ölmeni... Benim buralardan ayrılmayacağımı biliyorlar. Senin benim en iyi adamım, dostum olduğunu da, peşlerine düşeceğini de. Başka adamlara güvenip iş vermeyeceğimi de. Bu yüzden hata yapmıyorlar. Bu yüzden dikkatliler. Bu yüzden senin ölmeni istiyorlar."

Demişti. Cevabım net olmuştu.

" Yapabilen yapsın abi. Hiç birinin gücü de aklıda beni öldürmeye yetmez."

Demiştim. Bakışları değişmişti.

" Ama benim yeter."

Gözlerine bakakalmıştım. Aklında bir şey vardı. Emindim.
Geriye yaslanıp gülümsemişti. Evet gerçekten aklında bir şey vardı.

" Seninle bir oyun oynayacağız Alex. Sen bana ihanet edeceksin, ben de seni herkesin içinde öldüreceğim. Carlo öldüğüne inandığında rahatlayacak ve açık verecek. O zaman arkasında kimin olduğunu kimden destek aldığını göreceğiz.

Tabi bunuda sen öğreneceksin. İstanbul'a gidip onu takip edeceksin. Her hareketini bana haber vereceksin."

Demiş oracıkta yapmıştık planı.
Ertesi gece de sahneye koymuştuk.

Bizim adamlardan birini ayarlayıp polislere yollamış, bizim depolardan birini elimizle polise vermiştik. Herşey aradığımız adamı bulmak içindi.

Kameralar polisleri ve adamımızı kayda almıştı. Adamımızın yüzü görünmüyordu. Ama boyu posu bana yakındı. Dahası bana ait üzeri akrep kabartmalı bıçağı olay yerine bırakmıştı. Böylece oradaki ben olacaktım.

Sonraki gün abi adamı Enrico'yu depoyu incelemeye yolladı. Hiç bir şeyden haberi olmayan sadık adam Enrico planımıza uygun şekilde bıçağı buldu. O akşam abiyi arayıp bir ipucu bulduğunu söyleyince abi gecenin birinde acil bir toplantıyla çağırdı herkesi.

Kaleden çıkmadan önce hazırlığımı yapıp gömleğimin altına en incesinden çelik yelek giydim. Kalbimin üzerine gelecek yere kırmızı sıvı içeren küçük bir torba yapıştırdım. Abiye ve nişancılına sonuna kadar güveniyordum.

Kaleden Abi, ben, Nico ve bir adamla birlikte çıktık yola. Yanımızdaki adamlar bile olacakları bilmiyordu.

Gece kulübüne gelip aşağıdaki toplantı odasına indiğimizde bizden önce gelmişti herkes.

Kapının önünde hazır ol anlamında anlık bir bakış atmıştı bana. Hazırdım. Birazdan abi beni herkesin içinde öldürecek ben de Carlo'nun peşinden ülkeden ayrılıp Türkiye'ye geçecek, Carlo'yu takip edecektim. Adım kadar eminim arkasında kim varsa İstanbul'da buluşacaklardı. Tatil işin kılıfıydı.

Kapıdan birlikte girmiştik. Herkes saygıyla ayağa kalkmıştı tabiki. Ben ve Nico kapının yanında durmuş abi yerine geçip oturmuştu. Ve oyunun son perdesi oynanmaya başlamıştı. Sadece diğer oyuncuların bundan haberi yoktu. Abiden sonra diğerleri de yerlerine oturup beklemeye başlamışlardı. Gözleri adamların üzerinde öfkeli şekilde kısa bir konuşma yapmıştı abi. İnandırıcı olmalıydı.

En son depodaki gizli kamera görüntülerini inceledığinden ve yüzü görünmeyen adamdan bahsetmişti. Hain olan polise yardım eden adamdan...
Yani ben...

Sonunda söz Enrico'ya ve depoda bulduğu bıçağa geldi.

Drago'nun ardından herkesin gözü Enrico'ya çevrildi. Abi,

" Ne bulduğunu herkesin içinde göster. Göster ki kimi geberteceğimi bileyim."

Dediğinde az sonra sahnede olacağımı anladım.

"El yapımı gümüş bir bıçak. Üzerinde sahibinin baş harflerini ve amblemini taşıyan bir bıçak. "

Dedi Enrico.

" Göster!" Dedi abi.

Enrico yavaşça ayağa kalkıp cebinden çıkardığı bıçağımı abinin önüne doğru yolladı. Sonra beni buldu gözleri. Plandan haberi yoktu. Bu yüzden bakışları nasıl yaparsın diyordu. Nasıl ihanet edersin... Kaşlarımı çatıp abiye bakarak devam ettim rolüme.

Abi bıçağı yalandan inceleyip bana baktı. Benden daha iyi rol yapıyordu. Öyle ki gerçekten ihanet etmiş olsaydım o bakışları görmek yerine kendi kafama sıkardım.

" Alex Lombardi."

Dediğinde sadece ben bıçağa bakıyordum. Ellerini masaya dayayarak ayağa kalkmış silahını bana çevirdiğinde göz göze gelmiş, masadaki herkes korkuyla ayaklanmıştı.

" Söyleyeceğin bir şey var mı?"

Dediğinde onlar ne düşünüyordu bilmiyorum ama ben sadece hissedeceğim acıyı ve rolü düşünmüştüm.

Sessiz kalışımla bir an bile düşünmeden tetiğe basmıştı abi. Çıkan kurşun sesi kulaklarımda yankılanırken bedenim yediğim kurşun ve hissettiğim acı yüzünden arkamdaki duvara çarptı. Elim anında göğsüme gitti. Gerçekten acımıştı. Yelek olmasa kesin ölmüştüm. Rolüme devam edip önce elime sonra sahte kana bakmıştım. Şuan herkesin gözü hain Alex'teydi. Yani ben de. Önce dizlerimin üzerine bıraktım kendimi. Sonra da yüz üstü yere... Gözlerim kapalı yerde öylece yatarken konuşulanları duyuyordum.

"Nico..." Demişti abi.

Nicodan ses çıkmıyordu. Kesin şok olmuştu. Abinin ikinci kere,

" Nico!"

Diye bağırdığını sonra,

" Götürün kaybedin."

Dediğini duymuştum.

" Tut! Bakma öyle!"

Diyen Nico ve diğer adamın kollarında yer de sürüklenerek çıkarıldım odadan. Koridor boyunca sürüklenirken,

" Lanet olsun sana Alex! Nasıl yaparsın? Nasıl hain olursun?"

Diyen Nico'yu dinlemiş iyice uzaklaşınca,

" Kes sesini Nico!"

Dediğimde hayalet görmüş gibi beni bırakıp geriye doğru kaçmıştı. Ben ayağa kalkarken bir bana bir geriye doğru bakmıştı ikiside.

" Ne oluyor lan?"

Diyen öbür adamla birlikte Nico'yu tuttuğum gibi diğer odaya çekmiş kısa bir özet geçmiştim.

" Bıçağımı ver."

Cebinden çıkardığı bıçağımı bana uzattı. Alıp cebime koydum. Benden on dakika kadar sonra da kapıdan abi girmişti. Yanıma gelip gömleğimi açmış bakarken,

" İyi misin? " Diye sormuş,

" Bir an kalbine sıktığımı düşündüm." Demişti.

" Tanıdığım en iyi nişancı sensin abi."

Demiştim. Öyleydi. Yoksa çoktan ölmüştüm.

" Bundan sonrası sen de."

Demiş Nico ve diğer adamla birlikte odadan çıkmış an itibariyle yalnız kalmıştım. İki gece sonra Carlo'nun peşinden İstanbula gelmek için yolcu uçağı ile yola çıkmıştım. Ölü biri olarak özel jet hakkım kalmamıştı zira.

&

İstanbul'a iner inmez hava alanından bir taksiye binip şehir merkezine gelmiştim. Sahte isimle bir araç kiralayıp Carlo'nun yerleştiği otelin yolunu tutmuş gece gündüz dışarda nöbet tutmaya başlamıştım. Üç gün boyunca hiç çıkmamıştı otelden. Ama bu gece... Bu gece çıkmış, eğlence mekanlarından birine gelmişti. Ben yine dışarda beklemeye devam ediyordum. Geceye doğru Carlo'yu kulüpten çıkarken görmüş aracına binip uzaklaştıktan sonra peşlerine takılmıştım. Bir süre sonra liman yoluna sapmıştı. O an aklımda limanda mı buluşacaklar sorusu canlandı. Belki de klasik olarak depolardan birini kullanıyorlardı. Yada tesadüf.

Yol boyunca izlemeye devam ettim. Ama benimde peşimde birilerinin olabileceği aklıma gelmemişti. Çünkü hedefim önümdeydi. Sonradan akıl küpü mü olmuştu Carlo.

Bir anda arkamdan ateş edildiğini görünce hızla yön değiştirdim. Ama aynı anda sol yanımda bir acı hissettim. Kapıdan giren kurşun sol tarafımı sıyırmıştı. Lanetler okuyarak sürmeye devam ettim.

Peki arkamda ki kimdi? Carlo öldüğümü görse de tedbir almıştı. Haklıydım. İstanbul'a gelme amacı gizli bir buluşmaydı.

Arkamdan bir kez daha ateş edilince hızlanıp yolu değiştirdim.
Bir süre sonra bir silah sesi daha duydum. Ardından bir anda patlayan lastiğimle aracın kontrolünü kaybedip yoldan çıkarak kaza yaptım. Devrilen aracım takla atarak yolun kenarına savruldu.

Kendime gelir gelmez ters duran aracın içinden çıkıp koşmaya başladım. Eğer yakalanırsam ölmediğim anlaşılır, bütün plan suya düşerdi. Bu yüzden nereye gittiğime bile bakmadan koştum, sadece koştum.

Sonunda kendimi küçük bir sanayi bölgesinde buldum. Buraya kadar nasıl ve nereden geçip geldiğimi hatırlamıyordum. Yorulmuş nefes nefeseydim. Karanlıkta etrafımı kollayarak ilerlemeye devam ettim. Ama gücüm tükenmiş yaralı ve sersem bir kafayla sıralı dükkanlardan birinin önünden geçerken olduğum yere yığılıp kaldım. Peşimden gelen var mıydı bilmiyordum. Kapanmak isteyen gözlerimi zorla açık tutmaya uyanık kalmaya çalışıyordum.

&

Aradan dakikalar geçerken duyduğum ayak sesleriyle dikkat kesildim. Yaklaşan biri vardı. Bu saatte kim olabilirdi? Başımı önüme eğip beklerken silahımı arkama sakladım. Sessiz olmaya çalışan adım sesleri kulağımda beklemeye devam ettim. Peşimdekilerden biriyse acımadan vurmak için hazırdım.

" Hey! İyi misin?"

Duyduğum kadın sesiyle şaşırdım. Bu saate böyle bir yerde bir kadın...

Bir anda üzerime bir ışık tuttu. Daha da yaklaşırken elimdeki silahı sıkıca kavrayıp başım önümde beklemeye devam ettim.
Yanıma gelip diz çöktü. Fazla cesurdu. Bana doğru uzandığını görünce hızla bileğinden tutup silahı kafasına dayadım. Küçük bir çığlık attı. Göz göze gelmiş birbirimize bakıyorduk.

" Lanet olsun..." Dediginde Türk olduğunu anladım. Peşimdekilerden biri olamazdı.

" Kafana sıçayım Ece.
Bırakıp gitseydin keşke."

Dedi önce. Sonra aniden boynuma doğru çevrildi bakışları. Neye bakıyordu?

Ne yaptığını anlamaya çalışırken bir anda elimdeki silahı kenara itip diğer elini benden kurtardı. Telefonunun ışığını boynuma çevirdi. Ne yapıyordu?

Yaralı Akrep!

Dedi kısık sesiyle. O an polis siren seslerini duydum.

Siktir! Diyerek panikle ayağa kalktı. Gözüm üzerinde ne yaptığını izliyor anlam vermeye çalışıyordum. Benden korkmamıştı. Neden? Telefonu kapatıp cebine koydu. Dükkanın kepengini açıp yanıma geldi.

" Polisler gelmeden kalk hemen! Çabuk!" Dedi.

Bana yardım ediyordu. Ama neden?

*****

ECE

" Polisler gelmeden kalk hemen! Çabuk!"

Dedim kısık ama telaşlı sesimle. Bir siren seslerinin olduğu tarafa, bir bana bakıp yaslandığı yerden destek alarak ayağa kalktı. Ama iyi değildi. Zor duruyordu ayakta.
Gözlerimi kapattım kısa bir an.
Sonra tekrar açtım.

" Bugün de risk alıp saçma bir karar veriyoruz."

Dedim kendi kendime ve yanına gelip kolunun altına girdim. Bana döndü. Bir kaç saniye bakıştık. Uzun boyu ve siyah giyimiyle yanında kola şişesine yapışmış promosyon bardak gibi kalsamda,

" Hadi! Acele et biraz."

Diyerek yürümesine yardım edip kepengin altından geçirdim. İçeriye soktuktan sonra karanlığın içindeki büyük koltuğun yanına kadar gelip Akrep'i koltuğun üzerine bıraktım. Sırt çantamı çıkarıp yere attıktan sonra koşar adım dönüp kepengi indirdim hemen. Sonra da iç kapıyı kapatıp kilitledim. Polis korkusuyla iki adım gerileyip nefes nefese gözlerimi dışarıya bakan cama çevirdim. Biri eli silahlı yaralı bir adam, diğeri hırsız bir kız. Polisler için ikramiye gibiydik.

Görünen eski kepenglerin deliklerinden diğer tarafıntan geçen polis aracının kırmızı mavi ışıklarının yansımasını izledim bir süre. Saniyeler sonra yansımalar ve sesler uzaklaşınca rahatlayarak derin bir nefes verip arkama döndüm. Karanlıkta adımlayarak arka tarafta olduğunu hatırladığım ışığın anahtarını bulmak için yürürken bir anda takılan ayağımla kendimi yerde buldum. Hissettiğim acıyla dişlerimi sıkarak,

" Anasssını avradını!"

Diye inledim. Zar zor kalktıktan sonra el yordamı ile duvarı bulup anahtara bastım. Tavandaki eski lamba yandıktan sonra hızla arkamı döndüğümde gördüğüm şeyle refleks olarak ellerimi havaya kaldırdım. Aynı maviler ve silahla bakışıyordum çünkü.

İsim olarak Akrep dediğim adam koltuğa yaslanmış bir eli karnında diğer eliyle yüzüme doğrulttuğu silahı tutuyordu. Alnındaki açık yaradan sızan kan yüzünün sol tarafına doğru akmış gözleri şüpheli bakıyordu.

" Şunu indirir misin artık?
Sana yardım ettiğimi göz önünde bulundurursak ona gerek olmadığını anlamış olman lazım Bay Akrep."

Şuan yaptığıma kendim bile inanamıyordum. Hiç tanımadığım hem de eli silahlı, yaralı ve otomatik olarak şüpheli bir adamı babamın dükkanına almış yardım ediyordum. Neden? Amor'un söyledikleri yüzünden! Delirmiş olmalıyım.

Kaşlarını çatık bana bakarken, işaret parmağımı kendi boynuma koyarak,

" Akrep."

Dedim. Adını bilmiyordum zâten de bir de o aklımı karıştıran dövme ile öyle demiştim işte. Kayan bakışlarla anlık durup silah tutan elini koltuğa indirdi. Başını geriye bıraktı sonra. Gözleri kapalı derin nefesler alıp verdi. Yaralı oluşu yüzünden bitkindi.

Alnındaki kana ve diğer eline tekrar bakınca eskiden burada bir ecza dolabı olduğunu hatırladım. Gözlerim Akrepde geri geri giderken bir anda takıldığım demirle geriye doğru tökezleyince silah şakırtısıyla geldim kendime. Anında ona baktım yeniden.

" Sakin ol yah!"

Dedim panikle. Her an beni vuracak gibiydi bakışları.

" Sadece ecza dolabından ilaç, kolonya pamuk falan alacaktım. Yaralısın. Diye. Yani.
Sen de birini vurmaya bahane arıyorsun."

Dedim ama pişman oldum. Tamam yardım ediyordum bu adama da, ya kötü biriyse.
Ya pişman olursam. İçimden,

Allah'ım pişman olmasam güzel olur valla. Amor'a güvenip bir bok yedim sonumu hayır et. Çok amin.

Derken başını tekrar geriye attı. Tam arkama dönmüştüm ki,

" Dannazione."

Dediğinde gerisin geri döndüm şaşkın.

" Ne? Sen... Türk değilsin! Mi?
Ya-yani. Değil misin?"

SİKTİR! Dedim içime içime.
Bunu beklemiyordum işte. İstemsizce geri geri adımladım. Ne yalan söyleyeyim korktum da.
Göz ucuyla bana bakarken,

" Lanet olsun. Dedim.
Ayrıca Türk değilim." Dediğinde,

" Hassiktir!"

Dedim bu kez sesli. Daha da tuhaflaşmıştı herşey. Çünkü bunu Türkçe söylemişti.

" Ne oluyor lan!
Kimsin?
Kime yardım ettim ben?"

Yavaşça yerinde doğrulurken ben biraz daha geriledim.

" Korkma. Bana yardım eden birine zarar vermem."

Dedi yorgun sesiyle.

" Suratıma iki kere silah doğrultan biri mi söylüyor bunu."

Dediğimde yorgun bir bakış attı önce. Sonra,

"İlk yardım malzemelerini getir."

Dedi. Aklım hâlâ hem yabancı hem Türkçe konuşan biri oluşuna takılı arka tarafa geçtim. Gözlerim Akrebin üzerinde duvardaki dolabın içinde ne varsa bakmadan toplayıp geldim. Hepsini koltuğun üzerine bırakıp geri çekildim..

" Yardım. İst.e." Demiştim ki.

" Gerek yok ben hallederim."

Deyince sustum. Arkamdaki eski sandalyeye oturup ne yaptığını izlemeye başladım. Ama hâlâ tedirgindim.

Önce üzerindeki ceketin cebine soktu elini. Çıkardığı telefona bakıp anlamadığım dilde bir şeyler söyledi. Ama yüzünün şeklinden küfür ettiği anlaşılıyordu. Telefonu koltuğun üzerine bırakınca anladım sebebini. Ekran tuz buz olmuştu. Sonra ceketi çıkararak koltuğun kenarına bırakıp üzerindeki gömleğin düğmelerine geçti. Düğmeleri bir bir açtıktan sonra gömleğin uçlarını pantolonun içinden çekip aldı. Karşımdaki kaslı vücuda ve baklavalara takılan gözlerimi resmen ellerimle çekip çevirdim kanayan yaraya. Göbek hizasının sol tarafında pantolon kemerine paralel uzun bir sıyrık izi vardı. Çok anlamam ama kurşun sıyırmıştı sanırım. Bir yaraya inceleyen yüzüne, bir yarasına baktım. Kötü adamlara benziyordu tipi. Hani şu mafya vâri tipler olur ya aha öyle işte. Koltuğun üzerine eğilip pamuğu ve baticon şişesini alınca,

" Son kullanım tarihlerî geçmiş olabilir demedi deme."

Dedim. Dedim de umursamadı bile. Ben kafamda bu yarayı nasıl almış olabileceğine dâir çeşitli ve korkunç senaryolar yazarak düşünürken o açtığı şişeyi pamuğa boca edip yaranın üzerine bastı. Bu sırada yüzünde mimik oynamadı. Bir süre bekleyip yaranın etrafını silerken ayakta sendeleyince hızla ayağa kalkıp kolundan tuttum.

" İyi misin? "

Cevap vermek yerine bana baktı sadece. Ardından kolunu kurtarıp işine devam etti.

" Ver bana ben yapayım."

Diyerek elindeki pamuğu almak istedim ama izin vermedi. Elinin tersiyle beni geriye iterken,

" Gerek yok." Dedi.

Omuz silkip geri çekildim. O da yarayı temizlemeye devam etti. Elindekini bırakıp başka bir pamuğu baticonlayıp yaranın üzerine bastırdı tekrar. Malzemelerin arasından aldığı rulo şeklindeki gazlı bezi açmaya çalıştığını ve yapamadığını görünce dayanamadım yine.

" Tek elle yapamıyorsun işte. Ver ben yapayım."

Diyerek elinden aldım. Tanımadığım birine karşı fazla cesurdum. Aptal mıyım ne?

Ruloyu açıp uç kısmını pamuğun üzerine koyduktan sonra belinin arkasından geçirerek sarmaya başladım. Ama ellerim kalın belinin arkasından geçerken yüzüm neredeysen göğsüne değecek hâle geliyordu. Sol tarafımda sıkışma belirtileri baş gösterince,

Çok oyalanma kızım Ece.

Diyen iç sesime uyup kısa kestim yaptığım işi. Gazlı bezin uç kısmını kesip sargı işini bitirdim. Hemen geri çekildim sonra. Benden sonra koltuğa oturup yanındaki paketten aldığı pamuk parçasıyla alnını sildi önce. Ardından baticonladığı ikinci parça pamukla el yordamı ile yaranın üzerinde gezdi eli. O alnındaki yaraya pansuman yaparken ben de kolonyalı bir pamuk hazırlayarak yanına gelip durdum. Başını kaldırdı. Gözleri ne bakıyorsun derecesine baktı.

" Yüzün kan lekesi."

Dedim. Alnına bastırdığı elini çekip yüzündeki kan lekesini silmeye başladım. Bu sırada yüzümü inceledi. Ama ben görmezden geldim.

" Nasıl oldu bu yaralar?"

Cevap vermek yerine o da bir soru sordu.

" Neden yardım ediyorsun bana?"

Kendi kendime histerik şekilde gülmeye başladım.

" Anlatsam da inanmazsın."

Yüzündeki lekeleri silip geri çekildim. Elimdeki kirli pamuğu koltuğun üzerine bırakıp,

" Oldu."

Diyerek kalktığım sandalye oturdum tekrar. O bana ben ona bakıyorduk yine.

" Anlat.."

Dedi duygusuz bir yüz ifadesiyle.

" Belki de hata yaptım bilmiyorum. Sonuçta seni tanımıyorum. Ama bugün bir kafe de fal baktırdım. Boktan hayatım ne zaman düzelir diye yani."

Tek kaşı havada bakmaya devam ederken söylediğimi saçma bulduğu çok belliydi.

" Falıma bakan kişi yaralı bir akrebe yardım ettiğimde hayatımın değişeceğini söyledi.
Aklımdaki haşerat falandı. Babamın dükkanının önünde yaralı birini bulmayı dahası boynunda bir akrep dövmesi görmeyi hiç beklemiyordum."

" Yani bir fal ve dövmem yüzünden mi yardım ettin bana."

" Saçma değil mi?"

Dedim gülerek.

" Evet. Tanımadığın insanlara çok yaklaşma. Özellikle eli silahlı ve tehlikeli erkeklere. Canın yanar." Dedi.

Kendinden mi bahsediyordu? Yaptığıma pişman olmama ramak kalmış şekilde yutkundum. Sonra lafı değiştirdim.

" Neyse işte. Amor'a ve söylediklerine güveniyorum. İyi bir falcı diyorlar. Bu gece hayatını kurtardığım için Allah'ta bana yardım eder diye umuyorum artık. Yani hayatımın değişmesi için. Yeni bir hayat için. Zenginlik için. Vesaire vesaire..."

Az önceki söylediklerinden sonra şansımı zorlamamak için, ayağa kalkıp yerdeki çantamı elime aldım.

" Bu gece burada kalabilirsin. Yarın da herkes kendi yoluna. Benim çıkmam lazım."

Diyerek kapıya yürüdüm. Amacım bu adamdan bir an önce uzaklaşmaktı aslında. Akrebe yardımımı yapmıştım işte. Fazlasına gerek yoktu. Sokulmayı beklemeyelim. Diye düşünerek yürürken kapının dışında gördüğüm kırmızı mavi ışıklarla donup kaldım.

" Hassiktir."

Diyerek gerilerken Akrepde benimle aynı tepkiyi vererek ayağa fırladı. Polisler buradaydı. Böyle şansın ben taaa...

Korkuyla adım adım gerilerken bir anda kapanan ışıkla kolumdan tutulup geriye çekildim. Aynı anda el fenerlerinin ışığı dolaşmaya başladı kepengin üzerinde. Yetmedi polisin biri kapengi kaldırmaya başlayınca dükkanın ortasındaki tek sütunun arkasına çekildim. Kepenk kalkıp el fenerinin ışığı dükkanın camından girip içerde dolaşmaya başlayınca, Akrep beni sütuna dayayıp önüme geçti. Hem beni hem kendini saklamaya çalışıyordu şuan. Sütunla bu iri adamın arasında kalmış yüzüm çıplak göğsüne yapışmış nefes yerine erkeksi kokusunu çekiyordum ciğerlerime.

Dahası kendini bana bastırdığının farkında bile değildi. Dışarda polis, ki! Kapı kolunu zorlanmaya başlamıştı, içerde Akrep! Kıpırdamadan beklerken karnımda hissettiğim sertlik yüzünden elim yüzüm ateş aldı resmen. Anında karnımı içeri doğru çektim. Kaçmaya hazır aklımı ve nefesimi tutuyordum şuan.

Allah'ım sana geliyorum. Dedim içime içime nefesimi tutmaya devam ederken. Sonra yalvarmaya başladım.

" Allah'ım ne olur gitsinler. Ne olur gitsinler! Yoksa şuracıkta öleceğim!"

Bir süre sonra kepengin indiği duyunca Akreb'i göğsüne dayadığım ellerimle arkaya ittirdim. Eli yarasında gerilerken ben suyun altından çıkmışcasına derin bir nefes çektim ciğerlerime.

Allah'ım! Dedim kendimi yere bırakarak. Ölüyordum lan!

Bir bakış attı. Sonra düğmelerini ilikleyerek sütunun yanından geçti. Gömleğinin uçlarını pantolonunun içine soktu. Sonra da kendini koltuğa bıraktı. Ben yerde o koltukta otururken derin bir sessizlik çöktü içeriye. İkimizde suskunduk. Bir süre sonra o bozdu sessizliği.

" Sen de polislerden korkuyorsun."

Dedi. Sütunun yanından uzattığım kafamla ön tarafa baktım. Ama karanlıkta gördüğüm tek şey siyah bir gölgeydi. Artık ışığı açacak cesaretimde yoktu. Anlaşılan polisler etrafta dolaşacaktı sabaha kadar. Işığı gördükleri anda buraya geri dönerlerdi.

" Neden polislerden korkuyorsun."

Dedi tekrar. Elimde çantam yerimden sütundan destek alarak kalkıp koltuğa doğru yürüdüm. Ondan uzak en uç köşeye gelip oturdum. Çantamı ikimizin arasında kalacak şekilde yanıma koyup dizlerimi kendime çektim ve sarıldım. Sessizlik içinde beklerken gözlerim karanlığa alışmıştı, artık dükkanın içindeki herşeyi seçebiliyordum. Hatta yıllar önce burada çalışırken izlediğim babamın hayalini bile görüyordum. Babam kızının polislerden kaçtığını bilse mezarında ters dönerdi herhâlde.

" Cevap vermediğine göre polislerle aran iyi değil." Dedi.

Üzgün şekilde başımı iki yana saklarken,

" Ben istemedim." Dedim.

" Abim zorladı beni. O alıştırdı hırsızlığa."

" Hırsız? Mı?"

Sesinin tonu yüzünden göz ucuyla baktığımda yüzünün bana çevrildiğini gördüm. Işık açık olsa şaşkın mavilerini de görürdüm herhalde.
**********************
3. Bölüm bitti.
4. Bölümle devam.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.